Madem ki Allah’tan gelip Allah’a dönüyoruz, bize lâzım olan Allah’ın huzurunda, O’nun sevdiği bir karakterde bir görünüşte hazır olmaktır. Bu meclise elbette temiz olan kimseler gelmelidir. Çünkü burası bir Dergâhtır. Herkes buraya feyiz almak için gelmektedir. Öyleyse buraya gelmeyi düşünen kimse o meclise;- Temiz gideyim, temiz görünümlü olayım herkes benden ikrah etmesin, beni ayıplamasın, benden kaçmasın..!
Diye kendisini hazırlar ve gelir. Meclise gelmek isteyen insan kendisine çeki düzen verir öyle bu meclise gelir...Düşün;
- Allah(c.c.)’ın huzuruna girmek için nasıl olmak gerekir?
Allah’ın huzuruna en güzel ve en mükemmel sûrette girmek gerekir. Ondan büyük huzur yoktur. Davetli olan insan bu en yüksek olan huzûra en güzel elbiselerini giyip temizlenerek gelmek ister. Biz dünyadan çıkıp Allah’ın huzuruna doğru yürümek istiyoruz.
Dünyadan çıkmak demek: dünyadan atmosferi yırtıp çıkmak değil, dünyada neyi seviyorsak o dünyadan sevdiğimiz ne varsa onları kalbimizden uzak edelim mânâsındadır.
Evet, Cenâb-ı Allah İslâm’da bir nizam ve intizam koymuş binâenaleyh o nizam ve intizamı gözetmek bize vâcip olmuştur. O vakit bir delile ihtiyacımız var, yolu bilen bir adama tâbi olmamız gerekir. Sormadan yol bulunmaz. Yolu bilen kimseyi bulmak lâzım, ondan sonra onunla beraber yürümek lâzım sonra o kimse bize ne emrederse onu da dinlemek lâzımdır. O bize böyle şöyle yapınız diyerek nasihat eder. Dinlemek şarttır.
Bir mümine en güzel nasihat: Ey mümin; kalbindeki Allah muhabbetini biraz arttır ve ey mümin kalbindeki dünya muhabbetini de bir parça düşür. Allah’a gidiyoruz mâdem Allah’a gidiyoruz, Allah’a muhabbetimiz ziyâde olsun, Allah’a olan saygımız artsın. Dünyaya olan muhabbetimiz o zaman düşecektir. Çünkü bir kalpte aynı zamanda iki muhabbet cem olmaz. Bir tarafında dünya, bir tarafında Mevlâ’nın muhabbeti olmaz. Kalp bir muhabbete yetişecek derecededir.
Bu bir kaptır, ya yalnız suyla, ya yalnız yağla ya yalnız sirkeyle dolar. Aynı zamanda yağla sirke olur ama o zaman bozulur. Kalp bir muhabbete yetişir;
1- Ya Mevlâ’nın muhabbeti,
2 - Ya dünyanın muhabbeti,
Öyleyse Allah’ın muhabbetini bir parça arttıracaksın dünyanın muhabbetini bir parça azaltacaksın. Allah’ın muhabbeti yükselecek kalbini dolduracak, dünyanın muhabbeti diyecek ki, bana yer kalmadı.
Sakın Allah’ın dîvanına dünya muhabbetiyle gitmeyesin. Cenâb-ı Allah sana der ki;
- Kalbinde benim muhabbetim hani? Sen kalbini dünyanın muhabbetiyle doldurdun? Sevdiğin dünya burada görüyor musun? Hani nerde? Senin muhabbetin boşuna gitti. Sen döktün muhabbetini bitirdin. Bana muhabbetin olsaydı, bugün o muhabbetle Benim huzuruma gelecektin. Sen Benim muhabbetimi yitirdin.Bende seni muhabbet dâiremden uzak atarım. Sen beni sevmedin Bende seni sevmem.
- Öyle derse ne yaparız?
Ey kulum sen beni sevmedin dünyayı sevdin. Sen beni sevmedin bende seni sevmiyorum karşımdan git derse nereye gideceksin?
Sana hiç bir kapı açılmaz. Açmak istersin, hangi kapıya gidersen kapılar kapalıdır. Ona bir kapı dışında öbür kapıların hepsi kapalıdır.
Allah’ın seni sevmiyorum! dediği kula bütün kapılar kapanmıştır. Cehennemin kapısı açıktır, cehennem hüüüp diye alır.
Allah yolu bu; bu yola giren günden güne dünyanın muhabbetini kalbinden düşürerek azaltsın, Allah’ın muhabbetine yol versin, nasihat budur. Seni sevdim, seni seviyorum ya Rabbi! desin. Hiç olmazsa orada dilden söylediği de makbûldür.
Allah’ı zülcelâl cehennem ateşinden bizi saklasın. Biz bir parça sıcak oldu mu dayanamıyoruz, dağları eriten ateşin içinde ne yaparız?
Aman ya Rabbî, tövbe ya Rabbî, tövbe ya Rabbî, tövbe Estağfurullah! Allah Allah Allah, Sultan Allah, ey Rabbimiz seni seviyoruz, Ya Sultan, muhabbetin artsın kalbimizde ya Rabbî..!
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder