Rûhaniyet çalışmaya başladığında insan yerden yukarı çıkar. Rûhaniyet olmayınca insan yeryüzünde dolaşır durur. Himmetini âli tut, medet ona göre yetişir. Bir ton çeken arabaya on ton yük yüklemezler çünkü fazla geldiğinden makine çekemez ve kırılır.Sohbet; mümine dâima mânevi güç kazandırır. Tayyârecinin önünde sıfırdan başlayan sürat saati vardır, koşu yolunun üstünde 200km.hızlandığında vitesi takar ve tayyâre kendiliğinden kalkar. Daha evvel kalkamaz, denerse tepe takla gider. Bazı ufak tefek, hafif uçaklar orta yere yetişinceye kadar havalanır. Bir de dev gibi alâmetler (jumbo jet) vardır, o süratini 250km’ye çıkarınca ancak havalanabilir.
Senin rûhani kuvvetin seni kaldıracak dereceye geldiği zaman vücudun sana, yâni senin rûhaniyetine yük olmaz, çeker kaldırır. O sürati bulmayınca yeryüzünde koşar ama havalanamaz. İbâdeti çok olanın rûhaniyeti kuvvetlenir. Rûhaniyeti kuvvetlenen insan melekûta doğru kalkar. Onun için ibâdeti çok yapmak mühim meseledir. Birde yaptığın ibâdeti ve ondan aldığın kuvveti bozmamak, zây etmemek şarttır. Zây edersen gene havalanamazsın,
- İbâdetin kuvvetini kesen nedir?
İnsanın nefsine tâbi olup hak yoldan ayrılmasıdır iman yolunda hızlanırken şeytan yoluna döndüğü anda, o koştuğu zây olur. Mâdem döndü, tekrar baştan başlayacaktır. Onun için ibâdet yapmak aslında kolaydır ama yaptığı ibâdetin kuvvetini gözetmek zordur. Îman ve İslâm’ı israf eden, îman ve İslâm’ın bize kazandırdığı kuvveti zay zuy eden şeyler: bakışlarımız ve söylediklerimizdir.
“Âhir zaman insanları Allah’ın emrini tutmayacak” diye bize bildirilmiştir. Bu zamanda insanlar Allah (c.c.)’ın emrini tutmamak için yarışmakta. Yarış; günah üzerinedir: Hangimiz daha çok günah işleyeceğiz? Hangimiz daha çok Allah’ın emrini kırabiliriz? Hangimiz daha modaya uyacağız? Hangimiz daha çağdaş olacağız?
Günahta yarışmak vücudun zâhiri kuvvetini kırar ve mânevi gücü infilâk ettirir. Vücut, kazanı patlamış bir arabaya benzer. Mânevi güç eksildiği anda, bizim melekûta olan yollarımız kapanır, yol geçit vermez.
İbâdet yapmak kolaydır, ibâdetten hâsıl olan kuvveti gözetebilmek mühimdir. En ufak bir yerden, gözünün sana helâl olmayan bir kimseye şehvetle bakmasıyla senin mânevi gücün alınır. Bunu yapmazsan kalp gözleri açılır.
Hüseyin bugün bahçeyi suluyordu, yardım olsun diye bir adam geldi musluğu açtı, sssss diye ses geldi ama su gelmedi, su yoktu. Bunun gibi gözle harama baktığında, mânevi güç bizden (suyu akmayan çeşme gibi) sssss biter. Her ibâdette muhakkak bir kuvvet vardır ve mânevi güç aşılar, lâkin musluğu açık bırakırsan akar gider sonunda hava alırsın. Onun için ibâdeti yapmak kolay, ibâdeti gözetmek zordur.
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmi Hz.’leri semâ yaparken kuvvet alır yükselmeye başlardı. İçeride kuvvet olduğundan yedi defâ döndü mü yukarıya doğru havalanmaya başlardı. Mevlevî dervişlerinin dönmesi iki çeşittir;
1 taklit dönmesi,
2 tahkik dönmesi,
Bir taklit ederek dönen derviş var, bir de hakîkaten dönen derviş vardır ki; dönerken onun kendi kuvveti artık orada değildir. Tıpkı tayyârenin uçması için tekerlekleri değil, motorları çalıştırması gibi. Tekerleği tayyâre meydanında bir taraftan bir tarafa hareket etmek için kullanırlar. Gökyüzüne havalandıktan sonra uçağın tekerlekle işi kalmaz. Onun için tayyârenin tekerleğinin bir ayrıcalığı yoktur.
İnsanlarda da yükselecek kimsenin ibâdet kuvveti ne kadarsa ona göre yürür. Kimisi yedi defâ döndükten sonra uçar, kimisi yetmiş defâ yerinden oynatsan yukarıya kalkacağı yoktur, çünkü motorları yoktur. Mevlâna Hz.leri âşikâre gösteriyordu ki;
“İnsan havada dönebilir, durabilir ve havada yürüyebilir”.
İnsanın havada durabileceğini insanların % 99’una desen belki;
“Yâhu şeyh Efendi bir hoş oldu” diyebilir,lâkin insan yerden gökyüzüne yükselebilir, hareket edebilir, kendi feleğinde dönebilir.
Biz kendimizi tanımıyoruz, kendimizdeki kuvveti tanıyamıyoruz, çünkü bize tanıtmıyorlar;
“Yeryüzünde duracaksınız, gökyüzüne yol yoktur!” diyorlar.
Gökyüzüne yol ibâdetten geçer. Dediğimiz gibi, Mevlâna Hz.leri yedi defâ döndü mü kelebek gibi yukarıya kalkarmış.
Büyük Şeyh Abdullah Dagıstânî Hz.leri(Allah ondan râzı olsun) bir keresinde “Gözünü yum,aç” dediğinde, Kâbe’nin etrafında öylesine temiz, sessiz ve sedâsız, yanındakini hiç incitmeyen bembeyaz kelebekler gibi bir bir tayfa gösterdi.
Isıran ve tepen; hayvandır. İnsan sıfatını aldığında, hemen yükselir ve rûhani kuvvet alır. Rûhani güç; gözden boşalır, ağzımızdan söylediğimiz sözlerle, mânevi gücümüz düşer. En azıdan malayâni ve lüzumsuz kelâm söylediğinde de mânevi güç geriler. İşte lüzum eden, ibâdeti artırmakla beraber gücünü gözetmektir.
Gücünü gözettiğinde; yeryüzü de, deniz de, gökyüzü de sana musahhardır. Denizin ister üzerinden, ister dibinden gidersin. Denizin içindeki mahlûkatı seyredersin, derinliği sana zarar vermez, binlerce metre olsa da o suyun ağırlığı seni ezmez. Bu sana mânevi güçten dolayı verilir. Mânevi gücün okyanusu çeker. İbâdete bir parça kuvvet vermekle beraber, kuvveti gözetmeye yani kuvveti biriktirmeye gayret etmek lâzımdır. Onu yapamadığın vakitte avam-ı nas’tansın.
Avam: Yerde sürünen kertenkele, yılan veya timsah gibi sürüngen mahlûk cinsindendir ve sürünür gider. Başını yukarıya kaldır; tayyâre kalkarken ilk burnundan kalkar, inerken gene burnunun üstüne iner. İbâdet bizim içindir. İbâdet ve kulluk Allah(c.c.)’ındır, kulluk Allah’a dır. Lâkin o ibâdetten hâsıl olan mânevi güç, bize verilmek içindir. Başka türlü yoldan sen o gücü alamazsın. Cenâb-ı Allah sana ibâdeti tâyin etti ki; hem kendisine bir taraftan tâzim edersin, öteki yandan mânevi güç kazanıp Rabbine yol bulursun.Onun için;
İbâdetsiz ve zikirsiz kimse Allah(c.c.)’a yaklaşamaz, Salâvatsız kimse peygambere yaklaşamaz, Muhabbetsiz kimse kimseye yakın olmaz,
- İnsan tayyâreyi yapar ve uçurur peki kendi niye uçmasın?
İnsanın yaptığı koca tayyâre uçuyor ancak o tayyârenin bir disiplini vardır. O disiplinden nokta şaşmaz, şaşsa havalanmaz. Sen de uçma disiplinine girdiğin takdirde pekâla sende uçarsın .
Lâkin dedik ya; disiplinini bilemeyip gözetemez. Hepsinin bir hizmeti var, bir âhenk kurulacak ki havaya kalksın. Senin gözün kalbini dinlemez, dilin-ağzın hiç dinlemez, elin-ayağın, karnın-kıçın ha kêza, her biri bir hava keser. Kalbin âciz olur, disiplinsiz nereye uçacaksın?
Şeytan bana gelin, ben de uçururum diyor. Öyle uçmak istemeyiz. Doğru dürüst uçmak lâzım; nîzam ve intizâmı, disiplinini muhafaza ettikten sonra insanın uçmasına, denizin üstünde veya dibine yürümesine hiç mâni yoktur.
Not Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.



















