31 Ekim 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 96 - İYİLİK YAPMAK

İnsanın nefsi, şeytanın dişisidir. Kadınla erkek buluştu mu şeytan gelir. Nefsine sahip olamayan kimse şeytana yataklık yapar. Üzerine şer yağar.

İnsan kötülük yapmak için gelmemiştir. Hayvan ısırır, teper, mazurdur yani özrü vardır;

- Sen benim hayvan olduğunu bildiğin halde niçin beni dürtükledin? sende akıl var, bende yok!

Kıyamet gününde hayvan ve insanın muhakemesi vardır. Onun için hayvan birini öldürürse kanun tutmaz. Kanun insan içindir. Hayvanlar ziyan işlese çobanı mahkemeye çekerler. İnsanlar iyilik yapmak için yaratılmıştır. Kötülük yaptığı zaman insanlıktan çıkar.

Zamanın birinde bir çocuğu köpek ısırmış. Gece olunca çocuk
inlemeye başlamış. Babası;

- Oğlum neden köpeği ısırmadın?

- Ey baba ben köpek değilim ki, Demiş.

İbret alan adama bu hikaye yetişir. Bu kadar ulemalar, evliyalar insanlığı öğretmek için gelmiştir. Ancak şimdiki zamanda herkes insanlaşmaya değil canavarlaşmaya çalışıyor. Nereye bakarsanız daha da vahşileştirmeye sevk eden şeylerin arkasına düşülmüş. İnsanlığını yitiren seviyesiz kişilerin seviyesine sen düşmeyeceksin.

İnsanlar, izzeti nefis derler. Allah;

“İnsanın nefsinin boş gururu onu günah işlemeye sevk etti.” Diyor.

Bu zamanın insanına güzel söylesen ters anlar, sözü bilhassa nasihati kabul etmez. Nasihat edeyim deme sana küfür eder, dövüşür.

- Benim nasihate ihtiyacım mı var? Der.

Deveye demişler ki;

- Nereden geliyorsun?

- Hamamdan geliyorum.

- Ayaklarındaki çamurdan belli! Demişler.

Mandalar her sabah göl ve ya çirkef deryasına girerler. Camışlar suyu çok sevdiklerinden her gün katarlarla çamura girmek için giderler.

- Banyodan geliyoruz duşumuz eksik, belki milleniumda bize insanlar onu da yapar! Diyebilirler.

20.asrın insanları hakikati kabul etmez, Ebu cahil tohumudurlar.
Peygamber s.a.v.’i de kabul etmezler. Peygamber Efendimiz zamanında arpa dikende vardı, şimdi de devam ediyor. İnsan içinde kıymetlisi de vardı, kıymetsizi de vardı. Nesli tükenmedi. Efendimizin s.a.v’in zamanından Ebu cahil tohumu devam etti ve hesaba gelmez derecede çoğaldı.

Nefis: insanın nefsi şeytanla buluştu mu dişi şeytan doğar. Allah’ın rahmetini isteyen;

- Aman Ya Rabbi, beni nefsin eline bırakma.!

Derse, Allah c.c.,onu gözetir. Ama rahmetini istemeyip kendi kendine kurtulmak isteyen kimse bataklığın içinde çırpındıkça daha da batar. Her zıpladığında daha derine girer. Onun için Efendimiz;

“Allah nefsin içine düşürmesin”

Diye münacatta bulundular. Bir anda imansız gidersin. Bir anda yolunu değiştirir. Nefis doğru yürümeye fırsat bırakmaz. Nefis şeytanın hemen arkasından gider. İstediğin kadar kabrini kıbleye döndür, şeytana uyan kıbleye döner mi? Allah’a teslim olan zatın birisi, kabre yatırılırken;

- Oğlum benim yüzümü kıbleye döndüren döndürmüştür, senin döndürmenle değil. Demiş.

“Yunus öldü diye sala verirler,ölen hayvan imiş, insan değilmiş.”

Ölen hakikaten insan olan o zat söylemişti ki;

- Bizim yüzümüzü döndüren döndürmüştür, senin döndürmen kar etmez..!

O da ne zaman döndürürse! Gönül kıblesinde sen nereye bakıyordun? Oraya! Korkma!


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.



29 Ekim 2009 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 95 - DİVANÜL HAMD

Biz başlangıçtayız. İhtiyacımız olan dinlemek ve takip etmek. Takip ediyoruz ve arıyoruz. Efendimiz s.a.v.'i takip ettiğimiz zaman onun vardığı yere varırız.

Tren vagonlarının en önünde bir vagon vardır. Vagonlarda biri bu lokomotife bağlandığı zaman onlar onu takip eder. Her birine motor gerekmez. Peygamberler bütün ümmetini taşımaya muktedirdir.

Peygamberlerin içinde en güçlüsü ve bütün milletler için gelmiş
olanı Efendimiz s.a.v.'dir, onun zamanından sona kadar bütün milletler ona bağlandıklarında hepsini taşımaya muktedirdir.

Kıyamet gününde bütün peygamberler kendi sancaklarıyla beraber geldiklerinde "Divanül Hamd" adı verilen en yukarıdaki sancak olan Resulullah s.a.v.'in sancağı altında toplanırlar. Dünyadaki insanlar trilyonlarca kat olsa sancağı altına alacaktır. Bu sancağın altında olabilmek için herkes onun arkasından koşar. Onun gücü bütün milletleri taşımaya yeter. Bütün dünyaları, insanları ve yaratıkların hapsini kaplar ama Allah c.c.'nün okyanusu içinde hepsi bir nokta gibi kalır.

O peygamberdir. Cenab-ı Allah'ın rahmet denizlerini temsil etmektedir. Sonsuz rahmet onun kanalıyla geliyor. Onun ümmetlerinden olmamızdan dolayı biz en şanslı insanlarız. 20. yy'ın cahil insanları inancı reddettiklerini söylüyorlar. Araplarda dahil, insanlar milliyet peşinde koşuyorlar. Bizler Arap’ız,Türk’üz, İranlıyız, Çeçeniz gibi. halbuki şeref onun ümmetinden olabilmektir.

İbrahim a.s.'ın ümmetinden. Bu yüzyılda her şey aşağı inmiş, çürümüş, yukarı çıkmamıştır. 21. yy'da denedikleri her şey çürümüştür. Her şey çöpe atılacaktır.

Bir tahtaya tahtakurusu girerse bozulur, artık kullanamazsın. Allahsız kişilerin, inanmayanların kullandığı her şey bitmiştir. Ekonomik kaideleri de bitmiştir. Gelmesi gereken İslami değerlerdir. Cenab-ı Allah'ın dinine karşı olan her şey batacaktır.

Not: Ş.Nazım KIbrısi Hz. Sohbetlerinden.

28 Ekim 2009 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 94 - HAYAT GAYESİ

Devamlı muhalifiz. Hiçbir zaman ;

- Sen nasıl istersen. Demiyoruz.

Devamlı Cenab-ı Allah'a itiraz içindeyiz.

- Allah'ım, Sen nasıl istersen, Demeliyiz.

Bir olaydan memnun değilsen bile Elhamdülillah demelisin. Sen muhalif olsan bunun hiçbir manası yok. Bu edebi korumalıyız.
Büyük Şeyh Efendi h.z.;

"En yüksek seviyeli mürit, herhangi bir şey için, niye böyledir diye sormayandır"

En yüksek seviyeli edep, bir şey olduğunda;

- Niye böyledir? Diye sormaz.

Sorarsa bunun manası;

- Ben bunun olmasından hoşlanmıyorum. Anlamına gelir.

Ayrıca senin iradeni, Allah'ın iradesinin üzerine çıkarmaktan başka
bir şey değildir. Senin egon itiraz eder. Sen;

- Niye oldu?

Diye soramazsın. Sen kulsun. En düşük seviyeli edep soru sormamaktır. Allah c.c. görmektedir, bakmaktadır ve bilmektedir.

"Nesin sen? Niyetin ve gayen nedir? Niye bu soruyu sormaktasın?"

Nihayet senin nefsin bir numara olmayı iddia etmektedir. Kendinin emrettiği emirleri getirmeye uğraşır.

- Niye bir şey oldu?

Diye sorarsan, bunun ilahi makamdaki manası;

- Rabbim'den memnun değilim! Daha iyi bir şey yapabilirdi, benim düşündüğüm bu konuda ben yapsaydım daha iyi olurdu!

Allah hiçbir zaman affetmez. Onun iradesi Allah'ın iradesinden daha mı iyi?

İnsan bakmakta ama nerede olduğunu bilmemekte. Ne oldu? Diye sorduğu zaman mesuliyetini unutur. Bundan dolayı bütün tarikatların yaptıkları; müritleri, insanları eğiterek kul olmayı öğretmektir. Kul hiçbir zaman hesap sormaz. Tarikat eğitimi; insanları en iyi edep, nefsini unutmak ve kendi nefsine muhalif olmak, mutlu olmak ve Allah'ın iradesini kabul etmeği öğretir.!Allah'ın iradesini kabul edinceye kadar belki sen nefsinin ve şeytanın kulu olabilirsin.

Bu hassas bir noktadır. Cenab-ı Allah'a milyonlarca insan muhaliftir. Kullukta en iyi edep, Cenab-ı Allah'ın iradesini kabul etmektir.

Herkesin istediği Rabbe ulaşmak, Rab olmak, haşa! Bu olamaz çünkü bir Allah var. Kul olabilirsin.

Alemlerin Rabbi seni unutmaz, muhafaza eder ve destekler.
Eğer Allah c.c. biriyle beraber olursa o kimse her zaman huzur, mutluluk ve tatmin içinde olur. Muhafaza etmen gereken şey, Allah'ın arzusu ve hürmetiyle mutlu olmaktır.

Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

27 Ekim 2009 Salı

SOHBET DÜNYASI - 93 - KULLUĞU UNUTMAK

Musa a.s., Allah c.c.'ne sordu;

- Sen ne zaman mutlu olursun?

Allah dedi ki;

''Sen benden razı olursan bende senden razı olurum. Sen beni seviyor musun? Ben de seni seviyorum.''

Allah c.c.'nün 4000 yıl evvel Sina Dağında söylediği bu haber ölmeyen sözlerdir. Hastanede, hapishanede veya köle olmadığımız için mutlu olmalıyız, Elhamdülillah demeliyiz. Senden insanların kaçmaları, seni yalnız bırakmaları büyük bir testtir.

Bu zamanda, yaşlı insanlardan uzaklaşıyorlar. 20.yy medeniyeti; yaşlılarını, anne ve babalarını huzur evine götürüyor. Yılbaşında veya belirli günlerde ellerinde birkaç çiçekle gelip 15 dakika yalandan seviyorlar sonra anneleri ve babaları ağlıyor.

Bu bir cezadır. Sonunda kendileri de yaşlanacaklar ve unutkanlık olacak, kim gelirse tanıyamayacaklar. Kulluğu unutan kullara bir cezadır. 20 yy'ın başına kadar böyle bir şey yoktu. Eskiden herkes anneye babaya hürmette ve saygıda kusur etmiyordu.

Onları huzurevine gönderdikleri zaman eve gelen rahmeti engellediklerini bilmiyorlar. Aile içinde büyük geçimsizlik başlar.

Allah c.c., Musa a.s.'a;

"Sen benden razıysan Ben'de senden razıyım"

Şikayet edilecek bir şey yok. Fiziksel durumumuz iyi. Yemek ve giymek için bir şey bulmaktayız. Eğer bir kimse sağlığını kaybederse;

- Allah'ım Sen ne gönderdiysen ben razıyım, fakirlikte zenginlikte göndersen ben senden gene razıyım. Hastalıkta sağlıkta göndersen, Elhamdülillah.

Cenab-ı Allah'a şükretmek;

- Ben Sen'in kulunum. Demek lazım.

O zaman Allah ondan razı olur. Bazıları;

- Allah'ım canımı al, ben bunu taşıyamam.

Canlarını atıveriyorlar. Bunun manası taşıyamıyorlar yani Allah'tan razı değiller.

- Allah'ım ben Seninle mutluyum. Demek zor değil.



Not. Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 92 - ALLAH DOSTLARI

İman ve İslam. Nur deryaları da var, zulmet denizleri de var. Dünyadan çıkan adam, onun ruhaniyeti ya nur denizlerine ya da zulmet denizinin içine girer. Nur denizinin içine giren kimse bahtiyardır, saadet sahibidir. Nur denizine giren adam oradan çıkmak istemez.

Zulmet denizine düşen, karanlık dünyalara giren kimse, zifiri
karanlıklara giren kimse hiçbir şey olmasa bile karanlığın korkusu içine girer. Bir lahza bile yalnız bırakmayacak bir karanlık. Çeşit türlü zulmet bulunan bir yere girer ve oradan kaçmak ister.

Herkes bu dünyadan çıkacak. Lakin hangi kapıdan seni
çağıracaklarını düşün.

- Aydınlıktan mı? karanlık kapısından mı?

- Ey insanoğlu kendin için ne ettin? ne işledin?

O gün o dünyada kalabalıklardan kimse yoktur. Zulmet denizine giren adam tek başınadır ve ona ünsiyet verecek kimse yoktur. İnsan nasıl yılanı akrebi gördüğü vakitte korkar soğukluk gelirse, o karanlıklar dünyasına düşen kimse her an akrep ve yılan sıfatının 70 defa fazlasını yaşayacaktır.

Çok kısa dünya hayatında dünyada ne için bulunduğunun farkına varamayan kimseye yazıklar olsun!kendi kendine;

- Bana yüz bin kere yazıklar olsun. Diyecektir.

Ama ona üns verecek hiçbir şey yoktur. Ancak her an zehirli bir yılanın ısırması veya bir akrebin kuyruğunun vurduğu gibi her an ona vurulacaktır. Dünyada güç topla! Cenab-ı Hak’ka yakınlık ara.

Cenab-ı Hak’ka yakınlık Efendimize yakınlıktır. Efendimize de onun yakınlarını bulduğun vakit yakınlık bulursun.

- Efendimizin yakınları kimlerdir?


Efendimizi tutanlar, sayanlar, onun yoluna baş koyanlar yakınlarıdır. Onları arayıp bulursa, onların yakınları Efendimizin yakınları olur. Efendimizin yakınları Allah c.c.’nün dostları olur. Hiçbir şey olmazsa Allah c.c.’nün dostlarını ara bul. Onları bulanlar kurtulacaktır.

Bin yılın toplamına millenium deniyor, kaç millenium geçti. 7 si bitti 8 i geliyor. Bunun yarısı dünyaya aittir, yarısı ahirete aittir. Bazı dört köşe
kafalı, geri zekalı, mankafalı, mongol tipli iki ayaklı insanlar kendi akıllarınca;

- Şeyh Efendi tarih söyledi de tutmadı! Diyorlar.

Cenab-ı Hak, Efendimize kitabında 1500 sene evvel ;

“Kıyamet yakındır” Diyor.

Cenab-ı Hak’kın sünneti kıyameti yakın göstermektir. Kıyamete, Mehdi’ye daha çok var demek yanlıştır.

- Daha güneş kaç sene daha yanacak? Yana yana külleri mi dökülecek?

- Güneş yanıyor, yanan bir maddedir. Diyorlar.

Lakin gâvur kafası hikmeti anlamıyor. Güneş yansaydı külleri dökülürdü! Lakin Allah’ın hikmeti, nur verecektir. Gece gündüzü takip ediyor, günler günleri takip edip Kıyamet günü gelip dayanacak. Müminler uyanık olsun diye, gelecek sene diyebilirim. Vapur geliyor, vapurun gelmesine 10 saat var, öbürü der 5 saat var, diğerleri bekler ve hazırlıklı olanlar kazanır. Lakin kabak kafalılar çok bilir.

Zebur’u ezbere bilirler, hikmetini bilmezler. Bu evliyanın hikmetidir; uzakta olanı yakın gösterip uyandırmak için. Allah ile kavuşacağı divanda hazırlıklı olsun diye.

Biz her şeye iman ettik peygamberlerin sözüne de iman ettik. Ahir zaman Peygamberi;

“Dünyanın hakimiyeti kafirlerin elinde olacak”

Diye haber verdi, bildirdi. Deccal gelecek tüm kafirleri elinde toplayacak. İsa a.s. gelince Deccal ile kılıç dövüşü yapacaktır. İnanacaksın! İnanmazsan imansız atarlar seni. Zulmet denizi asit denizine benzemez daha kötü. Sakin ol, sana biri bir şey derse;

- La havle velakuvvete illabillahil aliyyulazim. Çek .

Onu çekince sana zulmedene el kaldırma. Elini dilini gözet,

- Ya Rabbi, sana havale ettim. De, bu yeter.


Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

24 Ekim 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 91 - HUZURA ULAŞMAK

Her zaman sohbetlere devam etmeye dikkat etmek gerekir. Yeme içme için konuşmaya ve insanları teşvike gerek yok. Çünkü yaşayanlar yiyip içmedikleri zaman bir çeşit ağrı hissederler. Bundan dolayı fiziksel varlıkları yeme ve içmeye koşmaktadır. Açlık ve susuzluk onlar tarafından duyulur. Bir kimse eğer aç ise açlık ağrı verir ve yemek bulmak için etrafına bakar. Fiziksel varlığı bunu hissettiğinden kendini doyurmaya çalışır.

Huzursuzluktan huzura ulaşmak amaçtır. Bizim hayvan tarafımız tamamdır. Bir şey söylemeye gerek duymadan yemeye içmeye koşarız. Fakat ruhani varlığımız ilahi aleme aittir. Dünyaya ait değildir. Bundan dolayı ruhani varlığımız hiçbir zaman yeme içmeyle tatmin olmaz.

Ruhun istediği maddi dünyadan değil, ruhani alemdendir. Peygamberler insanları teşvik etmek ve ruhlarını beslemek için gelmişlerdir, çünkü fiziksel varlığımız her zaman öne çıkar ve perdeleyip engeller.

- Ben yemeliyim, ben içmeliyim, ben zevk almalıyım. Der.

Bizim hayvan tarafımız geldiğinde ve ruhani varlığımızın önünü kapattığında genellikle bundan mutlu olunur. Fiziksel varlığının isteklerini tatmin ettiğin için mutlu olduğundan her şeyin tamam olduğunu düşünürsün. Bundan dolayı Allah c.c., orucu emretmiştir. Oruç tuttuğun zaman senin fiziksel arzuların ve ruhani arzularında ayağa kalkarlar ve istemeye başlarlar. Dolayısıyla senin fiziksel arzuların yemeden ve içmeden zayıf kalır. Ruhani varlık oruçla kuvvet bulduğundan; fiziksel ve ruhani varlık arasında kavga başlar. Eğer sen bu dengeyi muhafaza edersen fiziksel ve ruhani arzular arasındaki dengeyi muhafaza edersin. Bütün manevi liderler kendilerini takip eden insanlar üzerinde bu dengeyi kurmaya çalışırlar. Senin gerçek varlığın karışıktır. Senin karakterin ortaya çıkar.

Su; H20’dan meydana gelir. Eğer suya su olarak ayrı bakarsanız su ve hidrojeni ayrı ayrı göremezsiniz. Ayrı olarak tutarsan da suyun gerçek karakteri bulunmaz. Oksijen ve hidrojen atomları ayrı olup yeni bir birleşme formülü bir araya gelmedikten sonra su olması mümkün değildir. Oksijen ve hidrojen arasında balans olursa su karakterini kazanırlar. Allah c.c. der ki;

“Her şey arasında denge kurdum”

Bu denge içinde her şeyin kendi kişilikleri içinde gözükür. Hidrojenin miktarı 3 olsa, 3+3 olarak birleşseler su karakteri olmayacak ve başka bir karaktere bürünecektir.

Balans, denge; her şeye Allah dengeyi koymuştur. Dengesiz varlıkta hiçbir şey olamaz. Filozoflar teslim olup;

- Bir varlık, varlıktaki dengeyi kurar, iki olamaz. Demişlerdir.

Nizam-ı alem, denge her şey için. Dünyanın dengesi; her şeyde dengeyi bulursun.

Şimdi yaratıkları öldürmek için çeşitli zehirli maddeler icat ediyorlar.

- Bu hayvanlar zararlı, onları öldürmeliyiz. Deyip katliamlar yapıyorlar.

50-60 yıl önce ben küçükken var olup da bugün soyu tükenmiş bir çok yaratık vardır. İnsanların akıllarındaki tehlikeli bir hareket, insanlar arasındaki harmoniyi kaldırır. Çünkü Alemlerin Rabbi her şeyi yaratmıştır.

Dünya üzerinde iki karıncanın arka arkaya koşmasının arasında bile denge vardır.

Aklımızın taşıyamayacağı çok hassas bir denge vardır ve senin fiziksel varlığınla ruhani varlığın arasında denge olması gerekir. Bu denge içinde senin kişiliğin görünür. Senin kişiliğin maddiyatınla veya maneviyatınla değil, bunların ikisi bir araya geldiği zaman gerçekleşir ve buna göre kişiliğin ortaya çıkar. Bu çok önemli bir noktadır.

İradede; Rabbinin halifesi olarak sana verildi. Bu. İradeni denge içinde kullanmalısın. Ruhani ve fiziksel varlık arasındaki eşitlik olmalıdır. Bunu kullanabilirsen mükemmel bir kul olursun. Eğer değilse ilahi hizmetli kulların içine giremezsin.

Bu dengeyi nasıl kurabilmeleri gerektiği noktasını öğretmek için ilahi alemden peygamberler gelmiştir. İnsanlar ilahi hizmeti yapabilsinler diye peygamberler insanlara doğru yolu göstermişlerdir . Eğer bu hizmeti yapamazsan gerçek kişiliğini kaybeder ve düşersin.

Sohbet; senin dengeni ve nefsini koruyabilmeni öğrenmen içindir. Çünkü nefis her zaman bir numara olmak ister, kendini öne koyar;

- Ben birinciyim. Der.

O hedefe ulaşmak için metot ta değişik olur. Şeriatta ilahi emirler
farklıdır, tatbikatta ise aynı nokta üzerindedir. Kabe'ye gelenlerden bazısı
kuzeyden, bazısı doğudan, bazısı batıdan, bazısı uçakla, bazısı deveyle gelir. Bundan dolayı şeriat, hayatın şartlarına göre değişik olur. Hatta son, şeriatta son olarak, iman tatbiki değişik yollardadır.

Tatbikat ruhaniyete ihtiyaç duyar ve ruhani insanlara ihtiyaç duyar. Onlar da değişik yollara ihtiyaç duyarlar. İnsanların anlayışlarına ve
kapasitelerine göre değişir. Bundan dolayı;

- Nakşibendi Tarikatı değişiktir. Diyoruz.

Diğer tarikatlar da insanları dengeyi sağlamak için hazırlarlar. İslam bütün insanlara muhteşem mükemmelliği ve dengeyi sunar. Ruhani ve fiziksel varlık arasındaki dengeyi ilahi huzura getirir. Şah-ı Nakşibendi h.z., onun sohbetini işitmen ve duyman ve muhafaza etmelisin.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

22 Ekim 2009 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 90 - MÜSLÜMANLIK

Cenab-ı Hak kulları için din olarak İslam’ı seçti. İslam’ı seçip ahir zaman Peygamberini insanlara gönderdi. Emirlerini tutarsın veya tutmazsın. Cenab-ı Allah Habibine buyurdu;

“Ey Habibim, sen Ben’im emrimi bildirdin. Lakin onların başlarında durma, isteyen emri tutsun isteyen tutmasın. Sen tebliğ edersin, isteyen alır, isteyen almaz.”
Bu insanların çeneleri bağlanacaktır. Çoğunun da çenelerinin bağlanması kısmet olmaz. Cenab-ı Allah hepimizi muhakeme edecektir. Binaenaleyh 1500 senedir peygamberini göndermiş ve İslam’ı takdir etmiştir. Hüküm olarak en güzel yoldur.

Buraya kadar yetiştik. Bu dini getiren Peygamberin doğduğu mübarek geceden itibaren şeytan seferber oldu. Şeytan insanların Allah’a kulluk etmesini istemez. Şeytan;

- Bunların yüzünden Cenab-ı Hak beni cennetinden kovdu, arkama düşsünler benimle birlikte ahirette yansınlar. Cenab-ı Allah;

“Sana izin veriyorum, lakin insanoğluna irade ve akıl verdim. Baksınlar görsünler, aklını ve iradesini kullanamayıp senin peşinden koşanlar da seninle beraber yansınlar.”
Allah’ın bir tek dünyası var zannetme. Saltanatına azametine bu büyüklükle sahipse çok az. Allah’ın kullarının hesabını kimse bilemez. Rabbül Alemin dendiği zaman;

Alemlerin Rabbi’dir. Çokluğunun hududunu bilemezsin ve bulamazsın. Bu asi gelen bir avuç insanların, şeytanı dinledikleri için cehenneme girmeleri güzel bir şey değildir. Bu güne kadar kimse çıkıp da;

- İslam'da bir eksiklik var! Diye söyleyemedi.

Çünkü Allah’ın emrinin yanında kendi emrini söyleyecek kimse
yok. Senin aklın bir noktadır. Cenab-ı Allah’ın ki nihayetsizdir. Şimdiki insanlar;

- Biz biliriz. Diyorlar.

Onların iradelerini görelim bakalım ne yapacaklar. Zararını yine onlar çeker. Bununla beraber biz ahir zamandayız. Herkes;

- Biz Müslümanlığı kabul etmeyiz. Diyor.

Bu ahir zamanın bütün pisliğini Müslümanlar üzerine yüklemek olmaz. Allah'a havale ederiz. O zaman Allah’ın mahkemesinin hükmü kesindir. Bu peygamber makamındaki yapılan zulmü Allah’a havale ederim. Dillerini, kalemlerini, kendilerini tutsunlar, yoksa dünya boş değildir. Gök kapıları açılıp da;

- La havle vela kuvvete illa billahil aliyyul azim.
Çekenlerin duası geri çevrilmez. Dikkat edin. Müslümanlara kötülük atmayın. Müslümanlıkta kötülük yoktur. Tertemiz pak dindir. Peygamber Efendimize;

- Müslüman nasıl olur? Diye sorduklarında;

“O kimsedir ki, Müslümanlar onun elinden ve dilinden emniyettedir.”
Müslüman’ın elinden ve dilinden kimseye zarar gelmez. Elinle de dilinle de kimseye zulüm olmaz. Elinin tuttuğu sopa, bıçak, bomba neyse kimseye eza veremezsin. Sana Müslümanlarla ilgili kötü bir haber gelirse “Estağfirullah”çek.

İslam’a kim dil uzatırsa dili kesilir. Bir illet verilir, onun dilini kese kese bitirirler.

Müslümanlık nedir bilesin; Müslümanlık, iyiliği emreder. Kötülük neredeyse Yavuzluk oradadır. Müslümanların takva sahipleriyle eskiden alay ederlerdi.

Müslüman gereksiz yere karıncaya bile dokunmaz. Cenab-ı Allah’ın yarattığı her yaratığın yaşamaya hakkı vardır. Ama sen dil uzatırsan, Cenab-ı Allah yatağını içine bir yılan ve ya akrebi bulur sokar. Bundan dolayı ayakkabını silkelemek ve yatağa bakmak sünnettir. Ama
Müslüman’a dil uzatan insanlara mahlukat düşman olur. Birine;

- Ölümün denizden olacak.
Diye haber verildiğinde, denizin ortasına kale yaptırmış ama zehirli örümcek tabağın içinde gelip onun ölümüne sebep olmuş.

Müslümanlık her yaşayan mahlukatın hayat hakkını kabul eden dindir. Sen müstahaksan, Cenab-ı Allah sana musallat olur ve öldürtür. Dikkat edin acz içindeyiz. Allah’la muharebeye kalkmasınlar. Din Allah’ın dır, bizim hiçbir şeyimiz yok. Her kim İslam’la karşı karşıya gelirse Allah’la karşılaşır.

Bu zamanda çok fitne vardır. Şeytanı sevindirmeyin. Her gün yeni işitilmeyen şeyler okuyor onlara karşı dikkatli olun.


Not. Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

20 Ekim 2009 Salı

SOHBET DÜNYASI - 89 - İNSAN

İNSAN


Her şey ya hareket ediyor ya da etmiyor. Kayaların yüzleri, dağlar durmakta, nehirler akmaktadır. Rüzgarlar ve fırtınalar dünya üzerinde esiyor ve dünya üzerinde hareket ediyor. Eğer bir şey yapabilirlerse yapmak istiyorlar. Ağaçlar, bütün bitkiler ya hareket ediyor ya duruyor. Hayvanlar onlar da ya hareket ediyor ya etmiyor. İnsanoğlu, onlarda ya hareket ediyor ya duruyor.

Hareket ettiğimiz zaman bir mesuliyete sahibiz. Çünkü yaratıldık ve şereflendirildik. İnsan, dünya üzerinde Allah'ın halifesi olmakla bütün
yaratıkların en üstünü ve şerefli olmanın en yüksek noktasındadır. Hiçbir başka yaratık bu şerefe ulaşamaz.

İlahi alem; Orası meleklerle doludur. Ama onlar Cenab-ı Allah'ın
halifesi olmak için yaratılmadılar. Sadece insan Allah c.c.'nün halifesi olarak yaratıldı. Bundan dolayı biz sürekli bir şekilde Cenab-ı Allah'ın kontrolü altındayız. Her hareketimiz her anımız Allah c.c.'nün kontrolü altındadır. Bizim mesuliyetimiz her an; her durmamızda, her susmamızda sorulacaktır.

- Niye hareket ettin? Hangi istikamette hareket ettin? Hangi şeyin arkasından koştun? Niye hareket etmiyordun da duruyordun? Niye bunu yaptın?

Diye sorulacağız ve hesaba çekileceğiz. Hareket etmenin nedeni sorulacaktır. Bizim amellerimize göre hareketlerimizden mesuliyetimiz vardır;

- Hangi sebeple hareket etmedin?

Diye sorulacaktır. 24 saat içinde 24000 kere nefes almamız gerekir ve 36000 hareket vardır. Bizim her şey üzerinde mesuliyetimiz vardır. Yaptığının her hareket Cenab-ı Allah'ın rızasına uygun olup O'nu mutlu ediyorsa o zaman mükafatlandırılacaksın. O zaman Allah rıza verir veya vermez. Bizim hareketlerimiz böyle bir noktadadır.

Bize durmamızdan, niye hareket edip, niye hareket etmediğimizden sorulacağı için, ne yaptığımız hakkında derin olarak düşünmemiz emredildi. Her hareket ve her duruş bizim omuzlarımız üzerine çok fazla mesuliyet verir.

Mesuliyet ve şeref; sadece insanoğlu içindir. Mesuliyetsizsen bir saygın, mükafatın ve değerin yoktur. Bu en önemli temel, bütün kutsal kitaplardaki yazan özdür.

- Ne yaptılar? niçin yapıyorlar? Ne için ve kim için istiyorlar?

Diye sende sorulacaksın. Nefsin için olan her şey batıldır ve kaybolacaktır. Ama her an Allah için yaptığın her amel sonsuza kadar gidecektir. Allah tarafından mükafatlandırılacaksın ve bunun büyüklüğünü hayal edemezsin.

Bu hayattaki her şey geçicidir. Bundan dolayı bir değeri de yoktur. Fakat Allah için olan her şey Allah'ladır. O'nun sadık kullarıyla beraber olman gerekir. Bir kimse için önemli olan bunu ne için, kimin için yaptığını, hedefini düşünmesi ve buna bir cevap bulurlarsa ki, bunun cevabı Allah için ise;

- Ben kendimi Allah'a teslim ettim, bana ne yapıyorlarsa O'nun arkasından koşmaya çalışıyorum. Demelidir. Ta ki uyuyuncaya kadar. Uyanık olduğun müddetçe;

- Ne için? Kimin için bir şey yapıyorsun? Getireceği fayda nedir?

Eğer faydası kendisi içinse o zaman serbesttir. Ama kendisine ve başkalarına fayda getirmiyorsa onu bırakmalıdır yoksa lanet yağar. Ayağa kalkıp düşmanlarımızla kavga etmek için bizim istediğimiz destek, rahmettir. Bu her yerde aynıdır. Dünyanın başlangıcından sonuna kadar insanoğlu aynı karaktere sahiptir. Sen insanoğlu ailesinin bir üyesisin. Yerini temiz olarak ve Allah'ın rahmetiyle muhafaza etmeye çalışmalısın.

Her şeyi Allah'ın şerefi ve O'nun rızası için olmalıdır. O'nu razı etmezsen başka hiç kimse seni o karanlık okyanustan çıkaramaz.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

17 Ekim 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 88 - HAKİKATE GİDEN YOL

HAKİKATE GİDEN YOL



Efendimiz s.a.v. işaretler yaklaştığı zaman ne olacağını söyledi. Onun ümmeti 73 çeşit fırkaya ayrılacaktır. Bir tanesinin haricinde diğerlerinin hepsi yanlış yolda olacaklar. Hepsi ayrılıp yollara sapacaklar, sadece bir yol hakikati gösterecektir. Doğru yol için sayısız istikamet vardır. Lakin hakikatin bir istikameti vardır.

Bu yüzyılın başından itibaren 80 yıldır, Efendimizin belirttiği gibi şeytan onların öğretmenidir. Onlar kendi iradelerine göre takip etsinler diye şeytan çok çeşitli istikametler yapmakta. Maddi varlıklarının arzularına göre takip etsinler diye, çok çeşitli insan grupları vardır. Bu insanlar şeytanın temsilcileridir. Efendimiz s.a.v.',in takipçisi değildir. Bir kimse ayağa kalkıp;

- Ana yolu takip etmek istemiyorum, insanoğlu için kolay bir yol yapmak istiyorum.

Derse şeytana taraftardır. Hakikate giden yol birdir. Hakikat birdir. Hakikate giden iki yol bulamazsın.

Bazı insanların hobileri vardır. Bazılarının istediği bir numara olmaktır. Başka birinin emri altına girmek istemez. Serbest olmak ister. Bu bizim nefsimizin çok kuvvetli bir iradesidir.

Allah c.c.,Adem a.s.'ı yarattığı zaman yalnızca şeytan secde etmedi. Eğer secde ederse onun emri altına gireceğini biliyordu. Nefis şeytanın temsilcisidir. Kim nefsini kontrol etmek isterse şeytan ona hiçbir şekilde saldıramaz ve arkasından takip ettirmeye zorlayamaz.

Şeytan hiçbir zaman ikinci olmak istemedi. Her zaman birinci olmak istedi. Meleklerin arasında bilgi sırasına göre birinciydi. Meleklere bile öğretiyordu ve;

- Ben bir numarayım ama Allah, Ademi yarattı, beni kontrolü altına alacak, ben şimdi onu takip etmek zorunda kalacağım. Memnun değilim. Dedi ve secde etmedi.

Bu kadın ve ya erkek herkesin içinde vardır. Kadınlarda ;

- Erkeklerin sahip olduğu haklara sahibiz. Diyorlar.

Neden herkes aile içindeki alışkanlıklarına eski geleneklerdeki gibi devam etmiyor?Çünkü şeytanın kontrolü atındadır. Şeytan onu; "eşit haklara sahip olmak lazım" diye zorlar. Aile bir erkek ve bir kadından oluşur. Kavga kadınla erkek arasında, ailede olur. Eğer herkes ;

- Bir numara olayım, eşit haklara sahip olalım. Derse ne olur?

Bundan dolayı şeytan, insanoğlunun Allah'a itiraz etmeleri için çok
geniş imkanlara sahip olmuştur. Bizlerdeki kıskançlık ve kavga etmek insanoğlunun en kötü karakterlerinden birisidir. Adem a..s yaratıldığı zaman şeytan;

- Ademoğlunu tanımam. Eğer Cenab-ı Allah onu öyle bir pozisyona getirir de emrederse ben onun emirlerini kabul etmem. Ben emir eder pozisyona gelirsem, insanoğlunun varlıkta kalması için hiç imkan bırakmam.

Bu şeytan gerçeğidir. İnsanlar Efendimiz zamanından uzaklaştıkça bu kıskançlık daha da büyüdü. Ne zaman İslam doğuda ve batı da yayıldı, Şeytan kuvvetini Müslümanlar için kullandı. Onları şeytanın takipçileri yaptı. İnsanlar eski yolları ve şeytan yolunu kullansınlar diye bir yol buldu. Vahabi hareketi o gruptan bir tanesidir.

Onlar yüzyıl kadar önce de ortaya çıktılar, sultan onları kaldırdı ama 19.yy başlarında sultanın gücü bittiğinde ve halife kalmadığı zaman bu grup yine ayağa kalktı. Bu hareket Efendimiz s.a.v. zamanından bu güne kadar devam etti ve devam edecektir.

Bazı politik gruplar,insanlar tarafından desteklenmek için oluştu. Onlar için ilgi kaynağı oldu ve onlar için güç kaynağı da olacağını düşündüler. Efendimiz s.a.v tarafından lanetlenmiş olan Arap milliyetçiliği Efendimizin ümmetini parçalamıştır ve ümmete zarar vermektedir. Arapların istediği 20.yy'ın başından halifeden bağımsız olarak Arap krallığını kurmaktı ve bu yüzden sultana karşı ayaklandılar. O sultan Efendimizin takipçisi bir halifeydi.

Savaştılar ve Avrupalı Hıristiyanlar, Müslümanlığın halifeliğini aldılar. Biz böyle bir zamanda yaşamaktayız. Onlar şeriatı, Kuran'ı ve Efendimiz s.a.v.'in yolunu takip etmiyorlar. Çok tehlikeli bir zamanda yaşamaktayız. İslam'ın bütün düşmanları ayağa kalkmışlar. Biz ise kontrol oluşturmak istiyoruz. O zaman İslam'ın hakikati en kısa zamanda parlayan bir yıldız olacaktır. İlahi kanunları kullanmak istemiyorlar ve bundan dolayı güm be gün geri gidiyorlar. Vahabilerin düşündüğü politika budur. Fakat "Ehli Sünnet Vel Cemaat"; onlar kurtulacaktır. Müslümanlar için doğru yol budur ve şeriatın gücünü bulurlar.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

13 Ekim 2009 Salı

SOHBET DÜNYASI - 87 - RUHANİ ZEVKLER

Her soru için bir cevap olması lazım. Her zorluk için bir rahat yol, her hastalık için bir ilaç olması, her şey için bir çıkış yolu olması gerekir. Bu dünyada ve Ahirette, insanların ruhani ve fiziksel ihtiyaçlarını vermek için İslam geldi. Daha tohumlarımız annelerimizin karnına yerleştirilmeden önce.

Hiçbir şey faydasız değildir. İslam bizim hareketlerimizde ortaya çıkar. Bir kimse elbise giyer, bu ona yük olmaz ondan ağırlık hissetmez. Ama kangurular gibi eline bir çanta alırsa o yüktür.


İslam'ın özelliği insanların fiziksel ve ruhani ihtiyaçlarını karşılamaktır. Sen ayağını bastığın zaman Allah için basmalısın. Baktığın zaman da neye bakıyorsun? Allah için mi? Bir şey taşıdığın zaman kimin için taşıyorsun? Kimin için dinliyorsun? Konuştuğun zaman kimin için konuşuyorsun? Düşündüğün zaman, oturduğun zaman kimin için?

- Şeytan için mi? Nefsin için mi? Allah için mi?

Her gün nefes alıp verme dahil yirmi dört bin amel vardır. Gerçek halifelik makamına ulaşmış kişiler, biz onlara namzet deriz, kendi nefesini bile; Hu Hu Hu diye kontrol eder. Kim her anını kontrol edebilirse o Allah'ın gerçek halifesidir. Diğerleri de kendini o seviyeye getirmek için çalışmalıdır.

Nakşibendi Tarikatında, her anında her nefesinde yalnız olmamaya, Allah'ı unutmamaya çalışman gerekir. Bütün hayat içinde Allah ile beraber olmak gerekir. Eğer O'nu unutmazsan, her an onunla olursan bu Cenab-ı Allah'a hizmet etmektir. Her nefesin Allah'ın huzurunda ilahi hizmet yapanların listesinde yer alır. Bu isimler ilahi huzurda yazılıdırlar. Sende ona çalış, bu da takip etmeyle olur. Büyük Şeyhi, veliyi, Efendimiz s.a.v.'i, takip etmekle olur.

Onların mükemmelliği, mükemmel olmayanları mükemmelliğe taşır. Allah tarafından onlara özellikler verilmiştir.

Hz. Ömer'in oğlu Mekke'ye doğru kervanla yoldaydı. Bu yol doğru gitmekteydi. Yolun başına vardığında tekrar geri döndü ve ana yola vardı. Onunla beraber olan insanlar;

- Efendimiz, niye doğru yolu bırakıp yolu değiştirdin?

- Ben Efendimiz s.a..v. ile beraberdim o yolunu değiştirip gittiği zaman bende onu takip etmek istedim.

Onun her adımında nur vardı. Onun yolunu aradığın zaman sende halifesin. Eğer onları takip edersen sende onlar gibi olursun. İnsan hayatı için önemli olan ilahi hizmetin kulları olmaktır. İlahi kullukta herkes için özel bir makam vardır.

Kulluk devamlıdır. Hiç kimse yorulmaz, emekli olmaz. Bu günler son günlerin de en son günleridir. Yıllar birbirine çok yakın olacaktır. Günü geldiğinde herkes ölecektir. Ruhani olarak huzurlu bir yer bulmaya çalış.

Cehennem huzurlu bir yer değildir. Cenab-ı Allah kulluğunu muhafaza eden kişilere bu huzuru ve rahatlığı verir. Zevkler sadece tattığımız saniyeler içindedir ve geçicidir.

Yeni yıl zevkleri için bir hafta öncesinden insanlar kendilerini hazırlıyordu, o gece geldi ve geçti artık hiçbir şey kalmadı. Onlar sadece;

- Bu yeni yıl geçti, gelecek yeni yıla varacak mıyım?


Diye düşünüyorlar. Şeytan bunu söyler ve insanları ağlamaklı bir hale getirir.

Nuh a.s.'dan bu zamana kadar yaşasan, her gece yeni yıl zevkini tatsan, dolu bir şekilde eğlensen, seninle kalan nedir?

Şeytan insanları aldatır. Fiziksel zevkler hiçbir zaman devam edemez. Fakat ruhani zevkler seni bırakmaz. Yaşlı da olsan, mezarda da olsan bu zevkler seni bırakmaz. zevk deryaları içersin. Fiziksel varlığın taşıyamaz ama ruhaniyetin taşır. Cenab-ı Allah'a doğru açılan kapıdan girersin ve dalarsın. Ruhani zevklerin hiçbir zaman bitmez.


Not. Ş. Nazım KıbrısiHz. sohbetlerinden.

10 Ekim 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 86 - İLAHİ ALEM

Ruhlarımız fiziksel varlıklarımızdan daha önemlidir. Ruhlarımız ilahi alemden yiyeceğini alır. Fiziksel varlığımız dünyadan yiyeceğini alır. Kim ilahi aleme değer verirse; ilahi alemden gelen dünyadan gelenden daha hayırlıdır. İlahi alemden gelen bizim içimizi aydınlatan ilahi nurlardır.

Dünyadan gelen şeyler karanlığa aittir. Dünyadaki beslenme sizin fiziksel varlığınıza biraz destek verir ve çabuk biter, ama ilahi beslenmenin hiç sonu gelmez.

Kim ilahi beslenmeye sahipse onların yaşları fiziksel varlığına ait olmasına rağmen hiçbir zaman yorulmadığı gibi daha da kuvvet kazanır. Çünkü ilahi güç sana mükemmellik verir. Fakat dünyaya ait beslenme geçici beslenmedir.

Fiziksel varlık için her öğün yemen lazım ve sonra yine ihtiyaç duyarsın. İlahi beslenme olarak aldığın şeyler kalıcıdırlar. Daha büyür, gelişir ve sana daha çok güç verir.

Bizim yollarımız ilahi aleme doğrudur. Ruhani kuvvetine göre ilahi aleme yükselirsin. Herkes için önemli olan daha fazla güç istemek ve ruhaniyetlerini kurtarmaktır. Nefsinin hapishanesinden kendini
kurtarman gerekir.

Nefis ruha saldırır ve ilahi destek almasına mani olur. İlahi aleme
yükselmesini istemez. İhtiyacımız olan her durumda daha çok destek ve yardım istemektir. İlahi yardım ruhaniyetimiz içindir. Ruhaniyetimiz de kuvveti sadece sohbette alır.

Bizim meclisimizin değeri sadece meclise katılan insanların niyetlerine
göredir. Eğer gerçekten bir destek istiyorlarsa onu alırlar. Bu sohbete katılmak için doğudan ve batıdan çok kimse geliyor. Bu ruhlarımızın arzusudur. Ruhlar saftır. Saflık ruhlarımıza ait bir şeydir. Nefisle arkadaşlık ederlerse, nefis ruhlarımızı kirletir. O zaman bir temizliğe ihtiyaç vardır. Temizlik de sohbettedir.

Sohbet kısa olabilir, uzun da olabilir. Onu almamız lazım. Hiç olmazsa haftada bir kez meclise sahip olmamız lazımdır. O da peygamberlerin yolunu, özellikle en son peygamberimizin yolunu takip etmelidir. Özellikle takip için öyle bir seviyede olmalıdır ki, insanlar ona baktığında rahatlık ve huzur içinde olmalıdır.

Eğer bir mecliste huzursuzsan senin için faydasızdır. Sana gerçek kuvveti veremez. İnsanlar, hastalar için kan veriyorlar. Kanın grubu uymuyorsa dener. Sınıflandırılmış kan grubu gibi bir çok meclisler vardır. Bak, eğer senin ruhunun grubu bu kişinin ruhuna uymuyorsa başka meclis ara;

- Hasta kişi kan almalıdır. Derler.

Ama "kan" ismi yeterli değil, her kan aynı değil, değişiktir. Aynısını bulmak neredeyse imkansızdır. Aşağı yukarı aynıdır. Başparmağın ölçüsü, hiçbir zaman aynısını bulamazsın. Herkesin kanının da aynı olduğunu düşünme. Herkesin içindeki tektir.% 100 olarak uygun olması imkansız.

Allah hiçbir zaman kopya yapmaz. Cenab-ı Allah yaratır. Herkes bir tektir. Herkesin yaratılışı tektir. İkinci bir tanesi asla olamaz. Cenab-ı Allah hakkında bir fabrika yaratıp yaptığını düşünme. Her şey içinde her şey tektir. Manası; onun gibi bir şeyi daha önce yaratmamıştır. Başka bir kimseyi de onun gibi yaratmamıştır. Onun yaratılışı yeni modeldir. Hiçbir zaman daha önce yaratılmamıştır.

Ruhani gelişme için bakmanız lazım. Hangisi sana daha rahatlık
veriyorsa onu takip et. Onunla beraber ol. Bu senin için kafidir. Efendimiz s.a.v.'e varmak için kafidir. O seni Efendimizin okyanusuna taşır. Onun deryası senin için ve her şey için kafidir. Verebileceği mükemmelliği sana verecektir.

Levh-i Mahfuz'da yazılan sohbet önemlidir. Sana benzer bir arkadaş bulursan o meclisi muhafaza et. Sonunda bu seni Efendimizin deryasına ulaştırır. Kıyamet günü huzura çıkmak için bütün ümmetin ruhlarını hazırlar.

Bu önemli bir noktadır. Efendimize ulaşmak için yollar aramalıdır. Eğer bir kimse Efendimize ulaşacak yolu bulamazsa hangi istikamete gideceğini bilmeyen gemiye benzer. İslam'da tarikatın önemi bundan dolayıdır. Bu bilinmezse herkes Efendimize giden yolları kaybeder. En önemli düşman şeytan, kişilerin tarikatı takip etmemelerini sağlar. Şeytan her yerde merkezlerini kurdu ve tarikata karşı propaganda yapmakta;

- Tarikat yoktur! Diyor.

Her yerde tarikatları kabul etmemek için savaşıyorlar. Onlara göre; Allah'ın huzuruna varmak için hiç yol yoktur. Şeriat ne söylüyorsa tarikatta onu söyler. Tarikat toplar ilahi aleme taşır. 200, 300 kişi alır uçurur. Tarikatı şeriat için muhafaza edersen, tarikatlar vasıtadır. Onlar hiç yükselemezler olduğu yerde kalırlar. Yıllarca uçağın kalkış yerini gezsen, uçamazsın. Tarikat uçak gibidir. İnsanları alır ilahi aleme uçurur.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz sohbetlerinden.

9 Ekim 2009 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 85 - ALLAH'IN RAHMETİ

En büyük mucize; Allah her şeyin devamlı olanını ister. Bir kulu bir, iki gün ibadet yapıp üçüncü gün bırakıp kaçarsa bunu istemez.

Allah için çalışmalısın. Her şeyi Allah için yapmalısın. Belki küçük bir kulluk, o kulluğu kısada olsa, eğer o kul kulluğa devam ediyorsa Cenab-ı Allah o kulunu sever. Çünkü bırakırsan rahmet kesilir. Allah rahmeti devamlı olarak vermek ister. Eğer yüzünü Allah'tan çevirirse ona vermek istemez. Ama arzu ederse ve çalışırsa Allah devamlı olarak ona verir.

