30 Temmuz 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 227 - ŞEYTANIN DÜNYASI (2)

İnsanların ıstırabı sonsuzdur çileleri ağırdır, çektikleri yük çok ağırdır, huzurları yoktur rahatları yok, zehirli hava teneffüs ederler, zehirli sular içerler, zehirli yemler yerler. Hepimiz şükür yapalım, zîra şeytanın dünyasına girmeye hedef çoktur. Allah bizi gözetiyor. Yat kalk şükür yap ve Cenâb-ı Allah’a iltica et ki;

- Aman Yâ Rabbi bizi şeytanın karanlık dünyasına düşürtme..!

Hâlbuki alçak, zâlim, kötü,hâin nefsimiz hep şeytanın tarafına çekiyor. Nefsimiz bizi yenmesin, bizi yenerse doğrudan şeytanın karanlık dünyasına düşeriz.

- Onlar gidiyor biz niye gitmeyelim? âlem gidiyor moda oldu..!

Sosyetenin insanları dendiğinde bileceksin ki, şeytanın dünyasında yaşayanlardır. Şeytanın dünyasında her kim yaşarsa İslâm’ı reddedenlerdir. İslâm’ı külliyen reddetmeyen şeytanın dünyasına girmez. Kapıda sana söylettirir (Allah muhafaza) ben İslâm’ı külliyen reddettim dedirttirir, gir içeri bizdensin diye imza alır, alnına mühür basar.

Allah’a sığınırız. Yâ Rabbi senin peygamberine verdiğin nur dünyalarına bizi girdir, şeytanın pis dünyalarına bizi bırakma.

Cumanız mübarek olsun.



Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

29 Temmuz 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 226 - ŞEYTANIN DÜNYASI (1)

Seni İslâm’dan çıkarıp kâfir yapmak için bütün dünya seferberdir. Bütün dünya ister ki; İslâm sönsün, İslâmiyet güneşi batsın, kararsın, ortalık karanlığa bürünsün. Sâir mahlûkat, güneş batmasın günümüz gündüzümüz güneşle nurlansın ister ancak baykuşlar der ki;

- Gece olsa güneş batsa da, bu güneşin nuru gitse, her taraf karanlığa bürünüp simsiyah olsa da, uçup zevk edelim gezelim.

İnsanların içinde de bir nevî baykuş cinsi kimseler vardır. Gece kuşu nurdan hoşlanmaz, gündüzü sevmez, ışık istemez, karanlığı sever. Bir kısmı da gündüze, nûra aşıktır. Nursuz yaşayamaz, o da nur kesilmesin ister. Onun için İslâm geldi. Geldiği andan îtibaren bütün baykuşlar, karanlıktan hoşlananlar, dünyamızı karartmak isteyenler veya dünyayı karartanlar, İslâm’ın nurunu gördüler, delirdiler ve mêcnun oldular. Hâlâ devam ediyor, iki sınıf dedik ya:

* Biri nuru sever, nurları arar,

* Biri nurdan kaçar, karanlığı arar.


Millet şeytanın zifiri karanlık dünyasına koşuyor.

Peygamberler dünyası apaydınlık parıl parıl dünyadır. Yirminci asrın insanı bütün varlığını şeytanın karanlık dünyasına veriyor. Aydınlık dünyaya hiçbir şey vermiyor. Arkasında koştuğun dünya aydınlık dünya mı, yoksa şeytanın dünyası mı sana onu sohbet bildirir. İşte insanların sonsuz ıstırapları, sonsuz sıkıntıları, sonsuz problemleri şeytanın dünyasına girdikleri içindir.

Şeytanın dünyası her türlü sıkıntı ile her türlü belâ ile her türlü sefâlet, perîşanlık, azap ile dolu ve yüklüdür. İçeri giren boğulur, tıpkı denize giren acemî adamı ağır ağır içeri çekip boğduğu gibi. Şeytanın dünyası da kapıdan bakalım ne var dediğin anda kancayı atarlar. Onun için o şeytan dolapları, (televizyon) şeytan sandıkları, şeytan kutularına bir parça bakayım dedin mi kancayı takıyor. TV’ler şeytanın dünyasıdır.

- Otur bakalım seyret, sonuna varıncaya kadar bakalım ne çıkacak?

Bir şey çıkacağı yok. Gece hayatına âit ne varsa şeytanın dünyasıdır. Geceler şeytanın dünyasıdır. Apaydın gündüz Peygamberler dünyasıdır, nur dünyasıdır.

Milletin görünüşü insan ama mânâsı gece kuşu. Vampir de gece uçar gündüz uçmaz. Vampir dediğimiz kuş, bir kimsenin üzerine indimi damarından kan emer. İnsanların çoğu vampir cinsi oldu, şeytanın dünyasında yaşayan vampirler oldu. Şeytan dünyasında yaşaya yaşaya drakula olmuşlar.

Şeytanın dünyası karanlıktır. Gece olduğunda şeytanın dünyasın da sayısız insan dolaşır. Karanlıktır. Onun için deccalın zamanında ki ondan evvel otuz deccal gelir ve onlar cehennemi cennet gibi gösterir, “cennet buradaymış” diye halk oraya hûcum eder.

Şeytanın dünyasına dalanın geri çıkması yok. Şeytanın dünyasına girme, girersen karşından belâ eksilmez, hayatın zehirdir. Bitti. Burada dört kitabın mânâsı var. Peygamberin açtığı gündüz olan, apaydınlıkolan dünyaya girin ki gününüz gün olsun,kalbiniz huzurlu olsun. Nûrun içerisinde yaşayınız .



Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 225 - MAHKEME- İ KÜBRA

Nasihat. Müminleri uyandırmak, yolunu şaşıran, istikametini ve gideceği yeri unutan kimseleri uyandırmak içindir.

Şimdi içinde bulunduğumuza dikkat edelim. Hiç şüphesiz insan şereflidir. Cenâb-ı Allah insanoğlunu şerefli yaratmıştır. Eskiden hüviyet sorulduğunda, hüviyetimizi nasıl tarif ederlerdi?

- Sen kimsin?

- Ben Âdem a.s. zürriyetindeyim, bizim atamız Âdem a.s’dır anamız Havva a.s.’dır ve onun evlâtlarıyız.

- Maymunluğu kabul edenlere ne diyelim?

- “Atamız maymundur” diyen adamla kavga etme. O hayvanlığı, şebekliği kabul etmiştir.

Âdem as. zürriyeti, sonra milleti Îbrahim ve Habîbullahın ümmeti Muhammediyiz Êlhamdülillâh. Kavmimiz ya Arap’tır, ya Kürt’tür, ya Çerkez’dir, ya Yunandır, ya Rus’tur o başka mesele. Cenâb-ı Allah insanoğlunu çeşitli milletlere,çeşitli kavimlere döndürmüş, her birine bir husûsiyet vermiştir.

İnsana şerefi intisap etmiş olduğu yâni kendisine nispet edildiği Îbrahim Peygamberin milleti, ümmeti Muhammedî ve Âdem a.s zürriyeti olmakladır. Cenâb-ı Allah insanı şerefli yarattı ve insanlardan istediği;

- Benim şerefli yarattığımı sizde şerefli tutacaksınız.

İnsanları hakir etmek, insanları aşağılamak, insanları horlamak, insanlara zûlm etmek Allah’a âsiliktir. İmtihan dünyasıdır; kimisine zenginlik verilir, kimisine kuvvet ve salâhiyet verilir,fırsat verilir ve imtihan edilir.

“Verdiğim kuvvet ve salâhiyetle benim kullarıma nasıl muamele ediyor” diye Allah bakar.

Onun için kıyâmet gününde on kişiye hükmeden adam onbaşı veya dairede müdürlüğü neyse kıyâmet gününe elleri boynundan kelepçeli gelecek, durdurulacak ve o on kişide durdurulacak ve sorulacaktır;

- Bu size dünyadayken onbaşılık etti, burada korku yok, doğru söyle bu size insan gibi muamele ettimi? sizi Allah yarattı dedi mi? size hakkınızı verdi mi? size hürmetinizi gözetti mi?

Derlerse ki;

- Yâ Rabbi, sen gizliyi âşikareyi bilirsin, bu kulun bizim hakkımızı gözetti bizi kayırdı, eğrildiğimizde doğrulttu, ihtiyacımız zamanında bize yetişti bize insan gibi muamele etti, bizim hakkımızı verdi, biz hakkımızı helâl ederiz.

- Peki, kelepçeleri çözün.

Kendi şahsı hesabına o zaman baktıracak. Yok, eğer derlerse ki;

- Bu bize çok alçaklık etti, bizi ezdi, bizim için Allah yarattı demedi.!

- Hah dur bakalım şimdi.

Her birinizin hakkında onun çekeceği var. Kolay değil önümüzde Mahkeme-î Kûbra: büyük mahkeme duruyor. Yalan yok, yalan söylemeye başlarsa;

- Sus, azaların konuşsun.

O eller ne yaptı, ayaklar ne yaptı, bilmem nesi ne halt etti, hepsi ne işlediyse, ne zulüm ettiyse tıkır tıkır söyleyecektir.

“İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?” (kıyamet/36)

Yok, başıboş bırakılacak olsa, ormandaki hayvanat gibi bırakılırdı. Sen ormandaki hayvanat değilsin, sen insansın. Sana insanlık şerefi verildi. Bir insan bir dünyadan daha değerlidir. Ne kadar mahlûkatı varsa, sana o şerefi verdi. O şerefi gözetmediğin takdirde sen o Mahkeme-î Kûbrada cevap vereceksin

- Mahkeme-î kûbra ne zaman?

Onu ne sorarsın? Gözünü yumdun mu, açtın mı bitti. Gözünü
ne zaman yumacağın belli değil. Bir saat sonra gözünü yumacak olan adam milyonla olabilir, milyarla olabilir. Neye güveniyorsun? Niye büyükleniyorsun? Neden gururlanıyorsun? Bir dakika sonra senin başına ne geleceğinden haberin var mı? Düşünmüyor, insanoğlunun düşünmesi lazımdır.

- Mahkeme-î Kûbra oluncaya kadar ne kadar sene var?

Sen kendine bak, bir an içerisinde insan gidiverir. “Sağlam adamdı yahu sabah gördük düştü” diyebilirler.

19 Temmuz 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 224 - ALLAH’IN DİVANINA GİRMEK



- Allah divânına nasıl gireceksin, ne giydirecek?

Allah’ın îman sahibine giydireceğini, bütün insanların hayal gücü tarif edemez. Kralın, sultanın huzuruna girecek adama hilât giydirirler, süklüm püklüm esvapla içeri bırakmazlar.

Temiz ve huzura uygun elbise giyinmek sultanı tâzimdir. Bu muamele sultanın îtibarı hakkındadır, o sultan içindir. Onun için biz O’nun huzuruna gireceğimiz zaman bize ne girdirilecekse o, Cenâb-ı Hakk’ı tâzim içindir.

- Ne giydirecek, herkese nasıl giydirilecek?

Dedik ya. Bütün insanların hayal gücünü birbirine bağlasan bir tek kimsenin giydirileceğini hayâline getiremezler. Ne işler var bizim haberimiz yok,

İnsanlar küflü dünyanın içinde fink atıp duruyorlar, dünya için birbirlerini yiyorlar ki, burası Allah yanında kıymeti olmayan bir yerdir.

Nice bu dünya benimdir diyenler üç arşın bir kabrin içinde yatıp duruyorlar, belki kemikleri de çürümüştür.

Bu dünyaya dar gelen, bu dünyayı kazanmak için uğraşan zenginler, kuvvet sahipleri, krallar, sultanlar hepsi ne kadar emek verdilerse, öldükleri anda verdikleri bütün emekler sıfırlandı.

Onunla uğraşacağına Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna gireyim diye uğraşsaydı ona bir şey giydirilecekti ki, ona giydirileceğin hakîkatine insanoğlunun hayal gücü yetişemez. Onu arayanlardan ol.

Dünya ayağının altında olsun, Allah kalbinde olsun. Dünya kalbinde olup Allah’ı unutanlardan olma. Çünkü dünya ayağının altında olan kimse Allah iledir. Bunun mânâsı: Kalbinde dünya olan Allah’ı unutmuştur. Bütün fesat, belâ, fitne zulüm ve zulümat kulun Allah’ı unutmasından ve kalbinden çıkarmasındandır. Şeytan şıp içeriye girer, insanı istediği gibi evirip çevirir,

Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyul azîm..!

Kalplerimiz gönüllerimiz sana dönsün, İslâm’a düşman olanlar Nâdedid (Gitsin yok olsun), İslâm’ın şevket, azâmet ve saltanatı ve envarları (Aydınlık, ışık, parlama) zâhir olsun, sahibin nişanları belirsin, küfür batsın, küfrü temsil edenlerde tükensin.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. leri sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 223 - ÇİNGENE TABİATI


Hükümetler çingene tabiatlıdır.

- Niçin çingene tabiatlı?

Bir kimseye öder, ondan sonra der ki bu kadar sosyal sigorta parası kesiyoruz, sen devlet hükümetsin, memurun, işçinin parasını ne kesersin? Sigorta parası eksik kalsın, koca hazîneler elindedir. Bir îkramda bulun, sen bir îkramda bulunursan Allah sana en azından ondefa îkram eder.

Tamah dünyası, işçinin beş on kuruşunu kesip biriktirecek, ondan sonra böyle, şöyle yapacağız..!.

Kâidedir her kim Allah için birine ziyâde verirse, Cenâb-ı Hak muhakkak ki ona ziyâde kılar. Meselâ. milyonerse milyarder kılar, milyarderse süper multi milyarder olur. Allah bırakmaz. İslâm der ki;

“Bol ver, elin titremeden ver, verdiğini geri alma”

Verdiğini geri almak en aşağı sıfattır. Tükürdüğünü tekrar yalamaya benzer. İlâhi ahlâkla ahlaklanırsan;

Bir işçinin hakkı birse on ver, on veremediysen beş ver, beş veremediysen üç, üç veremediysen iki ver. Müstehakı bir ise iki misli ver.

On mislini veremezsin, on mislini vermek gözü gönlü tok sultanlara aittir. Dünyayı kalbine koymayanlara aittir, gözünü kırpmadan vermek, dünyayı cebine koymayanlara aittir. Dünyayı gönlüne, kalbine koyanların harcı değildir. Seninle pazarlık yapar;

- Yirmi paraya yapmaz mısın bu işi? O da,

- Tamam ver. Fakat, tam iş yapmaz, yarım iş yapar.

- Bu işi yaparsan kaç para istersin?

- Bir lira..!

- Al sana iki lira, hakkını ver yap..! O adam utanır.

- Tamam, bu adamın Mâşallahı var, böyle adama kurban olayım.

Der, en iyisini yapar. Değilse bir parça gevşek bırakır, belki sonra tekrar aynı yerden patlar, gene çağırır gel yâhu bak bakalım, gitmiyor. Kendini sevdirdin mi can fedâ eder, sevdirmediysen canına okur.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

16 Temmuz 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 222 - SAKIN İHMAL ETME..!

Allahın sevdiği kul üzerine vâcip olanı, vâcip olduğu anda
yerine getiren kuldur .

“Sonra yaparım yarın yaparım”

Diyen kulu Cenâb-ı Allah sevmez. Her şey vakti vaktindedir. Hiç kimse yemek hazırken eh yemeyim de akşama yiyeyim. Demez. Kurulmuş hazır sofrayı sonra yerim diye ihmâl eden insan olmaz. Ömründe bir defa haccetmek farzdır meselâ,

“Bu sene gitmeyeyim de gelen sene gideyim!

Deyip seneye bırakmak ihmâldir. Gitmediği takdirde ölürse mesûl olarak gider. Bu sene hacca gitmek isteyenler bu hükümetlerin derdinden dolayı kontenjan ile olacak diye önlenmektedir.

“Mühlet veririm ama ihmâl etmem.” diyor,

Cenâb-ı Allah mühlet veririm fırsat veririm ancak benim mühlet vermem o kimseyi ihmâl ettiğim anlamına gelmesin. Cenâb-ı Allah kötülük yapan bir kimseye (haşa) unuttuğundan ön veriyor veya mühlet veriyor zannedilmesin. Mühlet verir, ne kadar mühlet verdiğinin, fırsat verdiğinin, ön verdiğinin ihmâli yoktur. Çünkü Cenâb-ı Allah ihmâli sevmez, ihmâlci kulu da sevmez.

Kuran- ı Kerimde;

“Haccetmek Allah’ın mümin kullar üzeride hakkıdır” (Ali İmran/97) Buyurur.

- Belki şimdi hazırlığım tamam oldu elime para geçti, ben hicaza gitmeye hazır oldum ne yapacağız?

Ankara’dan gelen emir altı ay evvelden adını yazıp paranı yatıracaksın, torbadan adın çıkarsa gidersin,

Kuran-ı Kerîm’de torba meselesi yoktur. Hicaza torbayla çıkacaksınız diye bir kayıt ta yoktur. İşte bunlar şeriatı tutarım diyen devletlerdir. Türkiye’nin kabahati yoktur, Çünkü o “benim ne uzaktan ne yakından şeriatla âlâkam yoktur.” der. Lâkin hicazdakine ne demeli? Kontenjan koyan o.

Hak; Kimin üzerine hac mevsiminde hac günlerinde haccetmek eline geçtiyse, yani gidebilecek kuvveti varsa bedenen ve mânen gelsin ziyâret etsin diyor. Gerçi hac ömürde bir defâdır ama insanın gelen seneye çıkıp çıkmayacağı belli değil. Onun için farz olduğunda taze taze farzı ihmâl etmeden yap demek isteniyor.

Malezyalı, Endonezyalı genç insanlar evlenmeden önce bir defa hacca gider, çünkü evlendikten sonra hanımın çoluk çocuğun derdi derken gidemeyebilir. Onun için ilk hac vazifesini yapar sonra gelir evlenir. Bilhassa Allah emrinde ihmâl af olunmayacak günâhtır. İhmâl etme, namazı geciktirme, namaz vakti girdiğinde sonra kılarım deme;

HİKÂYE

Surûrî Hz.lerinin yapı ustası bir mürîdi varmış. Ezan okunduğunda sonra gidersin diye şeytan gelir ve ona vesvese verirmiş. Şeytan bu defâ insan kıyafetinde gelmiş. Ezan okunmaya başlayınca Surûrî Hz.lerinin mürîdi hemen câmiye, cemaate gitmek için malayı koymuş, önlüğü çıkarmış, şeytan demiş ki;

- Nereye gidiysun?

- İşte ezan okundu, câmiye gidiyoruz.

- Sen bu sicimi bitirinceye kadar iki üç taş kaldı tamamla öyle git, gelince daha rahat edersin,

- Beni bu kadar düşünüyorsan, gidip gelene kadar bu iki üç taşı koy da sicimi tamamlamak sana olsun.

Câmiden çıkınca gelmiş bakmış yarım taş bile koymayınca o tanımış;

- Hay kâfir şeytan ben seni tanımaz mıyım? Bu taşlar kadar taş düşsün başına.

İşte şeytanın nasihati böyle nasihattir hep tersinedir, bir emri bıraktıramazsa hiç olmasa sonra yap! diye ihmâl ettirmeye çalışır. Çok insanda o vesveseye uyar:

- Hadi bunu bitireyim de sonra gidip kılayım!

Yok! Allahûekber dedi mi, önlüğü çıkar orada bırak, namazı tamamla.


Cumanız mübarek, her şey gönlünüzce olsun.




Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. leri sohbetlerinden.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 221 - İNSAN ZAYIF YARATILMIŞTIR


Cenâb- ı Allah; Kur’an ı kerimde;

“Allah, din hususundaki ağır teklifleri sizden hafifletmek istiyor. Çünkü insan sabır ve tahammül bakımından zayıf yaratılmıştır.” (Nisa/28) Diyor.

Yaratılışımızda zayıflık vardır. Gösterişimiz var ama zayıf yaratılmışız.

Yeryüzündeki mahlûkların kendi kendilerini her mevsime göre yaşatabilecek tedbirleri vardır, yaratılışları dört mevsime göredir. İnsanoğlu dört mevsime göre, o mevsimin içerisinde ne gelecekse ondan kendisini gözetebilmek için tedbir bakmaya muhtaçtır. Hiçbir hayvan elbise giymeye muhtaç değildir. Kutuplarda olsun, çöllerde, dağlarda olsun hiçbir hayvan yazlık başka, kışlık başka diye ayrı giyimleri yoktur. Cenâb-ı Hak ne giydirdiyse hayvanat onunla yaşar.

Ancak insan giyinmeye muhtaçtır. Kendisini gözetmek için yazda hafif, kışta ağır elbise giyinecek, değilse soğuktan mütazarrur (Zarar görür) olur, hasta olur. Sıcaktan sıcak vurur, düşer kalır. Hâsılı insan nâzik bir yaratılışa sahiptir Gerçi kendisini çok kuvvetli zanneder ama yaratılmışların içerisinde belki en zayıfıdır.

Allah c.c. bize kulluk emrettiğinde, bizim takatimize göre emir buyurdu, takatimizin fevkinde yâni gücümüzün üstünde bir teklif koymadı. Bu asıldır, adâletin aynıdır.

Elbette ki kâinatta mükellef olan insandır. Allah’ın emrini tutmakla mükelleftirler ve Allah’ın teklifi elbette ki kolay bir şey değildir. Dağlar ve taşlar yerler ve gökler onu taşıyamadı, korktular geri durdular, insan dedi ki ben taşırım, insan kendi kendisini mükellef kıldı.

- Bizim bu emrimizi tutmayı dağlara teklif ettik, yerler gökler ulu dağlar korktular dediler ki;

“Ya Rab bunu taşıyamayız, çok ağır..!
Deyip korktular,

İnsanoğlu ileri geldi ve dedi ki;

- Ben taşırım.

- Peki taşı!

Yükün altına girdi. Hiç şüphesizdir ki, mutlak adâlet sahibi ve sonsuz kerem sahibi olan Allah, taşımaya tâlip olan insanı karşılıksız bırakmaz. Hiçbir kerem sahibi yoktur ki bir adama bir iş yaptırsın ve bir şey ödemesin. Belki keremine göre, cömertliğine göre alêlade adamların ödeyeceğinin üç mislini, beş mislini, belki yüz mislini öder ki,bu en aşağı adâlet ölçüsüdür. Cenâb-ı Allah’ın ata-âsı ve îkramı sonsuzdur. Cenâb-ı Hak bu kadar işledin bu kadar karşılığı diye bırakırsa onun keremi, kerim oluşu nerede kalır?

Cenâb- ı Hakk’ın öder ve ödemesi anlaşmayla değildir, Allah dilediğine kat kat öder yâni o kuluna hesapsız defâ katlayıp verir muhakkak öder.

Cenâb-ı Peygamber a.s;

“Allah’ın ahlâklarıyla ahlâklanınız”.

İnsanoğlu ilâhi âhlakı tutsa, dünya gül gülistan olur, cennet gibi olur.

Bu bir ölçüdür. kullar mükellef tuttukları hizmet ettirdikleri kimselere, Cenab-ı Hakk’ın kullarına ödediği gibi ödemeleri Allah’ı hoşnut eder. Resullullah s.a.v.’i de hoşnut eder. Yaptığı hizmetin tam karşılığını ver, kesme.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

13 Temmuz 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 220 - ALLAH’IN DİVANINA GİRMEK

- Allah divânına nasıl gireceksin, ne giydirecek?

Allah’ın îman sahibine giydireceğini, bütün insanların hayal gücü tarif edemez. Kralın, sultanın huzuruna girecek adama hilât giydirirler, süklüm püklüm esvapla içeri bırakmazlar.

Temiz ve huzura uygun elbise giyinmek sultanı tâzimdir. Bu muamele sultanın îtibarı hakkındadır, o sultan içindir. Onun için biz O’nun huzuruna gireceğimiz zaman bize ne girdirilecekse o, Cenâb-ı Hakk’ı tâzim içindir.

- Ne giydirecek, herkese nasıl giydirilecek?

Dedik ya. Bütün insanların hayal gücünü birbirine bağlasan bir tek kimsenin giydirileceğini hayâline getiremezler. Ne işler var bizim haberimiz yok,

İnsanlar küflü dünyanın içinde fink atıp duruyorlar, dünya için birbirlerini yiyorlar ki, burası Allah yanında kıymeti olmayan bir yerdir.

Nice bu dünya benimdir diyenler üç arşın bir kabrin içinde yatıp duruyorlar, belki kemikleri de çürümüştür.

Bu dünyaya dar gelen, bu dünyayı kazanmak için uğraşan zenginler, kuvvet sahipleri, krallar, sultanlar hepsi ne kadar emek verdilerse, öldükleri anda verdikleri bütün emekler sıfırlandı.

Onunla uğraşacağına Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna gireyim diye uğraşsaydı ona bir şey giydirilecekti ki, ona giydirileceğin hakîkatine insanoğlunun hayal gücü yetişemez. Onu arayanlardan ol.

Dünya, ayağının altında olsun, Allah ise kalbinde olsun. Dünya kalbinde olup Allah’ı unutanlardan olma. Çünkü dünya ayağının altında olan kimse Allah iledir. Bunun mânâsı: Kalbinde dünya olan Allah’ı unutmuştur. Bütün fesat, belâ, fitne zulüm ve zulümat kulun Allah’ı unutmasından ve kalbinden çıkarmasındandır. Şeytan şıp içeriye girer, insanı istediği gibi evirip çevirir,

Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyul azîm..!

Kalplerimiz gönüllerimiz sana dönsün, İslâm’a düşman olanlar Nâdedid (Gitsin, yok olsun), İslâm’ın şevket, azâmet ve saltanatı ve envarları (Aydınlık, ışık, parlama) zâhir olsun, sahibin nişanları belirsin, küfür batsın, küfrü temsil edenlerde tükensin.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. leri sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 219 - ÖDEMEYİ ALLAH YAPAR..!

Allah’ın kerem sıfatı. Dağlar taşlar emri taşımayı çekmedi ama insanoğlu tâlip çıktı, Allah ta karşılığını ödeyecektir.

- Sana Ben ödeyeceğim, Benim ödememin hakîkatine bu dünya yetişmez, onun için ebediyete saklıyorum ki, orada ne kadar versem meydan var.

Bu odaya bir o kadar daha yastık getirseler belki gene olur, bir o kadar daha getirsen belki yer darlaşmaya başlar. Beş defa fazlasını getirsen dersin ki yahu nerede duracağım ortalık yastık doldu, yastıktan geçilmiyor!

Yer mahduttur, Cenâb-ı Hakk’ın atâsı sonsuzdur onun için sonsuza iş bağlandığında, Cenâb-ı Allah kendi hazînelerinde saklıyor diyor ki;

- Ey kulum sen hizmetine azdan çoktan devam et, Ben burada seni geniş tutarım ama sen sonsuzluk âlemine, bekâ alemine geçtiğinde o zaman nasıl Kerim olduğumu göreceksin. Bu dünya dârı belâdır.

İşte bu, “Allah’ın ahlâklarıyla ahlâklanınız” denilen mânâdan bir mânâdır. Sen geniş tutarsan Allah sana en azından on defâ geniş tutar. Onun için Allah’a inanmayanların hayatları sıkıntılı hayattır nereye dönseler hapishâne duvarı gibi etrafı örülmüş görürler. Canları çıkacak olur, bunaldım yahu gideyim dolaşayım der.

- Allah için işleyen mümin bunalır mı?

Bunalma yok, bunalırsa Allah için yaşamıyor demektir. Allah için yaşayan adam bunalmaz. Zâhirde darda olsa da hakîkatte Cenâb-ı Allah onu genişlikte tutar. Bunu insanoğlu bilse o zaman dünya da cennet tecellisinden giyerdi. O insan dünyadan çıkma zamanında da bir kapı açıldığını görecekti,

- Oradaki işiniz artık bitti, bu tarafa geliniz..! Diye buyur ederlerdi,

Ölümleri de bir intikaldir. Ölüm onlara göre naklolmaktır. Ona bir kapı açılır, üzerinde ebediyete doğru denir. Onların işleri selâmettir. Ölüm onlara korkunç değil, ölüm ebediyete açılan kapıdan ibârettir. Ellerinden tutar bu tarafa atar.

Bitti. İnsanın rûhaniyeti rahatlığı ve saadeti orada tadar, kerâmeti orada giyinir, Allah’ın celâl ve cemâlini öyle seyreder. Allah giydirir ve seyrettirir. Bütün insanoğlunun hayal gücünü versen Cenâb-ı Hakk’ın sana giydireceğini hayâline getiremezsin:

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. leri sohbetlerinden.

11 Temmuz 2010 Pazar

SOHBET DÜNYASI - 218 - SABIR VE SEBAT


Zâhir ve bâtın düşmanların meskenini harap eden sıfat, sebattır. Evliyâların yanında en makbûl olan, mürit hakkında ve Müslümanlar için en mühim sıfattır. Büyüklerimiz şöyle derdi;

- Zâhiri ve Bâtıni düşmanların meskenini harap eden sıfat nedir?

İki düşmanımız var:

1 - Mânevi düşmanımız;

2 - zâhiri düşmanımız. Zaten mânevi düşman bizi zâhirde düşman yapıyor.

Mânevi düşmanımız şeytandır. Şeytanın ve tabîlerinin meskenini harab eden sıfat, sebattır.

Sabır başka, sebat başkadır.

Sabır: Gelen belâya dayanmaktır.

Sebat: Hak yolunda yürüyüşte ayağını direyip durmaktır, sâbit
kişidir yâni sözünde durur. Sâbır ve sâbit olan kimse muzaffer olur..

- Allah’ı niçin zikrederiz?

Bir kimse bir şeyi severse onu dilinden düşürmez hep söyler. Biz çok “Allah” dediğimizden dolayı, zikrin kıymetini takdir edemeyen ve zikrin neşesini, zevkini alamayanlar ne zikredersiniz diye karşı çıkıyor.

Sen birisini sevsen, hep söyler durursun. Bizde Allah’ı sevmek isteriz, severiz ama, daha fazla sevelim isteriz. Daha fazla sevmenin yolu, Allah’ı zikretmektedir.

Allah işitir ve görür, karınca dâhi kendisini yaratanı tespih eder.

- Söyleten kim?

- Allah.

Gizlilerin gizlisinde olanı Allah işitir,seni de görüyor. Senin şeytana mı, Rahmana mı çağırdığını hem görür hem işitir. İşini doğru tut, elini de doğru tut, gözünü, dilini ayağını doğru tutarsan böylelikle kalbini doğrultursun. Kalp doğru olduğu zaman, dilde doğrulur, elde doğrulur, ayakta doğrulur, her şeyin doğrulur.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. leri sohbetlerinden.

9 Temmuz 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 217 - DİKKAT ET KULLANILIYORSUN..!

Cenâb-ı Hak ihsan ve îkram sahiplerini sever, fermânı ilâhi budur. Onun için sen kendine bak, maaruf ehlinden mi yoksa münkir ehlinden misin? İyilik yapanlardansan;

- Yâ Rabb..! Beni iyilik yapmaya sen Muvaffak kıldın..!

Diye Allah’a şükreyle. Kötülüğe tâyin olmadığına dâir gene hamdû senâda bulun. Allah bizi hayır yolunda kullandığı kullarından eylesin, şerde kullandığı kullarından etmesin.

- Allah c.c. şerde kimi kullanır?

Allah c.c. durduğu yerde insanı şerre kullanmaz. Herkim Allah’ı bırakır nefsinin tarafını tutarsa onu şerre tayin eder, aslında o insanı şerre insanın kendi nefsi tayin ediyor demektir. Kendi nefsine kim uyarsa kendini şerre tâyin etmiştir. O insanın elinden hayır çıkmaz. İlk kendisini kahreder sonra başkalarına zarar verir. Allah c.c. bizi şer işlemekten muhafaza buyursun.

Ya Sultanın tarafında olursun, ya şeytanın tarafında olursun dikkat et, yüz dört kitabın emri budur. Allah’ın tarafında ol, Sultanın tarafında dur. Şeytan şeytandır onun tarafında durma. Sultanla beraber olan her nîmete erer. Şeytanın tarafında rezillik rüsvalık,cefâ ve azap vardır. Sultanın huzurunda nihâyetsiz lütufları, îkramı, izzet, şeref, türlü nîmetler vardır. Allah’ın rıdvanûl ekberi ordadır. Sultanla beraber ol.



Not Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 216 - SAİDMİSİN, ŞÂKİMİSİN?

Dünyadaki insanlar ya kötülüğe mêmurdur ya iyilik yapmaya, başka arası yoktur. Ya işi iyilik yapmaktır veya derdi günü fenâlık yapmaktır. O kimseye ne mutlu ki Cenâbı Hak onu hayır yapan kullarıyla beraber eyleyip hayır yapıyor. Bu saadettir ya şerre tayin olunsaydık ne yapardık?

İnsanın saadeti dünyada da sâittir ahirette de saadet sahibi şûadandır. Kötülük yapmaya tayin olunan çok insanın işi gücü fenâlık yapmaktır. Bu tip insanlar fenâlık yapmasa yaşayamaz, dellenir, illâ kötülük yapacak, başka türlü rahat etmez.

HİKÂYE

Adamın biri sahradan geçerken bir yılan üzerine hızla gelmiş;

- Ey âdemoğlu beni sakla..!

Şaşırmış, bu yılan nasıl konuşuyor,

- Saklayım ama nereye, belime sarayım mı?

- Görünürüm,

- Ne yapayım, cebime girmezsin, belime de saramam,

- Ağzını aç da karnına gireyim. Başka sarınacak yer yok.

Ağzını açmış içeriye girmiş, yerleşmiş. Arkasından bir adam elinde odunla koşturaraktan geliyormuş, demiş ki;

- Buradan bir yılan geçti mi? Milleti sokup kaçıyor, onu geberteyim.

- Ben bir şey görmedim..!

- Ama başka yol yok,..!

Adam lâ havle çekip yürümüş ileriye doğru koşturmuş, gözden kaybolduğunda işi gücü iyilik yapmaya mêmur olan o adam yılana demiş ki

- Ey arkadaş şimdi senin düşmanın geçti gitti, çık artık. Dediğinde;

- Çok güzel bir yer buldum çok yumuşak, sağ tarafımda ciğerler, sol tarafımda dalaklar, istediğim gibi burada yaşarım, acıktığımda seni kovan gibi yapıncaya kadar yerim bu mesken çok hoştur, çıkamam..!

- Yahu ben sana iyilik yaptım ne bu?

- İyilik yaptın ama iyilik yakışan yere yapılır. Ben yılanım, benim elimden başka bir şey gelmez, seninle aramızda zâten eskiden beri düşmanlık var. Sen bana inandın ve şimdi düşmanımın karnının ortasında oturuyorum ben iyilikten anlamam, benim işim ısırmak ve sokmaktır, seni ısırıp yiyeceğim.

- Çıkmıyorsan illâllah…! demiş.

Allah o kulu yılanın lokması olsun diye bırakır mı, derhal onun karşısına bir melâike inmiş;

- Ey işi gücü iyilik yapmak olan kul! Bu yeşil yaprağı çiğneyiver, hiç onunla konuşma onunla mücâdele etme, o yılanlığını yapacaktır, ama Cenâb-ı Mevlâ sen ona lokma olasın diye bırakmaz.

Onu çiğneyip yuttuğunda, o yaprağın hassası neyse üzerine iner inmez çatır çatır parçalanmaya başlamış, istifrağ edip yılanı dışarıya atmış.

Şimdi burada ki meselenin birisi bizi iyilik yapmaya teşvik ediyor. Cenâb-ı Hak bizi iyilik yapan kullarından eylesin.


İyilik yapan kulu Allah c.c., yardımcısız bırakmaz. İşte o adam sahranın ortasında dolaşıyordu, hiç kimse yokken hemen onun imdâdına yetiştirdi ve o iyilik sâhibi kulunu onun şerrinden kurtardı.

İnsan dünyada çeşit türlü hâlle karşılaşır, her hâl insan içindir ve iyilik insanı dünyada da ahirette de kurtarır. Kendini maaruf ehli yâni iyilik yapan kimselerden yazdırmaya bak. Herkese yardımı dokunan, işi gücü iyilik yapmak olan adamda şer yoktur .Bu hikaye ibret almak içindir. Dünyada çok şey olurda her şeyi herkes görüp işitip yazamaz. Bir şey olmaz dediğinde olmazlığına karşı elinde hüccetin olmasa ahmaklardan yazılırsın. Ne iyilik yaptın bugün diyerek ona da bir bak:

- Ben bugün ne iyilik yaptım, ben bugün kime iyilik yaptım?

Hiç kimseye! İşledik ama, aylık için çalıştık ama aylığı hükümet ödüyor, iyiliği Allah ödüyor. İyilik yaptığında hükümet sana ödemez. İyilik Allah içindir, aylıkçılık hükümet içindir. Aylık için uğraşıyoruz, düşün her gece bir bak bakalım, Allah için birine bir iyilik yaptın mı?

- İyilik unutulur mu?

İyiliği unutmamak lazımdır. Kul yapsa Allah c.c. unutmaz. Onun için iyilik yap denize at balık bilmezse hâlık bilir demişler.. Ve Allah c.c. iyilik yapanları sever.


Not Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

4 Temmuz 2010 Pazar

SOHBET DÜNYASI - 215 - NEDEN SOHBET?

Sayılı günler bitecektir. Buluşuyoruz sonra ayrılıyoruz. Bu dünyada buluşmakta var ayrılmakta var. Hiçbir kimse hiçbir kimseyle bu hayatta dâimi beraberlik yapamaz.

Herkes ayrı ayrı yaratılmıştır. Eğer teker teker yaratılmamış olsaydık hepimiz birbirine yapışık çıkacaktı. Fabrika işi olurduk. Cenâb-ı Hak her insanı müstakil olarak yarattı, her insan bir nevîdir. Nevî, şahsına münhasırdır. Mesela, Cemâlettin bir tânedir, onun ikinci modeli yok.

Cenâb-ı Hak kudretiyle her insanı bir türlü yarattı. Sûreti de başka, tabiatı da başka, fikirleri, emelleri, hedefleri başka her şeyiyle başka.

Her insanın kalbi bir şeyle meşguldür. Her insanın kalıbı başka, tuttuğu efkârı başkadır. Bu Cenâb-ı Allah’ın kibriyâsına delildir.

Bir kafanın üstünde iki göz, bir burun, bir ağız, iki kulak bu altı aza herkeste vardır. Gözler görmek için, kulaklar işitmek için, ağız yemek içindir ama altı aza öyle bir tertiple insana verilmiştir ki ayırt edilebilir. Resme baktığında bu Burhânettin, bu Cemâlettin diye fark ediyor. Hiçbir kimsenin, bu altı azayı bir başın üzerine milyonlarca çeşit terkip etmesine imkân yok. Kâdir ve muktedir olan Allah’tır!

Bize söyletilen veya söyletilmek istenen mesele; Bu âlemde yalnızsın ve yalnız yaşayacaksın. Sen kendi kader çizginin üzerinde yürüyeceksin. Dünya da buluşuyor, bir müddet sonra ayrılıyor. Herkes gene kendi kader çizgisine gider. Hiçbir sûretle insan bir ikinci kimseyi kendine bend edip yaşayamaz.

Düşün; bazı yapışık kardeşler çıkar, ikizdir ama büyük zahmettir, onlar keşke bizde ayrı ayrı olsaydık diye temenni eder. Demek ayrılmamız bize Cenâb- ı Hakk’ın ilahi bir lütfûdur ki bir başka kimseyi yanında sürüklemiyorsun. Herkesin kendi kader çizgisinde devam etmesi ilâhi bir hikmettir. İçinde senin yararına olarak hesapsız hikmetler vardır. Âhirette öyle değil.

- Aman ne güzel meclis, keşke hiç sonu olmasa…!

Bu imkânsız olanı istemek ve imkânsızın arkasına düşmek demektir. Dünyanın usulü bu. Buluştuğun vakitte de her buluşmandan bir fayda hâsıl olsun.

Mümin, Müslüman kişi bir başka Müslüman ile buluştuğunda bir fayda doğar. O faydayla ruhun yükselir. Onun için bir, iki, üç saatte olsa ruhlar buluşmak ister. Üç saatten fazla insanların sohbet için toplanmaları Nakşibendi Tarîkatında uygun değildir. Üç saat son raddesidir, üç saatten sonra vücuda ağırlık gelir, meclisin bereketi kalkar.

Ta Malezya’dan, Mısır’dan, Türk’ten, Amerika’dan, Almanya’dan ihvanımız var hepsi ziyaret maksadıyla, bir fayda almak ümidiyle geliyorlar. Allah onları boş çevirmesin. Boş çevirmek Allah’ın adeti değildir. Cismâni olarak kuvvet elde ettiğin gibi, rûhani olan kuvvetini de arttırmaya uğraşmalısın,

O zaman her buluşmada bir basamak daha yukarı çıkarsın. Allah’ın kapısına bir adım daha yaklaşmaya gayret et. Sohbeti ve buluşmayı arayacaksınız, ondaki bereket büyüktür. Üstünüzdeki yükü alır atar. Size daha kuvvet giydirir. Tembelliği alır atar, yükü hafifletir, kuvvet artar.



Not Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

1 Temmuz 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 214 - “GEL BANA GEL..!”


İnsan acâyip bir mahlûktur; zayıftır bir zerreyi oynatamaz, zâhiri gücü o kadar az bir şeydir. Fizîki bünyemizin gücü çok azdır. Dirseğine dayansan bir saat sonra yorulacak aşağı düşüreceksin. Yaşlandığı vakitte zâhiri gücü kendini hareket ettiremez hâle gelir. Gençliğinde kuş gibi uçan adam yaşlandığı vakitte fizîki gücünü boyuna kaybetmek üzeredir.

Cenâb-ı Hakk’a; “mânevi güç ver” diyoruz. Zâhirdeki güç çok zayıftır ne iş yapabilir ki? Ama mânevi gücü olan bir kimse dünyayı futbol topu gibi tepip savurabilir, dünyayı kendi mahrekinden, feleğinden dışarı atar.

Bizdeki mânevi güç müthiştir, dehşettir. Cirmimiz küçüktür, gücümüz yüksektir.

- Cenâb-ı Allah o gücü ne için veriyor?

Kendine kulluk yapasın diye güç veriyor, mâdemki maksadın Cenâb-ı Allah’a kulluktur, O sana mânevi güçte verir.

Top tüfeğin gücü kuvveti hiçbir paraya gelmez, zâhiri bütün güç kuvvet bir yere toplansa mânevi güç sahibi olan zat onu tepse hepsini bitirir, dümdüz eder. İnsan dehşet, azâmet sahibi, mânevi şahsiyetimiz kâinatın içerisinde.. bütün bir kâinat bir insanın değerine yetişmez. Tek insanın şerefi, Allah yanında kıymeti o kadar yüksektir. Ona yetişmeye bak, maksat ve gâyen o kuvvete ulaşabilmek olsun.

Minel vâsilin: vâsıl olanlardan, Türkçede: eren. Meselâ;

- Filân kimse, Ahmet Efendi ermişlerdendir..derler.

Ermiş: yâni melekûta yetişmiş, bataryayı atmış, melekûtun kuvveti içerisine akan kişidir. Yeryüzünde onlardan binlerce var.

- İnsanlar neden zâhiri güç arar?

Akılsızlarından, inançsızlıklarından zahiri güç arar. Gücün iki insan gücü veyâ üç insan gücü ve yâ beş insan gücü olsa da yüz insan gücü olamaz. Çünkü o kadar güç potansiyeli bu vücûdu tüketir. Zâhiri güç vücudu tüketir.

Mânevi güç: Bu vücut ortadan kalkınca, onun yerine hak kani vücut verilir ki ölmez, tükenmez ve çürümez. O zaman Allah divânına dâvet olunur. Onlara ermiş derler, erişmiş..! Erişmek isteyen herkese yol açıktır, kapalı değil. Hevesi olan erişir; barikat yok, pasaport istemez, iltimas istemez. Cenâb-ı Allah;

“Yolum açıktır bana geliniz, hepinizi dâvet ediyorum, istisnâsız hepiniz dâvetlisiniz. Ey ademoğlu, sana bir ben taç giydireyim ki, o tâcın üzerindeki bir elmasın parlaklığı gökyüzündeki güneşin parlaklığından artık olsun”

Allah giydirdi mi öyle giydirir. Pırlantalı bir taç giydirir ama onun bir tânesinden çıkan nur, gökyüzündeki güneşin nûrunu kapatır.

“Bana gel” diyor.

Cenâb-ı Allah, yasak yok, herkese açıktır. Bayezidî Bestâmi Hz.leri (Allah sırrını takdis etsin himmetleri hazır olsun);

- Nasıl geleyim sana yâ Rabbî? Diye sordu, yüce Allah(c.c.);

“Yâ utrub nefsêk ve taâl”: “nefsini bırak bana gel” dedi.

Açıklaması: Nefsin senin düşmanındır, nefsinle istemem, nefsini bırak öyle Bana gel. Yol bir adımdır; o adımı at Bana gel. Nefsinle gelme, Firavun nefsiyle gelip ben tanrıyım dedi, tekmelendi atıldı ve denizde gark oldu.

Evet, nefsini bırakmadan geldiği için Cenâb-ı Allah denize gark etti onu boğdu. Nefsini bırak, nefsini kes, nefsini öldür ve Bana gel. Nefsini öldür demek: eline bıçak alıp kendi kendini kesme mânâsında değildir. Allah’a teslim olmayan nefsini, egonu kes. Kötü nefis Allah’ın tahtında kendi otursun ister. Hay utanmaz arlanmaz nefis! cüretine bak;

- Senin gönül tahtında ben oturayım benden başkasına bırakma..!

Der utanmaz alçak nefis, seni kendisine esir yapmak ister. sende korkusundan canım ne isterse onu vereyim yedireyim içireyim der yedirip içirirsin, O nefis sonra seni abdesthânenin içine baş aşağı atar. Nefsin seni getireceği yer orasıdır.

Allah’a gel Allah’a! Allah’a gel ki; Allah seni öyle bir karşılayacak, temiz gelen kul deyip sana bir taç giydirecek ki onun üzerindeki taşların bir tânesinin nûru gökyüzündeki güneşin nûrunu kapatır, güneşin nûru belirsiz olur ve kaybolur.

İşte bizim sohbetlerimizin mihrak noktası yâni têsir edecek noktası odur ki, herkes bu dünyada yapacağını bilsin.

1 - Bu dünyayı kazanmaya gelmedik,

2 - Nefse kul olmak için yaratılmadık,

3 - Allah’a kul olmak için yaratıldık,

4 - Allah’ın gayrısını sevmek için yaratılmadık,

5 - Allah’ı sevmek için yaratıldık,

6 - O’nun peygamberini sevmek için yaratıldık,

7 - Allah’ın evliyâsını sevmek için yaratıldık,

Bir şiir;

Büyük bir şâirin düstûr i hikmettir şu ihtârı;

Velev duymuş da olsan yolsuz olmaz şimdi tekrarı:

“Geçen geçmiştir artık; ânı müstakbelse mübhemdir;

Hayâtından nasibin: Bir şu geçmek isteyen demdir.

”Evet, maziye ric'at eylemek bir kerre imkânsız;

Ümidin sonra istikbâl için sağlam mı? Pek cansız!

Bugünlük iş bugün lâzım yapılmak, yoksa ferdaya

Bırakmışsan... O ferdalar olur peyveste ukbâya!

Benim on beş yıl evvelden kalan işler durur hâlâ;

Yarın bir başlayıp yapsam demiştim, bak, demin hatta!

Müsevvifler için dünyâda mahvolmak tabî'îdir.

Bu bir kaanûn i fıtrattır ki yok te'vîli: Kâfidir.

Sakın ey nûr i dîdem, geçmesin beyhude eyyamın;

Çalış hâlin müsâidken... Bilinmez çünkü encâmın.

Diyorlar: “Ömrü inşânın yetişmez kesb i irfâna...

Bu söz lâkin değildir her nazardan pek hakimâne.


Not: 1 – Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

2 - Şiir M. Akif Ersoy

Sözlük: Mübhem ; Belirsiz gizli.
Ric'at ; Geri dönme, çekilme,
Peyveste ; Her zaman, dâima.
Ukba ; Âhiret, öbür dünya
Müsevvif : Geciktiren, atlatan.
Kesb ; Elde etmek. Edinmek. Kazanç yolu