
İnsan acâyip bir mahlûktur; zayıftır bir zerreyi oynatamaz, zâhiri gücü o kadar az bir şeydir. Fizîki bünyemizin gücü çok azdır. Dirseğine dayansan bir saat sonra yorulacak aşağı düşüreceksin. Yaşlandığı vakitte zâhiri gücü kendini hareket ettiremez hâle gelir. Gençliğinde kuş gibi uçan adam yaşlandığı vakitte fizîki gücünü boyuna kaybetmek üzeredir.
Cenâb-ı Hakk’a; “mânevi güç ver” diyoruz. Zâhirdeki güç çok zayıftır ne iş yapabilir ki? Ama mânevi gücü olan bir kimse dünyayı futbol topu gibi tepip savurabilir, dünyayı kendi mahrekinden, feleğinden dışarı atar.
Bizdeki mânevi güç müthiştir, dehşettir. Cirmimiz küçüktür, gücümüz yüksektir.
- Cenâb-ı Allah o gücü ne için veriyor?
Kendine kulluk yapasın diye güç veriyor, mâdemki maksadın Cenâb-ı Allah’a kulluktur, O sana mânevi güçte verir.
Top tüfeğin gücü kuvveti hiçbir paraya gelmez, zâhiri bütün güç kuvvet bir yere toplansa mânevi güç sahibi olan zat onu tepse hepsini bitirir, dümdüz eder. İnsan dehşet, azâmet sahibi, mânevi şahsiyetimiz kâinatın içerisinde.. bütün bir kâinat bir insanın değerine yetişmez. Tek insanın şerefi, Allah yanında kıymeti o kadar yüksektir. Ona yetişmeye bak, maksat ve gâyen o kuvvete ulaşabilmek olsun.
Minel vâsilin: vâsıl olanlardan, Türkçede: eren. Meselâ;
- Filân kimse, Ahmet Efendi ermişlerdendir..derler.
Ermiş: yâni melekûta yetişmiş, bataryayı atmış, melekûtun kuvveti içerisine akan kişidir. Yeryüzünde onlardan binlerce var.
- İnsanlar neden zâhiri güç arar?
Akılsızlarından, inançsızlıklarından zahiri güç arar. Gücün iki insan gücü veyâ üç insan gücü ve yâ beş insan gücü olsa da yüz insan gücü olamaz. Çünkü o kadar güç potansiyeli bu vücûdu tüketir. Zâhiri güç vücudu tüketir.
Mânevi güç: Bu vücut ortadan kalkınca, onun yerine hak kani vücut verilir ki ölmez, tükenmez ve çürümez. O zaman Allah divânına dâvet olunur. Onlara ermiş derler, erişmiş..! Erişmek isteyen herkese yol açıktır, kapalı değil. Hevesi olan erişir; barikat yok, pasaport istemez, iltimas istemez. Cenâb-ı Allah;
“Yolum açıktır bana geliniz, hepinizi dâvet ediyorum, istisnâsız hepiniz dâvetlisiniz. Ey ademoğlu, sana bir ben taç giydireyim ki, o tâcın üzerindeki bir elmasın parlaklığı gökyüzündeki güneşin parlaklığından artık olsun”
Allah giydirdi mi öyle giydirir. Pırlantalı bir taç giydirir ama onun bir tânesinden çıkan nur, gökyüzündeki güneşin nûrunu kapatır.
“Bana gel” diyor.
Cenâb-ı Allah, yasak yok, herkese açıktır. Bayezidî Bestâmi Hz.leri (Allah sırrını takdis etsin himmetleri hazır olsun);
- Nasıl geleyim sana yâ Rabbî? Diye sordu, yüce Allah(c.c.);
“Yâ utrub nefsêk ve taâl”: “nefsini bırak bana gel” dedi.
Açıklaması: Nefsin senin düşmanındır, nefsinle istemem, nefsini bırak öyle Bana gel. Yol bir adımdır; o adımı at Bana gel. Nefsinle gelme, Firavun nefsiyle gelip ben tanrıyım dedi, tekmelendi atıldı ve denizde gark oldu.
Evet, nefsini bırakmadan geldiği için Cenâb-ı Allah denize gark etti onu boğdu. Nefsini bırak, nefsini kes, nefsini öldür ve Bana gel. Nefsini öldür demek: eline bıçak alıp kendi kendini kesme mânâsında değildir. Allah’a teslim olmayan nefsini, egonu kes. Kötü nefis Allah’ın tahtında kendi otursun ister. Hay utanmaz arlanmaz nefis! cüretine bak;
- Senin gönül tahtında ben oturayım benden başkasına bırakma..!
Der utanmaz alçak nefis, seni kendisine esir yapmak ister. sende korkusundan canım ne isterse onu vereyim yedireyim içireyim der yedirip içirirsin, O nefis sonra seni abdesthânenin içine baş aşağı atar. Nefsin seni getireceği yer orasıdır.
Allah’a gel Allah’a! Allah’a gel ki; Allah seni öyle bir karşılayacak, temiz gelen kul deyip sana bir taç giydirecek ki onun üzerindeki taşların bir tânesinin nûru gökyüzündeki güneşin nûrunu kapatır, güneşin nûru belirsiz olur ve kaybolur.
İşte bizim sohbetlerimizin mihrak noktası yâni têsir edecek noktası odur ki, herkes bu dünyada yapacağını bilsin.
1 - Bu dünyayı kazanmaya gelmedik,
2 - Nefse kul olmak için yaratılmadık,
3 - Allah’a kul olmak için yaratıldık,
4 - Allah’ın gayrısını sevmek için yaratılmadık,
5 - Allah’ı sevmek için yaratıldık,
6 - O’nun peygamberini sevmek için yaratıldık,
7 - Allah’ın evliyâsını sevmek için yaratıldık,
Bir şiir;
Büyük bir şâirin düstûr i hikmettir şu ihtârı;
Velev duymuş da olsan yolsuz olmaz şimdi tekrarı:
“Geçen geçmiştir artık; ânı müstakbelse mübhemdir;
Hayâtından nasibin: Bir şu geçmek isteyen demdir.
”Evet, maziye ric'at eylemek bir kerre imkânsız;
Ümidin sonra istikbâl için sağlam mı? Pek cansız!
Bugünlük iş bugün lâzım yapılmak, yoksa ferdaya
Bırakmışsan... O ferdalar olur peyveste ukbâya!
Benim on beş yıl evvelden kalan işler durur hâlâ;
Yarın bir başlayıp yapsam demiştim, bak, demin hatta!
Müsevvifler için dünyâda mahvolmak tabî'îdir.
Bu bir kaanûn i fıtrattır ki yok te'vîli: Kâfidir.
Sakın ey nûr i dîdem, geçmesin beyhude eyyamın;
Çalış hâlin müsâidken... Bilinmez çünkü encâmın.
Diyorlar: “Ömrü inşânın yetişmez kesb i irfâna...
Bu söz lâkin değildir her nazardan pek hakimâne.
Not: 1 – Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.
2 - Şiir M. Akif Ersoy
Sözlük: Mübhem ; Belirsiz gizli.
Ric'at ; Geri dönme, çekilme,
Peyveste ; Her zaman, dâima.
Ukba ; Âhiret, öbür dünya
Müsevvif : Geciktiren, atlatan.
Kesb ; Elde etmek. Edinmek. Kazanç yolu