29 Nisan 2011 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 368 - AÇILSIN MI İSTİYORSUN?

Cenâb-ı Hakk’ın bizden ilk istediği Allah için hizmettir. Biz Allah için hizmet ettiğimizde her kapı bize açılır.
 
        Allah için hizmet etmeyene bütün açık kapılar birbiri arkasına kapanır. Şimdiki insanlar Allah için yaşamadıklarından ne kadar kapıları varsa birer birer kapanıyor.

        - Bizim elimizde bu kadar kapılar vardı ne oldu? Anahtarlar ne oldu? kapılar birbiri arkasına şak şak diye kapanıyor, ne oluyor?

        Kilitler değişti, zaten senin anahtar iş görmez. Bu kapıları açacak anahtar Allah için hizmettir. Cenâb-ı Allah, sen Allah için hizmet etmediğinde bu kapıyı kapattırdı. Şimdi iş son kertesinde, sen hem şeytan için işle sonra kapılar sana açılsın iste! yağma yok..!


        Cumanız mübarek ola.


Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 367 - TALEBENÂ VECEDENÂ

Akılsız firavunlar güya tecrübe etmiş. Onlar dünyadaki firavunluğa doyamadılar, yanındaki kâhinler dediler ki;

        - Siz tanrılarsınız! Dünyadan elbette başkaları gibi gidecek değilsiniz. Siz öyle binâlar içerisinde kalacaksınız ki, o tarafa aktarıldığınız gün geçmeden yine kalkacaksınız ve sizin firavunluğunuz, saltanatınız devam edecektir, Hazînelerinizi de elinizin altında bulundurmak lâzım!

        Diye, şeytan onları olmayacak şeyin hilâfına aldatıp kandırmış ve her dünyadan çıkan firavun hazînesiyle beraber gömülmüştür. Develer ve katarlar yükü çeşit türlü altın ve cevâhirle beraber gömdüler. Aradan yaklaşık 5 bin sene geçti.

        Azamet ve büyüklüğüne sınır olmayan Allah, kendilerini binlerce yıl mumyalanmış halde o hazînelerin arasında bıraktı. Tabi o, hazînelerine sahiplik yapamadı. Aldatıldılar lâkin üzerlerinde dolaşan âdemoğulları araştıra karıştıra açıp ta girelim bu nedir? dediler. Nerden taş kaldırsalar işâret yok bir şey yok, seneler senesi uğraşan insanoğlu nihayet uğraştığının neticesini aldı.

        “Talebenâ vecedenâ”: Bu bir hükümdür, neyin arkasına düşersen o arkasına düşüp istediğini sana ulaştırır.

        Piramitler firavun mezarıdır ve insan yapısıdır, kapısını bulsak bile merkeze gitmek kolay değil, labirentlerle dehlizler var. Binlerce sene bakıp dolaştılar. Aldatan korkunç dehlizleri ısrarla ve inatla gide gide bunları nereye gömüldüyse illâ bulacağız diye aradılar. Nihayet bir taşı kaldırıp işâret buldular. Yer yüzünde ben tanrıyım diyenlerin oldukları yere yetiştiler. Mumya olduğu yerde yatıyor altınlar ve cevahirler yanında. Firavun haksız yere dirilere âit olan şeyi aldığı için, arkeologları Allah musallat etti.

        Bazen “Kazıp öteberi hazîne arıyoruz acaba günaha mı gireriz?” diye soruyorlar, ne günahı? Dirilerin hakkını ölüler alamaz. Dirinin hakkı ölüye haramdır. Onlar hakları olmadan dirinin hakkını çalıp götürdüler. Boynunda boyunluğu, kolunda bileziği, parmağında yüzüğü, küpesi.

        Onun için İslâm üzerinde ne varsa aldırır. Dirilere ait olan her şey ölünün üzerinden çıkarılır; elbiseleri soyulur, ziynet eşyaları ellerinden alır ve toprağa âit olan toprağa verilir. Onunla gömülen çalıp götürdü demektir, bulursan al, sana helâldir, dirinin hakkını ölü alamaz.