Allah herkesten daha fazla verir. O ne yarattığını iyi bilir. Allah c.c.'nün kuldan istediği; O'nun sonsuz rahmetlerini istemeleridir. Bütün hizmetlerin hepsi, mecbur olan farz hizmeti de senin içindir. Eğer muhafaza etmezsen ilahi rahmet kesilir. Bundan dolayı Allah c.c.,kulları bir şey yaptığı zaman devamlı yapmalarını ister. Zayıf kullarına da onların zayıflıklarına göre hareket eder. Hiçbir zaman onlara ağır yük yüklemez. Hicret gecesinin birinci gününde Efendimiz s.a.v.'e ;

"Günde 50 kez ibadet et"

Diye emredildi. O'nun iradesi ve emriydi. Kulları 50 kez ibadet etsinler istemişti. Allah 50 kerelik ibadeti 5 kereye indirmek için bazı sebepler buldu. Efendimiz Miraç gecesinden geri döndüğünde o zaman sordular;

- Cenab-ı Allah sana ne emretti?

- Benim ümmetime 50 defa ibadeti emretti.

- Ya Muhammed s.a.v. bu çok fazladır, biraz azaltsın,

Dediklerinde bunu üzerine Cenab-ı Allah;

"Azalttım, 5 vakte indirdim ama 50 vakit namaz kılıyorlarmış gibi mükafat verdim. 50 defa kıldıklarında ne sevap vereceksem, sayısını indirdim ama 50 vakit namazın değerini muhafaza ettim"

Cenab-ı Allah'ın kullarından arzu ettiği, kulluklarına devam etmeleridir. Sevgiyi kullarına vermektir. Az da yapsalar bu kulluğu devam ettirirlerse onlara sanki bütün gün ibadet etmişler gibi mükafat verir. Allah c.c. kullarının ibadetlerini, kulluklarını kısada yapsalar onlardan razıdır. Kullukların bırakırlarsa Allah c.c.'de onları unutur. Allah c.c. buyuruyor ki;

"Kulum Ben'i muhafaza ederse, bu kulluk az da olsa onu unutmam"

Çünkü ibadeti bıraktığı zaman Allah'ı unutmuş demektir. Allah hiçbir zaman unutmak istemez. Cenab-ı Allah'ın ilahi rahmeti onu engeller ki rahmeti o kulunu üzerine gelsin Bundan dolayı Allah'tan gelen rahmet devamlı olarak akar. Örneğin musluklar çok olduğu halde kapatırsan su gelmez. Bir tanesini açarsan o bir taneden devamlı olarak su gelir. Su hayat için en önemli sebeptir. Susuz hayat olmaz.

Allah'ın rahmeti olmadan da cennete girilemez. Bundan dolayı rahmeti iste. Allah c.c.'yü unutmak her musluğu kapatmak manasına gelir.

Nefsimizle kavga edip kulluğumuzu koruyalım. İki rekat namaz,100 kere salavat,100 kere Lailaheillallah bütün bunlarla Allah seni muhafaza eder. Eğer bunu bırakırsan, her çeşmeyi kapatırsan hiçbir zaman
sana rıza ve mutluluk gelmez.

Basit bir ibadetle bile Allah'ın razılığını istemezsen o zaman sana Allah c.c.'nün sonsuz rahmetinden gelmez, huzurlu, mutlu ve zevkli olmaz. Huzurlu hayat istiyorsan bu yoldur. Eğer arzu etmezsen, işitmezsen, dinlemezsen, Allah'ın razılığını istemezsen hiçbir zaman burada ve Ahirette mutlu olamazsın. Allah c.c. ile kulluğunla beraber ilişkini koruman gerekir, bu sohbetin ana ruhu budur.

Allah bize sonsuz rahmet etsin. Allah'ın rahmeti olmasa hiçbir zaman nehirler akmaz, Allah'ın rahmeti olmasa dünya üzerinde hiçbir çiçek görünmez, yeşillik olmaz, ağaçlar çiçeklenmez. Bütün bunlar Allah c.c.'nün rahmetiyledir. Eğer O istemezse her şey ölür.

Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

7 Ekim 2009 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 84 - SABRIN MÜKAFATI


Milyonlarca insan gelmekte ve gitmekte. Caddelerde hep aynı insanlar dolaşıyor zannetme. Bugün geçtikten sonra imkansız geri dönüş yok. Bugün bir gün,yarın başka bir gündür. Bugün 24 saattir, yarın gelecek olan 24 saat ise başkadır.
Bu Allah c.c.'nün büyüklüğüne bir işarettir. O hiçbir zaman kopya yapmaz. Yeni gün yeni olaylara gebedir. Yeni ölüm yeni insanlara. Her şey yarın için değişecektir. Öbür gün tam bir değişiklik.

Yaşadığımız olaylar insanları yorar. Görmekten de işitmekten de yorulurlar. Kim zorluklar içinde görür ve işitirse onların yükü ve ağırlığı üzerine gelir. Büyük Şeyh Efendi (Allah rahmet eylesin) bana şöyle söylemişti;

"Çok evliyalar gözlerini açamazlar,ayağa kalkamazlar,hatta ibadet bile edemezler. Onların baktıkları gece ve gece yarısıdır. Yorulurlar ve uykuya düşerler. Şeytan onları lanetlenmiş işleri için aldatamaz."

Şeytan ve onun işleri lanetlenmiştir. Kim ki şeytanın işlerinden alırsa onlarda lanetlenir. Eğer bile kimse lanetlenirse hiçbir şey ona fayda veremez. Kimse onu destekleyemez ve yardım edemez. Onu hiç kimse taşıyamaz. Eğer bu milletlere gelirse milletler ortadan kalkar. Eğer lanetlenme batıl inançlar üzerine gelirse onlarda yok olacaktır.

Sadece Müslümanlar kalır, onlara lanet yoktur. Kim rahmet edilen kişileri takip ederse onlara hiçbir zaman lanet gelmez, rahmet yağar. Rahmet edilen kimselerin hayattaki ümitleri zevkleri huzur doludur. İnsanlar;

- Çalışmalıyız. Diyorlar.

- Ne için, kimin için?

Eğer kendin için çalışırsan öleceksin,sana bir yarar sağlamaz. Niye yoruluyorlar? Bu hayat için çalışan herkes lanetlenmiştir. Lanetlerinin esas sebebi dertlerinin de esas sebebidir. Eğer insanlar tatmin olmazlarsa daha çok problem yaparlar.

Şimdiki insanların % 99'u kendi hayatlarından memnun değildir. Memnun değillerse zaten üzerlerine lanet gelir. Bal toplayıcıları vardır. Bazen arıların sokmasına tahammül eder. Çünkü arı gün boyunca bal toplar ve topladıklarının alınmasından memnun olmaz. Adam;

- Önemli değil, sonunda bitecek ve bende bal yiyeceğim. Der.

Dünya üzerindeki insanların gayeleri nedir? Birçoğu problemler meydana getirmişlerdir. Onların üzerine saldırdıklarında bağırıp, ağlayıp, dert yanarlar.

- Bir dert taşımak zorundayız. Derler.
Arı kadar akla sahip olsalar;

- Arı taşıyıcısı, niçin bu arıların saldırılarına katlanıyorsun? Diye sorarlar. O da cevap verirdi;

- Çünkü sonunda balı yiyeceğim.

Dünya üzerindekiler niçin kavga ediyorlar? Niçin birbirini öldürüyorlar? Onlar için ağır bir yük yoksa niçin bu dertleri ve ağır yükleri taşıyorlar? Meczup olmaları lazım.

Kim sonsuz bir hayata inanırsa bizim söylediğimiz bütün dertlere sabırlı olur ve sonsuz hayatlarında Allah tarafından sonsuzlukla mükafatlandırılırlar.

Bir kimse taşır ve sabrederse bu mükemmelliktir. Cenab-ı Allah'ın rızası için sabırlıdır ve Allah'tan rahmet ve sonsuz hayatı ümit eder.

Hiçbir şeye inanmayan bu insanlar çok delidir. Bütün hayatları sefaletle geçer. Hiçbir şey ümit etmezler. Öldükleri zaman da bu ıstırap her gün onları buğdayı nasıl ezerlerse yoğurur ezer. Günler, haftalar, yüzyıllar
insanları yoğurmakta ve öğütmektedir. Bu ümitsiz insanlar, akılsız ve zavallıdır. İnsanların belki %99'u ümitsizdir, bu da onları değirmenin buğdayı ezdiği gibi ezer. .

Belki ezilmenin verdiği ıstıraplar gelmekte ama bu hayattaki ıstıraplardan sonra mutlu sonsuz bir hayat gelmekte olduğu için inananlar mutludur. Kalplerinde ümit olmayanlar ise en ağır yükü taşımaktalar. Bu milletler için üzüntü kaynağıdır.
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 83 - EN TEHLİKELİ VARLIK, NEFS.


Nefis çok tehlikelidir. Güvenme ve inanma. Seni her zaman aldatmaya çalışır.

Nefis, şeytanın emrine tabi olduğundan oda şeytandır. Korkunç bir şey devamlı bizimle beraberdir. Herhangi bir emre karşı emreder. Eğer dinlemezsen ve itaat etmezsen korkunçlaşır. Bundan dolayı nefsin saldırılarından kurtulmak için devamlı hazır bulunmalısın. Onun arzularına cevap vermemek için çalışmalısın.

Nefis fiziksel varlığımızın arzularını tatmin etmek ister. Ruhaniyetimize benzemez. Varlığımızın arzuları aynıdır. Nefsimizin istediği aynı zamanda vücudumuzun arzularıdır. Nefsi terk etmek için fiziksel arzuları terk etmek gerekir.

Nefsin arzuları sonsuzdur. Fiziksek varlığımızın nefsin arzularını tatmin etmesi mümkün değil. Nefis fiziksel varlığı itaat etmeye zorlar. Nefis bir okyanus arzu eder ama fiziksel varlığımızın istediği bir bardak sudur. Sen susadığın zaman nefsin önüne bütün kaynakları koyar fakat bu su
kaynaklarından ancak 2-3 bardak içebilirsin ve doyarsın. Kim nefsini takip ederse hiçbir zaman dinlenmeye fırsat bulamaz;

- Onu al, bunu al. Der.

Bütün maddi şeyler nefsin arzuları içindir. Fakat ondan kullandığımız nedir? milyarlarca doların olsa da nefis seni;

- Daha fazlaya ulaşman lazım,çünkü maddi dünya arttıkça ben memnun olurum. Diye zorlar.

Bundan dolayı nefis;en korkunç,en zor ve en tehlikeli varlıktır.
Nefsimize karşı uyanık olmak lazım. Nefsin hiçbir hedefi yoktur sadece dünyalıktan daha çok ele geçirmeye çalışır.

Bu saçmalıktan başka bir şey değildir. Çünkü senin maddi varlığın ölecektir. Maddi hazinelerin arkasından niye koşmaktasın? Bu dünyadan sadece ihtiyacın kadar olanını al,ihtiyacın olmayanı bırak. Fakat bizim
nefsimiz arzularıyla daha da fazla istediğinden dolayı ölüme götürür. Bize ilahi hazinelerden daha fazla almamız emredildi.

İlahi hazinelerden kazandıkların daimidir, sonsuza kadar ebedi ve ezeli olarak sana aittir. Daha fazla maddiyat mahveder ve onları ağır yük altında öldürür.

Nefsinden uyanık olmanın manası; nefis hiçbir zaman ruhumuza yol vermez. İlahi hazinelere varmaya müsaade etmez. İnsanları köle yapar.

İlahi alemin kulu olmak yerine maddi alemin kölesi oldular. Bütün dünyanın yaşadığı esas ekonomik kriz üzerine konuşuyorlar, herkes mark, dolar üzerine konuşuyor. Nefsimizin şeytanla beraber bize öğrettikleri budur. Allah c.c. bize ilahi alem için arzu ve şeref versin, dünya için değil.


Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

2 Ekim 2009 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 82 - FUTBOLUN DEĞERİ

Bu yaşam bir talimdir kişi hazırlanır. Biz geri dönmek için hazırız. Nereden geldiysek oraya dönmemiz lazımdır. Hiç kimse buraya devamlı olarak kalmak için gelmemiştir. Geri dönmek herkes içindir.

Ne zaman döneceğimiz saptanmıştır. Normal insanlar için ne zaman, hangi yaşta dünyadan ayrılacaklarını bilmek zordur. Nerede olacaklarını bilmeleri ve taşımaları zordur. Ve bizler son günümüze adım adım yaklaşmaktayız. Son gün herkes için olacaktır. Son gün o kimseler için mutluluk, bazıları içinse üzüntü olur.

Kim Allah'ın emirlerini takip ederse o gün onun için mutluluk olur. Ancak inanmayanlar bu dünyayı terk edeceklerini düşünmezler. Fakat ölümden sonra bilinmeyen şeyler vardır. Bu inananlar için gerçektir. Bu hayattan sonra başka bir hayat vardır. Bizim varlığımız ruhlarımızda
devam edecektir.

Kim dünya için çalışırsa üzülüp pişman olacaktır.

- Keşke ilahi hizmetten bir şey yapabilseydik, biz hayatımızı israf etmişiz. Diyeceklerdir.

Yaratıcı vardır. Şerefli bir hizmet vardır. Kimse Allah için çalışmıyor. Allah için çalıştıysan;

- Hoş geldin! Biz senden razıyız. Derler.

Öyle kimseler olursunuz ki şerefinizden dolayı üzerinize rahmet yağar. Allah için olan, ilahi kulluk için yaşayan kimseler, onlar sonsuza kadar mutlu olacaklardır. Bir kimse Allah için çalışırsa ret olmaz. Milyonlarcası gelip;

- Biz Sana çalışmaya geliyoruz. Dediklerinde;

- Hoş geldiniz, şerefle! Der.

Fakat 20.yy.'ın insanları akıllarını şeytana kiralamışlar. Kafalarında hiçbir şey yok, futbol ve çok önemli aktüalite haberleri var. Akılsız insanlar bir top arkasından koşturuyor ve yüz binlerce boş kafalı insan da bunu takip ediyor.

20.yy, ademoğullarının aktüalitesidir. Herkes için en önemli şey futbol. Yaşayan insanlar için bir başka önemli şey yok. Kafalarının idrak seviyelerini futbol topunun üstüne çıkaramadılar.

Bu hayatlarının en son noktası,bundan sonrasını da istemiyorlar zaten. Orada durdular. Başka bir şeyle ilgilenmiyorlar. Futbol ile meşgul olup, onun ötesinde başka bir şey düşünmeyen insanlar.

Onlar futbol için mi yaratıldılar? Böyle mi düşünüyorsun? Futbol için çalışacaklar neredeyse. Yukarıya şut attıkları zaman bakıyorlar top yere düştüğünde oradalar. Futbol insanların değerini aşağı indirir.

Seviye sıfır, bundan başka bir şey değil. 20 yy. insanı Allah için ilahi hizmetleri ve kulluk haklarını düşünmediler. Sadece kendilerini hapsettiler. Fiziksel olarak futbol ve diğer oyunlarla hapsettiler. Onun için yaşadılar, onun için öldüler, onun için gömüldüler.

Futbol, insanın ilahi değerini sıfırlar ve sıfırın altına düşürür. Başka bir
şeye de ilgi göstermezler. Bunlar nasıl mutlu olabilirler? Olamazlar. Çünkü ayakların altındaki bir topu hangisi şutlarsa insanlar bağırıyorlar. Topun arkasından uçmak istiyorlar. Milyonlarca dolar ve mark harcanmaktadır.

Hayatlarını israf ettikleri gibi fiziksel varlıklarını da yoruyorlar. Anlayışları da küçülüyor ve sadece futbol hakkında düşünüyorlar. Onların rüyaları da futbol hakkında. İnanan kişi olarak çalışman gereken kendini meşgul etmemen, Allah için, Allah'ın kulluğuyla meşgul etmen gerekir.

Onların kalpleri futbol ile meşgul ise inanan kişinin fiziksel ve ruhani varlığı için yaptığı her iş Allah için olmalıdır. Öğrenmen lazım; onlar nasıl kalplerini topun arkasından koşturuyorsa, sende Allah'ın peşinden koşturabilirsin. Bunu yapınca görünmeyen varlıklar seni alır ve ilahi huzura götürür. Bunun için çalış. Allah c.c. bize aslanlarını göndersin. Aslanlar en şerefli hayvanlardır. En şerefli insan Allah'ın rızasının peşinden koşandır. Sonsuz hükümdarlık O'na aittir. Sonsuz yaratıklar. Her yaratık daha fazla güzel. Onlardan biri ol.



Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.