Din insanlara bu alemde ne yapacaklarını göstermek için, öğretmek için, bildirmek için gönderilmiştir. Lakin şeytan insanların düşmanı derki:
- İnanma! İnanma böyle şeylere. İnanmayın. Daha inanıyor musunuz? İnanmayın.
İnanmayalım ne olalım? Laik olalım.
Ha ha ha. Laik olalım. Çok iyi, bu laikler ölmez mi be? Kuyruğu titretir. Ölmez onlar. Kuyruğunu titretir.
Dünya kuruldu kurulalı 124000 Peygamber geldi. Allah var! Peygamber var! Kıyamet var! Ahiret var! Cennet, cehennem var der. Şimdi zırp çıktı adamlar geldi. Laik’iz diyor.
- Ne laiki be?
- Bir şeye inanmayız.
- Ya??? Bugün inanmazsın yarın Azrail pençesini böyle pençesini senin sinene vurduğu vakit.. ah vah.. Aklını kullandın mı?? Aklını kullanmadın!
Eh.. şimdi bir alet varmış. Tayyare de o aleti koyarlar. O tayyareyi süren şoför böyle kestirir. O alet onu götüreceğine götürürmüş. Sonra böyle yapar.. Kalk yetiş. Cinleniyorum.. Ha cinleniyor.. İyi o zaman dümen tutmaya.
Yahu tayyarenin tayyareye kumanda eden bir sistem var. Bu insan oğlunu idare edecek bir sistem yok mu?? Bomboş mu yaratıldı bu insanlar? Yok mu bunların içersinde onları sevk edecek idare edecek bir kuvvet yok mu? İnsanlar kendi elleri ile yaptıkları koca bir tayyareyi bir alet koyup kendileri böyle istirahat eder, o alet gidecekleri yere götürür indirirde.
Bu insan oğlu yani boş bir kafes midir?? Tayyarenin gideceği bir hedef olur. İnsan oğlunun gideceği hedef olmaz mi yahu?? Ne gavurluktur bu?! Ne kafirliktir bu!! Ne azgınlıktır bu?!!
Onun için din işte o alettir. Tayyareyi oraya kumanda mekanizmasıdır o. Oraya koyar o. Kendisi rahatını alır. İnsan oğlunun kumandası da dindedir nasihat dadır. Nasihati kalbine koyduğun vaktin de, o nasihat seni idare eder. Yapacağını edeceğini sana tarif eder. Sen yalnız onun arkasına gidersin.
Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
15 Haziran 2011 Çarşamba
14 Haziran 2011 Salı
SOHBET DÜNYASI - 397 - NEREYE GÖTÜRECEK?
Şimdiki hocalara, prof.lara sorsanız
- Ne iş yaparsın?
- Işimiz şu bu..!
Ne için çalışırsın? Hayatın gayesini bildin mi? Nasıl oldu da bu dünyada göründün veyahut bulundun?
Bunu sorsan cevabına kadir değiller. Eh işte nasıl olsa bulunduk. Bir sene evvel yoktuk ama şimdi varız. Bir seneden sonra yokuz.
Yahu iki yokluğun arasında varlık da göründün. İki yokluğun arasında görünen bir varlık oda yok demek. Şimdi koşturursun. Dünkü yokluğunu düşünemiyorsun. Önde gelecek olan yokluğu da göremiyorsun. Orta yerde kapışıyorsun, kavga ediyorsun, muharebe ediyorsun, düşmanlık yapıyorsun. Hedefin yok. Uydurma hedefin içinde önüne geleni yıkıyorsun.
Eh sonunda bakıyorsun hedef diye gördüğün şey şarapmış. Çöllerde uzaktan bakıldığı vakit de böyle su dalgaları gibi olur. Serap derler ona. Tabii çölün susuzluğunda telef olmaya hazır olan kimse, tabii o suyun işaretini görüyor orda. Dalgalanıyor. Öyle olduğu vakit de gideyim üzerine de bu suya yetişeyim telef olmaktan kurtulayım der. Oraya bütün gücü ile oraya gider. Birde bakar ki su yerine çöl var. Su yoktur. Çöl vardır.
Nereye döneyim der şimdi. Ben serap olan bir şeyin arkasına düştüm. Vakit akşam oldu. Yani ömrümüzün sonu geldi artik. Ne tarafa döneyim diye şaşkın kalıyor. Zannediyor ki o görüntü bir hakikat dır ve o hakikat dan bir kendisine pay alacak hazinedir. O hazinede pay alacak.
Birde bakar ki kendisi karşısında Azrail aleyhisselamı bulur. Ne için geldi diye sorarsan;
- Seni götürmek için geldim. Der sana.
- Nereye götürecek?
- İnanmadığın aleme götüreceğim seni, çünkü dünyada yaşadın serap arkasına düştün, hakikati bıraktın şimdi vaktin doldu. Seni inanmadığın hakikat alemine götürüyorum.” Teslim ol der.
- “Olmam!” derse.
- Ellerine, ayaklarına zincir vurunuz!” Kudret zincirlerinle bağlarlar, kımıldayamaz hale gelir.
“Heeeh.. heeeh.. heeeh” Demeye başlar. İçeriye nefes alamıyor artık. Dışarıya geliyor. O bir gün insanların başına gelecek. Hayatın gayesini bilmeyen adam sonunda böyle perişan gider.
Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
- Ne iş yaparsın?
- Işimiz şu bu..!
Ne için çalışırsın? Hayatın gayesini bildin mi? Nasıl oldu da bu dünyada göründün veyahut bulundun?
Bunu sorsan cevabına kadir değiller. Eh işte nasıl olsa bulunduk. Bir sene evvel yoktuk ama şimdi varız. Bir seneden sonra yokuz.
Yahu iki yokluğun arasında varlık da göründün. İki yokluğun arasında görünen bir varlık oda yok demek. Şimdi koşturursun. Dünkü yokluğunu düşünemiyorsun. Önde gelecek olan yokluğu da göremiyorsun. Orta yerde kapışıyorsun, kavga ediyorsun, muharebe ediyorsun, düşmanlık yapıyorsun. Hedefin yok. Uydurma hedefin içinde önüne geleni yıkıyorsun.
Eh sonunda bakıyorsun hedef diye gördüğün şey şarapmış. Çöllerde uzaktan bakıldığı vakit de böyle su dalgaları gibi olur. Serap derler ona. Tabii çölün susuzluğunda telef olmaya hazır olan kimse, tabii o suyun işaretini görüyor orda. Dalgalanıyor. Öyle olduğu vakit de gideyim üzerine de bu suya yetişeyim telef olmaktan kurtulayım der. Oraya bütün gücü ile oraya gider. Birde bakar ki su yerine çöl var. Su yoktur. Çöl vardır.
Nereye döneyim der şimdi. Ben serap olan bir şeyin arkasına düştüm. Vakit akşam oldu. Yani ömrümüzün sonu geldi artik. Ne tarafa döneyim diye şaşkın kalıyor. Zannediyor ki o görüntü bir hakikat dır ve o hakikat dan bir kendisine pay alacak hazinedir. O hazinede pay alacak.
Birde bakar ki kendisi karşısında Azrail aleyhisselamı bulur. Ne için geldi diye sorarsan;
- Seni götürmek için geldim. Der sana.
- Nereye götürecek?
- İnanmadığın aleme götüreceğim seni, çünkü dünyada yaşadın serap arkasına düştün, hakikati bıraktın şimdi vaktin doldu. Seni inanmadığın hakikat alemine götürüyorum.” Teslim ol der.
- “Olmam!” derse.
- Ellerine, ayaklarına zincir vurunuz!” Kudret zincirlerinle bağlarlar, kımıldayamaz hale gelir.
“Heeeh.. heeeh.. heeeh” Demeye başlar. İçeriye nefes alamıyor artık. Dışarıya geliyor. O bir gün insanların başına gelecek. Hayatın gayesini bilmeyen adam sonunda böyle perişan gider.
Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
13 Haziran 2011 Pazartesi
SOHBET DÜNYASI - 396 - ZİBİL OLDUK ZİBİL..!
Büyüklerin ortadan kayıp olduğu zamandır şimdi. Eskiden alim ulemalar vardı. Yol gösteren insanlar vardı. Onları yetiştiren müheseler vardı. Şimdi hiç biri kalmadı. Hepsini kapattılar.
Salahiyetsiz kimseler konuşuyorlar. Söyleyip duruyorlar. Lakin kendileri gidecekleri istikameti bilmez uydurmadan söyler. O şeytanda var onda boyla. Şimdi bir yenisi var orda. Neredir bilmem. Hiç bir şeyin içinde yok. Her şeyi bozmak için çıkmış o adam oraya. Millet o zaman bu okumuş adamdır, bu bilmem mektep bitirmiş adamdır, bu bilmem nerde okumuş gelmiş zannederler her şeyi biliyor, söylediğine uyalım. Hiç bir şeyin içinde yok. Nasıl bileceksin.
Kendi huzurunu arasa hükümetler yasak diye çıkıyor. Kendi evlerinde huzur arayım derken karısı huzurunu bozuyor. Karısı huzur yapayım derken erkeğin huzurunu bozuyor. Ana baba huzur içersinde olalım derken çocukları huzurlarını bozuyor. Ve insanlar ne yapacaklarını şaşırmış halde sağa sola koşturuyor.
Eh şimdi bu bizim yerimize de tabii yetişen Allah yolunu gösterecek insan yoktur. Öyle bir hale düşürüldük ki, kendi kitabımızı okumak yasak. Bütün dünyaya bütün insanlığa nur verecek, veren Allahın kitabını okumak yasak, okutmak yasak, öğretmek yasak. Eh nasıl olacak o vakit? Zibil olduk zibil!! Zibil dediğimiz çöp. Süpürüp atacaklar şimdi.
Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
Salahiyetsiz kimseler konuşuyorlar. Söyleyip duruyorlar. Lakin kendileri gidecekleri istikameti bilmez uydurmadan söyler. O şeytanda var onda boyla. Şimdi bir yenisi var orda. Neredir bilmem. Hiç bir şeyin içinde yok. Her şeyi bozmak için çıkmış o adam oraya. Millet o zaman bu okumuş adamdır, bu bilmem mektep bitirmiş adamdır, bu bilmem nerde okumuş gelmiş zannederler her şeyi biliyor, söylediğine uyalım. Hiç bir şeyin içinde yok. Nasıl bileceksin.
Kendi huzurunu arasa hükümetler yasak diye çıkıyor. Kendi evlerinde huzur arayım derken karısı huzurunu bozuyor. Karısı huzur yapayım derken erkeğin huzurunu bozuyor. Ana baba huzur içersinde olalım derken çocukları huzurlarını bozuyor. Ve insanlar ne yapacaklarını şaşırmış halde sağa sola koşturuyor.
Eh şimdi bu bizim yerimize de tabii yetişen Allah yolunu gösterecek insan yoktur. Öyle bir hale düşürüldük ki, kendi kitabımızı okumak yasak. Bütün dünyaya bütün insanlığa nur verecek, veren Allahın kitabını okumak yasak, okutmak yasak, öğretmek yasak. Eh nasıl olacak o vakit? Zibil olduk zibil!! Zibil dediğimiz çöp. Süpürüp atacaklar şimdi.
Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
10 Haziran 2011 Cuma
SOHBET DÜNYASI - 395 - DELİLSİZ CENNETE GİRİLMEZ.
Resulallah Efendimizin sözü mübarek kelamı.. “Din nasihatdır.” Dinin manası insanlara nasihat edip gidecekleri yolu göstertmek.
Peygamberler niçin geldi? Yer yüzüne indirilmiş olan Adem oğulların nasıl yapacaklarını öğretmek için gönderildi Peygamberler?
Din Peygamberlere insan oğlunun nasıl yaşayacağını ne yapacağını bildirmek için gönderildi. Onun için din nasihattir. Nasihatten insanlar ne yapacaklarını öğrenirler. Değilse ormanda dolaşan vahşi hayvanlar gibi dolaşırlar. Kendi kendine zarar verirler. Hayır etmezler.
Şimdi bizim burada beş on kişi buraya toplanıyor. Uzaktan yakından gelen kimseler bir şey bilmek için bir şey öğrenmek için geliyorlar.
Bir çölün içersine düşen adam bir sahrada kalan adam ne tarafa gideceğini bilemez. Bir delil ister. Onun için büyükler öyle söylemiş. Delilsiz cennete girilmez! Delillen gireceksin! “Yok ben bilirim.” İyi git sen bil. Git! Öyle herkes bir şey bilecek olsaydı Peygamberler var olamazdı. Allah Celle Celaluhu Peygamberler gökyüzünün emrini burada yaşayan insanların nasıl yaşayacaklarını o gökyüzünün emri üzerine tebliğ eder bildirirler. tabii kararınca, kaderince.
İnananların cuması mübarek ve feyz dolsun inşallah.
Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
Peygamberler niçin geldi? Yer yüzüne indirilmiş olan Adem oğulların nasıl yapacaklarını öğretmek için gönderildi Peygamberler?
Din Peygamberlere insan oğlunun nasıl yaşayacağını ne yapacağını bildirmek için gönderildi. Onun için din nasihattir. Nasihatten insanlar ne yapacaklarını öğrenirler. Değilse ormanda dolaşan vahşi hayvanlar gibi dolaşırlar. Kendi kendine zarar verirler. Hayır etmezler.
Şimdi bizim burada beş on kişi buraya toplanıyor. Uzaktan yakından gelen kimseler bir şey bilmek için bir şey öğrenmek için geliyorlar.
Bir çölün içersine düşen adam bir sahrada kalan adam ne tarafa gideceğini bilemez. Bir delil ister. Onun için büyükler öyle söylemiş. Delilsiz cennete girilmez! Delillen gireceksin! “Yok ben bilirim.” İyi git sen bil. Git! Öyle herkes bir şey bilecek olsaydı Peygamberler var olamazdı. Allah Celle Celaluhu Peygamberler gökyüzünün emrini burada yaşayan insanların nasıl yaşayacaklarını o gökyüzünün emri üzerine tebliğ eder bildirirler. tabii kararınca, kaderince.
İnananların cuması mübarek ve feyz dolsun inşallah.
Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
8 Haziran 2011 Çarşamba
SOHBET DÜNYASI - 394 - LİDERLİK EMANETİ
Müsteşar: işten anlayan kimsedir. Bakan ilk geldiğinde oturur, kapıya pencereye bakar, çağırır;
- (...) Bey gel bakalım nedir bunlar?
- Sayın bakanım bu mesele budur.
- Nasıl hareket etmemiz lâzım?
O müsteşar onu doğrultur değilse bakan kendi başına işin içine eder, kendide batar, milleti de batırır. Ne kendinin ne başkasının huzuru kalır.
Büyük başın büyük derdi var derler. Ne kadar yüklenirsen o kadar telâşan ve yanılmandan dolayı çekeceğin azap ziyâde olur. Danışmadan iş yapan çok defâ yanlış yapar. Bu yolların tabelâsı var:
- Yanlış ettik, otobana girdik ne yapacağız?
- Yarım saat gideceğiz ki çıkış versin..
Dönülmez, en azından bir kaç saatını yer, seni huzursuz ve rahatsız eder. Bir kişinin hizmeti bir şeydir, lâkin bir milletin mesuliyeti boynundayken, yaptığın yanlış hareketten dolayı bir millet zarar çeker.
Büyük baş olmaya koşturma tâ ki millet seni itelesin, senden başka işin hakkından gelecek adam yoktur yüklen bakalım! kaçma..
Hz. Ebûbekir ra., kendine kalsa, çıkıp ta ümmetin yükünün altına girmezdi lâkin sahabeler ittifak ettiler,
- Biz Resulallah s.a.v’ den sonra mihrabı size teslim edeceğiz, imâmiyet sizindir.. Dediler,
Sıddık baktı, geri çekilecek nokta yoktu,
- Sen geri çekilirsen nefsinden dolayı geri çekilirsin, evet bu büyük hizmet büyüklüğüne göre ağır hizmettir ve ümmetin bu ağır yükünü senden başka çekebileceği tanımıyoruz aramızda ittifakımız budur. Bu yükü çekmeye kadir sizsiniz size emânet ettik alacaksınız. Almazsanız Allah yanında sizden davacı oluruz, çünkü bunu biz taşıyamayız. Sizin taşıyabileceğinize kalbimizde kanaat getirdik. Ancak siz bu işin hakkından gelirsiniz. Siz varken biz Hz. Ali’ye, Hz. Ömer’e veremeyiz. Alırsanız Allah için bu vazîfeyi götüreceksiniz. Almazsanız bırakacağız, siz varken biz bunu taşıyamayız, ister alınız ister zay ediniz, Allah şahit, peygamber şahit” dediler,o da;
- Bunu ben münâsip gördüm,Cenâb-ı Hakk’a hamd ederim diye hutbesini verdi (Allah ondan râzı olsun). Ve peygamberin getirdiği meşâleyi söndürmenden tuttu.
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
- (...) Bey gel bakalım nedir bunlar?
- Sayın bakanım bu mesele budur.
- Nasıl hareket etmemiz lâzım?
O müsteşar onu doğrultur değilse bakan kendi başına işin içine eder, kendide batar, milleti de batırır. Ne kendinin ne başkasının huzuru kalır.
Büyük başın büyük derdi var derler. Ne kadar yüklenirsen o kadar telâşan ve yanılmandan dolayı çekeceğin azap ziyâde olur. Danışmadan iş yapan çok defâ yanlış yapar. Bu yolların tabelâsı var:
- Yanlış ettik, otobana girdik ne yapacağız?
- Yarım saat gideceğiz ki çıkış versin..
Dönülmez, en azından bir kaç saatını yer, seni huzursuz ve rahatsız eder. Bir kişinin hizmeti bir şeydir, lâkin bir milletin mesuliyeti boynundayken, yaptığın yanlış hareketten dolayı bir millet zarar çeker.
Büyük baş olmaya koşturma tâ ki millet seni itelesin, senden başka işin hakkından gelecek adam yoktur yüklen bakalım! kaçma..
Hz. Ebûbekir ra., kendine kalsa, çıkıp ta ümmetin yükünün altına girmezdi lâkin sahabeler ittifak ettiler,
- Biz Resulallah s.a.v’ den sonra mihrabı size teslim edeceğiz, imâmiyet sizindir.. Dediler,
Sıddık baktı, geri çekilecek nokta yoktu,
- Sen geri çekilirsen nefsinden dolayı geri çekilirsin, evet bu büyük hizmet büyüklüğüne göre ağır hizmettir ve ümmetin bu ağır yükünü senden başka çekebileceği tanımıyoruz aramızda ittifakımız budur. Bu yükü çekmeye kadir sizsiniz size emânet ettik alacaksınız. Almazsanız Allah yanında sizden davacı oluruz, çünkü bunu biz taşıyamayız. Sizin taşıyabileceğinize kalbimizde kanaat getirdik. Ancak siz bu işin hakkından gelirsiniz. Siz varken biz Hz. Ali’ye, Hz. Ömer’e veremeyiz. Alırsanız Allah için bu vazîfeyi götüreceksiniz. Almazsanız bırakacağız, siz varken biz bunu taşıyamayız, ister alınız ister zay ediniz, Allah şahit, peygamber şahit” dediler,o da;
- Bunu ben münâsip gördüm,Cenâb-ı Hakk’a hamd ederim diye hutbesini verdi (Allah ondan râzı olsun). Ve peygamberin getirdiği meşâleyi söndürmenden tuttu.
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
SOHBET DÜNYASI - 393 - İSTİHARE VE İSTİŞARE
Amelleri teftiş eden murakade eder ve yanlış yapılacak bir amelden onu sakındırır.
Cenâb-ı Hakk kendi hikmetiyle öyle yapmıştır ki, kul yapacağı iş hakkında düşünebilir. Düşündüğü vakitte hemen onu hatadan muhafaza etmeye kalbine ilham gelir veya bir başka kul gönderir.
Cenâbı Allah onun sebebinden dolayı, o düşeceği yanlışlıktan kurtarıverir. Değilse bırakır gider. Onun için istihare ve istişare çok mühim esastır, en tabanda duranda en yukarda duran kimsede bu yanlışlıktan Allah’a sığınmalıdır.
Cumhur reisinin yaptığı hatayla kapıcısının yaptığı hata bir değildir. Cumhur reisinin yaptığı hatası bütün millete zarar verir, telâfisi güç olan bir hal meydana getirir. Bütün milleti mahkûm eder zora düşürür.
Kapıcının yanlışlığı kendi nefsinde kalır, onun için insanlar kendi seviyelerine göre hareket ederlerken şiddetle kendilerini murakabe etmeleri lâzım, yanlarında müsteşar bulundurmanın hikmeti odur.
Ş.N. Kıbrısi Sohbetlerinden
Cenâb-ı Hakk kendi hikmetiyle öyle yapmıştır ki, kul yapacağı iş hakkında düşünebilir. Düşündüğü vakitte hemen onu hatadan muhafaza etmeye kalbine ilham gelir veya bir başka kul gönderir.
Cenâbı Allah onun sebebinden dolayı, o düşeceği yanlışlıktan kurtarıverir. Değilse bırakır gider. Onun için istihare ve istişare çok mühim esastır, en tabanda duranda en yukarda duran kimsede bu yanlışlıktan Allah’a sığınmalıdır.
Cumhur reisinin yaptığı hatayla kapıcısının yaptığı hata bir değildir. Cumhur reisinin yaptığı hatası bütün millete zarar verir, telâfisi güç olan bir hal meydana getirir. Bütün milleti mahkûm eder zora düşürür.
Kapıcının yanlışlığı kendi nefsinde kalır, onun için insanlar kendi seviyelerine göre hareket ederlerken şiddetle kendilerini murakabe etmeleri lâzım, yanlarında müsteşar bulundurmanın hikmeti odur.
Ş.N. Kıbrısi Sohbetlerinden
7 Haziran 2011 Salı
SOHBET DÜNYASI - 392 - KİLİT DUA.
Dua esnasında Cenâb-ı Hakk’tan onu istemek güzeldir. Yanlış niyetle hareket edip yanlış iş yaptıktan sonra, kötü bir işe düştüğümüz vakit ulaşacak olan hasret ateşi insanı helâk eder. Onun için mümin düşünür, amel eder. Mümin olmayan ise nasıl rast gelirse öyle amel eder. Evvel düşünüp iş gören insan, hareket
ettiğinde hataya düşmez.
Yanlışlıkla kendi arasına bir vasat koyar, işi selâmet olur. Düşüncesine müracaat eder, nasıl bu işi yaparsam? Der. Düşüncesi aklı ve fikri der ki, yaklaşma! yanlış iştir, yaklaşırsan yanarsın. O bir.
Kâfir, münâfık veyâ îmansız kimse (Allah bizi îmandan bırakmasın), aklına geldiği gibi veyâ kendi nefsinin hevasına uyarak bir iş yapar. O yaptığı işten dolayı bin defâ pişman olur ve kurtulsun diler. Geçmiştir, bütün dünyanın hazînelerini verse o adam mâmurlamaz.
“Ey Rabbimiz, bizi unutup yaptığımız kötü işlerimizden dolayı cezalandırma, veyâ bizi unutarak yaptığımız kötü amellerden dolayı azarlama” (Bakara/286)
Bu güzel bir duadır, dua eden kimseyi Cenâb-ı hak hatalardan saklar.
İnsan hayatında çok mühim olan noktadır bu. Belki insan yüzlerce kitap okur, bu söylenen mesele bir hülâsadır ki o yüzlerce okuduğu kitabın vereceği huzuru ya sabit kılar veya kaybettirir. Kilit olan bir ilimdir bu.
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
6 Haziran 2011 Pazartesi
SOHBET DÜNYASI - 391 - YANLIŞ ADIMLAR.
Allah bizi yanlış işlerden ve yanlış adımlardan saklasın. Olabilir bir kimse yanlış bir adım atar helâk olur, bir yanlış adım belki onun ebedî hayatına mâl olur.
Yanlışlık çok tehlikelidir. (Allah bizi yanlış anlayışlardan saklasın). Yanlış anlayış yanlış harekete sevk eder, sana yanlış iş yaptırır.Yanlış anlayış sana yanlış niyet telkin eder ve onun neticesinde sen niyetinle de yapacağın işi berbat edersin. Olabilir ki, dünyadan mâda âhiretini de telef edebilirsin.
Yanlış hareket söz ve işten dolayı insan düşündükçe nârul hasret olur, ettiğine dâir pişmanlık gelir lâkin pişmanlık yanlışlığı düzeltmez. Ok yaydan çıktıktan sonra yapacağını yapmıştır ve dolayısıyla ah vah etmede bir fayda yok.
Yanlış iş, insanı tâmir edilmeyen veya tâmiri imkânsız olan bir cezâya düşürür. Ne mal ile ne can ile o zarar telâfi edilemez ve o ateş o kimseyi yakar, yakar, kül eder, tekrar yakar.
Bunlar insan hayatının tadını kaçırtan, huzurunu ebedî bozan yanlış adımlardır. Onun için mümin düşünür, sonra amel eder. Mümin olmayan düşünmeden hareket eder. Bazen belki tevâfuk olur bazı kere düşünmeden yaptığı işten dolayı bir zarara düşer ki, onun azâbından dünya boyunca kurtulamaz.
Allah bizi yanlış adımlardan saklasın ki, hayatımızda huzur bulalım, huzur içerisinde olalım.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
3 Haziran 2011 Cuma
SOHBET DÜNYASI - 390 - KİLİT İLİM, SOHBET.
Büyüklerin sözleri; sözlerin büyükleridir. Allah bizi kendi nefsimize bırakmasın, kendi nefsinde kalan insan tükenir, biter. Yanılması, düşmesi, ayağının ve dilinin sürçmesi çok olur.
Kendi nefsinde olan insan ağır ağır tükenir, sıfırlanır biter lâkin melekut âlemine, semâlara, gökyüzüne dâir olan kimselere yetişirse, ölümsüzler iklimine, ölümsüzler diyârına yetişmiş olur. Kendi nefsinden geçen o makamı bulur, kendi nefsinden geçemeyen o makamı bulamaz.
Bu bir sohbettir. Her sohbette bizim ruhâni gücümüz artar ziyâde olur. Öyle demiş büyükler. Bâyazid-î Bestâmi hz.’leri,;
“Sohbet müminlerin cephanesidir”
açıklaması, Asker cephanesiz iş göremez, cephane bittiğinde olduğu yerde kalır. Cephane düşmanı tard etmek için zarûridir. Cephanesiz asker iş göremediği gibi sohbet meclisline hazır olmayan kimse cephanesiz asker gibidir. Düşman ona atar o düşmana bir şey atamaz. Ne kadar bulunursan o kadar ruhani kuvvet alırsın. Kalbimize ilham olan membâa.
Tüm inananların cuması mübarek olsun.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
SOHBET DÜNYASI - 389 - DUA
Ey kudret ve azâmetine nihayet olmayan Mevlâ, bizim amelimizi teraziye koysan ne çıkacak, senin ilâhi lûtfundan bize darılma, bizimle barış, bize küsme yâ Allah, rahmetini yağdır, ki; şeytan patlasın, habîbin sevinsin,
Ortalık kupkuru oldu. Rahmetinden damla ki, bir o da ummandır, damladan bütün dünyayı suvarmaya, yeşertmeye, çölleri yemyeşil yapmaya kadir ihsanın var. Senin rahmetlerin ihsanın kadimîdir, karşılıksız verirsin. Hepimiz abdesthane memurları, ne Ümit edilir bizden,
Rahmetini yağdır ya Rabbî, ey ganî pâdişah, ey pâdişah-ı zülcelâl, ey padişâh-ı lemyezel, velâyezâl ezelîsin, ebedîsin, habîbi ekremin hürmeti için gönder rahmetlerini. Habîbi ekremin hürmeti için çok büyük bir kasem, biz daha inip senin yanında makbul olan zayıf bir kulun hürmeti için, rahmet deryândan gönder yâ Rabbî, bizi doğrult, bizim eğrimizi sen doğrult, bizim akıl bağlarımızı çöz, îmanımızı gürleştir, senin kapında hizmete bizi tâyin et, dünyayla meşgalemizi kısalt, senin hizmetinle olan meşgalemizi artır.
Yâ Rabbî. Rahmetlerin yağsın ganî ve istediğini yapan pâdişah olduğun bilinsin. Habîbi ekrem sevinsin şeytan patlasın. Rahmetlerini ümit ederiz.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
Ortalık kupkuru oldu. Rahmetinden damla ki, bir o da ummandır, damladan bütün dünyayı suvarmaya, yeşertmeye, çölleri yemyeşil yapmaya kadir ihsanın var. Senin rahmetlerin ihsanın kadimîdir, karşılıksız verirsin. Hepimiz abdesthane memurları, ne Ümit edilir bizden,
Rahmetini yağdır ya Rabbî, ey ganî pâdişah, ey pâdişah-ı zülcelâl, ey padişâh-ı lemyezel, velâyezâl ezelîsin, ebedîsin, habîbi ekremin hürmeti için gönder rahmetlerini. Habîbi ekremin hürmeti için çok büyük bir kasem, biz daha inip senin yanında makbul olan zayıf bir kulun hürmeti için, rahmet deryândan gönder yâ Rabbî, bizi doğrult, bizim eğrimizi sen doğrult, bizim akıl bağlarımızı çöz, îmanımızı gürleştir, senin kapında hizmete bizi tâyin et, dünyayla meşgalemizi kısalt, senin hizmetinle olan meşgalemizi artır.
Yâ Rabbî. Rahmetlerin yağsın ganî ve istediğini yapan pâdişah olduğun bilinsin. Habîbi ekrem sevinsin şeytan patlasın. Rahmetlerini ümit ederiz.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