        Demek ki sen dünya metâının hepsine sahiplik yapsan, elini üzerinden çekip öyle gideceksin. Bu halde gitmek için herkes sırasını bekliyor. Allah için yaşadıysan Allah’ın hoşnutluğuyla dünyadan gidersin. Dünya için yaşadıysan gözün arkanda kalır ve Cenâb-ı Hakk’ın gazabıyla gidersin. Herkes yolcudur dedik, bu kadar hakîkat onun için bildirilmiştir.

Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

27 Nisan 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 366 - AKLINI KULLAN.

     Herkes yolcudur, yolcu olmayan yok. Bu istasyonda herkes sırasını ve bineceği treni bekliyor. Bütün yolcular aynı trene binmez. Çeşit türlü tren vardır, herkes kendine uyan trene biner veya bindirilir. Tren gelince gideceği yere alıp götürecektir.
 
        Aslında hakîkatte hepimiz yolcuyuz ve herkes kendinin sırasını bekliyor. Dünyanın ömrü kısa. İnsanoğlunun ömrü de kıyâmete gelerekten kısalıyor.
 
        Evvel zamanda insanlar yüz, iki yüz, beş yüz hatta bin yaşına kadar yaşarlardı. Bu zamanın insanlarının ömürleri kısalmıştır.
 
        Allah c.c. bizi huzuruna hoşnutluğuyla kabul eylesin. Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut edebilen kimseye ne mutlu. Allah’ı hoşnut edip dünyadan çıkan kazanmıştır. Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut etmedikten sonra ne kazansan kârı yok.
 
        Bütün dünya bir kimsenin olsa lâkin Cenâb-ı Hakk’ı râzı edemese, bütün dünyanın kıymeti yoktur. Öldüğün anda elini dünyadan çekeceksin, başkaları elini uzatacaktır. Onun sırası geldiğinde o da elini çekecek ve başkası gelecektir.
 
        Bu şuna benzer, Aşçı dükkanında masalar olur, insanlar yemeği yiyinceye kadar otururlar, sonra çıkar giderler. Bu masa benimdir alayım, hiç olmazsa bu sandalyeyi beraberimde alayım! Dediği duyulmuş mudur?
 
        Ama biz öyle zannediyoruz. Kazandığımızı; evi, yatağı, yorganı hepsini beraber taşıyıp götüreceğiz zannediyoruz. Olamaz, bu vâki bir şey değildir.
 
 
 
        Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

26 Nisan 2011 Salı

SOHBET DÜNYASI - 365 - GARİP GELİYOR..!

Yaşamın hayvanat bahçesinde İnsan suretindeki iki ayaklı temsilcilerine,

*  İbâdet garip geliyor.

* Din ve inançlar garip geliyor,

* Mezhepler, tarîkatlar, garip geliyor,

* Peygamberler ve evliyâlar garip geliyor.

- Bu ne demek?

Suflî hayatın içerisinde olan insan ulvî hayattan bir şey anlamaz. Geri zekâlılar dinden lezzet ve zevk alamazlar. Ulvî olan âlemlerin lezzeti ve ibâdet neşesi diye bir şey onlarda yoktur.

Şimdi, geri zekâlı bir adama bilgisayarın çalışmasını anlatabilir misin? Computeri yapan adam bile, onu yaptıktan sonra nasıl zapt ettiğinin farkında değildir. Ansızdan meydana çıktı, kalemsiz kağıtsız nasıl bu kadar bilgi zapt ediyor diye kendiside şaşırdı. Onu bulan kimse umumî insanlık seviyesinin üstüne çıktı, insanlarla barınamadı, çıldırdı ve dünyadan öyle gitti.

        İşte yaşamın hayvanat bahçesinde ki iki ayaklı hayvanlar gibi yaşayanlar, Ulvi alemlerin kokusunu bile alamadıkları için; Din, İbadet, mezhep, tarikat, peygamber, evliya gibi kavramlar onlara garip geliyor.


Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

25 Nisan 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 364 - ROBOTLAŞAN İNSAN.

20. asrın zihniyeti insanları aşırı derecede alçaltmıştır, bu asrın papazlarının, dinsiz materyalistlerin bütün gayretleri insanları robot haline getiriyor.

Okuyun ki; karınlarınız lezzetli yemeklerle doysun, zeytin ekmek veya peynir ekmek olmasın. İşkembeniz her çeşit yem yiyecekle dolsun ki onun da mide fesadına uğrayıp çatlayıp, ölesiniz.

Herkesi doyuran Allah. Lâkin insan midesinin derdine düşüp öyle hırs sahibi oluyor ki;

- Benim midem türlü nîmetlerle dolmuş, seninki arpa ekmeğiyle zeytin ekmekle dolmuş, sen benim yanıma yaklaşamazsın, benim dişlerim et lokması yemek için değirmen taşı bilenmiştir, Diyor.

Millet et yiye yiye but olmuş, piliç yiye yiye tilkiye dönmüş.Tilki tavukları çok sever. Bu insanlarda şimdi Her gün tavuk döner yiyor, bir kısmı et meraklısı. Her gün onu yiye yiye kurt olmuş.

İşte dava bundan ibârettir, asrımızın insanının peşinden koştuğu o torbayı nasıl dolduracağız. Bu insanların ulvî bir hayat gayesi yok. Sufli bir hayata mahkûm olmuşlar, yediklerinden doymuyorlar ve birbirlerini yemek üzere hazırlanıyorlar. Vur, kır, öldür, yak, yık. Ulvî bir ilmi elde edebilmek için cahd eden kimseler bunlara ters geliyor.


Ş. N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

22 Nisan 2011 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 363 - SİZİN GAYENİZ NE?

İnsan bu âleme bir şey öğrenmek için gelmiştir ki; Bu gün herkes okuma peşindedir. Okuyalım veya okutalım diyoruz. Bilhassa analar babalar aman çocuklarım okusun diyorlar, peki okusun,
 
- Niçin okuyorsun?
 
- Bir vazîfe bulmak için okuyorum.
 
- Ne öğreniyorsun?
 
- Mühendislik, doktorluk ...!
 
- Peki mühendislik veya hekimlik bir gayemidir?
 
- Hayır değildir.
 
- O halde niçin mühendis oluyorsun?
 
- Yahu bir aylık sahibi olup geçinmem için!
 
- Demek ki, bir geçim elde etmek için öğreniyorsun, kuvvetli bir aylık bulayım, büyük mevkî sahibi olayım, aylığım çok keyfim çok olsun diye üniversiteye gidiyorsun. Demek ki senin gayen bu dünyada geçinmek içindir.
 
- İnsanların geçimlerinden ötede bu dünyada öğrenebilecekleri bir şey yok mu?
 
Her insan geçiniyor, geçinmeyen yok. Bu âlemin cilvelerindendir. Adını yazmayı bilmeyen adam, 40 sene okuyan adamın aylığından fazla kazanır. Köşeyi dönmüş zengin kimse olur. Bu tarafta yıllar yılı mektep görür, üniversite mastır okur ve işte bulamaz olduğu yerde kalır. Yâni ya sürünür, ya sürünmeden beter okur.
 
Demek ki, insanların bu dünyada daha öğrenmeleri gereken kudsî olan bir ilim vardır. Geçim vasıtası için olan ve öğrenilen şeylerin hiç kıymeti yoktur. Kıymet taşıyan bu kâinata, bu kâinatın sırlarına, insanlara ve insanların sırlarına seni götürecek ve seni sana açacak ilim öğrenmedir. Bu şimdi yoktur. İşte üniversiteler var, 10-15 branşta geçim têmin edecek bir öğretimden ötede hiç bir şey bildikleri ve öğrendikleri yoktur.
 
 
        Tüm inananların Cuması mübarek ve feyz dolu olur inşallah.
 
 
 
Ş. N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

21 Nisan 2011 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 362 - CAN VE BEDEN

Can kuşu bu kafesin içindeyken değeri vardır. İnsan öldüğü vakitte onu en çok seven kimse bile hemen yanından kalkar. Yattığı yatağın içinden hemen iner, öldü der, yanından kaçar, üstünü kapatırlar, bıçak koyarlar odayı da kapatırlar,

- Sabaha kadar yanında yat.

- Yok! Ölünün yanında yatılır mı, delirdin mi?

- Yahu en sevdiğin bu.. (karındır, kocandır, kardeşindir,
evlâdındır, neyse..)

- Eksik kalsın, öldü, ölüler âlemine geçti o Can, can ile barışır. Canlı cansızla barışmaz. Canlı insan cansız insanla oturamaz. Bitti artık. Ağlar, feryat eder, parçalanır, dövünür ama yanında yatamaz.

- Gel yahu, sen çok ağlıyorsun, kabri iki kişilik yaptık seni yanına indirelim. Mâdem bu kadar çırpınıyorsun bu gece yanında yat belki teselli olursun.

- Ne inmesi yahu? Aman kapat, imam duasını versin de kaçalım.

- Ağlama öyleyse!

Yatakta yatmayan adam kabrin mezarın içine iner mi? Geri geri kaçar. Ağlama başka iş, ağladığının şahsiyeti kaybolmuştur. Cenazesi musalla taşında durur, ama kendi yoktur.

- Demek insanın şahsiyeti bu vücutla değil?

- Yok, vücut şahsiyeti ifâde edemez..

- Peki kendisi nerede?

- Bize niye sual ediyorsun, kendi burada olsa kalkar bizimle durur. Demek kendi kayboldu ki uzandı yatıyor, ayağı tutmaz dili söylemez, kulağı işitmez, odun parçası gibi oldu. gitti.

- Ama nereye gitti?

- Valla nerden geldiyse oraya gitti.

Ey yeryüzünde tazı gibi koşan, çullar ile büyüklük satanlar bir gün sende uzanacaksın, diyecekler ki; Burada yatan filân paşadır, filân bey, filân bakandır. Bakarsın kendi nerde? İşte fotoğrafını bastık ya.

Fotoğrafta kaldı paşası da beyi de, başka bir şey kalmadı, o da ortadan kalktı. Dün gezerdi bugün yeryüzünden kayboldu.
Onun için, insanın insanlığı bu bünyemizledir zannetme. Fizîki bünyenin şenliği ruhunla, canınladır. Canın çıktığı vakit şenliği kalmaz, buz gibi soğuk olur.

- Ne gibi soğuk?

Düşünülemez, ölünün soğukluğu hiç bir yerde yoktur (Allah’a sığındık).


Ş. N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

20 Nisan 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 361 - CAN SIZ BEDEN

İnsanda her şey akılla hallolmaz. Akıl; Zâhiri olan vücudumuzu, fizîki bünyemizi idare etmek içindir. İnsanın vücudu, ruhunda konukladığı konağıdır.

Cenâb-ı Allah bir müddet için, ruhlar âleminden yeryüzüne hareket ettirmiş. Her bir ruh bir kalıbın içerisinde konuk olmuş, canlarımız ten kafesine girmiş, ten kafesi can la mâmur olmuş, can gittiği vakitte ten kafesi çürüyüp gitmiştir. Can olmadıktan sonra bizim fizîki bünyemiz yâni vücudumuz işe yaramaz.
Kıymeti de kalmaz. Hiç kıymeti yok, eğer kıymeti olsa insanlar ölü pazarı yapacaklardı, çengele dizeceklerdi,

- Kim var müşteri?

- Kilosu kaç para?

- Bu kadar bin lira.

- Kokmuş ölüyü ne yapacağız yahu..!

- Beleş yahu, götür eve sakla.

- Beleş mİ? Üstüne para versen de almam.

İnsan ölüsünden fenâ kokan bir şey yok, onu alıp götürünce ne yapacak, yâni insanların bir kıymeti olsaydı, fizîki bünyeyi gömmeyeceklerdi, ondan fayda almak için bir meta yerine pazarda satacaklardı.




Ş. Nazım Kıbrısi sohbetlerinden.

19 Nisan 2011 Salı

SOHBET DÜNYASI - 360 - BEDENİN DEĞERİ




Ey mümin, kendine merhamet et ki, kabre yattığın vakitte sana kimse yardıma gelmez, en önde çoluk çocuğun kabre yatırmak için acele ederler. Şimdiki insanlar dışarı da cenâzeyi beklerler,

- Niye beklersin, niye girmezsin camiye? Cenâzeyi alıp kaçıracak mı var?

- Belki kaçırırlar!

Niyetlerine göre cenâzeyi bekliyorlar. Birileri almasın kaçmasın diye. Cenâzenin ne kıymeti var, kantara çeksen on para etmez. Beş para kıymetimiz olsaydı öldüğümüz vakitte hastanenin buzluklarından beş para verip alıp götüreceklerdi, gömecek cenâzede bulamayacaktık.

İnsan ölüsünün beş para kıymeti yok. Bilhassa buzlukta durup techizi için yâni ölüyü kefenlemek için getirdiklerinde o buz gibi soğuk vücudundan ayrıldıktan sonra çok fenâ koku çıkar. Onun için derhal onu mezara sepetlemek, paketlemek isterler.

Ana karnından indik pazara,
Bir kefen aldık döndük mezara.


İşte şair böyle diyor.



Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

18 Nisan 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 359 - ŞEYTANIN LÂNETİ NEDİR?

Allah bizi eğri işlerden eğri yollardan, eğri kimselerin şerrinden saklasın. Şeytan eğrildi lânetlendi. Lânet aldı mı Allah’a sığın. Lânetlenen kimse hayır etmez.
 
Allah’ın lânetlediği, peygamberinin ve yer gök ehlinin lânetlediği ameller vardır. Her kim onu işlerse lânet gömleği ona da giydirilir. Her gün ayrı bir şandadır, her gün yeni bir amel defteri açılır; yeni bir başlangıç olur. Amelini defterine yazdırmadan önce bir kimse dikkat etsin, lânet yaklaşınca ona da sirâyet eder. Değilse, Cenâb-ı Allah o kimseye rahmet ve fazlı kereminden giydirir. Rahat olur ve geçirdiği gün hoş, gâilesiz, gamsız ve kasavetsiz bir gün olur. Çok insanın yüzleri gülmez gül desen zoraki güler,
 
- Gülmek içimden gelmiyor..!Der.
 
Çünkü gülmek, saadet, râzılık ve hâlinden memnun olmanın nişanıdır. Cenâb-ı Hakk, yüzü gülen kimseye hoşnutlukla bakar;
 
- Kulum benden hoşnuttur ki, yüzünde rahatlık var.
 
İşte gülen kimse, üzerine rahmet inen kişidir.
 
- Bu saadet nişanı nerden gelir?
 
Yapılan işten gelir; yaptığı iş Allah’a ve peygamberine sevgiliyse üzerine rahmet iner, yok eğer yaptığı iş berbat şeytanın işiyse onun her işine lânet vardır. Cenâb-ı Hakk şeytanı secdeye dâvet ettiğinde secde etmemekle kalmıyor, her defâ kulu azdırır ve o kul Rabbine ve peygamberine âsi olur, üzerine lânet iner. O lânet tekerrür eder yine şeytanın üstüne dayanır. Yâni şeytan kimi azdırıyorsa, kimi yanıltıp Rabbine âsi yapıyorsa, bir azgınlık yapana, bir de şeytanın üzerine lânet iner.
 
