Şeytan işin başından cennete inanmayın! diyor. Şeytan Ademle Havva’ya geldi ve dedi ki;- Bu ağacın size helâl olmadığını biliyor musunuz?
- Cenâb-ı Hak bize ondan yemeyelim bize helâl değil. dedi ve biz Rabbimizin bu sözüne gâil olup inandık.
Şeytan dönüp dolaşıp dedi ki;
- Olmaz bunun asıl mânâsı bunu yiyeceksiniz sonra bakacaksınız ve gözünüzle göreceksiniz hadi bakalım tat ve bil, ye bakalım şunu..!
Yediği anda cennet elbiseleri üzerlerinden düşüp cascavlak kaldılar. Ne yapacaklarını nereye gideceklerini şaşırdılar. Aradan şeytan çekildi,
- Benim dînim yok, biz ilâhi emre tâbi değiliz, biz serbestiz, görerek iş yaparız, ben materyalistim, pozitivistim ve dâima çağdaşım, her çağda bulunurum, her çağın adamıyım ben... Dedi.
Allah bildirdi ki;
“Ben bir mahlûk yaratacağım, bir emir vereceğim ve emri dinlemeyecek ve tard olacak, lânet halkası boynuna geçecektir”
Şeytan;
- Bu sözü ispat etmek için secde etmedim, bütün melâikeler secde etti, ben durdum kim secde etmedi göreyim ispat edeyim diye bakarken kendim orta yerde kaldım. İspat ettim! Pozitivist müspet ilim adamıyım, teknolojiye inanırım hem çağdaşım, onun ötesinde inanmayacaksın!
İnsanlara nasihati bu şeytanın. Âdem peygambere nasihat etti, Âdem peygamber yasak meyveyi yedi ve dışarıya atıldı. Şeytanın bütün uğraştığı “gözünle görmediğine inanmayacaksın!” diye inandırmamak. Ve bugün bütün dünyadaki dalga bundan ibârettir.
- Biz hangi asırdayız? Göreceğiz inanacağız! diyor..
Cenâb-ı Hak Mûsa peygambere
“70 tane benî İsrâillilerin ileri gelenlerden getir” diye emir buyurdu. O da kelâm söyleştiği yere 12 kabîleden 70 kişi getirdi. Cenâb-ı Hakk’ın kelâmını işittikleri hâlde dediler ki;
- Bunu Allah’ın söylediğine gâni değiliz, Allah’ı bize âşikâre göster!
Korkunç bir şiddetle gökyüzü bir çaktı yetmişinin de üzerine yıldırımlar indi, hepsi öyle kalakaldı.
Kelâm işittikleri halde hâlâ onlar Mûsa peygambere;
- Hayır, Allah’ı bize göster! dediler, haddini aştılar.
Zamanımızın materyalistleri olanlar da;
- Büyüğü küçült bize göster.
- Yahu büyüğü küçültmek nasıl olur? Bu ne azgınlık?
- Kartpostalın içinde Allah mı olur?
- İkonların içinde Allah’ın sûreti mi yazılı?
- Senin gözlerinin görebileceğinin içinde Allah olur mu?
- Hudutsuzu nasıl sen gözünün hududunu içine getireceksin?
- Allah’ı nasıl sen gözünün önünde duran bir cisim hâine getirmek istersin?
Pozitivistler;
- Bir ilericiyiz sizin gibi hurâfeye inanmayız” derler (hâşâ)
Hâlâ şeytan mezhebine uyan milyarlarca kaz kafalıyı topluyorlar. Müminlerde toplanıyorlar, aman bunlardan bir söz işitmeyelim diye ürküyorlar.
İşte böyle böyle şeytanın mânâsız ve mantıksız sözleri 20.asırda rayiç bulmuş alıcı bulmuş. Arkasından milyarlarca insan kaz kafalıyız diye koşturuyor. Bir kaz insanı göremezken insan Allah’ı nasıl görsün. İnsanın şerefi, bize gayb olan, lâkin varlığı sâbit kendisi gayb duran Hakkı kabul etmektir. Sonra ondan hareket ederekten gayb âlemleri sana açılmaya başlar.
Sultan Allah’tır… !
- Bu memlekette sultan var. Deniyor.
- Yok! görmeden inanmam.
Dediği vakitte o adama sultanı mı gösterirler veya onu söyleyen adamı doktor raporu üzerine çavuşlar alır götürür falakayı ayağına basarlar.
- Gördün mü sultan var mı, yok mu? Vur! Var mı?
Var deyinceye kadar...
- Sultan olmasa bu dayağı yer misin sen? Sultanı görmek istersin ha?
İnsanlar böyle şaşkın oldu, illâ sopa yemek istiyor, sopa yedikten sonra diyecekler ki;
- Varmış!!!
Allah(c.c.) aklı selim, kalbi selim versin ve hakkı kabul edecek aklı maad versin. Cenâb-ı Hak peygamberimizin şânını âli eylesin ve onun sancağını bütün dünyaya atsın.
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder