15 Haziran 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 398 - DİN KUMANDA ALETİDİR.

Din insanlara bu alemde ne yapacaklarını göstermek için, öğretmek için, bildirmek için gönderilmiştir. Lakin şeytan insanların düşmanı derki:

- İnanma! İnanma böyle şeylere. İnanmayın. Daha inanıyor musunuz? İnanmayın.

İnanmayalım ne olalım? Laik olalım.

Ha ha ha. Laik olalım. Çok iyi, bu laikler ölmez mi be? Kuyruğu titretir. Ölmez onlar. Kuyruğunu titretir.

Dünya kuruldu kurulalı 124000 Peygamber geldi. Allah var! Peygamber var! Kıyamet var! Ahiret var! Cennet, cehennem var der. Şimdi zırp çıktı adamlar geldi. Laik’iz diyor.

- Ne laiki be?

- Bir şeye inanmayız.

- Ya??? Bugün inanmazsın yarın Azrail pençesini böyle pençesini senin sinene vurduğu vakit.. ah vah.. Aklını kullandın mı?? Aklını kullanmadın!

Eh.. şimdi bir alet varmış. Tayyare de o aleti koyarlar. O tayyareyi süren şoför böyle kestirir. O alet onu götüreceğine götürürmüş. Sonra böyle yapar.. Kalk yetiş. Cinleniyorum.. Ha cinleniyor.. İyi o zaman dümen tutmaya.

Yahu tayyarenin tayyareye kumanda eden bir sistem var. Bu insan oğlunu idare edecek bir sistem yok mu?? Bomboş mu yaratıldı bu insanlar? Yok mu bunların içersinde onları sevk edecek idare edecek bir kuvvet yok mu? İnsanlar kendi elleri ile yaptıkları koca bir tayyareyi bir alet koyup kendileri böyle istirahat eder, o alet gidecekleri yere götürür indirirde.

Bu insan oğlu yani boş bir kafes midir?? Tayyarenin gideceği bir hedef olur. İnsan oğlunun gideceği hedef olmaz mi yahu?? Ne gavurluktur bu?! Ne kafirliktir bu!! Ne azgınlıktır bu?!!

Onun için din işte o alettir. Tayyareyi oraya kumanda mekanizmasıdır o. Oraya koyar o. Kendisi rahatını alır. İnsan oğlunun kumandası da dindedir nasihat dadır. Nasihati kalbine koyduğun vaktin de, o nasihat seni idare eder. Yapacağını edeceğini sana tarif eder. Sen yalnız onun arkasına gidersin.


Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

14 Haziran 2011 Salı

SOHBET DÜNYASI - 397 - NEREYE GÖTÜRECEK?

Şimdiki hocalara, prof.lara sorsanız

- Ne iş yaparsın?

 - Işimiz şu bu..!

Ne için çalışırsın? Hayatın gayesini bildin mi? Nasıl oldu da bu dünyada göründün veyahut bulundun?

Bunu sorsan cevabına kadir değiller. Eh işte nasıl olsa bulunduk. Bir sene evvel yoktuk ama şimdi varız. Bir seneden sonra yokuz.

Yahu iki yokluğun arasında varlık da göründün. İki yokluğun arasında görünen bir varlık oda yok demek. Şimdi koşturursun. Dünkü yokluğunu düşünemiyorsun. Önde gelecek olan yokluğu da göremiyorsun. Orta yerde kapışıyorsun, kavga ediyorsun, muharebe ediyorsun, düşmanlık yapıyorsun. Hedefin yok. Uydurma hedefin içinde önüne geleni yıkıyorsun.

Eh sonunda bakıyorsun hedef diye gördüğün şey şarapmış. Çöllerde uzaktan bakıldığı vakit de böyle su dalgaları gibi olur. Serap derler ona. Tabii çölün susuzluğunda telef olmaya hazır olan kimse, tabii o suyun işaretini görüyor orda. Dalgalanıyor. Öyle olduğu vakit de gideyim üzerine de bu suya yetişeyim telef olmaktan kurtulayım der. Oraya bütün gücü ile oraya gider. Birde bakar ki su yerine çöl var. Su yoktur. Çöl vardır.

Nereye döneyim der şimdi. Ben serap olan bir şeyin arkasına düştüm. Vakit akşam oldu. Yani ömrümüzün sonu geldi artik. Ne tarafa döneyim diye şaşkın kalıyor. Zannediyor ki o görüntü bir hakikat dır ve o hakikat dan bir kendisine pay alacak hazinedir. O hazinede pay alacak.

Birde bakar ki kendisi karşısında Azrail aleyhisselamı bulur. Ne için geldi diye sorarsan;

- Seni götürmek için geldim. Der sana.

- Nereye götürecek?

- İnanmadığın aleme götüreceğim seni, çünkü dünyada yaşadın serap arkasına düştün, hakikati bıraktın şimdi vaktin doldu. Seni inanmadığın hakikat alemine götürüyorum.” Teslim ol der.

- “Olmam!” derse.

- Ellerine, ayaklarına zincir vurunuz!” Kudret zincirlerinle bağlarlar, kımıldayamaz hale gelir.

“Heeeh.. heeeh.. heeeh” Demeye başlar. İçeriye nefes alamıyor artık. Dışarıya geliyor. O bir gün insanların başına gelecek. Hayatın gayesini bilmeyen adam sonunda böyle perişan gider.


Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

13 Haziran 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 396 - ZİBİL OLDUK ZİBİL..!

          Büyüklerin ortadan kayıp olduğu zamandır şimdi. Eskiden alim ulemalar vardı. Yol gösteren insanlar vardı. Onları yetiştiren müheseler vardı. Şimdi hiç biri kalmadı. Hepsini kapattılar.

         Salahiyetsiz kimseler konuşuyorlar. Söyleyip duruyorlar. Lakin kendileri gidecekleri istikameti bilmez uydurmadan söyler. O şeytanda var onda boyla. Şimdi bir yenisi var orda. Neredir bilmem. Hiç bir şeyin içinde yok. Her şeyi bozmak için çıkmış o adam oraya. Millet o zaman bu okumuş adamdır, bu bilmem mektep bitirmiş adamdır, bu bilmem nerde okumuş gelmiş zannederler her şeyi biliyor, söylediğine uyalım. Hiç bir şeyin içinde yok. Nasıl bileceksin.

          Kendi huzurunu arasa hükümetler yasak diye çıkıyor. Kendi evlerinde huzur arayım derken karısı huzurunu bozuyor. Karısı huzur yapayım derken erkeğin huzurunu bozuyor. Ana baba huzur içersinde olalım derken çocukları huzurlarını bozuyor. Ve insanlar ne yapacaklarını şaşırmış halde sağa sola koşturuyor.

          Eh şimdi bu bizim yerimize de tabii yetişen Allah yolunu gösterecek insan yoktur. Öyle bir hale düşürüldük ki, kendi kitabımızı okumak yasak. Bütün dünyaya bütün insanlığa nur verecek, veren Allahın kitabını okumak yasak, okutmak yasak, öğretmek yasak. Eh nasıl olacak o vakit?  Zibil olduk zibil!! Zibil dediğimiz çöp. Süpürüp atacaklar şimdi.



          Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

10 Haziran 2011 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 395 - DELİLSİZ CENNETE GİRİLMEZ.

          Resulallah Efendimizin sözü mübarek kelamı.. “Din nasihatdır.” Dinin manası insanlara nasihat edip gidecekleri yolu göstertmek.

          Peygamberler niçin geldi? Yer yüzüne indirilmiş olan Adem oğulların nasıl yapacaklarını öğretmek için gönderildi Peygamberler?

          Din Peygamberlere insan oğlunun nasıl yaşayacağını ne yapacağını bildirmek için gönderildi. Onun için din nasihattir. Nasihatten insanlar ne yapacaklarını öğrenirler. Değilse ormanda dolaşan vahşi hayvanlar gibi dolaşırlar. Kendi kendine zarar verirler. Hayır etmezler.

          Şimdi bizim burada beş on kişi buraya toplanıyor. Uzaktan yakından gelen kimseler bir şey bilmek için bir şey öğrenmek için  geliyorlar.

          Bir çölün içersine düşen adam bir sahrada kalan adam ne tarafa gideceğini bilemez. Bir delil ister. Onun için büyükler öyle söylemiş. Delilsiz cennete girilmez! Delillen gireceksin! “Yok ben bilirim.” İyi git sen bil. Git! Öyle herkes bir şey bilecek olsaydı Peygamberler var olamazdı. Allah Celle Celaluhu Peygamberler gökyüzünün emrini burada yaşayan insanların nasıl yaşayacaklarını o gökyüzünün emri üzerine tebliğ eder bildirirler. tabii kararınca, kaderince.

          İnananların cuması mübarek ve feyz dolsun inşallah.



Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

8 Haziran 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 394 - LİDERLİK EMANETİ

Müsteşar: işten anlayan kimsedir. Bakan ilk geldiğinde oturur, kapıya pencereye bakar, çağırır;

- (...) Bey gel bakalım nedir bunlar?

- Sayın bakanım bu mesele budur.

- Nasıl hareket etmemiz lâzım?

O müsteşar onu doğrultur değilse bakan kendi başına işin içine eder, kendide batar, milleti de batırır. Ne kendinin ne başkasının huzuru kalır.

Büyük başın büyük derdi var derler. Ne kadar yüklenirsen o kadar telâşan ve yanılmandan dolayı çekeceğin azap ziyâde olur. Danışmadan iş yapan çok defâ yanlış yapar. Bu yolların tabelâsı var:

- Yanlış ettik, otobana girdik ne yapacağız?

- Yarım saat gideceğiz ki çıkış versin..

Dönülmez, en azından bir kaç saatını yer, seni huzursuz ve rahatsız eder. Bir kişinin hizmeti bir şeydir, lâkin bir milletin mesuliyeti boynundayken, yaptığın yanlış hareketten dolayı bir millet zarar çeker.

Büyük baş olmaya koşturma tâ ki millet seni itelesin, senden başka işin hakkından gelecek adam yoktur yüklen bakalım!  kaçma..

Hz. Ebûbekir ra., kendine kalsa, çıkıp ta ümmetin yükünün altına girmezdi lâkin sahabeler ittifak ettiler,

- Biz Resulallah s.a.v’ den sonra mihrabı size teslim edeceğiz, imâmiyet sizindir.. Dediler,

Sıddık baktı, geri çekilecek nokta yoktu,

- Sen geri çekilirsen nefsinden dolayı geri çekilirsin, evet bu büyük hizmet büyüklüğüne göre ağır hizmettir ve ümmetin bu ağır yükünü senden başka çekebileceği tanımıyoruz aramızda ittifakımız budur. Bu yükü çekmeye kadir sizsiniz size emânet ettik alacaksınız. Almazsanız Allah yanında sizden davacı oluruz, çünkü bunu biz taşıyamayız. Sizin taşıyabileceğinize kalbimizde kanaat getirdik. Ancak siz bu işin hakkından gelirsiniz. Siz varken biz Hz. Ali’ye, Hz. Ömer’e veremeyiz. Alırsanız Allah için bu vazîfeyi götüreceksiniz. Almazsanız bırakacağız, siz varken biz bunu taşıyamayız, ister alınız ister zay ediniz, Allah şahit, peygamber şahit” dediler,o da;

- Bunu ben münâsip gördüm,Cenâb-ı Hakk’a hamd ederim diye hutbesini verdi (Allah ondan râzı olsun). Ve peygamberin getirdiği meşâleyi söndürmenden tuttu.

Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 393 - İSTİHARE VE İSTİŞARE

           Amelleri teftiş eden murakade eder ve yanlış yapılacak bir amelden onu sakındırır.
 
          Cenâb-ı Hakk kendi hikmetiyle öyle yapmıştır ki, kul yapacağı iş hakkında düşünebilir. Düşündüğü vakitte hemen onu hatadan muhafaza etmeye kalbine ilham gelir veya bir başka kul gönderir.

          Cenâbı Allah onun sebebinden dolayı, o düşeceği yanlışlıktan kurtarıverir. Değilse bırakır gider. Onun için istihare ve istişare çok mühim esastır, en tabanda duranda en yukarda duran kimsede bu yanlışlıktan Allah’a sığınmalıdır.

          Cumhur reisinin yaptığı hatayla kapıcısının yaptığı hata bir değildir. Cumhur reisinin yaptığı hatası bütün millete zarar verir, telâfisi güç olan bir hal meydana getirir. Bütün milleti mahkûm eder zora düşürür.

          Kapıcının yanlışlığı kendi nefsinde kalır, onun için insanlar kendi seviyelerine göre hareket ederlerken şiddetle kendilerini murakabe etmeleri lâzım, yanlarında müsteşar bulundurmanın hikmeti odur.


Ş.N. Kıbrısi Sohbetlerinden

7 Haziran 2011 Salı

SOHBET DÜNYASI - 392 - KİLİT DUA.

Dua esnasında Cenâb-ı Hakk’tan onu istemek güzeldir. Yanlış niyetle hareket edip yanlış iş yaptıktan sonra, kötü bir işe düştüğümüz vakit ulaşacak olan hasret ateşi insanı helâk eder. Onun için mümin düşünür, amel eder. Mümin olmayan ise nasıl rast gelirse öyle amel eder. Evvel düşünüp iş gören insan, hareket
ettiğinde hataya düşmez.

Yanlışlıkla kendi arasına bir vasat koyar, işi selâmet olur. Düşüncesine müracaat eder, nasıl bu işi yaparsam? Der. Düşüncesi aklı ve fikri der ki, yaklaşma! yanlış iştir, yaklaşırsan yanarsın. O bir.

Kâfir, münâfık veyâ îmansız kimse (Allah bizi îmandan bırakmasın), aklına geldiği gibi veyâ kendi nefsinin hevasına uyarak bir iş yapar. O yaptığı işten dolayı bin defâ pişman olur ve kurtulsun diler. Geçmiştir, bütün dünyanın hazînelerini verse o adam mâmurlamaz.

 “Ey Rabbimiz, bizi unutup yaptığımız kötü işlerimizden dolayı cezalandırma, veyâ bizi unutarak yaptığımız kötü amellerden dolayı azarlama” (Bakara/286)

Bu güzel bir duadır, dua eden kimseyi Cenâb-ı hak hatalardan saklar.

İnsan hayatında çok mühim olan noktadır bu. Belki insan yüzlerce kitap okur, bu söylenen mesele bir hülâsadır ki o yüzlerce okuduğu kitabın vereceği huzuru ya sabit kılar veya kaybettirir. Kilit olan bir ilimdir bu.


Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

6 Haziran 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 391 - YANLIŞ ADIMLAR.

          Allah bizi yanlış işlerden ve yanlış adımlardan saklasın. Olabilir bir kimse yanlış bir adım atar helâk olur, bir yanlış adım belki onun ebedî hayatına mâl olur.

          Yanlışlık çok tehlikelidir. (Allah bizi yanlış anlayışlardan saklasın). Yanlış anlayış yanlış harekete sevk eder, sana yanlış iş yaptırır.Yanlış anlayış sana yanlış niyet telkin eder ve onun neticesinde sen niyetinle de yapacağın işi berbat edersin. Olabilir ki, dünyadan mâda âhiretini de telef edebilirsin.

          Yanlış hareket söz ve işten dolayı insan düşündükçe nârul hasret olur, ettiğine dâir pişmanlık gelir lâkin pişmanlık yanlışlığı düzeltmez. Ok yaydan çıktıktan sonra yapacağını yapmıştır ve dolayısıyla ah vah etmede bir fayda yok.

Yanlış iş, insanı tâmir edilmeyen veya tâmiri imkânsız olan bir cezâya düşürür. Ne mal ile ne can ile o zarar telâfi edilemez ve o ateş o kimseyi yakar, yakar, kül eder, tekrar yakar.

         Bunlar insan hayatının tadını kaçırtan, huzurunu ebedî bozan yanlış adımlardır. Onun için mümin düşünür, sonra amel eder. Mümin olmayan düşünmeden hareket eder. Bazen belki tevâfuk olur bazı kere düşünmeden yaptığı işten dolayı bir zarara düşer ki, onun azâbından dünya boyunca kurtulamaz.

          Allah bizi yanlış adımlardan saklasın ki, hayatımızda huzur bulalım, huzur içerisinde olalım.

Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

3 Haziran 2011 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 390 - KİLİT İLİM, SOHBET.

     Büyüklerin sözleri; sözlerin büyükleridir. Allah bizi kendi nefsimize bırakmasın, kendi nefsinde kalan insan tükenir, biter. Yanılması, düşmesi, ayağının ve dilinin sürçmesi çok olur.
 
          Kendi nefsinde olan insan ağır ağır tükenir, sıfırlanır biter lâkin melekut âlemine, semâlara, gökyüzüne dâir olan kimselere yetişirse, ölümsüzler iklimine, ölümsüzler diyârına yetişmiş olur. Kendi nefsinden geçen o makamı bulur, kendi nefsinden geçemeyen o makamı bulamaz.
 
          Bu bir sohbettir. Her sohbette bizim ruhâni gücümüz artar ziyâde olur. Öyle demiş büyükler. Bâyazid-î Bestâmi hz.’leri,;
 
          “Sohbet müminlerin cephanesidir”
 
           açıklaması,  Asker cephanesiz iş göremez, cephane bittiğinde olduğu yerde kalır. Cephane düşmanı tard etmek için zarûridir. Cephanesiz asker iş göremediği gibi sohbet meclisline hazır olmayan kimse cephanesiz asker gibidir. Düşman ona atar o düşmana bir şey atamaz. Ne kadar bulunursan o kadar ruhani kuvvet alırsın. Kalbimize ilham olan membâa.
 
Tüm inananların cuması mübarek olsun.
 
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 389 - DUA

          Ey kudret ve azâmetine nihayet olmayan Mevlâ, bizim amelimizi teraziye koysan ne çıkacak, senin ilâhi lûtfundan bize darılma, bizimle barış, bize küsme yâ Allah, rahmetini yağdır, ki; şeytan patlasın, habîbin sevinsin,
         Ortalık kupkuru oldu. Rahmetinden damla ki, bir o da ummandır, damladan bütün dünyayı suvarmaya, yeşertmeye, çölleri yemyeşil yapmaya kadir ihsanın var. Senin rahmetlerin ihsanın kadimîdir, karşılıksız verirsin. Hepimiz abdesthane memurları, ne Ümit edilir bizden,

          Rahmetini yağdır ya Rabbî, ey ganî pâdişah, ey pâdişah-ı zülcelâl, ey padişâh-ı lemyezel, velâyezâl ezelîsin, ebedîsin, habîbi ekremin hürmeti için gönder rahmetlerini. Habîbi ekremin hürmeti için çok büyük bir kasem, biz daha inip senin yanında makbul olan zayıf bir kulun hürmeti için, rahmet deryândan gönder yâ Rabbî, bizi doğrult, bizim eğrimizi sen doğrult, bizim akıl bağlarımızı çöz, îmanımızı gürleştir, senin kapında hizmete bizi tâyin et, dünyayla meşgalemizi kısalt, senin hizmetinle olan meşgalemizi artır.

          Yâ Rabbî. Rahmetlerin yağsın ganî ve istediğini yapan pâdişah olduğun bilinsin. Habîbi ekrem sevinsin şeytan patlasın. Rahmetlerini ümit ederiz.

Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

31 Mayıs 2011 Salı

SOHBET DÜNYASI - 388 - BU NE AZAMET!

        Hususiyetle bu asrın insanı; Köylüsü-şehirlisi, işçisi-ustası, devleti-hükümeti, beyi-paşası ...neyse, herkeste bir büyüklük. Hele elinde kuvvet olan kimselerin büyüklükleri hepsinden fazla. Onu bırak, cebinde onluk olmadan dolaşan kimseye bakarsan o da bir azâmetle dolaşıyor, sabahlara kadar uyumaz, bütün gece dolaşır orayı burayı pisletir ve azamet iddia eder.
          - Ne azâmetle dolaşıyorsun?

          - Biz uygarlık için çaba sarfedip dışlanan kimseleriz, biz bir maksada hizmet ediyoruz ve bir ideolojiye bağlıyız, biz fedâileriz, istersek ormanı da yakarız, boruları patlatırız, gene kahramanız. İstediğini yapabilen hükümete karşı koyan insanlarız, orman kanunuyla hareket ederiz, bize yan bakan varsa meydana çıksın!

          Cebinde para yok, zararı yok kibrin var ya boş lakırdı çok. Gece vakti yaz duvara: buraya eden eşektir!

          Milleti şeytan berbat etmiş, kibir en kötü, insanlara en zarar
verendir ki, bu günkü dünya krizlerinin kökünde bu vardır.


          Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

30 Mayıs 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 387 - MAHVEDEN KİBİR

İnsanları mahfeden kibir tavırlarıdır. Kibir:

* İnsanlığı insanlıktan atar,

* İnsanı şeytan yapar,

* İnsanı da şeytanın maskarası yapar.

Şeytan melâikelerin hocası olan hürmetli, ikramlı, saygılı, rütbe sahibi ve hatta Cenâb-ı Hakk’ın hitabını alan kimse olduğu halde, kibrinden dolayı şeytan oldu. İnsanlardan her kim onun buyruğuna tâbi olursa o da şeytan olur.

İnsan için, şeytana âlet olmaktan aşağılık bir hal yoktur. Şeytana uyan insanlar en aşağıdır tâ ki tövbe yapıp dönene kadar. Şeytan insanları kibirle avlıyor. Kibir, pisliğinin içinde yüzüyor. Kibir bir lağımdır pis kokulu, pis renkli bir ummandır.
Her kim onun içerisine düşerse pis olur. Sureti ve şekli değişir.

Şeytan onları yürütür yürütür sonra o pis denize düşürür. Onlar onun içerisinde hem içerler hem suretleri, kendi sıfatları değişir. O pisliğin içerisinde pis olur giderler. Kibir tavrı insanları insanlıktan uzaklaştıran nefsin tabiatıdır ve her nefiste bu vardır.


Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

26 Mayıs 2011 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 386 - MAHVEDEN KİBİR

          İnsanları mahfeden kibir tavırlarıdır. Kibir:
        * İnsanlığı insanlıktan atar,

       * İnsanı şeytan yapar,

       * İnsanı da şeytanın maskarası yapar.

        Şeytan melâikelerin hocası olan hürmetli, ikramlı, saygılı, rütbe sahibi ve hatta Cenâb-ı Hakk’ın hitabını alan kimse olduğu halde, kibrinden dolayı şeytan oldu. İnsanlardan her kim onun buyruğuna tâbi olursa o da şeytan olur.

        İnsan için, şeytana âlet olmaktan aşağılık bir hal yoktur. Şeytana uyan insanlar en aşağıdır tâ ki tövbe yapıp dönene kadar. Şeytan insanları kibirle avlıyor. Kibir, pisliğinin içinde yüzüyor. Kibir bir lağımdır pis kokulu, pis renkli bir ummandır. Her kim onun içerisine düşerse pis olur. Sureti ve şekli değişir.

        Şeytan onları yürütür yürütür sonra o pis denize düşürür. Onlar onun içerisinde hem içerler hem suretleri, kendi sıfatları değişir. O pisliğin içerisinde pis olur giderler. Kibir tavrı insanları insanlıktan uzaklaştıran nefsin tabiatıdır ve her nefiste bu vardır.


        Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

25 Mayıs 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 385 - TENEŞİRDE FARK EDİLMEZ.

    Çul çaputlukla büyüklük iddia eden adamdan akılsız kimse yoktur. Giydiğin ister ipekli olsun, altın sırmalı olsun hiç bir değeri yok. Üstünden çıkardıkları vakitte kuru odun gibi yatarsın. Teneşir tahtasında yatan kralın vücuduyla; çöpçünün, kuyucunun, lâğımcının, madencinin, çiftçinin, amelenin vücudu farklı değildir. Belki kralı hiç görmeyen adama hangisinin kral olduğunu sorsan;
         - Bunlardan biri çöpçü biri kraldır ayırt et bakalım hangisi krala benzer?

          - Bunlar odun gibi yatan iki tane heriftir, krala benzeyen tarafı kaldı mı..

          Krala benzeyen taraf; çul çaputu giydin mi kral olursun, paşa, kadı, müftü, vali, cumhur reisi, başbakan, ne olursan olursun. Bu söz mühim bir meseledir.

          O adamın ölüsünü kral mı, imparator mu, sultan mı, cumhur reisimi diye ayırt edemezsin. Bu suretle bize söyletiyorlar ki, elinin altına ne kadar mülk verilirse, giydiğin çul çaput seni 2 karıştan 3 karış yapamaz. Mülkü büyüdü de, boy büyümüyor. Boyun büyüse belki kuvvetin artacaktı. Yâni Allah c.c., ibret için çok mülk verdiğinin boyunu büyütmedi.


         Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

24 Mayıs 2011 Salı

SOHBET SÜNYASI - 384 - NEMRUT NİÇİN HAKKA KAFA TUTTU?

   Nemrut hakkında Cenâb-ı Hakk buyurur ki;
          “Kendisine hükümdarlık verdiğimiz için bize kafa tutan nemrut, Biz kendine mülkü verdik, biz onu pâdişah yaptık, koca memleketleri emrine verdik, bu kadar ülke benimdir diye gururlandı

          Nemrut, elindeki mülk büyüdüğü zaman kendi de büyüdü zannetti. Sen zaten iki karışsın lâkin kendine bu kadar ülkeler verildi, bu kadar insanları kendine boyun eğdirince o zannetti ki iki karış boyu iki milyon karış oldu.

          Bugün, bu efendinin 10 dönüm bahçesi var, efendi zannediyor ki, 10 dönüm olmakla boyu on karış oldu. Bizim 40 dönüm bahçemiz varken bir şey demiyoruz, bunun 10 dönüm bahçesi var diye kendini 10 karış hesap ediyor, beni unutuyor. Büyüklük davasıysa onunki batıl, benim sağlamdır! Diyor, bu 40 hektar için. Ama 40 km yeri olanda var, hatta 100 km yeri olanda var. Onlarda diyorlar ki,

          - Bizde artıyoruz be! 40 bin dönüm üzerinde hükmüm var, adım yazılı veya 40 devletin arazisi ve mülkü benimdir!

         - Niçin Nemrut İbrahim peygambere kafa tuttu?

          Mülk saltanat verildiği için kafa tuttu. Krallık için bu kadar binlerle şehirler, köyler, kasabalarda milyonlarla insanlar emrinde benimdir demeye başladı zannetti ki, büyüdü.

          - Sen kimsin?

         - Gök tanrısının elçisiyim!
          Nemrut, büyüdüm zannetti.;

          - Ben yer tanrısıyım, senin tanrın gök tanrısıdır, gökte kalsın! dedi,

          Göğe hükmeden yere hükmeder, ama yere hükmeden hiçbir zaman göğe hükmedemez. Bu hikmeti kefere bildiğinden gökyüzüne hükmedelim, yeryüzünü süpürürüz diyorlar.



Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

23 Mayıs 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 383 - İNSAN ÖMRÜ

         İnsan yaşlandığında vücut küçülmeye başlar, çünkü insan vücudu, muvakkat bir hayat içindir. Bu vücudumuz ebedî olan bir hayata uygun değildir. İnsan ana karnında nutfeden Allah’ın kudretiyle meydana gelir ve günden güne büyür. Ana karnı onu taşıyamadığında çıkmasına izin olur ve tam teşekküllü olarak dünyaya gelir. Hayatında kendisine tâyin olunan yolda yürür. Dünyada yürüyeceği yol kısa olur ve o yolu tamamladığı anda dünyadan çıkması gerekir.

Küçükken büyür, büyür, büyür, bir noktaya kadar büyür orada durur. Oradan gerilemeye başlar; tabî yokuş kolay değildir. İnsan ömrünün ilk günleri orta yaşına kadar biraz müşkülâtlı geçer, zorlanır ama bir noktadan sonra geri dönüşü süratlenir, dönüş dâima süratlidir.

Dünyada kendisine tâyin olunan bir ömre sahiptir. İnsanoğlu nasıl ki dönüşe geçtiğinde her azâsı zayıflamaya gerilemeye başlar, dökülürse, dünyadaki günleri azalırken o da dökülmeye başlar. Şimdi her tarafta döküntü var, döküntü ve çöküntü olmayan hiçbir yer yok.

Aklı olan adam anlar ki; demek ki bu Dünyanın da sonu yaklaşmakta. Bu sıkıntılar dünya nîzamının bozulduğuna işarettir. Hakikatten dün bugünden daha iyiydi, nitekim de bugün yarından daha iyidir, yâni bundan sonra dönüşe geçen bir şey geri dönemez bugünün işi dünkünden daha kötü yönde olur, yarın bu güne nispetle daha zorludur. Çünkü dünyanın da ömrü tamam olmak üzeredir dökülecektir.


Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

20 Mayıs 2011 Cuma

SOHBET SÜNYASI - 382 - RÖPORTAJ (Kıbrısi Hz.- G. Osmancık - 5 -)

         İslam, insanları yükseltmek içindir. İslam insanları hayvan sıfatlarından temiz yapıp meleklerin sıfatını giydirmek içindir gelmiştir. Bunu yapamadıktan sonra, dolaplar dolası elbiseler sana güzellik veremez, seni temiz yapamaz, senin kabrini temiz kokutamaz. İslam`a sahip çıkalım. İslam`a sahip çıktıktan sonra onu koruyalım.
          Bu kızımız İslam`da sordu bize. Müslüman`ın nuru vardır. Yüzüne baktıkça ferah edersin. Diğerlerinin yüzünde zulmet vardır, vahşet vardır. Yanında durmak istemezsiniz.

          Bu bizim bir sohbetimizdir. Ve sohbetten asıl maksat nasihattir. Kendime nasihat ediyorum. Beğenen alsın, beğenmeyen almasın. Zorla çarşıda kimse bir şey satmaz lakin bizim pazarımız sebze pazarı değil, bakkal dükkânı da değiliz biz. Bizim dükkânımız kıymeti düşmeyen durdukça kıymeti artan, üzerine takanlara daha da kıymet veren cevahirci dükkânına benzer. Beğenmeyen kendisi bilir, burada bir zorlama yok. Beğenmeyen keyfine baksın.

          Herkese Hayırlı cumalar.

Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Osmancık röportaj

19 Mayıs 2011 Perşembe

SOHBET SÜNYASI - 381 - RÖPORTAJ (Kıbrısi Hz.- G. Osmancık - 4 -)



Osmancık: Başörtüsü için neler söyleyeceksiniz?

Ş.N. Kıbrısi: Ben görüyorum o genç kızları Üniversiteye  giderken başlarını bağlıyorlar, kapıya geldiklerinde zaptiyeler karşılarına çıkıyor. Ne münasebeti var. Ben burada askerlik yapacak değilim, askerde değilim. Ben buraya okumaya geldim, ne alakası var.

        Askerlik yapacaksak askeri elbiselerde giyelim. Herkes de selam versin bize. Bir çeşit kıyafet giyelim, hamal kıyafeti, sokağı temizleyen kadın kıyafeti, tiyatro oynayan kızlar kıyafeti gibi.

        Hayır, başınıza giydiğinize karışacağız, paçanıza giydiğinize karışacağız. Her şeyinize karışacağız biz. İsterseniz okuyun istemezseniz okumayın.

        Süphanallahü Alliyul Azim, o kızlar kapıya gelip de başını açtığı zaman o kızların başından bir nur çıkıyor ki, ben  şaşırıyorum. Haberlerde bazen izliyorum. Böyle mecburen açıyorlar ya, sanki başlarında güneş var onların. Yarabbi sen bilirisin yarabbi sen bilirsin akıl ver bizlere.

Ş.Nazım Kıbrısi-G.Osmancık röportaj 20.02.2009

18 Mayıs 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 381 - RÖPORTAJ (Kıbrısi Hz.- G. Osmancık - 3 -)


Artık yeni nesiller yeni yeni uyanmaya başladılar.

Cenab-ı Hak “Benim emrimi tutmayanları ben cezasız bırakacak değilim” diyor. “İstersem her şeye Kadirim, kudretim her şeye yetişir, gökten eskisi kavimlere yaptığım gibi taş yağdırırım diyor, ateş yağdırdım” Diyor.

“Bundan önceki kavimlere tufan ettim, helak ettim.” diyor, Kudretim her şeye yeter diyor.

Bunu üzerine Peygamber efendimiz “Aman Yarabbi, sen bizi gökyüzünden göndereceğin bir azap ile azap etme” Diyor.
“Etmem Habibim, lakin onlar emre uymamağa ısrar ederlerse, o zaman onların ayaklarının altından bela getiririm, ayaklar altında sallarım” Diyor.

Efendimiz ondanda razı olmuyor “Ya rabbim hafiflet”. Diyor.

O zaman onları birbirlerine terbiye ettireceğim, fırkalara, partilere, guruplara, birbirlerine karşı zıt guruplar olacaklar ki birbirlerini yesinler. Onları birbirlerine kırdıracağım diyor. Kendi cezalarını kendi elleri ile versinler.

Şimdi işte Türkiye kolay mı, Lübnan kolay mı, Irak kolay mı? Hindistan, Pakistan, Afganistan İran, Afrika hepsinde fitne var mı var. Ne için savaşıyorlar? Demokrasi için. Al işte sana demokrasi, yiyin birbirinizi.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden 20.02.2009

17 Mayıs 2011 Salı

SOHBET DÜNYASI - 380 - RÖPORTAJ (Kıbrısi Hz.- G. Osmancık - 2 -

Osmancık;Bu günkü hutbenizde Mehdi A.s ile ilgili pek çok şey vardı. Yerden bir musibetin geleceğini anlattınız. Bunu bize biraz açıklar mısınız?

Ş.N. Kıbrısi:

Mehdi( a.s ) gelmezden evvel Arap Kabileleri birbirine girecektir. Suriye Lübnan`ı istemez. Lübnan İran`ı istemez. Hicaz hiç birini istemez. Hepsi zıtlaşmış. Mısır derseniz aynı, Ürdün Irak`ı istemez. Sudan Sudan`la kavga eder. Libya kendinle kavga eder. Tunus yenilik zırvasının arkasında milleti toplamak ister, milletin canına okur.

İslam yeniden inşa etmek adına İslam`a ait ne varsa yok etmişler. İşte böyle zıt fikirler meydana gelmiş. İslam binasını kökünden yıkmışlar, üzerine şantiye binası baraka koymuşlar tenekeden. Demişler ki `Biz sizin saraylarınızı yıkacağız, üzerine daha güzel yeni binalar kuracağız`

Ne kurmuşlar, tenekeden barakalar kurup hadi buyurun diyorlar. Bumuydu bize kuracağınız binalar? Bumu deme, şunu deme, onlar eskiydi biz yenisini getirdik. Onlar zaten eskiydi işe yaramazdı.

Bir deprem olsa hepsi yıkılır ama şantiye binaları, barakalar yıkılmaz. Ne hoş, ne hoş ne hoş akılları var. Allah akıl deryasından şaşırtmasın insanları.


Röportaj tarihi 20.02.2009

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. röportaj

16 Mayıs 2011 Pazartesi

SOHBET SÜNYASI - 379 - RÖPORTAJ (Kıbrısi Hz.- G. Osmancık - 1 -)

          Osmancık: Mürşitlerin müritleri üzerindeki tasarrufu, nazarı nasıldır. Biraz bu konuyu açıklar mısınız?
 
        Ş.N. Kıbrısi: 

        Bunu bilmek için mürşit olmak lazım, size ne lazım? Mürşit isterse mağripten, isterse maşrıktan getirir müridini. Onların cezbe kuvvetleri vardır. Kendisine ait olanları aydan da, yıldızlardan da olsa çeker getiriler. Onlardaki manevi güç tabiri caiz değil.

        Siz İstanbul'dan geldiniz değil mi? Kendi keyfinizle mi geldiniz buraya. Lüzum vaki olduğunda sizi buraya çekti. Çünkü söylenecek söz vardı bunu söyledik. Bir faydası olur inşallah. Talip oldun mu talebine göre seni hemen çağırır. Kalbinize verir getirir. Manevi yapımız farklıdır, cismani yapımız farklıdır.

        Maneviyatın kuvveti melekûta aittir. Cismani yetimizin kuvveti ise yeryüzünde, hayvanların dolaştığı yerlerde bizlerde dolaşırız. Onlarda cezbe yok. Midemizde cezbe var.

        Söylediğimiz sözler sizin anlayabileceğiniz noktadır. Bundan daha basitini söyleyen olur lakin bize verilen bu mertebededir. Biz bunu söyleyeceğiz.

        Eskiden Dar-ul Finun da okuyan talebeyi biz alıp ta idadiye çekemeyiz. İdadi mektepteki talebeyi de Üniversiteye götüremeyiz.

        Allah sizden razı olsun ki (bu iyiye alamettir) gençliğin uyanacağı zaman gelmiştir. Gençler şimdi istemiyor eskilerin sözlerini ve dediklerini. Önlerine bir yemek koydular istemiyorlar. Bu 80 senelik bir yemek. O kazandan çıkarıyorlar önlerine koyuyorlar. E ne yapalım 80 sene başka bir şey pişiren olmazsa bunu yiyeceksiniz.


        Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 378 - BUNALIM (3)

          Bu zamandaki insanların çoğu ciddi mevzuların arkasında değildir. Talebe okur okur bir şey anlamaz, imtihana girer bakar ki aklında bir şey yok, neyin imtihanını verecek ki. Hiçbir şey aklında kalmamış.
         Bu zamanda da herkes bunalımdadır. Çarşıda birini görürsün sorarsın;

        - Ne yapıyorsun yahu buralarda.

        - Eh evde canım sıkıldı biraz da dolaşıp sıkıntımı atayım.
        - Ya sen Müslüman değil misin? Senin okuyacak Kuranı Kerimin yok mu, Namazın, Zikrin, Tespihin, ibadetin yok mu?

        Bunlar yoksa eğer sen bitmişsin. Manevi yolu sen tıkadığın zaman senin işin bitmiştir. Maalesef dünyayı şeytanlar öyle bir hale getirdiler ki, herkes bunalıyor.

         Kitaplar var, onlarla aklını meşgul et. Şimdi şeytan kafesi gibi bir alet vardır o aletten dünyadaki insanların her şeyini gösterirler. O içinde bulunduğun halden seni çıkaracaktır. Zikirle meşgul ol, Allah de.

        Sen aydan gelsen de kar etmez yıldızdan gelsen de. İnsanlar bu ilahi sözlere kulak tıkamıştır duymaması için. Sen kulaklarını tıkamakla kurtulamazsın.

        Allah hepimizin cumasını mübarek kılsın inşallah.


Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 377 - BUNALIM ( 2 )

           İnsanlık zor şartlar altına girmiştir. 21 yy insanı geçmiş asırlardaki insanların tatmadıkları yoldan gelmek için uğraşıyorlar. İleriye doğru gittikçe cismaniyetini de yontuyor. Gücünü sıfıra indiriyor. Bir kararda tutamıyor. Sıfıra gitmemek için çabalıyor. Çünkü orası ölüm noktasıdır. Lokman gelse çaresi yok.  

          Bugün ki çocuklar içinden çıkamadıkları bir perişanlık devresini de aşmışlar. Herkes bunalıyor. Neden bunalıyorsun? Diye soruyorsun;

          - Bilmiyorum.

          - Kitap okuyor musun?

          - Bilmiyorum sevmiyorum.

          - İmanın nasıl?

          - Duyduğumuz bir şey ama tatbik edemiyoruz. Yapamıyoruz.

          - O zaman yapamıyorsan al bu hapı oyalan.

         Bizim sana verebileceğimiz hiçbir ilaç yoktur. İnsanı bunalımdan ve perişan olmaktan kurtaracak ancak kendi iradesine hükmedebilmektir. İradesi kalmayan insanın kurtulabilmesi imkânsızdır. İradesine hükmedebilmek içinde hususi talimatları vardır ilahi vahyin insanlara.

          Vahiy insana talimatta bulunup diyor ki; Oruç tut, perhiz yap. Bu insanlar ise diyor ki; Biz oruç tutup, perhiz yapamayız…!

          Hasta; "Perhiz yapamayız." Dediği noktaya geldiğinde bitmiştir. Yapmalısın ki iradene sahipsin ki o zaman seni kurtarmaya imkân vardır.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

11 Mayıs 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 376 - BUNALIM



        Cismani yetimizin istediği şeyler vardır. Yemek, içmek, bu bir ihtiyaçtır. İnsanların bütün hırsları, çalıştıkları, uğraştıkları, tükettikleri ve tükendikleri bu madde alemine aittir.

          Ruhaniyetleri bakımından bu 21 asrın insanları ruhaniyetlerini tatmin etmek, ruhani zevklere ulaşmak için hiç gayret sarf etmiyorlar. Belki bütün gayretleri ve arzuları cismani hayatların tatmini, yani ne kadar cismani lezzet varsa yeme, içme, evlenme gibi onları tatmin etmek için uğraşıyorlar.

          Esas olan ve hiçbir zaman insanların müstağni olamayacakları vazgeçilemez lezzetlerden kendilerini mahrum ediyorlar. İşte bu miladi asırda insanların bütün gaye ve hedefleri bu dünyadan ne kadar lezzet alabilirsek kendimizi tatmin edelim, ne imkân bulursak bu imkânı kendi fiziki bünyemizin tatmini için sarf edelim, ondan ötesini boş verelim diyorlar.

          Büsbütün boş olmuştur dünya. Tek tük bulunur belki, lakin hükmü yoktur. Böyle oldukları için başlarına gelmedik hal kalmadı. Bütün haller başlarına bundan geliyor. Çünkü bir gaye ve hedefleri yoktur. Gaye ve hedefleri dünyanın zevki ve sefasıdır.

          Şimdi insan geçliğindeki arzu, heves ve yaşamış olduğu zevklerini o günlerde, aylarda, senelerde hapsedip gelmiştir. Hapistedir artık onlar. Bir kere onların bize geri dönmesine imkân yoktur. Vücudun bir potansiyeli, bir noktaya kadar bir gücü vardır. Bunu taşıyamaz, bunu çekemez. Bütün zevki sefayı devam ettirmek sevdasındayız ama yapamıyoruz.

          O zamanda falanca kişi bunalıma girmiş. Yani liste başına girdi bu da artık demektir. Lezzet alamadığı takdirde bunalım hali geliyor. Bunu hekimler analiz yapamıyorlar. Bunu zahirde göremiyorlar. Ne yapıyorlar? Bu kimseyi elimizdeki uyuşturucularla biraz teskin edelim. Bir hap yut, yok bir hap beni tutmadı o zaman 3 hap al. Bir müddet sonra hekime gider, ben bu 3 hapı alıyorum lakin eskisinden farklı bir halim yoktur.

           Belki eskisinden daha bunalımın zirvelerine tırmanıyor. Dozaj arttıkça insan tepeye doğru çıkıyor, geriye döneyim derse yolu bulamaz hale geliyor..


          Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

10 Mayıs 2011 Salı

SOHBET DÜNYASI - 375 - EN TEMİZ ve EN PİS

Lokman hekim yardımcısı ile avdan dönerken bir kabile reisi, bir gece misafir kalması için ısrar etti. Eve geldiklerinde kabile reisi bir koyun kestirdi, lokman hekim çömezine;
 
- Kesilen hayvanın en temiz iki azâsını kes bana getir. Dedi. Çömezi gidip koyunun kalbini ve dilini kesip getirdi. Lokman aferin bildin dedi.
 
İkinci gün gene başka bir kabile reisi kendisinde misafir kalıp şereflendirmesini isteyince onu da kırmayıp bir gecede onun evinde kaldı. Orada da ziyafet olarak bir koyun kestiler. Hz.  Lokman yine çömezine;
 
- Bana hayvanın en pis yerinden ikisini kes getir. Dedi,
Yardımcısı yine hayvanın dilini ve kalbini getirdi,
 
- Aferin bunu da bildin, hakîkaten insanın ve hayvanın en pis ve en temiz yeri: kalbi ve dilidir. Buyurdu.
 
 
Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

9 Mayıs 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 374 - YANINDA NE VAR?


Kıyâmet gününde yüce Allah,

- Bu dünyada en çok zahmet çeken kulumla en çok zevk-i sefâ eden kulumu getirin..!

Dediğinde, dünyada en çok eziyet edilen, belki azâları parça parça edilmiş, şişlere takılmış, silindirden geçilirmiş, ateş üzerinde döndürülmüş insan (Allahu mağfinâ) değirmene atılıp un edilmiş, îmanından dolayı zahmet ve azap çekmiş, dünyada kâfirlerden eziyet çekmiş kul getirilir. Mahşer gününe geldiğinde Allah c.c., melâike-i kirâma emreder;

- Bu kulumu cennete yaklaştır, cennetin kokusunu koklat, sonra buraya döndür.

Melâike-i kirâm hemen cennetin kapısına yaklaştırır, tekrar ilâhi dîvana getirir. Allah c.c. yine sual eder;

- Ey kulum bu dünyada ne kadar zahmet çektin, ne eziyet gördün, ne azap çektirdiler sana?

- Yâ Rabbî ben bir şey hatırlamıyorum, bencileyin kulun hiç tezekkül ve tahattur edemiyorum, yâ Rabbî sen söylemesen kabul edecek değilim, aklımda yâdımda böyle bir şey yok.

Sanki dünya azabından hiçbir şey görmemiş.

- Şimdi dünyada en çok zevk-i sefâ süren şiddetli bir kâfiri, dünyada en ziyade keyif çattım ve tadını çıkardım diyen kulumu getirin buraya..!

Dediğinde melâikeler getirir.

- Cehennem tarafına götür ve getir.Der.

Melâike-i kirâm götürüp getirdiği anda sorar,

- Ey kul, sen dünyada tamamen zevk-i sefâdaydın, nasıl keyif sürdün, her imkân elindeyken neler yaptın? Şimdi yâdında ne var?

Yanmamış marsık kömürü gibi gelir,

- Yâdımda bir şey kalmadı, dünya saltanatından ve zevk-i sefâsından ki, ey Rabbim sen söylemesen bu mesele hakkında benim yâdımda hiçbir şey yok!

Demek ki; Cenâb-ı Allah ânında kaybettirir, ânında verir. Rahmet kesildiği anda insanın üzerine azap iner. Azap, insana her şeyi unutturur. Dünya hayatının hiç tat ve lezzetini alamadım diyen çok hastalar vardır. (Allah korusun).

Sendeki nîmetin ferahı ve lezzeti şükürle devam eder, kesilmez. Şükretmediğinde alınır, yâdında bir şey kalmaz.

Dünya hayatı sizi mağrur etmesin, bir dokunur ne aşağısı işe yarar ne yukarısı. yüzleri tertemiz, gencecik insanlar gördüm bir
kaza yapar beline dokunur ne yukarı, ne aşağısı işler.

Ter-ü tâze genç insanlar,

* kimileri yataklarda dâim oturur yatamaz,

* Kimileri dâim yatar oturamaz,

* Kimileri arabanın üstünde,

Bitti, bunlar hayatları boyunca böyledir, kurtuluş yok. Allah’tan korkmak lâzım. Kul zayıftır,

Allah’a kaç ki Allah seni gözetsin.
Şükret ki verdiği nimet devam etsin.

Elhamdülillah elimiz ayağımız yerinde yürüyoruz. Bir kaç sene evvel Londra’da bir reklam vardı; 5 yaşlarında doğuştan sakat bir çocuk, incecik ayaklarına takma bacak bağlıyor ve kendi lîsanından; çok mesudum, bugün 4 adım attım diyordu. O çocuğun şükrünü görünce, Hakk’a karşı utandım. Bu kullar
utanmıyor. Hayâ yok, arlanma yok, şikâyet hususu hesaba gelmez...


Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

6 Mayıs 2011 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 373 - NİMET VE ŞÜKÜR.




        Allah’a şükür, Mevlâ’ya şükür. Nîmetler bize vermiş. Şükür yapalım, şükretmekten daha iyi bir şey, insana ferahlık verecek bir şey yok. Cenâb-ı Allah’a şükürler olsun.

        Şükür: Cenâb-ı Hakk’tan hoşnut olduğumuza delâlettir. Şükür yâ Rabbî demek bize büyük iftihardır. Cenâb-ı Hakk’ıda ziyadesiyle hoşnut eden mübarek sözdür. Şükür yâ Rabbî Elhamdülillah!

        - Sonra?

        Tövbe Estağfirullah. İnsan bir nîmeti kaybettiği zaman bilir. Yemek kaybolursa nîmet olduğunu o zaman bilir. Temsil; gözü görürken gözünün ne kadar büyük bir nîmet olduğunu fark etmez gözü gerilemeye başladı mı..

        - Aman gözüm görmüyor..!

        - Sen görürken aklına getirip şükrettin mi?

        Eli olan adam elinin kıymetini bilmez; eli kopsa veya kırılsa (Allahu mağfinâ), kullanamadığında veya büsbütün kaybettiğinde o zaman,

        - Aman el ne büyük bir nîmetmiş, der

        Yokluğunda aklına getirir varlığında aklına getirip şükür olsun demez.

        Nîmetin devamını istersen şükür yap, şükrünü yapmadığın o nîmet kaçar gider. O nîmeti ne parayla alabilirsin, ne rütbeyle, hiç bir maddî karşılık ödeyip o kaybettiğin nîmeti elde edemezsin.

        Şükür nîmeti tutar onun için şükürde dâim ol, şâkirlerden ol, gözünü açar açmaz, çok şükür yâ Rabbî gözümü açtım, yatakta doğrulabildiğin için Elhamdülillah dedim, çünkü yatıp ta külçe gibi kalan var. Bismillah deyip ayağa kalktığımda ayaklarım beni taşıyor.

        Şükür nîmeti sende tesbit eder, şükür edersen nîmet sende sabit kalır. Şükrü unuttun mu zay olur, geri dönmesi çok zor olur.

        - Hangi nîmete şükür edelim?

        İnsan doğduğu andan dünyadan gidinceye kadar şükür yâ Rabbî diye ömrü geçse, başka bir şey yapmasa Cenâb-ı Hakk yanında o kula başka bir şey sorulmaz.

        İnsan bir kimseden bir şey gördüğünde on defâ teşekkür eder. Ufak bir menfaat için on kere tabaskus eder şükür çeker. Vücuduna çıldırtacak sızı giren bir kimse diler ki bir an olsun bu ıstırabım dursun, bir ev dolusu altın vermeye râzıyım. Sızı derecesine göredir. Onun için nîmet şükürle bağlanır ve devam eder. Şükrü unutursan nîmet elinden gider. Devlet bir nîmettir. Devletliler şükrederse o nîmet devam eder. Cenâb-ı peygamberin bir duası var;

        “Bu nîmeti âhiret nîmetlerine ulaştır yâ Rabbî”;
       
        Yâni: dünyadaki nîmetlerim benden kesilmesin tâ ki âhiretin nîmetlerine kavuşayım. Dünyanın nîmetleri ki bana sen sundun ve ikram eyledin. Bu nîmetleri âhiret gününe kadar ulaştır ki, arası
kesilmesin. Çünkü nîmetin durduğu yerde azap iner. Azap indiğinde sen ne kadar nîmet tatmışsan o lezzet ağzından ve bedeninden alınır sanki. Dersin ki;

        • Hiç nîmet tatmadım hiçbir kuvvete de mâlik olmadım!

        • Bu ana kadar zayıf oldum, kuvvetli oluşumu hatırlamıyorum!

        • Bu ana kadar hayatım tatsız oldu, tatlı günümü  hatırlamıyorum!

        Şükür durduğu yerde de azap iner, azap indimi darmadağın olur. Ne karnında, ne aklında, fikrinde şükür edecek nîmet kalmaz. Ona azap inince ateş gibi yakar.

Herkesi cumaları hayırlı ve feyz dolu olur inşallah.



Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden