30 Haziran 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 213 - DÜNYA, AHİRET, RABBİN VE SEN..!


Cenâb-ı Hak dünyayı kullarına cehennem yapmak murad etmiş değildir. O, kullarının cehennemde yaşayanlar gibi yaşamasını murad etmez. Cenâb-ı Hak insanların dünyada rahat yaşamasını ister.

- İnsanlar ne zaman rahat yaşar?

insan gibi olduklarında yaşar. İnsan gibi yaşamayı bilen insanca yaşar, insanca yaşayan kimsenin problemi yoktur, o huzurludur. Lâkin kendi insanlığını bulamayan insanlar birbirlerini yer. Zâten aramıyor da. Vahşî hayvan hürriyetini kullanıyor. Yâni sahte hüviyetini kullanıyor. Sahte hüviyetle insanlar biri birini yiyor.

Dünya bizim fizîki yapımıza göre çok çok çok büyüktür, o kadar büyük olduğu hâlde bizim emrimize, bizim tasarrufumuza bırakıldı.

- Ne gibi?

Boğazdan belki bir milyon tonluk petrol yüklü gemi geçiren vardır, bu gemilerin boyu belki beş yüz metredir. Onun üstünde kaptan parmak kadar kalır. O koca alâmet onun emrinde, onun kontrolünde ve onun kumandasında gider. Sağ tarafa emreder sağ tarafa döner.. Koca dünyayı da Cenâb-ı Allah öyle musahhar etti

Ben’i tanıyasınız diye dünyayı emrinize tâbi kıldım. Dünya, sizin kaderiniz neyse o kaderinize doğru götürecektir. Ben’i tanıdığınızda dünya sizi tanıyacaktır”.

Dünya insanı iki sûretle tanır;

1 - Müspet yoldan,

2 - Menfî yoldan.

Müspet yoldan tanıdığı vakit, dünya insana bütünüyle beraber hizmet eder.

“Bu Rabbimin kuludur” diye sağ gözle görür.

Menfî tanıdığında dünya, Rabbisini tanımayan kimseye hınç ile bakar hınç almak ister.

Onun için dünya müminlere itaat eder hizmet eder, fırsatını buldu mu kâfirleri kahreder. Çünkü kâfir dünyayı kendisine musahhar eden Allah’a inanmayandır. Bu yüzden dünya ona diş biler ve ezip tüketmek ister.

Sen insanlığını tanı ve insan sıfatını giyin, o zaman dünyada huzurla yaşarsın, dünya hayatı sana dünya cenneti olur. Dünyadan çıkacağın vakitte de gözünü yumarsın gözünü açtığında âhirete naklolunduğunu görürsün, dersin ki;

- Oh…! Yeni yere taşındık.

O kimseye yeni eve taşınmış gibi görünür, âhireti yadırgamaz.

Daha geniş kapsamda bir misâl verelim;

Ana karnından yeni çıkan çocuk, koca bir oda görür;

- Ne kadar büyük ne kadar geniş bir yer bu,

O odadan dışarısını görse büsbütün şaşırır,

- Aman ne kadar büyük dünya yahu, ben bu kadar vakit o daracık yerde nasıl kalmışım..

Dünyadan çıkan mümin o kadar genişlik bulur. Âhireti yadırgamaz, dünyaya geri gelmeyi arzulamaz bile, berzah âlemi için “bu âlem ne geniştir” der.

İnsan insanlığını bilsin, Cenâb-ı Allah’ın ona tecellisi başkadır, rahmetiyle lütfuyla tecellî kılar. İnsanlığını bilmeyene kahrıyla tecellî kılar, ezilir gider (Allah’a sığındık)
Allah âhiret güzelliği versin. kendimizi tanıyıp, Mevlâ’yı bilmek, Mârifetullaha yetişmeyi bize müyesser kılsın, hidâyetiyle bizi şereflendirsin, İslâm’a kapıları açsın.


Not: Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

29 Haziran 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 212 - KİMLİĞİNİ BİLMEK

Çok büyük bir dünyanın üzerinde çok küçük varlıklar var. Büyük dünya, diğer dünyaların yanında çok küçüktür. Bütün fezâda dolaşan azametli yıldızlar ve kerşekanlar (Galaksi) Cenâb-ı Hakk’ın azâmetinin önünde çok küçük noktalardır. Yüce Allah’ın yaratmış olduğu bunca mahlûkatın içerisinde en saltanatlısı insandır.Cenâb-ı Hakk’ın yine azâmet ve kudretini temsîl eden insanların kendileri çok küçük lâkin çok kıymetlidir. Cenâb-ı Hak insanı halk eyledi, insanları yarattı ve yeryüzünü onlara mesken kıldı.

Yaşasınlar ve beni bilsinler” Dedi.

1 - Sâhiplerini bilsinler,

2 - Kimin olduklarını bilsinler,

3 - Kimin için yaratıldıklarını bilsinler,

4 - Ne için yaratıldıklarını da bilsinler.

Yâni insanlar bir mârifet elde etmek için yaratılmış ve yeryüzüne indirilmiştir.

Gökyüzünü araştıran dev teleskoplar vardır. Yeryüzünün büyüklüğünün yanında en muazzam teleskoplar dahi bir kibrit çöpü gibi küçük kalır. O kibrit çöpü kadar teleskopun aynalı gözü vardır. O ayna gökyüzünün derinliklerinde gezen alâmetlerin resmini görüp avuç içi kadar yere toplar. O gökyüzünün derinliklerinde dolaşan ki, yeryüzünden baktığında göremezsin, ama sana verdiği aklın sayesinde gören bir alet yapabilirsin. Sana Cenâb-ı Allah o sanatı öğretti ki, ayna yapıp o aynanın içinde gökyüzünü seyredesin.

Normal çıplak gözle bakıldığında seyredilemez, görüntü ayna içine düşer ve aynanın içinde resmini alır. Teleskopun aynasına çıplak gözle bakmak yasaktır, çünkü oradan o aynada bile görünen o kadar azâmetlidir ki, aynasız doğrudan baktığında insan tahammül edemez. Ölür veya aklını yitirir.

- Bize anlatılmak istenen nedir?

Gökyüzü, bize görünen çok yakın olandır, ondan ötede açılır, açılır. Cenâb-ı Allah kâh gökyüzünü açık gösteriyor kâh önüne bulut geçirip göstermiyor. Güneş parlarken gökyüzündeki alâmetlerin hiçbirisi görünemez, karanlıkta gizler kâh aydınlıkta gizler ve anlatılmak istenen şudur;

Ey yeryüzünde yaşayan insan! Bunlar Ben’imdir. Demeyesin ki benim! Senin değildir, sende Ben’imsin.

Sen gördüklerine bu benim, şu benim! diye iddia edersin, senin değil, sana görünen hepsi Ben’imdir. Görünmeyenler de Ben’imdir.

Dünya üzerinde kavga eder kendinin zannedersin, ne kadar insanlar geçti kendinin olmadı, biriktirdi biriktirdiği yerde bıraktı ve gitti Bana kaldı, sâhibi Ben’im, çünkü Ben yarattım, Ben’im yarattığıma kimse sâhiplik yapamaz. Senide Ben yarattım sana da kimse sâhiplik yapamaz, ama Ben sâhiplik yaparım”

İnsanlar gaflet içerisinde ve sarhoş hâlindeler, onun için çok insanlar bunalıyor.

- İnsanlar neden bunalıma düşer?

Kendisine âit olan bir şeyi bırakıp kendisine âit olmayanın arkasına düşüyor.

- Kendisine âit olan nedir?

Kendisinin kimliğini bilmektir. Kendi kimliğini pasaportta veya herhangi bir kart üzerinde bilmek gibi bilmek değildir. İnsanın kendi kimliği; Allah’ın sana bildirdiği kimliktir. Yoksa senin kafa kağıdında (nüfusta) yazılı olan senin adın, ananın, babanın adı, doğduğun ve yaşadığın yer yazılıdır ki bu oyuncak kimliktir. Hakîki kimliği aramalısın. Bilmediysen arayacaksın. ben kimim? Diye soracaksın. Sen kim
olduğunu tanımadan dünyadan çıkarsan başına gelecek çok şey var.

Kendi kimliğini bilmeden, kendini tanımadan giden adamın, öbür tarafta çok çekeceği var, o adam sopaya hazır olsun. Kendini tanıyan Mevlâ’yı tanır. Senin kimliğin o derecede mühimdir. Kimliğini bileceksin ki Cenâb-ı Hakk’ı bileceksin

- Kimliğin nedir?

Ben kulum dediğin vakit sorulur;

- Kimin kulusun?

- Allah’ın kuluyum.

Kulluğu bilmeden Allah’ı bilmesi yoktur, kulluğunu bilen kimse kendisini tanıdı demektir. O zaman sorulduğunda;

- Ben kulum diye cevap verirsin. O zaman;

- Tamam, sen kendini tanıdın da, peki sen kimin kulusun?

Bên ârife nefse tâkat ârife Rabbe” “Her kim kendisini tanıdıysa Rabbini tanır” demektir.

Ben kulum demeyen adam nerden soracak kimin kuluyum diye. Kulluğu bildiğinde ve Allah’ın kulu olduğunda o vakit kapı açılacak,


- Allah kim?

- Benim Rabbimdir!

- Ben kimim kuluyum?

- Allah’ın kuluyum.

- Allah kimdir?

- Rabbimdir.


Onun için kabirde sana ilk sorulacak:

- Rabbin kimdir?

- Rabbim Allah!


Uzun boylu istemez hemen âşikâre meydana çıkıyor. Kendini tanıdığında Rabbini tanırsın. Mühim olan mesele işte bu. Bunu bir kimse gerçekleştiremezse o kimse erik gelip koruk giden adama benzer, eşek geldi eşek gitti. Hiçbir şey anlamadan gitti. O adam dünyadaki hayatını yele vermiş, rüzgar almış götürmüş. Hiç bir şeye sâhip olamadan dünyadan çıkmış demektir.

20.asrın insanlarına yazıklar olsun ki, insanlığa hürriyeti öğretemiyor. Karıncanın, kedinin, köpeğin hakkını sorar. Hatta bazı sivri akıllılar köpeği önüne alır sorar;

- Sen benim babamın ruhu musun yoksa anamın ruhu musun?

O da dilini çıkarır (fakirin o taraftan haberi yok). İşte kendinin hürriyetini kedide köpekte arayan 20. asrın insanı!

İnsanoğlu kendi hüviyetini tanısa, bu dünya huzur dünyası olurdu, âhirete gidinceye kadar rahat ve hoş günler geçirirdi. Dünya onlara dünya cenneti olurdu. Lâkin kulluk hüviyetini tanımadığı için dünya, birbirlerine kızan ezen öldüren insanoğluna cehennem oldu.



Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

25 Haziran 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 211 - MELEKÛTA BAĞLANMAK..!


Allah(c.c.) bizi nefsimize bırakmasın. Nefsimizin eline bırakırsa nefis ufak bir bataryayla çalışan vasıtaya benzer. Bir defâya mahsus verilmiştir, ikinci defâ ikinci pil konmaz.

- Bu bataryayı ne için kullanacaksın?

Onu, kalbini asıl kuvvet merkezine bağlayıncaya kadar kullanacaksın. Power station dan sana bir hat gelinceye kadar kullanırsın. Senden istenen, melekut âlemine seni bağlayacak bir tedârikte bulunmaktır. Yeryüzünde debelendikçe bir şeye yaramazsın.

Sen yeryüzünde debelenip durmak için yaratılmış değilsin. Sen melekuttan gelmişsin, melekûta döneceksin, onun için melekûti kuvvet gerekir. Melekûti kuvveti elde edinceye kadar o pil hizmet edecektir. Eğer o pil tükeninceye kadar melekût alemine ulaşabildiysen iyi, işin iştir.

Gökyüzüne savurdukları roket var, o roketin içerisine birçok kapsül koyarlar, kapsüller ardı arkasına patlar, patladıkça yukarıya doğru o roketi hızlandırır, tâ ki yeryüzünün câzibesinden kurtuluncaya kadar. Yerçekiminden kurtulunca artık yukarda kapsüle gerek kalmaz, kendi kendine döner durur, devran eder. Ama oraya yetişemezse aşağı düşer. Aşağı düşünce ve bütün emek zâyi boşa düşer.

Şeytan yüz binlerce sene uğraştı lâkin egosunun yâni nefsinin câzibesinden dışarıya kurtulamadı, kurtulamayınca kibir onu tuttu yere sardı. Kibir ve haset onun yolunu kesti, geriye döndü ve esfele sâfiline düştü, çok aşağıya düştü. Yukarı çıkmışken ters dönüp en aşağıya düştü. Çünkü nefsini câzibesinden kurtulamadı. Nefsi ona diyordu ki;

- Sen yaratılanların içerisinde number one olacaksın. Allah’ı sen temsîl edeceksin

Cenâb- ı Hakk’ın ferdâ niyetine göz dikip öyle istedi. Nefsi kendisini daha ileri götürdü...

- Sen sâir mahlûkattan mâdem ki Allah’ı temsil edeceksin, onlara benzemeyeceksin, sen tek bir olacaksın, yaratılmışlardan alelâde bir mahlûk değilsin, sen herkesten başkasın, herkesten yükseksin, Sen bunu elde edemezsen hiç olacaksın halbûki biz senin hiç olmanı istemeyiz (kendi nefsi söylüyor şeytana) biz seni yaratılanların üzerinde sultan görmek isteriz!!!

Onun için Cenâb-ı Hak bütün melâikeye,

“Ademoğluna secde et” dedi,

Hepsi secde etti. Şeytanın secde etmesi için nefsi bırakmadı.

Herkim secde etmezse; “nefsi izin vermiyor nefsinin kölesidir, uşağıdır” demektir. Şeytanın nefsi dedi ki:

- Ademe secde etme! âdem kim ben kim, Secde etmeyeceksin.

Dedi. Onun için secde etmeyen kimse o da şeytandır.

Şaşı değil kör meselesi bu. Her kim secde etmezse, kendi nefsini dinliyor, kendi nefsini büyütüyor, kendi nefsine itaat ediyor, Allah’ı reddediyor ve kâfir oluyor, şeytan oluyor. Secdesizlere şeytanın Libâsı (şeytanın elbisesi) giydirilir çünkü onunla arasında fark kalmaz, (Allah’a sığındık).

Cumanız mübarek, herşey gönlünüzce olsun.


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

24 Haziran 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 210 - HAKİKATİ SEN ARAYACAKSIN..!



Şimdiden yolu sor bakalım:

1 - Nedir?

2 - Ne var?

3 - Ne iştir bu iş?

4 - Nedir bu dönen dolap?

5 - Ne oluyor?

Diye kendine bir sor, bir cevap iste. Bunu sor. Sen hayâl âleminde yaşarsan, hakîkati bulamazsın.

- Hakîkati nasıl bulacağız?

Hakîkatten soracaksın ki; sana hakîkat iklimlerinden bir yol verilsin ve yürüyesin, çünkü insan hayalden kurtulmadıkça hakîkate erişemez. Hayal başka hakîkat başkadır. Hayal, hiçbir zaman hakîkat olamaz. Hayal, senin aklının fikrinin meydana getirdiği sahte bir şeydir. Hayal başka. Aklını dinlersen aklın sana bir yere kadar yol verir, ondan ötede hayal gücün hakîkatten seni kaçırtmak için sana çeşit türlü hayaller kurdurur.

Bu ömür kısa bir ömürdür ve bu hayatta bu hayatın maksat ve gayesini bilmen, bulman ve olman için bulunuyorsun. Bu hayatın bir hakîkati mevcuttur. O hakîkati bulman gerekir, araman gerekir, sonra o hakîkat denizine dalman gerekir. Dalacaksın. Nerden geldin ? Nerden geldiysen oraya dal.

Bütün dünyanın bu kadar bin senelik hayatı bir şimşek çakmanın içerisinde gibidir. Yeryüzünde bir tecellidir. Kaç bin senelerdir bekliyoruz. Halbûki şimşek çakması gibi bir tecellîden ibârettir. Sen-ben neler hesap ediyoruz...

Bizden öncekiler geldi, geçti, bizden sonra geleceklerde var, hazır olanlar var diye hayal kurarsın.

Yeryüzünde şimşek çakması gibi olan bir tecelli var. Bunlar toplanacak dünya dürülecek, atılacak ve sen kendini ebediyet âlemine ayak basmış bulunacaksın. Hakîkat âlemine ayağını basacaksın.

- Hakîkat âlemine ayak basışın nasıldır? Sağlam ayakla mı yoksa çürümüş bir ayakla mı?

Sağlam ayakla hakîkat âlemine girilir; sakatlar, topallar, kötürümler giremez, ayakları sağlam olanlar girer. Hakîkat iklimine Cenâb-ı Allah’ın kademi sıdk diye adlandırdığı doğruluk ayağı olanlar girer...Doğru basan, doğru adım atan kimse o yola girer. Doğru adım atamayan oraya giremez. Kademi sıdk ile devam edenlere Cenâb-ı Hak katından doğruluk adımı verilmiştir ki, attıkları adım doğrudur. Onlar eğri tarafa adım atmaz.

- Doğru cihet nedir?

Allah’a doğru olan doğrudur. Allah’a doğru olmayan adımlar doğru değildir, yanlış adımdır. Bir asırdır bize yanlış adım attırıyorlar ve millet patır kütür cehennemin içine düşüyor. Doğru adım attırsalardı bu millet bu hâle gelmezdi. Attıkları her adım yanlıştır, bu milletin Allah’a attıkları hiç bir doğru adımı yoktur. Uçurumun ucuna gelip birbirlerine bakıyorlar, geridekiler,

- Yürüsenize niye durdunuz? Diyor..

Bütün dünyada o uçurumun kenarına gelip dizildiler. Kimisi ekonomik krizdir diyor. Bu uçurumu öteki kıyıya ulaştıracak köprü ister, köprü yok, nasıl geçeceğiz adım atamayız geriye de dönülmez! Geriye döndüklerinde arkalarından bir duvar çekilecek kalacaklar. Geri dönmeye imkân bulamayacaklar, paldır güldür o vâdinin içine
yuvarlanacaklar. Cehennem vâdisi;

1 - Allah yolunu bırakanlara cezâdır,

2 - Hayalin arkasına düşenlerin cezâsıdır,

3 - Hakîkati göz ardı edenlerin bulacağı cezâdır,

İşte bundan ibârettir. Bütünü dünya, şeytanın peşine takılıp yürüye yürüye geldiğimiz bu noktadır onun adına, sistem tıkandı! diyorlar. Yok, yol bitti! Karaya oturan geminin kaptanının dediği gibi “deniz bitti”.

20. asırdaki her devlet, her millet ki; Allah’ın şeriatından dışarı çıkmıştır hepsinin gemileri karaya oturmuştur. Tam bir cezâ, en mâhir kaptan bu gemiyi kullanıp çıkaramaz. Çünkü kaptanın yapacağı iş değil, gemi karaya oturmuştur. Şimdi bütün milletlerin hâli budur.


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

23 Haziran 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 209 - YANİ ŞİMDİ AHİRET YOK MU DİYORSUN..!

Nakşibendi tarîkatının pîri olan şâh-ı Bahaüddin Muhammed şâh-ı Nakşibendî Hz.leri (Allah sırrını takdîs etsin ve onların yolunda sulûk etmeyi bize müyesser kılsın). Yolları güzel demek iyide, o yolda yürümek mühimdir.

- Acaba o mübâreklerin yolları dünyaya doğrumu yoksa Mevlâ ya doğrumu?

Mevlâ ya doğru olduğu için güzel zâten, dünyaya doğru olursa güzel değil. Her kimin maksadı Mevlâ ise o kimse kurtulmuştur ve Allah’ın indinde makbûldür. Her kimde dünyayı kendisine hedef kurmuşsa o hedefe vardığında serap bulacaktır.

Serap, çöllerde bilhassa uzak mesâfeden ufukta su dalgalanıyor gibi görünür. Çölün ortasında susuz kalan insana en kıymetli şey sudur; su görmek için dört bir tarafına bakar, su işâreti gördüğünde gider bakar ki;

- Acâyip, orada su vardı ne oldu bu su? Dalgalanan su gördüm burada, işte..!

O seraptır; var gibi görünür ama yoktur.

- Dünya?

Dünya da var gibi görünür yâni insan dünyaya sahip olacak zanneder, sonunda birde bakar;

- Nerde bizim yığdığımız, biriktirdiğimiz nerde? bu kadar mal yığdım, her türlü bankada her türlü paradan biriktirdim ben, hani benim varlığım?

Ellerini sokacak bakacak cepsiz kefen var cebi olmayan kefen. Hâsılı, okuyanlar, okumayanlar, dünyayı toplamak isteyenler, dünyaya sahiplik iddia eden milyonlar milyarlar geçti gitti, dünyadan bir şey alamadan çekip o tarafa gittiler.

Hedef, bu hayatta dünya ise bilesin ki, dünya hakîki varlık değildir ve kimsenin olmamıştır.

Dünyaya, dünyayı yaratandan başka sâhiplik yapacak benimdir diyecek kimse olamaz. Gaflet budur.

- Gâfil kimdir?

Hakîkati bilmeyen adam gâfildir veyâ işin hakîkatini bilmeyen adam gâfildir. Milyarlarca insan gelip gidiyor, dünyanın hakîkatini öldüğü zaman biliyor,

- Hay Allah! Biz ne yaptık? Bütün ömrümüzü yok yere hebâ ettik, bitirdik. Hâlbuki biz zannediyorduk ki, dünyada epey iş görmüşüz, epey bir şeye sahip olmuşuz. Vay canına! Yâhu ne hanlar kaldı, ne hamamlar, ne apartmanlar kaldı, ne kadillaklar, ne tayyâreler, ne vapurlar, ne sandıklar, çiftler, çubuklar, bağlar ne bahçeler ...! Bizde bu kadar mal, para, mücevherat bizim elimizde zannettik..!.

Dünyayı tanımadı o, dünyayı tanımadan dünyadan gitti. Otobanlara girerken bir yazı var:

“Bu yolda durulmaz, geri dönülmez.”

Yâni; dikkat et ey şoför, ey bu yola girmek isteyen kimse; bilesin ki bu yola girdikten sonra bu yolda durulmaz, geri dönülmez. Şimdi hepimiz ağır ağır o durulmaz ve geri dönülmez yola doğru gidiyoruz. Girdin mi tuttu mu seni artık geri dönmesi yok, durmada yok.

- Nereye?

Âhirete.. Ahiretin adını kimse anmıyor.....dünya, dünya, dünya, para, para, ekonomi, ekonomi ne be? bıktık usandık bu lâflardan. Âhireti ağzına alan yok. Cumhurbaşkanı demez, başbakan demez, kurmaylar demez, asker demez, yasak! sivil aklına getirmez. Mekteplerde gericiliktir katiyen söylemez, evde söylemez keyfi kaçar. Keyfi kaçmasın kimsenin.

Rüyada görsen rüyayı tabir etmezsin, ansızdan akılsız birine söylesen herif yarın öleceksin derse herif o tâbir üzerine ölür de, onu da söylemez. Âhiret lâfı bu cemaatin arasından kalkmış kimse âhiret demez. Âhireti yok hesap ediyorlar, nasıl yok hesap edersin? Her gün giden var. Giden var da gelen yok.

- Nereye gidiyor?

Mezarlığa gidiyor, mezarlığa ne oluyor? mezarlığa ekiyorlar diyor. Mezarlığa ekiliyor ama bir gün her ekilen çıkacaktır. Gün gelecek mezarlıktan kalkacaklardır.

Hâsılı kelâm 20. asrın insanı sarhoş doğuyor, sarhoş yaşıyor, sarhoş ölüyor. Hakîkaten haberi olmadan dünyası bitiyor. Sağdan sola dönünceye kadar işi bitiyor, Karşısında ölüm meleğini görüyor şaşırıp
apışıp kalıyor.

İnsan için kendisini birden bire boşlukta ve birdenbire yapayalnız bulması dayanılmaz bir azaptır ve onun çâresi de bulunmaz. Onun için insanlar âhireti tanıyacaklardır ve bilecekler ki âhireti hedef alan insan pişman olmayacaktır. Çünkü âhiret bâkidir; tükenmesi yok ebediyettir.

Lâkin biz fenâ mülkündeyiz yâni biz fâniyiz. Fâni, bu dünyadan bir gün çıkacak kimse mânâsındadır. Bu dünya üzerinde debelenen ne mahlûk varsa bir gün dünyadan çıkacaktır. Sende çıkacaksın bende çıkacağım. Karşı konulmaz, öyleyse çıkmadan evvel aklınla âhiretin yolunu ara, sonra apışıp kalmayasın korkup tükenmeyesin.



Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

22 Haziran 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 208 - TARİKAT VE TERBİYE



Zahmet nefsini terbiye etmek içindir. Onun için tarîkatların hepsi nefisleri terbiye etmek içindir. Tarîkatın pîri kimse( şeyhi kimse, mêzun olan kimse) terbiye edicidir. Sulûk: o terbiyeyi kabûl eden kimsenin, şeyhin emriyle Allah’a doğru hareketi mânâsındadır. Sulûk etti, yâni yoluna girdi, yürüyor; şimdi yürümeyi biliyor.

20. asrın azgın insanlarını terbiye edecek kuvvet ve salâhiyet yalnız Nakşibendilerdedir, bu mühimdir.

- Nakşiler nasıl terbiye ediyor?

Sohbetle terbiye ediyor. Peygamber Efendimiz (a.s), Ashâb-ı kirâmı mektebe yollamadı, huzûrunda, gözlerinin içine bakarak onları terbiye etti. Sahâbe-î kiram, peygamber huzurunda pür dikkat dinliyorlardı, belki bütün vücutları kulak kesilirdi. Vücutlarının her zerresi peygamberi dinlerdi. Rabbinden işittiğini ashâbına bildirdiği için, hayırlı kulak peygamberimizin bir ismidir.

Hayırlı kulak: eksik bırakmadan noksan yapmadan, tam işiten, eksiltmeyen üzerine fazla da koymayan demektir.

Hadis dendi mi edebini takın ve edep dâiresinde dur, kabul et korkma! Hadîsi şerif, peygamber a.s. ın mübârek ağızlarından çıkmış olan hayat dolu ilâhi bir kelâmdır, dinle ve tut. Muhakkak ki o tâziminden dolayı sana Cenâb-ı Hak ilâhi feyzinden verecektir.

Çok dikkat etmek lâzımdır. Bir kişinin arkasına düşeceksin, düşmeden olmaz. İnanacaksın.

- Şeyhini geçen mürit var mı?

Var, Beyazid-î Bestâmi Hz.leri. 99 şeyh değiştirdi.

- Niçin değişti o kadar şeyhi?

Beyazid-î Bestâmi Hz.lerinin himmeti ondan çok fazla ileri doğru gittiğinde, şeyhi geri kalıp başkasına göndermeye mecbûr oluyordu. Böylelikle Câferî Sâdık(r.a.) hazretlerine yetiştiği vakitte onu geçemez oldu. Asıl ahdi oradan olduğu için ondan aldı ve yürüdü. Onun için mürşidî kâmil, müridin önünde yürüyen adamdır. Müridin himmeti şeyhi geçti mi, mürit zapt olmaz, hâl tutar ve kendisi hâllenmeye başlar, kendinden geçer, başka âleme düşer. O şeyhin kuvvetinin yetişmediğine delâlettir. Müritleri hallendirmeye bıraktığında, o onu zapt edemez, ileriye geçer. Mürit on bin tespih çeker buna mukâbil şeyh bin tespih çekerse müritler deli olur (Allah’a sığındık). Onun için şeyh, mânevi kuvvetiyle müritlerin hangi süratle seyrettiğini yâni ne kadar zikirle yürüdüğünü bilmesi lâzımdır ve de bilir.

• Mürit beş bine çıktığında, Şeyh on binde yürür,

• Mürit on binde yürürse, Şeyh yirmi dört bine çıkar,

• Mürit yirmi dört bine çıksa, Mürşit kırk sekiz binde bastırır,

• Mürit yetmiş iki bine varırsa, Şeyh yüz bin,

• Mürit yüz bine vardığında, Şeyh yüz yirmi dört bin,

• Mürit ona da varırsa, Şeyh yedi yüz bini geçer,

İllâ mürşit önde gider, o mürşidi kâmildir, kuvveti vardır. Arkasında ne kadar hoplasa da onu geçemez kalır.

Bizim oraya kadar gittiğimiz yok bizim çektiğimiz tespih yüz, beş yüz. yeter, hele birden beş yüze gidelim bakalım.

Şeyh Efendi Hz’leri elinde tespihi tutardı ve tespihin püsküllü imâmesini göstererek;

Nakşibendî tarîkatında bu kadar evratlar vardır, bunların telleri kadar. Hepsini tutsan bu kadar kuvvet meşâyıhları onunla beraber gider, bundan bir tanesini sağlam tutarsa gene çeker götürür”

Yüz tâne de olsa tespih çekmeyi bırakmayacaksın, o zaman onların himmeti seninle beraber yükselir. Şimdi dünyada başlangıçtaki kimseye, bir hizmet verildiği vakitte şeyh isterse ona;

- Geceleyin yatmadan evvel on defâ Allahû Allahû Allahû Hak, Allahû Allahû Allahû Hak, Allahû Allahû Allahû Hak Diyeceksin, senin dersin budur.

Derse, kancayı ona taktı demektir. Onun kancasından kurtulacak adam yoktur. Geceleyin on defâ bu zikri yapsa ona da Nakşibendi’nin aşı kuvveti verilir, onlara da o kuvvet yetişir, bırakmaz toplar.

Men zâdelillâh zâdehûllah: Her kim Allah için artırıyorsa Allah onu da artırır:

Allah’ın artırması bî gayrihisaptır. Sen artırdıkça Allah’ta artırır sana verir. Hudûdu yok. Bugün Nakşibendiler bütün dünyada hükmeden tarikattır. Bütün dinlerin içerisinde yaşayan din İslâm dır, İslâm da ki mânevi feyizi insanlara veren de Nakşibendi yoludur. Onu aşacak tarîkat bugün yoktur. Bütün dünyaya mânevi feyiz Nakşibendi tarîkatından yayılır ve onu geçecek başka tarîkat yoktur. Nakşibendilerin sohbetine yetişen, seven ve berâber olanlar şükretmelidir. Peygamber a.s.’dan;

Kişi sevdiğiyle beraber olacaktır” müjdesi var.

Ümidimiz odur ki; Cenâb-ı Mevlâ bizi Nakşibendilerle beraber haşreylesin ve onların mükâfakatından bizi mahrum bırakmasın.


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

17 Haziran 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 207 - NEFİS TERBİYESİ.


- Nefsin ne zaman terbiye olur?

Ne zaman emrine boyun eğerse, ne zaman emrine girerse nefsin o zaman terbiye olmuştur. Bir kimsenin nefsi, kendine hükmettiğinde o nefis terbiyesizdir. Sana hükmeden nefis terbiyesizdir.

- Terbiyeli nefis hangisidir?

Kendisine hükmedilendir. Kim kendi nefsine hükmederse demek kendi nefsini terbiye etmiştir. Onun için nefsini terbiye etmek isteyen adam mürebbîye muhtaçtır. Aslanları, atları terbiye edenlere mürebbî ederler.

- Aslan terbiye olur mu?

- O hayvanı mürebbî terbiye eder..

- Neyle terbiye ediyor?

- Elindeki kırbaçla.

O hayvan kırbaçtan korkuyor, ürküyor ve terbiye oluyor. Demek ki kırbacın terbiyede büyük bir rolü vardır.

Nefis; dayaktan ürker. İnsan nefsini terbiye etmek isterse elbette ki bir mürebbîye teslim olacaktır. Olmadığı takdirde, kimse kendi kendisini terbiye edemez. Şimdiye kadar bir kimse kendi kendini terbiye etti diye duyulmamıştır. Öyle bir şey yoktur, belki görülür ama bir anda nefis kendisini bozar, bir anda o kimseyi berbat eder.

Nefis, öyle kolay kolay terbiye edilecek cinsten değil, terbiyesizliği temsîl eden mahlûktur. Kendisini yaratana karşı bile edepsizce hareket edip duran nefisten sen neyi beklersin?. Cenâb- ı Hak onu yarattığında;

- Sen kim? Ben kim?

- Sen sen, ben benim, dedi.

Sen Rabbim Allah, ben senin yarattığın zayıf kulunum” demedi, diyemedi.

Allah’a karşı sen sen, ben ben dedi ve terbiyesizliği sâbit oldu. Yâni nefis terbiye ister.

- Ya “ben kendi kendimi terbiye ederim” diyenler?

Evde kitaplar var, vitrine kitap koymakla sen kendi kendini terbiye edemezsin . Bu şuna benzer: Eczâcılar hasta olduğu vakitte hekime gitmez mi? Eczâcı hasta olduğunda hekime gitmeden kendine ilâç verdiği hiç duyuldu mu?

- Bütün âlem sana gelir, ilâç verirsin sen niye doktora gidiyorsun? Zâten bütün ilâçlar sende. Doktorun yazacağı ilâçta sana gelecek. Diye soran olmaz.

- Onun mânâsı nedir?

Sen kendi kendini tedâvi edemezsin veya kendi kendini terbiye edemezsin. Eczâcıda ilâçların her çeşidi vardır ama hangi ilâcı nasıl ve ne miktarda kullanacağından haberi yoktur.

- Bende kitaplar var; bu şeyhlerin söylediğinin bin defâ fazlasını yazarlar ve bizim ihtiyacımız yoktur!

Öyle mi? O zaman çık, kendi nefsini terbiye et. O söz zâten terbiyesizliktir;

Bende kütüphâneler dolusu kitaplar var, belki bin kitap var” dediği zâten edepsizliktir. İsterse on bin kitap olsun sen kitaplarınla adam olacak değilsin. Cenâb-ı Hak, Peygamberi dinlemeyen ben-î İsrâil ulemâsı için kitap yüklü eşek dedi. O kadar kitapların içinde Efendimizi göremediler ve

- Bizde ilim var, bizde bu kadar kitaplar var! diye iddia ettiler.

Peygamberin peygamberliğini tasdik etmediler. Onun için sen nefsini terbiye etmekle mükellefsin. Gelen bütün şeriatlar:

1 - Asi nefisleri itaate getirmek içindir,

2 - Terbiyesiz nefisleri terbiye etmek içindir,

3 - Arsız nefisleri arlandırmak içindir,

4 - Câhil nefislere öğretmek içindir,

5 - Azgın nefisleri yatıştırmak içindir,

6 - Şerefsiz nefisleri şereflendirmek içindir,

7 - Kâfir nefisleri îmana getirmek içindir.

Bütün şeriatlar bunu için geldi. Şeriatın başında peygamber a.s. vardır; peygamber mürebbîdir ve terbiye edicilik sıfatı vardır. Nasıl terbiye edeceğini o bilir, o bilerek terbiye etti. Öyle bir terbiye etti ki, kim sahâbelere bakarsa;

- Sizi terbiye edene Mâşallah! der.

Onlar dünya ve âhirette sultan oldu. Başına taç giyen sultan değil de, dünyada ve âhirette ilâhi divanda, ilâhi saltanatı temsîl eden kimseler oldular.

Tüm İslam aleminin mübarek Regaip gecesinin feyzinden yararlanabilmesi dileğiyle.





Not:Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

16 Haziran 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 206 - RAHAT YAŞAMAK


- Rahat yaşamanın esâsı nedir?

Basit yaşamaktır. İhtiyaç çokluğu insanları berbat ediyor. Bundan elli sene önce yaşayan insanların ihtiyaçlarını 8-10 tane sayabilirdin. Şimdi onun önüne en azından 1-2 sıfır koyacaksın ki; ihtiyaçları o derecede arttı. Modern hayat! Çağdaş hayatın getirdiği ıvır zıvır, ihtiyaçlar kalemine yazılıyor. Yüzlerce, insan hayatını tâtil eden ve karıştıran teknolojinin bir sürü âlet edevâtı var,

- Hepsine ihtiyaç vardır! deniyor.

Geçmişte iki yorgan, bir döşek, iki yastık bir takımda misafir için, mutfak için üç boy tence, bir düzine tabak çanak, birkaç bardak, leğen, güğüm, el değirmeni, tel kafesi, su küpü olurdu, başka bir şey yoktu. Şimdi bütün çarşı eve geldi.

Çağdaş hayat, insanın belini bükmüştür. Zengin her şeyin yenisini almak her şeyi yenilemek sevdasında, öteki orta geçinen insanlar onlara yetişmek için arkasına düşmüşler ki, ömründe yetişemez. Hâsılı kelâm bu zamanın insanı iş hayvanı olmuş, hayvan gibi durmamacasına çalışıyor. Borca almış olduğu arabasından, evindeki eşyasından, ıvır zıvırı tamamlamak için koşturur. Bütün ağırlığı çeker altından kalkamaz.

Tabîdir ki bu asrın insanı dış görünüşe çok ihtimam gösteriyor. Eskiden ayakkabılarımıza pençe vurdururduk ve boyatırdık. Şimdi modası geçti diye yepyeni ayakkabı atılıyor. Elbise; herkes yamalı da giyerdi, şimdi modası geçti mi giymiyorlar yoksa çağın gerisindeki adam diyorlar.

Bu asırdaki deliliği dünya idrak etmedi. Gelecekte de delilik son raddesine ulaşıyor. Böyle bir asır ne geçti ne de geleceği var. Rahat huzur yok, kanaat diye bir şey kalmadı ve zahmetin içerisinde yoğruluyorlar. Sultânül Evliyâ demişti;

“Çok kolay geçecek bir hayat çok zahmetle geçiyor”

Hâlbuki hayatta esas, rahat yaşamaktır. Bütün ilâhi nizam insanları rahat yaşatmak içindir.. Bu zahmetli yaşam Cenâb-ı Hakk’ın murad- ı ilâhiyesi değildir,O;

“Rahat yaşayınız” diyor.

Bu asrın teknolojisinin getirdiği bir atâlet vardır. Atâlet:insanın kendi kuvvetlerini kullanamamadan dolayı meydana gelen vücuttaki tembelliktir. Vücut kâfi derecede hareketini yapmasa atâlet gelir yâni âza tembelleşir. Birikinti yapmaya başlar, o zaman rejim yapalım derler. Vücut sarf edemediğin de,vücudun âzâları altta kaldığından ister ki arabayı evinin önüne yaklaştırsın ve asansörü olsun ve araba asansörün içerisine girsin, asansörle yukarıya çıksın ve yatak odasının kapısı açılsın içine girsin. Bazı yerlerde çok zenginlerin asansörü dışarıda kilitlidir, oraya gider, açar, yukarı çıkar ve salona girer. O kadar atâlet var.

Her şey makineleşti. Her şeyin makineleşmesi insanoğlunun başına hesapsız belâ getirdi, hastalıkların artmasına sebep bu makinelerdir. Çünkü vücut âtıl, hareketsiz olduğunda lâzım gelen karşılığı veremiyor. Vücuda giren sâir mikroplar, vücutta hâsıl olacak olan rahatsızlıklar ve bilhassa bu kanser illeti bu âtıl vücutlarda meydana geliyor; atâletten meydana geliyor âzâlar çürüyor, yedikleri içtikleri de zaten hepsi uydurmaca. Vücut ondanda zarar görüyor.

- Dünya ne hâle geldi?

Dünya öyle bir hâle geldi ki, zahmetin içerisinde kaynayıp duruyor. Bunlara kimsenin baktığı yok.

Kriz! ekonomik kriz var diyorlar.. Nefsâni ve ruhâni cihetinden teknoloji batırdı, müthiş tahrip eden, ürküten korkutan, ezen eleyen bitiren teknolojidir.

“Yürîdulikumullahûlyusur” (Sizin hakkınızda Allah kolaylık murad eder.)

Bunu için size ilâhi nizam gönderdi ve ilâhi nizam size bu rahat yaşamayı temin etmek için gönderildi. Siz teptiniz. Teptiniz ha sizin başınıza öyle bir şey sarayım ki

“Yebkal halimu hayran” (aklı başında olan adamlar hayret denizine düşecek hayran kalacak ne yapacağı ne tedbir yapacağını bulamayacak!)

Hadi bakalım akıllılar! krizleri durdurun nerde Almanın akıllıları? Nerde Amerikanın, Japon un akıllıları? Nerdesiniz İngilizler? Ekonomik krizleri durdursanıza? Hâsılı kelâm bu insanlık Allah’ın nizamına dönmediği müddetçe rahat ve huzura erişmeyecektir. Dünyada zahmet cenderesinden sıkılacak. Bu sözü kıracak yoktur. Bu budur.



Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

14 Haziran 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 205 - KÖTÜ KARAKTER



Bu dünyaya bir şey öğrenmek için geliyoruz, öğrenmeden gidenler kendilerine yazık eden insanlardır.

- Dünyada ne öğrendin?

Dendiği vaktinde ne cevap vereceksin? Cevâbı hazır et.

Bu bir sohbettir. Bizim yolumuz sohbetle dâimdir ve hayırda cemiyettedir. Cemiyet; kalpleri Allah ta buluşan kimseler demektir. Kahve cemaati, çayhane cemaati veya başka yerlerdeki biriken adamlar değil. Cemiyet, güzel bir sözdür.

- Güzel bir topluluk ne zaman olur?

Gelen insanlar; Allah için geldiğinde ve peygamber hoşnutluğu için geldiğinde, o güzel bir topluluktur. Birbirini tepen ve ısıran topluluk güzel bir topluluk değildir. O, hayvan topluluğudur. Sen insansın, insan gibi olacaksın, hayvan gibi olacak değilsin. Kim ısırır kim teperse kuyruksuz olsa da gene hayvandır. Sûreti belki hayvana benzemez lâkin tabiatı hayvan oldu mu o insan hayvandır. Peygamber a.s. buyurmuştur;

“Kötü tabiatlarınızı, hayvâni sıfatlarınızı değiştirmeye geldim”

Hayvâni sıfat insanı hayvan yapar. İnsan topluluklarında hayvâni sıfat taşıyan, hayvanlar âleminin bir temsilcisi olur. Onun için Hz. Mehdi a.s. geldiğinde kimde hayvan sıfatı varsa ve hayvan sıfatıyla kimi teptiyse veya ısırdıysa teşhir cezâsı verilecektir.

- Ne gibi teşhir cezâsı?

Kafes yapılacak, kafesin içinde o hayvanlığı yapan oturtulacak, millet seyredecek ve kafesin içindeki bir levha üzerine yazılacak;

“Çok yaklaşma bu hayvan teper!” veya

“Çok yaklaşma ısırır!”

Üç günden 40 güne kadar bu cezâ devam eder. İnsanlara zarar yapan, hayvandır..

Öyle bir zaman gelecek ki, ne hapse ne para cezâsına gerek kalacak çünkü bu cezâ suçları önleyicidir.

İnsanların uydurmaca cezâsı;

- Cezâ verelim ötekilerine ders olur ve yapmazlar diyedir. Bu insanların uydurmacasıdır. Çünkü cezâyı yiyip hapse giren adamı hiç kimse görmez, kimsede bilmez. Ama sarayın önüne kırk kafes,kırk kafesin içine kırk adam koysalar bu önlemez mi? Bu cezâlara müstahak olanların haddi hesâbı yoktur.

Efendimiz a.s.; peygamberliğini ve aslî hedefini anlattığında;

1 - Size güzel ahlâkı tâlim ve aşılamak için geldim.

2 - Yabâni sıfatlarınızı güzel sıfatlara döndürmeye geldim.

3 - Kötü tabiatlarınızı iyi tabiatlarınıza döndürmeye geldim.

4 - Karaktersiz insanları güzel karakter sahibi yapmaya geldim.

5 - İnsanları aşağı yapan kötü tabiatlardan arındırmaya geldim.

Sen kendine bak, herkes kendine baksın, “Acaba birini ısırıyor muyum? Isırdım mı? Teptim mi? desin” Eğer ısırdığın ve teptiğin tebeyyül ederse yâni meydana çıkarsa tövbe yap ve o ısırdığın ve teptiğin insanlar içinde tövbe yap. Helallık al. Bozduysan düzelt, eğrilttiysen doğrult. Yok kimseye bir zarar vermediysen Cenâb-ı Allah’a şükreyle ve de ki;

- Yâ Rabbî Sen’in lütfu kereminden kimseye bir zarar vermedim, ne ısırdım ne teptim. Yarınki günde beni böyle gözet.

Her kim şeytanın arkasından giderse muhakkak ya ısıracak ya tepecektir.

- Bir kimsenin şeytanın arkasından gittiği neden belli olur?

Isırıp tepti mi anla ki, o herif şeytanın arkasından gidiyor. Meselâ;

1 - Kocasıyla kavga eden kadın,

2 - Karısıyla kavga eden erkek,

3 - Birbirleriyle kavga eden kardeşler,

4 - Birbirleriyle kavga-dövüş eden insanlar.

Hepsi o anda şeytanın arkasında yürüyen kimseler olur. Ya ânında veya biraz sonra bir taraftan bir tarafa felâket gelecektir, şeytanın arkasında giden insan muhakkak gün kapanmadan evvel hoşlanmadığı bir şey tepesine gelecektir. Akşam gittiyse sabaha kadar üzerine sevmediği bir hâl gelecektir. Ya ailesinden çoluk çocuğundan veya konu komşusundan veya hükümetten, herhangi bir yerden sevmediği bir şey başına gelecektir. Şeytanın arkasında gidip te sevmediği bir yere varmayan insan yoktur. O kimseye muhakkak pişmanlık gelecektir.

İlk insan. hem atamız hem anamız, şeytanı tâkip etti. Bir noktada hemen akabinde pişmanlık yetişti. Derhâl cennetten çıkınız! emri geldi. Cennetten atılmak kolay mesele değil. İnsan çok basit bir işten atılınca kahrolur. Atıldığında; bana bir şey olmadı diyen adam yalan söyler. Ânında koskoca Adem peygamberle Havva anamıza dışarıya çıkın! yeryüzüne ininiz emri geldi..!

- Cennetten yeryüzüne neyle indiler? Tayyâreyle mi? füzeyle mi?

Gökyüzünden yeryüzüne ilâhi irâde olduğu anda hiçbir vâsıta istemez. Adem a.s. Sri Lanka’daki Serendip adasına, Havva anamız Cidde’ye indi. Birbirlerinden birden ayrıldılar, simsiyah bir dünyanın üzerine indiler. Onlar büyük bir imtihana tâbi oldu. Şeytana uyduğu için üç yüz sene tek ayak üstünde durup ağladı. Onun için o dağa “Adem tepesi” derler, Adem a.s.’ın tek ayak izi vardır.

Şeytana uyup arkasından bir adım atsan, ânında pişman edecek bir iş karşına çıkacaktır. Şimdi 20. asrın insanının karşısına sevmedikleri bir kriz geldi ve kendilerini kapattı. Her yerde kriz. Krizden şikâyetçi olmayan ne memleket ne bir insan var. Elhamdülillah bizim haberimiz yok, çok şükür Cenâb-ı Mevlâ bize yiyeceğimizi, içeceğimizi gönderiyor. Dünya batıp çıkıyor; devletler hükümetler milletler kriz diye gece uyuyamıyor.

Bir tâbir vardır: doluya kor sığmaz, boşa kor dolmaz. Ne hesap yapsa neticesi yok,

- Bu kriz ne krizi?

Eskiden Irak krizi diyorlardı, Irak krizi değilmiş. İş başka; bunlara Allah gönderdi, Allah’ı bırakıp şeytanın arkasına düştükleri için nereye gitseler karşılarına bir kriz çıkacak.

Kriz, kriz... hiç başka söz yok, ne akılsız insanlar.. Allaha dön! Bu kadar milletler krize batmış, bu bütün insanlığa cezâdır.

Koca Rusya, yarı Dünya, en zengin memleketler elinin altında. Komünistlikten de kurtuldular, sistemleri battı şimdi biz yeni sistemle kurtulacağız âzad olduk, istediğimiz gibi ekonomimizi yürüteceğiz derlerken 3,5 sene sonra başka bir kriz çıktı.

Aklı ermeyenler hâlâ komünistliğe dönelim! diyor. Eğer krizden terbiye olurlarsa yüce Allah harp vermeyecek, akıllanmadılarsa harpta var, yâni şeytana uymalarının cezâsını çekeceklerdir.

Allah Allah Sultan Allah, tek Sultan O, O’nu tanı, O’na itaat et, O’nu say, O’nu sev ve kurtul!



Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

11 Haziran 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 204 - ALLAH KOLAY OLSUN İSTER


Emir tutan, saadet sahibi olur, dünyası da ahreti de mâmur olur. Emir tutmayan, dünyada zahmet çeker âhirette de azaba uğrar Büyüklerimizden bir zat şöyle buyururdu.

Çok kolay geçecek bu dünyayı bu insanlar çok zahmetle geçiriyor”

Hâlbuki Cenâb-ı Hak çok kolay geçmesini istiyor ve buyuruyor ki;

“Ben sizin hakkınızda kolaylık murat ederim”

- Bunun mânâsı nedir?

Yâni siz zahmet çekmeden yaşayasınız, lâkin insanoğlu kendi kendine zahmet verir, başka yerden değil. Başka yerden görünür ama başka yerden değildir. İnsan dünyada da âhirette de kendi kendisine zahmet verir. Her kim kendi nefsinin arkasından giderse önde bir parça zevk eder gibi görünür ama sonunda zahmete düşer.

Bir kimse iki tekerlekli bir motor alır. Herhâlde çok hoşlarına gidiyor diye o motoru alıyorlar ve biniyorlar, bindikten sonra nefisleri öyle 30-40 kilometreye râzı olmuyor.

- Bas kamçıla atı,

Bastır sonra bir ufacık taşa vurur, viraj yoldan dönerken ya hayatına mâl olur ya hurdahaş olan bir vücut kalır eline. Ama o zevk ediyor zanneder. Hemen akabinde kendi amelinden cezâ gelir, dünya hayatı zahmetle berbat olur. Çok kimseler görünür dışarıda kazadan hurdahaş olmuş (Allahu mağfina, Allah bizi o gibi hallere düşmekten muhafaza buyursun) böyle kazada kimisinin boynu kopmuş vücudu felç olmuş, bel kemiğine dokunmuş hareket edemez hâle gelmiş. Kimisi belden aşağı tutmuyor, kimisinin belden yukarı tutmuyor, kimisini kalıp gibi yatıp kalıyor.

Londra’nın 40 mil kadar dışarısında bir hastaneye götürmüşlerdi beni, orası felâkete uğramış ve iyi olmalarından ümit kesilmiş kimselerle doluydu. Evine gelemez, evlenemez, döllenemez, yiyemez, içemez, kımıldayamaz. Çoğu da genç insanlardı.

- Şimdi onun hayatının bir kıymeti kaldı mı?

İnsana zahmet gene kendisinden gelir. Senin sana yaptığını âlem yapamaz. İnsan kendi nefsine uyduğu vakitte zarar verir. Nefsine uymasa zarar yoktur; buna bir örnek verelim;

- Nerdesin yahu kaç vakittir ortada yoksun?

- Kalp ameliyatı by-pass geçirdim sorma hâlimizi.

- Ne oldu yahu?

- Makineye taktılar, dediler ki birkaç damar tıkalı.

- Kapalı olsa sen nasıl gezerdin? (yarım damarı tıkalıysa üç damarı, iki damar tıkalıysa uydurup beş damarı tıkalı der)

- Hekimler baktı, sabaha kadar bu ameliyatı olmazsan akşamı kabirde ananın babanın yanında edersin dedi. mecbûri ameliyat oldum.

- Ne sebeple?

- Doktor dedi ki tütün içer misin? sigara? Ben çok içerim, üç paket günde.

- Sen delimi oldun? Bunu içmeye şeytana borçlu musun?

- İşte! Alıştık.

- Demek ki nefsin sana zûlmetti de o zulümden dolayı sen bu eziyeti çektin.

Zâten kalp ameliyatı yapılanların çoğunun şahsiyeti değişiyor. Çünkü kalp dokunulmaması gereken âzâdır. Arabanın motorunu açıp kapayan en birinci makinist olsa bile, ilk monte edildiği gibi olmaz. Nerde kaldı ki kalbin üzerine oynayasın, Oradan damar çekip öbür tarafa ilâve edesin, bu kolay mesele değildir. O insanın üzerinde illâ bir noksaniyet bırakır ve ondan sonraki hayatı ne kadar iyiyim dese de çok telâşlı olur. Kalbi açılan adama kriz çok kolay gelir.

Sen o tütünü niye içtin? Niye sigara içtin sen? Senin o amelin çekti o belâyı üzerine Cenâb-ı Hak senin hakkında bunu murat etti mi? Cenâb-ı Hak senin sigara içmeni istedi mi, beğeniyor muydu? Beğenmez, sen aksine yaptın. Cenâb-ı Hak;

“Size kolaylık murad ederim, kolay bir hayat geçiresiniz istiyorum, zahmet çekesiniz istemiyorum”

Sen; ana baba olduğunda, ana-baba şefkatiyle evlâdının hayatta eziyet çekmesini ister misin? İstemezsin.

Motora binip sürat yaparsa, tütün içip kendini berbat ederse, eli ayağı kırılıp beli koparsa bu çektiğin eziyeti senin anan baban ister mi? İstemediğin hâlde çekeceksin, seni anan baban kurtaramaz artık. Anan baban istemediği hâlde sen sebep oldun kendi kendine bu belânın içerisine düştün. (Allah uzak etsin)

- Cenâb- ı Allah aklı bize niye verdi?

Hayvan bile zehirli otu ayırt ediyor yemiyor. Zehri yerler, kötü nefisleri tatmin olsun diye zehri içerler gene pis nefisleri tatmin olsun diye ondan sonra karşına çıkar utanmaz arlanmazlar İslâm’a söver, İslâm’ın şeriatına dil uzatırlar,

- İçkiyi, domuz etini, fuhuşu ne için yasak etti?

Biz çağdaşız istediğimizi yiyip içeceğiz, istediğimizi yapacağız.

O kadar kafasız oldu şimdiki bir sürü insan kıyafetindeki hayvan. Cenâb-ı Hakk’ın bizden muradı kolay ve rahat bir hayat geçirip âhirete intikal etmek, Cenâb-ı Hakk’a dönmektir.



Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

10 Haziran 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 203 - ŞEYTANDAN KURTULMAK

Şeytanın yolunu nasıl kapatırsın?

1 – Şeytan, iyilik yaparsan kaçar,

2 - Namaz kılarsan gene kaçar,

3 - Zikiri çekerken kaçar ama namazını bozmak için gelir.

Namaz kılmayana kolay yaklaşır, namaz kılana kolay yaklaşmaz.

Namaz, Şeytana siper olur ve tutar. O siperi atlayıp ta onun sâhibine yetişmek zor olur.

Şeytanın şerrinden kurtulmak istersen, ilk olarak zâkirlerden yâni Allah diyenlerden olmalısın. Ve Cenâb-ı Allah, Allah diyenleri bırakmaz. Allah diyenleri şeytana bırakmak, Allah’ın şânına uymaz.

Şeytan, insanın iyilik yapmasına müsaade etmez. Efendimiz(s.a.v.) konuştuğunda sordu;

- Ümmetlerimi niçin iyilikten men edersin?

- Yâ Muhammed, senin ümmetlerin bir hayır işleyecekleri vakitte benim üzerime testere koyarlar ikiye keserler. Bir sadaka verilse, bir iyilik yapılsa o kadar eziyet olur!

Şeytan;

1 - İyilik yaptığında yanında durmaz,

2 - Secde ettin mi ümîdi keser,

3 - Kavgayı bıraktın mı hüzne boğulur.

Şeytan, insanın birbiriyle teke tek kavga etmesini istediği gibi, büyük toplumların ve milletlerin çarpışmalarını, çatışmalarını, vuruşmalarını, harbe girmelerini, birbirlerini katletmelerini, mallarını gasp etmelerini ister. Uğraştığı budur. Zâten bunlar olmasa insan cennette yaşıyor gibi olur. Şeytanın sözüne inanılmaz.

Şeytanı nerde bulacağız? Şeytanı bulamayan adam demek, şeytanı kendi içinde saklamışta göremiyor demektir. Şeytan meğer onun içindeymiş.

- Şeytanı bulamadım göremedim.

Dedi mi, gel buraya senin arayıp bulamadığın şeytan demek ki, dışarı da değil içerdeymiş. Dışarı da olsaydı sende bulacaktın. Demek ki, şeytan senin içinde saklanmış. Şeytan sendedir. Şeytan hem sendedir ve şeytana sen hizmet edersin. Şeytanın kulu olmayasın!

- Şeytanla beraber olmak nasıl?

İnsanoğlunu bir felâketten öteki felâkete düşüren şeytandır.

Şeytan insanları birbirleriyle muharebeye düşürdü;1914’ten 18’e kadar süren 1.Cihan Harbinde o zamanın hükmüne göre en kuvvetli silâhlarla dört sene boyunca harp ettiler. Şeytanı dinlemekten dolayı cephelerde topla tüfekle vuruşan milyonlarca insan telef oldu, yüz binlerce binâlar ve saraylar harâb turab oldu.

Şeytandan ırak dur, yanına yaklaştırma. İyilik yap, iyilik yaptığın vakitte şeytanın sana yaklaşmasına izin yoktur. Secdedeyken de yaklaşmasına izin yoktur, gene de kendini gözet şeytanın ağına düşme. şeytanın hâli budur; örümceğin ağına bir sinek düşse kurtulmaya mümkün var mı? Belki dışardan birisi müdahale yaparsa kurtarır, şeytanın ağına düşen kendi kendini kurtarıp çıkaramaz artık. Ancak dıştan bir müdahale gelmesi lâzım, o müdahale olmasa işi bitiktir.

Onun için müminler şimdi efsele sâfilin’ dedir. Dünyanın duruşu en aşağıdadır, gökler hep yukardadır. Yedi kat yer ayağımızın altındadır ve o şeytanın şerrinden Allah’a sığınıp Allah’a kaçmak yeğdir, çünkü şeytanın ağına bir defâ tutulan elinden zor kurtulur.

Tutulmamaya dikkat et, iyilik yaptığın müddetçe, secde ettiğin müddetçe, abdestli gezdiğin halde şeytanın ağına basmazsın.

Şeytanla ahbaplık kurma, şeytanla ahbaplık olmaz. Senden olmayana ahbaplık yapma, geçerli değildir. Bilhassa inananların inanmayanlarla buluşmaları onlarla muhabbetleri bir maslahata bir hikmete mebliğ ise zararı yok belki onlara bir fayda yetiştirir. Lâkin yüzücü olmayan bir adam selin alıp götürdüğü bir kimseye yardıma gideyim derse o da boğulur. Yüzme bilmeyen adam boğulur.

Kendi nefsine hükmedemeyen adam başkasına hükmedemez. İnananların elbette ki inanmayanlara üstünlükleri vardır. Gözetmediğin vakitte şeytan sana temellük eder bu benimdir der. Şimdi şeytanın kol gezen ordularının ve askerinin haddi hesâbı yoktur. Ayak basacak yerde nerde mayın olduğunu Allah’tan başka bilecek yoktur. Bazı tecrübe sahipleri bilir, onları dinlemeden ben buradan yürür çıkar giderim derse ummadığı yerde şeytanın nişanına gelir ve şeytan onu düşürür, zapt eder ve torbasına alır, götürür.

Şeytanın torbası çoktur ne kadar îmansız varsa torbasına sığar. Ne kadar Allah peygamber tanımayan, ne kadar mecus varsa sığar. Hepsini bir yere topladıktan sonra imha ameliyesi yâni temizlik başlayacaktır. Şeytan, ağına tutulup ta kavurma küpüne inen insanları kızartıp veya çiğ çiğ yer.

Küfrün içine düşme. Yâ Rabbî şeytanı bizden uzak eyle, şeytanın amelinden de bizi uzak eyle. Bir kimse şeytanın tâlim ettiği yola düşerse iflâh olmaz. Allah(c.c.) bizi şeytanın fitnesine düşmekten sakınsın ve bize uyanıklık versin.



Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

8 Haziran 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 202 - ŞEYTANIN HİLESİ

İman nedir?

Îman en büyük cevherimizdir. Ona musallat olan da çoktur; tıpkı kıymetli eşya satan bir yere hırsızların tamahı gibi. Geceleyin camı çerçeveyi aşağı indirip alıp gitmesinler diye dükkanın önünü muhafaza altına alırlar.

Îman, en kıymetli cevherdir, şeytan onun arkasına düşer, insanları îmansız yapmak için veya îmanlarını çalmak için veya Sâlih amellerini yürütmek için arkasında gezer. Allah şeytanı da bizden uzak eylesin.

- Sen şeytana dâvetiye çıkarırsan şeytan seni bırakır mı?

Kovulduğu halde şeytan gene, biz eski arkadaşız sen öfkelendin münasebetsiz lâf söyledin ama ben sana darılmam, eski ahbaplık üzerine devam edelim diye yılışarak gelir. Senin öfkelenmenden ümit kesmez. Bekler. Şeytanın ahbaplığına bak, işi gücü ahbap edinmek, çevresini genişletmek, çok fazla cemaat toplamaktır.

- Şeytan niçin çok fazla cemaat istiyor?

Şeytan der ki;

“Kıyâmet gününde peygamberler de, evliyâlar da, imamlar da arkalarında üçer beşerlik kimselerde geldiklerinde, benim arkamdan gelecek kara bulut gibi cemaati kıyâmet gününde görmelisin. Şimdi sana darılmam, damarıma bassan, kuyruğumu çeksen zararı yok, beni bırakma, Ahbaplığımızın yenilenmesi münâsebetiyle bir şölen verelim.”

Diye gene yılışarak gelir. İşte şeytanın işi gücü kendisine inanan kimseleri bent etmektir..

Îman ile küfür bir arada durmaz. Ya îman ya küfür. Ve şeytan çok kimseleri öylece aldatır;

1 - İmanını çalar, imansız bırakır,

2 - Kefenini çalar, kefensiz bırakır,

3 - Sâlih amelini çalar, sâlih amelsiz kalır,

Hâsılı kelâm o müminin nesi varsa alır ve cascavlak ortada bırakır ve der ki;

“İnsanoğluna ebedî hıncım var, âdemoğullarının cennete girmelerini istemem hepsi cehenneme gitsin isterim, benim dâvam budur diye sakın ha söyleme ben insanoğlunun tümünün bana bağlanmasını isterim. Kıyâmet gününde öyle bir hâlde geleceğim ki arkamdaki kalabalık hiç bir peygamberde olmasın!”

Aman Yâ Rabbî! Şeytana tutuldun mu kurtulması çok zor. İşte bu zamanda şeytan, çok insanları bu sûretle kendine bağlamış, “cennet yolu bendedir zevkî sefâ bendedir, hoş hayat bendedir” diye bir sürü edebiyat değil edepsizlikle insanoğlunu aldatır ve beraberinde götürür. Şeytanın götüreceği yer bellidir: istikamet cehennemdir.


Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

4 Haziran 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 201 - ALLAH’LA BERABER OLMAK


Her kuvvet Allah’ındır. Nihâyetsiz kudret, Allah’ındır. Biz zayıf kullarız, çok küçüğüz. Bizim kuvvetimiz mahduttur yâni bir hudut içerisindedir. Cenâb-ı Hakk’ın kudreti hudutsuzdur. Bizim yapabileceğimiz iş çok ufaktır. Cenâb-ı Hakk’ın iktidârı yâni muktedir oluşu sonsuzdur.


- Ahmak kimdir?

Allah ile karşılaşandır, yâni Allah’ın helâl ettiğini kendine haram eden, haram ettiğini de kendine helâl eden akılsızdır.

- İnsan nedir?

İnsan; Kendi hakkında kendi kendisine bir fayda vermeye veya kendi kendisine bir zarar vermeye kendisinden şerri def etmeye kadir değildir. Ne dünyaya gelmesinde ne dünyada durmasında ne de öldükten sonra bilinmesinde onun hiçbir salâhiyeti ve irâdesi yoktur. Yaşasın yaşamasın diye ondan sorulmaz;

1 - Yaşatan Allah!

2 - Dünyadan çıkartan Allah!

3 - Kabirlerin içerisinde toprak olduktan sonra tekrar hayata döndürecek olan Allah!

Onu için Allah’a teslim ol rahat olursun. Allah senin benim gibi değildir. Allah’la muharebe veya kavga etme. Allah’la sûlh üzerine ol, Allah’la barış. Allah’la zıtlaşma. Allah’a teslim ol. Allah’a teslim olan kurtulmuştur. İnsan zayıftır ve zayıf kimse bir dayanak arar. Genç adam baston taşımaz, yaşlandığı vakitte ayaklar gidemez, eline dayanacak değnek arar. Değnek olmasa düşer. Meselâ ben değneksiz yürüyemiyorum, değneksiz yürüyenlerin nasıl yürüdüğüne taaccüp ediyorum, çünkü evin içinde de değnekle yürüyorum. Şimdi kendime soruyorum;

- Acâyip, insanlar değneksiz nasıl yürür?

Bir vakit değneksiz yürüdüğümü unuttum. Değneksiz yürünebileceğini şimdi düşünemiyorum. Gerçi mâzîde yürümüştüm ama o şimdi bir hâtıra gibi kaldı. Bakıyorum fiiliyatta değnek nerde? diye bağırırken değnek olmadığında duvarı veya ağacı tutarak yürüyorum.

İnsan, zayıftır ve dayanacak bir yer ister. İnsan,gökyüzünden yeryüzüne indirildi, yeryüzünde Her şey vardı ama yeryüzüne ilk indiğinde korktu. Önce karanlıktan korktu, sonra güneş çıktı, güneşten ürktü. Güneş battı diye koktu, ay çıktı yine korktu. Yeryüzünü yadırgadı. Yâni yeryüzü ona yabancı bir yurt geldi. Çünkü insanoğlu, Hz. Adem cennette yaratıldı. Havva anamızda cennette yaratıldı ve onun için cennetten yeryüzüne indirildiğinde bir ürperti ve bir ürküntü geldi. Yalnızlıktan ve karanlıktan ürktü, etrafında dolaşan çeşit türlü mahlûkatı kendinden kuvvetli görüp korktu. O zaman Cenâb-ı Hak Cebrâil a.s.’ı Hz. Adem’e gönderdi. Dedi ki;

“Korkma! Yâ Adem, Ben seninleyim, evlâdına söyle; onlar da dünyadan korkacaktır onlara da bildir, Ben’imle berâber olsunlar ve korkmasınlar. Çünkü Ben’imle beraber olan korkmaz, Ben’imle beraber olmayan korkar”

Onun için Allahsızlar korkar. Cenâb-ı Allah yeryüzündeki insanlara ünsiyet olmak için Cebrâil a.s.’ ı gönderdi ve peygamberler de kendi ümmetlerine bildirdiler ki;

“Bizi buraya indiren Allah var, bir sıkıntıda bir darlıkta kalırsanız sizi yaratıp yeryüzünde iskân eden Allah’a kaçınız., korkunuz gider. Korktuğunuz vakitte “hasbunallhu venimelvekil” deyiniz dara düşerseniz, darda kalırsanız beni çağırınız, Beni vekil olarak kabul ediniz ve ilâhi nimetlerimle imdâdınıza yetişeyim çünkü sizi kurtarmaya muktedirim.. Korktuğunuzdan sizi emin edeyim umduğunuz ne varsa umduğunuza da ulaştırayım”

De ki:

“Hasbunallahu venimelvekil”: “Allah bana yetişir hem de ne güzel bir vekildir”

Allah’ı bil. Allah’ı bildiğinde Allah sizi korktuğunuzdan gözetir.

- Ya zayıf insanın korkusu?

Zayıf insan zâten korkuda olduğu için şaşkın kalıyor. Bu durumda Cenâb-ı Hakk’a kaç, O korkuyu üzerinizden alır ve nîmetini size gönderir. Korkudan emin olmak ve Allah’ın nîmetine ulaşmaktan başka ne istenir ki?

- Şimdi insanların yanlışları ve hataları nedir?

İnsanoğlunun hataları: bu dünyada şimdi ne sıkıntıları varsa üzerinden gitmesini ister ama âhiret hayatındakini istemez. Dünyada olanı ister, âhireti düşünmez.

- Dünyada yardım ister âhirette istemez, neden?

Âhirete inanmazlar, inanmadıkları vakit Cenâb-ı Allah onları;

“Hadi bakalım koşturun” diye bırakır..

Allah’ı tanı veya tanımaya çalış, çünkü sonra O’nu bulup da görürsen şaşırmayasın! Şaşırma hâli yok, ama dünyadaki hâlinden dolayı perdelenir. Allah’ı görse de gördüm diyemez. Târif yap? denirse, târifini yapamaz. Allah’ı tanı, çünkü ilk sorulacak sual O’dur:

1 - Rabbin kimdir?

2 - Niye bu kadar dünyada durdun? Yaratanın kimdir?

3 - Eğer kendi kendimi idâre ederim dersen ne için sen düşündüğün kadar yaşamıyorsun?

4 - Plânladığın kadar niçin iş yapamıyorsun?

5 - İstediğin yerde istediğin kadar niye duramıyorsun?

6 - Niçin istediğini almıyorsun?

7 - Niçin istediğin gibi yaşayamıyorsun?


Arkasında bu suâllerde var. Demek ki: senin üstünde sana hükmeden bir güç var ki, istediğin gibi giyinemiyorsun, istediğin gibi düşünemiyorsun, istediğini yapamıyorsun. Bu demek oluyor ki, senin üstünde Her şeye hükmeden ve görünmeyen gücün sâhibi olan bir zat ve celli âlâ hazretlerinin olması lâzım. Çünkü senin dediğin olmuyor, hükmünde geçmiyor. Mâdemki dediğin olmuyor ve hükmünde geçmiyor, o zaman ben istediğimi yaparım! diye ne zırlanıp durursun? Yapamazsın ve yapamayacaksın. Onun için Cenâb-ı Allah bildiriyor:

Hüküm Allah’ındır. İleri gitmeyiniz, istediğimizi yaparız veya yapmayız diye kavgaya düşmeyiniz, ne istediğinizi yapabilirsiniz, ne istemediğinizden kaçabilirsiniz”

İstediğini yapabilen ve istemediğinden de kendini tamâmıyla kurtarabilmiş olan hiç kimse yoktur. Demek senin üstünde seni mahkûm eden bir kudret sâhibi vardır ki, sana istediğini yaptırıyor, istemediğini de yaptırmıyor.

Zayıfız, bütün dünya sana ne kuvvet ne de güç veremez.

Fakiriz, bütün dünyanın hazîneleri sana aksa bir şey yapamaz. Aklını başına al. Boşu boşuna hindi gibi kabarma. İğneyi uzattığı vakitte havası kaçar vaziyeti bozulur. Allah’ın huzurunda başına bir değnek vurduklarında kabarması kaybolur. Sopalanmadan akıllı dur, başına sopa vurulup ta yola girinceye kadar adam gibi dur ve haddini bil. Çok güçsüzüz çok zayıfız lâkin onun idrâkinin içerisine girmeyince insanlar şaşkın oluyor, yolunu kaybediyor.

Hâsılı kelâm; Allah(c.c.) ile beraber oldun mu Allah seni gözetir. Allah ile beraber olmadın mı şeytan onu üfürür kabartır sonra kafasına bir sopa yer, hacmine döner. Hacmi küçüktür.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

3 Haziran 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 200 - DÜNYA MALI TAŞINMAZ MALDIR

Biz, Allah’a kulluk etmeye niyet etmiş olan zayıf kimseleriz. Gayretimiz,Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut etmek ve râzı etmektir. Şükürler olsun ki bu mübârek Cuma gecesinde sizi buraya toplayan Allah(c.c.), bizi de burada konuşturuyor ve kendisinin zikrini bize unutturmadı.

O’nu zikretmeyen çok kimseler var. Allah’ı unutan, Allah demeyi bilmeyen çok kimseler var. Sen ne kadar tâlihli insanmışsın ki; Allah’ı unutmadın, Allah’a îman ettin.

Allah her yerde zikrolunabilir, öyle olsa da Allah’ın evliyâsının Allah’ı zikri, onların bereketi ziyâdedir. Kendi başımıza yaptığımız zikirden en az yetmiş derece fazladır.

Zikirle küfrü yıkmak için niyet ettik, Cenâb-ı Hak kâfirlerin kalplerine korkuyu salsın, biz Allah dedikçe kâfirlerin yürekleri yerinden oynasın, İslâm’a düşmanlık edenlere ve İslâm’a karşı olanlara Cenâb-ı Allah kalplerine korku salsın ve İslâm ile uğraşacak vakitleri olmasın. İşte bu niyetle bütün dünya İslâm ile şereflensin, küfür kahrolup gitsin, şeytanın saltanatı tükensin.

Karınca kaderince bizim niyetimiz bu ve Cenâb-ı Hak kulun niyetine bakar. Amelimiz yaptığımız hizmet ve ibâdet çok küçüktür lâkin niyetimiz çok büyük olabilir. Ona göre Allah kulun ameline göre değil, niyetine göre sevap verir:

- Bende niyet ettim bütün dünyadan küfrü yıkmaya ve şeytanın saltanatını tüketmeye.

- Sen kimsin?

- En bir âciz kulum.

- Kuvvetin var mı?

- Yok yahu âciz dedik ya!

- Top, tüfek, ordular, tayyarelerin var mı?sen rüyamı örürsün?

- Hayır rüya görmem, niyetim odur ki yeryüzünde kâfir bırakmayıp şeytanın saltanatını yıkmak istiyorum, benim niyetim bu. Cenâb-ı Hak’ta buyurur ki;

“Ben kuluma niyetine göre veririm. Kulum istediği gibi niyet yapsın. Onun üzerine Allah’ın hazînesi tükenmez, Kulumun niyeti buydu diye bütün dünyadan küfrü ve şeytanın saltanatını yıkmış gibi sevap yazdırır. Cenâb- ı Allah’ın hazînesinden eksilmez.

- Zikir meclisinden maksadımız nedir?

İnsanımızın kalp ve gönlünü Allah’a döndürmektir. Allah’tan başka olan her şey yok olmaya mahkûmdur. Yok olan şeye gönül veren adamın her halde aklı yoktur. Var olana gönül ver. Var olan ezelî ebedî Allah’a gönül ver ki, yakışsın. Köhne dünyaya senden evvel gönül bağlayan milyarlarca insan gelip geçti. Bağladılar ve gönüllerini verdiler ama dünyadan çıkarken baktılar ki hani bizim gönül verdiğimiz? Gönül verdiğin olduğu yerde kaldı. Sen dışarı,o olduğu yerde kalıyor.

- Bu kadar çalıştık çabaladık, ettik eyledik okuduk nasıl iş bu? Şimdi bu dünyadan çıkıyoruz, gönül verdiğimiz dünyamız nerde?

Sizin gönül verdiğiniz dünyanızın aslı yoktu, yalandı.

Koçanların üstünde “Taşınmaz mal” yazılıdır. Bizim jön Türkler ne kadar iyi bulmuş ve uydurmuş bu sözü. Taşınmaz mal! Taşınır malı kabire götürürsen ne kefeni kalır, ne bilmem nesi kalır, gece adamın kafasını da keserler,

“Ooo..! Bu taşınır malını götürmüş!

Sağdan soldan ins-i cin gelip;

- Açalım, çıkaralım!” diye alıp dışarı çıkarırlar.

- Taşınmaz malın koçanı yanımızda olduğu halde nasıl alamıyoruz?

Adı üstünde taşınmaz mal. Her dağa taşa hükmeden adam dağı taşı götürecek olsaydı ortada ne dağ ne de ova kalırdı. Bereket taşınmaz mal diye olduğu yerde kalıyor.

- Ama ben çalıştım, çabaladım, kazandım, sattım, aldım...!

Yahu ne aldın? Taşınmaz mal aldın sen. Mâdem taşınmaz mal aldın, dünyadan çıkarken taşıyamazsın.

- Peki ya altınlarımız gümüşlerimiz, bileziklerimiz, kordonlarımız, elimizdeki altın yüzükler, altın saatler bunlar taşınıyordu (Öldüğü vakitte sağına soluna bakar) nereye gitti?

Aldılar, bunları da sana bırakmadılar. Bunlarda da hakkın yoktur artık. Öldün bitti, hakkın kalmadı. Bir toplu iğne bile götüremezsin, kanundur bu. Büyük millet meclisinden çıkma kanun değil. İsterlerse “Öldüğünde taşıyabilir” diye kanun çıkarsınlar, taşısa ertesi gece
kabrinde bulamazlar.

İstanbulda çok zengin bir adam ölmüş, hırsızlar bu adam bu kadar zengin, herhalde taşınır mallardan almıştır zannetmişler. Aradan biraz zaman geçtikten sonra bir kaç tane mezar soyucu ittifak edip;

- Filân gece gelelim çıkarıp bakalım, bu adam çok zengindi belki elindeki yüzüğü unuttularsa, bu yüzük elmas bir yüzüktür, en az yüz bin mark eder.

Diye açtılar ama açtıklarına bin pişman oldular zîra adamın üstünde hiçbir şey yoktu.

Demek ki Türkiye’nin en zengin olan adamı bir yüzük bile götüremedi.

- Ne gönül verdin ağam sen taşınmaz malına veya taşınır malına?

İşte onun için dünyanın, ne taşınır malının nede taşınmazının sana yâr olacağı var. Öyleyse yâr ararsan dost ararsan.

1 - Allah-ı zülcelâli bul,

2 - Allah-ı zülcelâlin Habîbini bul,

3 - Evliyâlarını, onun seçtiği ümmetlerini bul,

Onlar seni bırakmaz. Sen onları bırakmadığın müddetçe onlar seni bırakmaz. Onlara olan muhabbetin helâl olsun. Allah’a gönül verelim diyoruz. İşte dünyaya gönül verenleri başından sonuna saydık onlara yaramadı. Ünlüysen de dikkat et, Allah de, ezelî ebedî olana bak, kazanırsın. Öyleyse başlayalım:

Yâ Rabbî; Tevfikini bize refik eyle, imdat kapılarını açta senin güzel hoş isimlerini söyleyerek lîsanımız ziynetlensin. vücutlarımız, kalplerimiz nurlansın ve tâzelensin,

Not Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

2 Haziran 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 199 - ÖZGÜRLÜK VE İNSAN

Allahın insanlara vermiş olduğu hürriyet neyse: insan hürriyetidir. Allah insanlara insan hürriyeti vermiştir, hayvan hürriyeti hayvanlarındır. Bazen duvarlarda yazar:

Buraya eşekler işer : eşek katır işemeye buraya! O adam işediği vakitte; o adam hayvan hürriyetiyle hareket etti ve hayvanlar sınıfına girdi.

İnsan hürriyeti başkadır, hayvan hürriyeti başkadır. Hayvanlarda haya yoktur, utanma, irâde, akıl, düşünce, saygı yoktur ve onlara
Özendin mi sende onlardan olursun. Biz diyoruz ki hayır bize tam hürriyet verilsin! Hürriyet ikidir:

1 - İnsan hürriyeti.

2 - Hayvan hürriyeti.

Bu zamandaki gençlerin hükümetlerden zorladığı:

- Bize tam hürriyet ve özgürlük verilsin.

- Bundan fazla özgürlüğü ne yapacaksın?

- Hayvan sınıfına girmek istiyoruz.

Hayvan gibi özgür olmak ister. İnsan hürriyetini Cenâb- ı Hak tâyin etti. Hayvan hürriyeti hayvanlardadır.

Sen onlara imrenme sende hayvanlardan yazılırsın. İnsanlara imren ki, insanlardan yazılırsın. Onu hâlâ ayırt edemiyorlar.

Rabbimiz Allah(c.c.) bizi affeylesin ve bizi hayvan sınıfından insan sınıfına getirsin. Hayvanların dilek ve arzularından vazgeçelim de insan olalım.

İslâm; İnsanları insan yapmak için gelmiştir. İslâm olmadığı yerde insan yoktur, insanlık yoktur, insâniyet yoktur. İslâm olan yerde onun hâl ve şânı başkadır. İslâm’ı reddedenler insan sınıfının dışına çıkar. İslâm’dan soyunmuş olan temiz bir fert gösterin ve onun üç gününü kontrol edin, hayatını gizli veya açık kamerayla alıp işte bu İslâm’dan soyunmuş bir kimsedir diye insanlara gösterin. Yaşadığı hayat insan hayatına mı benzer, yoksa hayvan hayatına mı benzer? Baksınlar sen karar veremezsen başkalarını da çağır göster, sen buna insan der misin?

Onun için Müslümanlık olmayan yerde insanlık biter. Müslümanlık başladığı yerde insanlık başlar, bunu iyice aklına koymalısın. Başka kapıların hepsi boş. Ya İslâm, ya değil. İslâm olan yerdeki hâl ve şânı biz göstereceğiz, İslam olmayan yerleri de onlar göstersinler.

Müslüman olan adamın hâlini ve hayatını da göstereceğiz aradaki farkı görsünler.



Not Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

1 Haziran 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 198 - İNSANI TAKDİR ETMEK

Demek ki insanı yücelten mesele insanın insanı takdir etmesidir. İnsan insanı takdir ettiği vakitte yükselir yücelir. Çünkü insanın insanı takdir etmesi Allah’ın buyruğudur ve emridir.

Ben insanı takdir edip yarattım, şerefli kıldım, izzet verdim,
kadrini yücelttim, Ben nasıl onla sizin kadrinizi yücelttimse sizden de Benim kadrimi yücelttiğim insanı yüksek tutmanızı isterim!”

İnsan takdir olunduğu derecede o yüksek evsafa sahip oldu demektir. Boşu boşuna takdir olamaz. Kıymeti meydanda olan kimseler takdir olunur ve o takdirin dışında kalanlar insâni meziyetlerini ve vasıflarını kaybetmiş olurlar, onlar düşerler.

1 - İnsanları takdir etmeyenler alçalırlar,

2 - İnsanların haklarını teslim etmeyenler alçalırlar,

3 - İnsanların haklarını verenler, onlar yükselirler
.

Her gün gazete ve şeytan dolapları da “işte insan hakları! hayvan hakları!” diye bir sürü lâfazanlık yapar, yalan! Milleti aldatmak için. Sen insanı takdir Ediyor musun? takdir ettiğin vakitte onun hakkını teslim ediyorsun demektir.

Bir memlekette ne kadar çok kanun varsa o kadar hürriyet kısıtlanmıştır. Kanun çokluğu insanların hürriyetini tahdit eden bir şey olduğunu 20. asrın insanı bilmiyor ve kendi kendine boynuna ip takan adama benziyor. Meclis kurup gönderiyor boyuna kanun yap, bizi daha sıkıştır.

Millet meclisinin işi nedir? Kanun yapmaktır. Sizi biz oraya gönderiyoruz kanun yapıp bizi mi sıkıştıracaksınız?

Allah’ın kanunu açıktır zâhirdir. Hakkımız sunî değildir. Cenâb-ı Hak bize uydurma hak vermedi, aslî hak verdi. İnsanlar ne kadar çok kanun yaparlarsa o kadar çok hürriyetlerini kaybediyorlar.

...Üç bin beş yüz üç numaralı kanunun beş yüzüncü maddesinin yüzüncü fıkrasının beşinci bendinin altıncı notunda yüzüncü kararname mûcibince bu insanlar hayvan olarak tekavül eder!!!

Ne şaşkınlık, kaç bin kanun bu ? koy kafese de oturt bizi! Ne tarafa
döneceğimizi bilemiyoruz, kaç bin kanunla idâre edelim? Her kanun insanların hürriyetini biraz daha tahdit eden, biraz daha sıkıştıran, biraz daha mandıranın içerisine kapattıran hürriyetlerini bitiren belâlardır ve daha utanmadan insan hakları diye çıkarlar. Bre kaldır bu üç bininci numaralı kanunun on binici bendinin bilmem nesini bunları kaldır.

Kanun bu:

“İnsanları takdir edeceksin”

Dedik ya, insanları zorla idâre etmek, insanları hayvan sınıfına indirmek mânâsıdır. Zorla idâre edilen hayvandır insan zorla idâre edilmez. Onun için 20. asrın insanlarında bilhassa baştakilerin insanı takdir etmek duygusu diye bir şey yoktur, sıfırdır.

İnsanın yüceliği; insanı yücelten ve insanı takdir edenlerindir. Alçaltan alçalır. Kim insanları ezerse, alçalır; kim insanları takdir eder ve yükseltirse Allah’ta yükseltir.

Bu mesele denizdir, sabaha kadar gider. Bu kadar yüzlerce sohbet oldu, bu sohbetler belki büyük bir cilt kitap olur. Gerçi biz tabandaki insanların anlayacağı temsille anlatmaktayız. Elhamdülillah, büyük Şeyh Efendi Hz.leri tâyin etti, onun imdâdıyla bu geceye kadar böyle sohbetlerle vakit geçirdik. Ümit ederiz ki;Cenâb-ı Allah bu sohbetlerin mânevi feyzini sizin kalplerinize aktarmış olsun, bir şey anlamış olasınız ve tek bir şey anlamış olsanız da, bu bir ticarettir. Boş kalkmadığınıza işarettir o. Bir şeyi zapt edebilmek de insanın saadetidir, son nefeste imanla gitmeye sebep olur. Hiç bir şey zapt edemeyen ve alamayan kimsede şekâvet sahibi olur, bu da cehennemlik sıfatıdır. Bir şey anlamaya gayret et.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.