Günde milyonlarca lânet şeytanın üzerine iner, (Allah’a sığındık). Allah’ın kullarını aldatan şeytandır. Aldanan kimse şeytan amelini yaptığı için üzerine lânet iner, onun için mümine aldanmak yakışmaz. Aldanmayacaksın ve aldatmayacaksın. Aldatırsan sen ve şeytan aynı sınıfa girersin, O da aldattı sen de Aldatıyorsun.
 
Şeytana uyduğundan lânet iner. Şeytana aldanan kimse iyi bir iş yapmaz. Dünyada şeytanın aldatıp kandırdığı ve suç işlettiği ne kadar kimse varsa onların amelince, her gün şeytanın üzerine iner lânet.
 
Lânetli amelden geri dur, o kendine merhamet etmez. Kendine merhamet etmezsen kimse sana merhamet edecek diye bekleme.
 
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

13 Nisan 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 358 - HİKÂYE; SERAHSÎ’ HZ.NİN TEVBESİ

Hz. Ahmed Serahsî Hz’lerinin kurtuluşuna, dünya nîmetlerinden el etek çekmesine vesile olan hadise şöyledir;

Bir gün bir kaç devesiyle sahradan geçerken, karşıdan heybetli bir aslanın kendisine doğru geldiğini görünce develeri bırakıp bir kenara çekildi. Aslan develerden birini parçalayarak öldürdü sonrada bir lokma bile almadan yüksek bir tepenin başına çıkarak kükredi. Ormanda ne kadar tilki, kurt, çakal ve buna benzer hayvan varsa toplandılar, devenin etinden doyuncaya kadar yediler.

Aslan onların içine karışmadı, bir kenardan onların doymalarını bekledi. Hayvanlar doyup gittikten sonra aslan devenin başına geçip yemeye başladı. Fakat o anda evvel yetişememiş bir tilkinin geldiğini gören aslan yine tilkinin yemesi için bir kenara çekilip bekledi. O da yiyip gittikten sonra aslan yine gelip karnını doyurdu ve ona karşı dönerek fasih bir lisanla,

- Ya Ahmed, lokma ikram etmek köpeklerin işidir, bizim köpekler lokma ikram ederler, din erenlerinin ikramı can olur..!

Dedi ve çekip gitti. Ahmed Serahsî hz.’leri,

- Aslan bu haliyle beni îkaz etti, bu açık burhan karşısında bana dünya malından ayrılıp Allah için can vermek (insanların hidayeti için çalışmak) kalıyordu, bu hâl tövbemin başlangıcı oldu..! Dedi.


Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

12 Nisan 2011 Salı

SOHBET DÜNYASI - 357 - KUL NE ZAMAN SEVİLİR?

Evliyâlar diyor ki;

- Allah bir kulunu ne zaman sever ?

Bu dünyayı sevmediği zaman Allah onu sever,

- Ahâli bir kimseyi ne zaman sever?

Kazandığının kendisine kifâyet edeninden fazlasını Allah yolunda veren kimseyi halk sever Allah’ta sever. Dünyadan bir gün daha geçti. İçinde bulunduğumuz kıyâmet alâmetleridir. Dünya başka bir tertiple akşamlamıştır yarın sabah dünya nasıl sabahlar Allah bilir. Yarın sabah ki vukuatıyla akşamın vukuatı değişecektir. Yâni her gün de bir sabahın birde akşamın vukuatı var. Dünyayı aynı kararda bulamazsın. O kimseye ne mutlu ki, değiştikçe Mevlâ’ya olan yakınlığı artarda, dünyaya muhabbeti azalır. İyi değişme odur. Değilse; sabah odun, akşam odun.

Dua: Allah’ım, bizi muhabbetinle ve habîbinin muhabbetiyle ve evliyâların muhabbetiyle ihyâ eyle, yanlış adımlardan bizi sakla, kulluk yapmaya ve küfrü yıkmaya bize güç ver,


Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

11 Nisan 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 356 - İSLAM AYRICALIKTIR





- Ya yeni bir din getirelim diyenler?

İnsan değişirse yeni bir kanun ve şeriat gelsin ama insan değişmedi ki. İnsanın tabiatı aynıdır ve aynı tedaviye muhtaçtır, Onun için şeriatın getirdiği insanı tedavi eden usüllerin değişmesinin gereği yok. Aynı insan; aynı hislerle  donanmış, bazıları o hislerin esîri ve zebunu olmuş.

Din: Onları esirliğinden kurtaracaktır, kurtulanlara da nasıl melekut âlemine yükselebileceklerini tarif etmek üzere konmuştur.

Hem insanların nefislerine ve hislerine mağlup olan sınıfı kurtarmak için, hem de kurtulmuş olanları yükseltmek için bugünkü İslâm’ın şeriatı kâfidir. Değişen bir şey yok. Bu halde insan sûreten mânâsı itibariyle insan olmaya döner, değilse sûreti de sîreti de hayvandır; hayvan gelir hayvan gider. İnsanların olduğu meclise hayvanı koymazlar. Bazı yerlerde köpekle girilmez yazar, bunun gibi cennete de kötü nefsiyle adam giremez. Temiz olan insan cennete girer. Nefsinde temiz olan; nefsini temizleyebilen kimsedir.

Allah o sınıfa doğru yaklaşan o sınıftan olmak isteyen kimseleri sevenlerden Bizi de yazsın.

Kul ya dünyaya bakarken ya kalbi mevlâya bakarken bulunur Hangi yola girdiysen, Azrâil as geldiğinde her şeyi bilen Cenâb-ı Allah sorar;

- Kulumu nasıl buldun? dünyaya bakanları huzurumuza getirme, bize bakanları bize getir,

Onun için kalbinden dünyayı düşürtmeye bak.


Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

8 Nisan 2011 Cuma

SOHBET DÜNYASI -355 - HİÇ DEĞİŞMEDİK.

Şeytan bütün gücünü verip insanoğlunu aldatıyor,

- Dünya hayatında mümkünse hep zevk-ü sefâ et.

Seni dünyanın zevkine zorlasalar 24 saatte çıldırırsın,
ertesi günü soluğu ya tımarhanede ya kabristanda alırsın ve ya dünyadan çıkıp kaçmak üzere hazırlanırsın...

Bu günün insanında bunları düşünme ve kıyaslama yoktur. İster 20. ister 40. asırda yaşasın değişen bir şey yok.

İnsanın natura denen tabiatı değişmez, aynıdır. Bin sene önceki insanın alacağı zevk kaç türlüyse, ondan iki bin sene evvelkinin aldığı zevk o cihettendi. On bin sene evvelkinin de aldığı zevk aynı membaa dandı.

Bu günkü insanların aradığı ve sonsuz olarak istediği zevkte aynı membaadır. İnsan değişmemiştir; On bin sene veya yedi bin sene evvelki insan değişmemiştir.

Belki giydiği kıyafeti değişti. Günün modası diye her gün başka türlü acayip şekle sokuyorlar insanı. Modayla şeytan insanoğlunu maskara ediyor. Sabit bir karar yok değişiyor.
Elbisemizden başka oturduğumuz ev,kullandığımız eşyalardan mâda yüz sene veya on bin sene evvelki insanlardan farkımız yok. Yememizde içmemizde ve duygularımızda müşterekiz.

           Herkese hayırlı Cumalar..!


Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

6 Nisan 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 354 - EBEDİ MAHRUMİYET.







- Ebedî mahrum oluş niçin kahredicidir?

O, ilâhi lutfa ebediyen nâil olma fırsatı ellerinden geçti. Cehennem ateşi olmasa bile ve bir hayat ile cehennemin dışında bulunsalar yine ebedî cennetin nîmetlerinden ve güzelliklerinden kendilerini mahrum ettikleri ve ilâhi lütfa mazhar olmadıklarından
kendilerini levm ede ede her lâhzada binlerce defâ kahrolacaklardır. Onun için dünyayı sorma dedik ya hepsi verilse, ertesi günü kaçacaksın.

Bütün peygamberlerin insanoğullarını çağırdıkları bu noktadır;

Gelin ilâhi lütuf ve ikramdan nasîbinizi alın, azamet
ve kibriyasına nihayet olmayan Allah’tan bir lütuf
isteyin”.

Buna karşı iki ayaklı hayvanat taşla sopalarla saldırıyor biz dünyamızı bırakmayız! İşte insanı;

Dünyadan sadece bir kıtadaki lezzeti tat

Diye gece-gündüz zorlasak, 24 saatte ya deli olacak çıldıracak veya yer yarılsa kaçsam gök yarılsa göğe çıksam diye yol arayacak.

İşte bu insanların gafletidir ve 20. asırda bu gaflet mazur sayılmaz.



Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

5 Nisan 2011 Salı

SOHBET DÜNYASI - 353 - MAHLUKAT İNSANA DER Kİ..!

20. asrın insanı öyle gerilemiş öyle akılsızca hareket eder olmuş ki, dört ayaklı mahlûkat bile onları kınamaktadır. İnsandan gayrı yeryüzünde yaşayan mahlûkat insanoğlunu ayıplamaktadır,

Biz ki; Cenâb-ı Allah’ı tesbih etmek ve size hizmet vermek için yaratılmışız, O’nu tesbihle şen oluyoruz, ferah ve mutluluğa ulaşıyoruz. Siz ey akılsız âdem evlâdı, siz Rabbinizi tesbih, tehlil ve temcid etmeden bu hayatınızı yele veriyorsunuz size yakışır mı?

Bize kıyâmet gününde toprak olun denecek biteceğiz lâkin siz ebediyete namzet olan Allah’ın yarattığı şerefli mahlûklarsınız ve ebedi kalmak üzere yaratılmışsınız. Ebediyet sermediyet sizin için. Bizim hayatımız mahdut, tesbihimiz ne kadarsa o kadardır. Tesbihimizi bitirir yokluk denizlerine tekrar döneriz. Yoklukta biteriz ama Rabbin ilâhi ikrâmına mazhar olursanız size ebedi hayat giydirilecek. Mazhar olmazsanız yine ebedî bir varlığınız olacak ama o ebedî varlığınız size gam, maraz, kahır, azap ve cefâdan başka bir şeyi ziyâde etmeyecektir...

Her nasıl olsa da âdem evlâdına ebediyet vardır, lâkin ilahi ikrama mazhar olanlara ne mutlu; içerisinde kalacakları bıkmayacakları ve usanmayacakları ebedî cennetler vardır. İlâhi ikramı kazanamayan kimselere de aksi vardır. Eğer cehennem olmasa ebedî mahrumluk ateşi onlara cehennemden fazla azap verecektir.




Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

4 Nisan 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 352 - CENNET.

Cennete giren kimse cennetten bıkmaz. Ebedî mülk, ilâhi ikramdır ve lütuftur. Cennet ehli; “Dura dura bıktık, buradan başka gidecek yer yok mu?” diye cennetten bıkmaz.

Cennetin tarifini burada yapmak imkânsızdır, ondaki güzellikleri tarif etmek mümkün değildir. Oradaki güzelliklerden ve lezzetlerden dünyada bir nokta yoktur..

Cennet: Dünyada onu tarif ve tâbir edecek kimse yok, oradaki güzellikleri dünyadaki hiç bir şeyle onu tarif edemezsin. Çünkü bu hayat başkadır, fânidir. Fânide duran insanla ebediyette duran insan kıyas edilmez. Fâni olan insanın fâniye olan arzusu, bekâ mülkündeki olan kulun arzusunun yanında sonsuz bir
ummanda bir nokta bile kalamaz.

Dünya... dünya hayatı: aşağılık hayat. Burada ilâhi lütuf ve ikramı ara. Allah’ın huzurunda; “Ya Rabbi ilâhi lütfunu isterim.” Demek için çalış. Çünkü orada nimetlerin bitmesi, kesilmesi, değişmesi, bozulması yok.


Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden