11 Mayıs 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 186 - YANLIŞ YOLLAR

Hak yücedir onun üzerinde daha yücesi olamaz . Bâtıl hakkın ayağının altındadır. Bâtılın gösterişi olur lâkin varlığı olmayan bir şeydir. Her kim hakka tutunursa işi selâmettir, her kim bâtıla tutunursa bâtıl ile olan batacaktır. Yalan deme, aldatma! Yalan söyleyen iflâh olmaz, haram yiyenin karnı doymaz.

Haram, deniz suyuna benzer; içtikçe susar susadıkça içer ve sonunda patlar. Onun için hak cânibinden ayrılma, işin tamamdır. Her kim Allah’tan uzaklaşırsa üzerine lânet iner, lânet inen kimse ne kendi kalır ne kendine benzeyen kalır, o da gider.

Hakkı tut. Şeytanın vekilleri çoktur. Şeytan vekille iş tutar. Asıl olarak görünmez çıkmaz, yasaktır lâkin adamları çoktur. Şeytan kadar adam kandıran bir şey yok ve her şeytanın insanlara yaptırmak istediği haramlardır. Her haram bâtıldan ibârettir ve bâtıl mahvolacaktır. Hakkın cânibinde hakkın yanında ol, o zaman kazanırsın. Hakla beraber olan Cenâb-ı Hakk’ın ilâhi lütfuna mazhar olur.

- Durmadan ateş eden silahın önünde duran adamın aklı var mı?

Ansızdan vurulur ve telef olur. Allah’ı gazaplandıran dâireye girme, onlarla beraber oturma. Allah ile beraber olmaya, o beraberliği devam ettirmeye de gayret et.

Günler herhalde yaklaşmaktadır; bu dünyada ademoğluna 124 bin peygamber geleceği bildirilmiş. İlk peygamberden îtibaren 124 bininci peygamber Efendimiz(s.a.v.)’dir. Biz onun vaktinde yürüyoruz. Kıyamet koparsa orda işi biter.

Sen hakla beraber ol, hak seni zâyi etmez. Bâtılla ahbablık kurmaya çalışma,bâtıl ehli helâktedir, helâk olucudur. Cenâb-ı Hak nasara, yâni Hıristiyanlar için;

Onlar yolunu şaşırmış dallindir” Buyurdu;

Yollarını şaşırdılar bir yol tuttular, doğrudur diyerek ısrar ederler ama değildir, şaşırmış delâlete düşmüşlerdir. Yahudiler yolumuz doğrudur diye iddia ediyorlar, yanlış yoldadırlar.

Cenâb-ı Hak Fâtiha sûresinde Hıristiyan’ları: dallin; yolu şaşırtan, şaşırttıran diye onları ayırmış, Yahudiler hakkında: mağdubil alêyhim; gazap edilmiş kimseler diye belirtmiştir.

Yâ Rabbi, bizi ne delâlette kalanlardan ne de ilâhi gazâbı üzerine çekenlerden etme. Yolu o kadar şaşırttılar ki Yahudiler Hıristiyanlara ne kadar etse, onlar gene de Yahudileri Islâma tercih ederler.

Cenâb-ı Hak, Îsa peygamberi gönderdiğinde Yahudiler ona muharebe açtı tâ ki onu çarmıha gerdirmeye azmettiler. Geremediler ama öyle bir hâl oldu ki, Hıristiyanların itikatlarını öyle bir alt üst ettiler ki; Îsa a.s. gökyüzüne çekildiği hâlde illâ çarmıha da gerildi dediler. Yahudiler bunu yaptı, aslında yapamadılar lâkin Hıristiyanlara öyle yutturdular ve dediler ki;

- Yok! Sizin inandığınız Îsa, çarmıha çakıldıktan sonra çıktı!

Hâşâ! Îsa peygamber ne çarmıha gerildi ne de üzerine dokunulabilindi. Yahudiler ortalığı öyle bir karıştırdı ki, Hıristiyanlar şaşkın oldu ve delâlete düştüler.

Bu tarafta İslâm geldi, İslâm’ın peygamberi, kâinatın efendisi geldi, Îsa peygamberin bütün hâl ve şânını en ince teferruatı ayrıntılarıyla bildirdiği hâlde bize inanmaz melunlar.

Yahudilerin yalandan

Çarmıha gerildi” dediğine inanırlar. Ama Müslümanların;

“Hayır dokunulmadı, Îsa peygamber mümtaz ve yüce bir peygamberdir, doğuşu, gelişi hayatı bir mûcizedir” Diye söylemesine rağmen bunu kabul etmezler.

Yahudiler mağdubil alêyh im’dir, Allah kendilerine gazap etti. Hiçbir yerde îtibârı yok, lâkin her yerde hükümleri geçer. Hiç bir millet onları sevmez, sevmediği halde onlar her milletin üzerine hükmeder akılları karıştırır. Hıristiyanları da Müslümanları da karmakarışık ettiler.


Hıristiyanları bozdular bitirdiler, Müslümanları da nihayet rûhaniyetinden sıyırdılar, kupkuru bir din gösteriyorlar.

Son zamanda ortaya çıkan Vahâbi mezhebi Yahudilerin uydurduğu bir yoldur, mezhep dışıdır. Savunduğu düşünce şudur;

“İslâm’da rûhaniyet yoktur, takur tukur kupkuru bir dindir. Şeriattır, onun dışında Müslümanlığın insanları yükseltecek, rûhani mertebelere yüceltecek hiç bir fonksiyonu yoktur. Hepsi bidattır!!!”

Evliyâyı kabul etmiyor, peygamberler için;

“Onlar postacıdır postacı mektubu getirir ya gazete ya mecmua getirir bırakır ve gider bundan ibârettir. Onlar getirdiler söylediler, başka bir şey yok, senin benim gibi adam!” deyip çıkıyor.

O da Yahudi mezhebidir. Müslümanlığı buraya getirdiler! Ve insanları maddeperest, müsavisi putperest ettiler. İnsanlara kendi putlarını yaptırdılar ve taptırdılar, dünyanın başlangıcında da böyleydi; Mûsa kavmine bile..!

Musa a.s. Tûr dağın gitti,Tevrat- ı Şerif’i getirinceye kadar altından dana yaptılar ve o hîleli oyunu yapan Yahudi dedi ki;

- Tanrınız bu dana! nasıl tapmazsınız bunu görüyorsunuz işte Mûsa’nınki görülmez, size gösteriyorum tapın buna!

İşte Yahudiler insana kendi putunu yaptırdılar ve taptırdılar. İlel yevm yâni bugüne kadar. İnsanlara putlar yapıp taptırıyorlar ve Allah’ın gazabına uğradılar; “mağdubil aleyhim” oldular. Kendileri bütün milletleri puta taptırmaya alıştırdılar ve zorladılar; 20. asrın kafası ne kafadır ki taş ve tunç bir timsalin önüne gelip selâm veriyor, tâzim yapıyor çelenk koyuyor (Çelenk yerine bir tepsi baklava koysunlar da çoluk çocuk yesin!).

Bugüne bugün Yahudi bunu yaptırtıyor, her yerde her memleketlerde ve bilhassa bizde timsallere taptırıyor, işte sizin tanrınız budur, görülmeyene bakma görülene bak diyor.

Âleme yaptırdılar ama kendileri onu kullanmaz. 20. asrın kafası: hâlâ taşın önüne, tunçun önüne durup baş eğmesi, selâm durması, yemin vermesi, şükran sana demesi nedir? Demek Yahudiler bizi maskaraya çevirdi ve insanoğlu onların kavgasına tutuldu mu kurtuluş yoktur. Şeytanda müthiş bir zekâ vardır ve onların oltalarına tutulmamak çok zordur.

Ya Rabbî; onların eline yem olmaktan, eline düşmekten sen koru, beş vakit namazda Fatiha sûresindeki o münâcatta gayrûl mağdubi alêyhim: kendilerine gazap ettiklerinden yapma; bizi onlardan etme ne de yolunu şaşıranlardan...demekteyiz.

Yahudiler Hıristiyanlara yollarını şaşırttılar, Müslümanlara da yapacaklarını yaptılar ve İslâm’ı ters anlamaya başladılar. İslâm’ı da zâhirdeki bir görünüşten ibâret yaptılar; zâhirde bir görünüşü var, ondan ötede rûhaniyet yoktur dedirttiriyorlar. Allah’a sığındık.Tek sultan Allah(c.c.), sûretten münezzeh, Hak; Cenâb-ı Hak, yâ Rabbî bizi de senin istediğin îtikat üzere kıl, yanlış yollardan ve yanlışlıklardan bizi sakın,



Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: