16 Mayıs 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 44 - GÜZEL AHLAK

Şah-ı Nakşibendi Hz., İnsanların sohbetle terbiye olacağına işaret eder. Sohbet, nasihattir aslında. Nasihat kabul etmeyen kimse, bahçıvanın verdiği aşıyı kabul etmeyen ağaca benzer. Çok ağaçlar yabani türer için, aşı lazımdır. Uygun aşıyı yaptığında kökü başka, meyvesi başka olur. İnsanlarda sohbete, nasihate muhtaçtır.

- Ne için?

Efendimiz s.a.v. buyuruyor;

“Ahlak ve tabiatlarınızı güzelleştirin, güzel huylu, güzel tabiatlı olun, hoyrat olmayın, kaba saba olmayın.”

Çünkü insana kabalık ve sabalık yakışmaz. Hayvana uyar da insana yakışmaz. İnsan nazik olur, terbiyeli olur, ahlaklı olur. Ahlaksız oldu mu, insan olmak şerefinden düşer. Ahlaksız surette insandır, ama hakikatte hayvandır. İnsanlar tabiatlarını güzelleştirmekle mükelleftir. Hak’kın divanına güzel ahlak ve tabiatla geleceksin.

Namaz kılmak insanların kötü huylarını temizlemek içindir, oruç gene insanların kötü tabiatlarını bıraktırmak içindir. Hangi Allah ve Peygamber emri varsa hepsi insana kemal kazandırmak için, insanı olgunlaştırmak içindir ki insan, Cenab-ı Hak’kı temsil eden mahluktur. Allah; Yeryüzünde halifemdir, ondan yüksek rütbe hiçbir mahlukat alamaz, ondan yüksek mahlukatta olamaz ve insandan başkası da alamaz onu. Hatta Melaikede alamaz. Melaikeler bizim hizmetimizdedir. Biz melaikelerin hizmetinde değiliz. Muhiddin-i Arabi Hz. öyle buyururlar;

''Bir lokma nimet insanın ağzına yetişinceye kadar 300 melaike hizmet eder.''

Sürdün, ektin, bıraktın, sonradan sen ne yapabilirsin? Çimlendirebilir misin? Ekini bitirdin mi, başağı yetiştirdin mi? Elinden bir şey gelirse yap.

Cahil olan ;

- Büyüğüm..! Der.

- Sana büyüklük sattıran nedir?

Dünyanın ıvır zıvırıdır, malıdır, mülküdür. işidir. Hepsi bundan ibaret. Dünyaya ait olan malların hepsi eğretidir. Ey onlara bakıp da büyüklenen adam! Sana bir hastalık verir, beş kişi kaldıramaz.

-
Eşeğin kaldıramadığı yükü halteri falan kaldırıyordun?
Çok büyük mesele sanki, eşekle yarışamazsın ki. Eşek iki katını kaldırır;

- Dünyanın en hızlı koşan adamı.!

Diyor, tazı onu geçer, at herhalde ondan da hızlı koşturur. Rüzgar gibi koşturan hayvanlar da var. Hızlı koşması, hızlı uçması, yükseğe çıkması, ağır kaldırması, hasılı kelam insanlar şimdi hayvanlarda olan sıfatı şeref meselesi yapıyor. Hepsi hayvanların yaptığı iştir. Altın madalyayı tak eşeğin boynuna, takar mı hiç? Sen ağır yük taşımakta eşekliğe özeniyorsan neye yaradı o iş? Eşeğin sırtına vuracağımız yükü sana vuralım.

20.ci yüzyılda şeytan,insanoğlunu maskara etti. İnsan olma şerefini
unutturup da hayvanlığa özendirdi. En ağır yük kaldıran hayvan! İnsanoğlunu öyle takdim edecek; Küre-i arzın üzerinde bundan daha ağır yük kaldıran birisi kaldı oda eşektir! Övünüyor;

- Yeryüzünde bu Arap’tan hızlı koşturan yok!

Tazıyı koy da gör nasıl koşturacak. Uzun atlama diyor; Kanguru diye bir hayvan var ki bir zıplar 10 m. Süzülür iner.

İnsanlık için yarışan yok, insanlık kemalini bulmak için, nasıl kamil olur? Bunu arayan yok. İnsan nasıl hayvan olur diyerekten yol arıyorlar ve adına spor diyorlar.

''Ahlakınızı güzelleştiriniz ve güzel ahlakta yarışınız. İnsanlık ölçüsünde yarışınız ve birbirinizle müsabaka yapınız. İnsanlık ölçülerinde, temel ölçüde başlayıp yükseliniz''

Diyor ve bunu istiyor Cenab-ı Allah. Bizimkiler ise hayvan oldukları için hayvanlık yolunda. Hayvanlara bakıp da özenti içerisine giriyorlar, nasıl koşturuyorlar. Yılanın eli ayağı yok ama bir koşucunun koşmasından 10 defa daha hızlı süzülüyor.

İşte bu meseleye dikkat etmek lazımdır. Bu aleme, herhalde bir kemal kazanmak için geldik. Gelip gidecek olduktan sonra, bu hayatta bulunuşumuzun hikmetine varmamış demektir. Bunların hiç biri kemal kazandırmaz. Doktor olursun, avukat olursun, tüccar olursun sana kemal kazandırmaz. Dünyaya ait olan doktorluğun, mühendisliğin insanlığına katkısı nedir?Belki dünyaya olan hırsı arttı, belki büyüklenmekle azamet
tavrı takındı, belki başkalarını küçük görerekten büyük günaha girdi, şeytan yolunu tuttu. Çünkü büyük mühendis olup da kemal kazanmasa şeytan yoluna girer, okur okur sonra şeytan olur.

Demek ki her okuma insanı “ insan” yapmaz. Her okuyan insan olmaz, insanlık başka bir şeydir.

İnsanlık bir elbisedir, herkes onu giyemez. çıplak vücuduyla kalır. Çıplak vücuduyla kaldığında ayıpları görünür, kirli görünür, hırsı, hasedi, kıskanması görünür, yalanı, tamahı, hilesi, hırsızlığı, yüzsüzlüğü görünür çünkü insanlık elbisesini giymedi. Her okuyan insanlık elbisesini giyemiyor ki!

Peygamber Efendimize gönderilen Ashab-ı Kiram, belki dünyadaki en
vahşi, dünyanın en kötü tabiatlı insanlarıydı ve o sohbet ede ede onları kötü hallerinden bir defa temizledi sonrada onlara güzel haller giydirdi. On üç senede onlar temiz hale getirmeye emir olundu. Medine-i Münevvere’dekiler, takva elbisesini orada giydiler.

Ahlakımızı düzeltmek, insanlığımızı gösterebilmek, işimiz bu, insanlık elbisesini giyinebilmektir. Giyinebiliyor musun, ne ala. giyemiyorsan, giydirecek bir kimse bul sana giydirsin, seni mahrum bırakmasın.


Not; Ş.N.Kıbrisi Hz. Sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 43 - GÜZEL AHLAK

Şah-ı Nakşibendi Hz., İnsanların sohbetle terbiye olacağına işaret ediyor. Sohbet, nasihattir aslında. Nasihat kabul etmeyen kimse, bahçıvanın verdiği aşıyı kabul etmeyen ağaca benzer. Çok ağaçlar yabani türer için, aşı lazımdır. Uygun aşıyı yaptığında kökü başka, meyvesi başka olur. İnsanlarda sohbete, nasihate muhtaçtır.

- Ne için?

Efendimiz s.a.v. buyuruyor;

“Ahlak ve tabiatlarınızı güzelleştirin, güzel huylu, güzel tabiatlı olun, hoyrat olmayın, kaba saba olmayın.”

Çünkü insana kabalık ve sabalık yakışmaz. Hayvana uyar da insana yakışmaz. İnsan nazik olur, terbiyeli olur, ahlaklı olur. Ahlaksız oldu mu, insan olmak şerefinden düşer. Ahlaksız surette insandır, ama hakikatte hayvandır. İnsanlar tabiatlarını güzelleştirmekle mükelleftir. Hak’kın divanına güzel ahlak ve tabiatla geleceksin.

Namaz kılmak insanların kötü huylarını temizlemek içindir, oruç gene insanların kötü tabiatlarını bıraktırmak içindir. Hangi Allah ve Peygamber emri varsa hepsi insana kemal kazandırmak için, insanı olgunlaştırmak içindir ki insan, Cenab-ı Hak’kı temsil eden mahluktur. Allah; Yeryüzünde halifemdir, ondan yüksek rütbe hiçbir mahlukat alamaz, ondan yüksek mahlukatta olamaz ve insandan başkası da alamaz onu. Hatta Melaikede alamaz. Melaikeler bizim hizmetimizdedir. Biz melaikelerin hizmetinde değiliz. Muhiddin-i Arabi Hz. öyle buyururlar;

''Bir lokma nimet insanın ağzına yetişinceye kadar 300 melaike hizmet eder.''

Sürdün, ektin, bıraktın, sonradan sen ne yapabilirsin? Çimlendirebilir misin? Ekini bitirdin mi, başağı yetiştirdin mi? Elinden bir şey gelirse yap.

Cahil olan ;

- Büyüğüm..! Der. Sana büyüklük sattıran nedir? Dünyanın ıvır zıvırıdır, malıdır, mülküdür. işidir. Hepsi bundan ibaret. Dünyaya ait olan malların hepsi eğretidir. Ey onlara bakıp da büyüklenen adam! Sana bir hastalık verir, beş kişi kaldıramaz.

- Eşeğin kaldıramadığı yükü halteri falan kaldırıyordun?

Çok büyük mesele sanki, eşekle yarışamazsın ki. Eşek iki katını kaldırır;

- Dünyanın en hızlı koşan adamı.!

Diyor, tazı onu geçer, at herhalde ondan da hızlı koşturur. Rüzgar gibi koşturan hayvanlar da var. Hızlı koşması, hızlı uçması, yükseğe çıkması, ağır kaldırması, hasılı kelam insanlar şimdi hayvanlarda olan sıfatı şeref meselesi yapıyor. Hepsi hayvanların yaptığı iştir. Altın madalyayı tak eşeğin boynuna, takar mı hiç? Sen ağır yük taşımakta eşekliğe özeniyorsan neye yaradı o iş? Eşeğin sırtına vuracağımız yükü sana vuralım.

20.ci yüzyılda şeytan,insanoğlunu maskara etti. İnsan olma şerefini unutturup da hayvanlığa özendirdi. En ağır yük kaldıran hayvan! İnsanoğlunu öyle takdim edecek; Küre-i arzın üzerinde bundan daha ağır yük kaldıran birisi kaldı oda eşektir! Övünüyor;

- Yeryüzünde bu Arap’tan hızlı koşturan yok!

Tazıyı koy da gör nasıl koşturacak. Uzun atlama diyor; Kanguru diye bir hayvan var ki bir zıplar 10 m. Süzülür iner.

İnsanlık için yarışan yok, insanlık kemalini bulmak için, nasıl kamil olur? Bunu arayan yok. İnsan nasıl hayvan olur diyerekten yol arıyorlar ve adına spor diyorlar.

''Ahlakınızı güzelleştiriniz ve güzel ahlakta yarışınız. İnsanlık ölçüsünde yarışınız ve birbirinizle müsabaka yapınız. İnsanlık ölçülerinde, temel ölçüde başlayıp yükseliniz''

Diyor ve bunu istiyor Cenab-ı Allah. Bizimkiler ise hayvan oldukları için hayvanlık yolunda. Hayvanlara bakıp da özenti içerisine giriyorlar, nasıl koşturuyorlar. Yılanın eli ayağı yok ama bir koşucunun koşmasından 10 defa daha hızlı süzülüyor.

İşte bu meseleye dikkat etmek lazımdır. Bu aleme, herhalde bir kemal kazanmak için geldik. Gelip gidecek olduktan sonra, bu hayatta bulunuşumuzun hikmetine varmamış demektir. Bunların hiç biri kemal kazandırmaz. Doktor olursun, avukat olursun, tüccar olursun sana kemal kazandırmaz. Dünyaya ait olan doktorluğun, mühendisliğin insanlığına katkısı nedir?Belki dünyaya olan hırsı arttı, belki büyüklenmekle azamet
tavrı takındı, belki başkalarını küçük görerekten büyük günaha girdi, şeytan yolunu tuttu. Çünkü büyük mühendis olup da kemal kazanmasa şeytan yoluna girer, okur okur sonra şeytan olur.

Demek ki her okuma insanı “ insan” yapmaz. Her okuyan insan olmaz, insanlık başka bir şeydir.

İnsanlık bir elbisedir, herkes onu giyemez. Çıplak vücuduyla kalır. Çıplak vücuduyla kaldığında ayıpları görünür, kirli görünür, hırsı, hasedi, kıskanması görünür, yalanı, tamahı, hilesi, hırsızlığı, yüzsüzlüğü görünür çünkü insanlık elbisesini giymedi. Her okuyan insanlık elbisesini giyemiyor ki!

Peygamber Efendimize gönderilen Ashab-ı Kiram, belki dünyadaki en vahşi, dünyanın en kötü tabiatlı insanlarıydı ve o sohbet ede ede onları kötü hallerinden bir defa temizledi sonrada onlara güzel haller giydirdi. On üç senede onlar temiz hale getirmeye emir olundu. Medine-i Münevvere’dekiler, takva elbisesini orada giydiler.

Ahlakımızı düzeltmek, insanlığımızı gösterebilmek, işimiz bu, insanlık elbisesini giyinebilmektir. Giyinebiliyor musun, ne ala. giyemiyorsan, giydirecek bir kimse bul sana giydirsin, seni mahrum bırakmasın.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 42 - BENLİĞİ BESLEMEK

Bu dünyadaki insanların çektiği kavgaların, dövüşlerin iddiaları, hepsi yok sen büyüksün, yok ben, ben, ben...! Kendi benliğini besleyerek ve büyüterek bu dünyaya sığmaz oluyoruz her birimiz. Halbuki herkes kendi hacmine inse, dünya şimdiki nüfusunun 10 defasını barındırır.

Şeytan onun dev aynasına baktırıyor ve senin aslın böyledir, minyatür değilsin bu aynadaki gibisin diyor. Biz çok dar bir yerde kaldık, onlardan bizlere yer kalmaz. Devler! Hakikatte karınca gibi bile değil.

- Bakteriler alemi var mı?Bakterilerin şuuru var mı?

Yaşayan mahluklar olduklarına göre idrak bulunması lazım. Yaratılanların hepsinde Allah’ı tespih edecek şuur vardır. Kendini yaratandan gafil değillerdir. İnat üzerine duran insandan maada, her şey Cenab-ı Allah’ın ilminin içerisinde, tanziminde ve tespihindedir.

En küçük varlıklar, bizim cansız saydıklarımız başka ki onlarda Allah’ı tespih ederler ve şuurları vardır. Cansız dediğimiz bize göre zerrelerdir. Nebatat, hayvanat onların hayatının bizim hayatımıza benzer tarafları olması, şuurlarının oluşu bize yakın geliyor. Ancak bizim hayat taşımadığını düşündüğümüz; sular, taşlar, cemadat dediğimiz, cansız düşündüğümüz varlıklarda Allah’ı tespih ederler.

Rus alimleri;

''molekül seviyesinde olan maddelerin, ses ve ışık seviyesinde hareket ettiklerini'' görmüşler ve hayret etmişler. Ses dediği, tespih edişi sesidir, ışık da, Allah’ın nurudur. Bu materyalizmi yıkan bir buluştur ki; komünizmin merkezinde ortaya çıkmıştır, Suphanallah! Onların kendi prensipleri Allah’ sız bir alemde yaşamaktır. Allah ’sız bir alem ne olur? Şeytanla doludur. Cenab-ı Allah bu insanlara gösterdi. Cenab-ı Allah diyor ki;

“Hiçbir yaratık yoktur ki Allah’ı tespih etmiş olmasın! Lakin siz onların tespihini,ne dediğini anlayamazsınız” (isra/44)

Deniz hikayelerindendir, bir damlada bize çok. Cenab-ı Allah, nefsi 40 sene huzurunda durdurdu ki bu benliği törpülemek için. Nefsin enaniyetini(kendine güven, gurur, hodbinlik.) bitirmek için. Bize de verdiği ruhsat budur. Nefsinin enaniyetini, törpülüye bitirmek için kendi suni varlığını vereceksin. O zaman Allah sana kendi katından bir varlık verecek ki ona Hakkani varlık derler. Buradaki sunidir, görünüşü var hakikati burada değildir. Allah Hakkani varlık verecek.

Bu eski arabanı ver, sana 0 kilometre bir araba verelim. - Deseler ne yaparsın?

Allah diyor ki;

''Fani olan bu vücudu bana ver, elini çek onun üzerinden, vücudunu bana teslim et, hakkani olan bir vücut vereyim sana!''


Not; Ş.N.Kıbrısi sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 41 - NEFSİN FERAHLAMASI, RUHUN FERALAMASI

Nefsin sıkılması, ruhun ferahlanması demektir. Ruh sıkıldığı zaman nefsimiz ferahlar ama, nefsimiz sıkıldığı zaman ruhlarımız ferahlar.

Bizim için mühim olan nedir? Nefsin ferahlanması mı, yoksa ruhun ferahlanması mi? Nefsimizi sıkmak mı, yoksa ruhlarımızı hapsetmek mi? Hangisi bizi daha memnun edecektir? Hangisi daha ziyade işimize yarayacaktır? İşte bunu düşünmek lazım.

Nefsin ferahlanması, bizim bu hayatta, bu vücudumuzun türlü çeşit arzularına el atması ile mümkün olur. Nefsini ferahlatan kimse, o derecede kendisini yük altına atmış olur. Nefsin ferahlanması, ne dünyada ne de ahirette bizim işimize gelmez. Çünkü nefis muvakkad bir zaman için bizimle olacak. Bu vücudun hayatı devam ettiği müddetçe, ondan sonra kesilecek o.

Ruhumuzun keyiflenmesi, ruhlarımızın ferahlanması, o bizim istikbalimiz hakkındadır. Hayırlı olandır. Ruhun ferahı, dünya ve ahiret saadetimizin kaynağıdır. Nefsin ferahlanması, dünya ve ahiret felaketlerinin başlangıcıdır. Nefis neyle ferahlanır? Nefis haramla ferahlanır. Ferahlatacaksan nefsini, haram sür önüne, bak bakalım rahatlıyor mu, rahatlamıyor mu?

Nefsin ferahı haramla olduğu için, haram belâ kapısını açar adama. İnsanın gerek küçük günahtan, gerek büyük günahtan irtikab ettiği,(Kötü bir davranış eyleminde bulunmak.) yaptığı her günah, bir belâyı üzerine çeker.

Haramlardan veya mekruhlardan, küçük günahlardan, büyük günahlardan hepsinin yukardan ipleri vardır. Yukarıda hepsi asılıdır. Onların ipleri aşağı bizim elimize yetişmiştir. Sen hangisine asılıp çekersen üzerine yılan, akrep düşeceğini bil.

Belâ ineceğini, taş düşeceğini, ateş düşeceğini bil. Küçük olsun büyük olsun, bu muhakkaktır. Tecrübe et, yanlışsa söyle. “Yanlıştır bu“ diye. Haramı irtikab eden adam, illâ ona karşılık başına bir belâ gelecek. Sopa yemeden bırakmaz, Allah-u Zülcelal, haram işleyip de yanına bıraktığı adam yoktur. Günah yapıp da yanına kalacak insan yoktur. Nefsin ferahlanması haramdır. Eh istersen haram işle. Çek başına insin belalar musibetler.

Sekizyüz menhiyat var. Sekizyüz günah haram, mekruh olan şeyler var ki, Allah razı değildir. Sekizyüz kapıdır bunlar. Hangisini açarsan bil ki, senin üzerine bir belâ hücum edecek. Açma, yaklaşma. İşte bu mühim meseledir.

Amma nefsin, illâ o kapı açılsın ister, bunu çek diyor. Çünkü bunda bana bir lezzet var. Azıcık lezzet için çok bir belâyı başına çeken adama, akıllı demezler, akılsız derler.

Nefsin ferahı haramlardır, bil. Ruhun ferahı, helâl olan şeylerdir. Cenab-ı Allah helâl olan, tayyib olan, temiz olan şeyleri bize hazır etmişken onunla kanaat etmiyor, illâ nefis harama çekiyor. Haramdan lezzet alacak O nefsin alçaklığındandır.

Allah bildiriyor: Estaizübillah:
“İnne’l-nefse emmaretün bissûi“ Nefsin işi, daima kötülüklere bizi çekmektedir. Kötülüğü yapınız diyerekten emreder.

Otur ve kendini dinle. Nefsinin arzularına bir kulak ver. Ne istiyor nefsin ? İstediği nelerdir? O istediklerini söyleyebilecek adam var mı milletin içinde? İstediği hep melanet, hep rezalettir.

Burada Allah’tan korkma, tenhada Allah’tan kork. Burada Allah’tan utanma. Tenhada Allah’tan utan.

Daha mü’min olamadık. Daha Allah’tan korkmuyoruz. İman-İslâm dairesinden çok uzağız. Çünkü burada toplanır nefsimiz. Birbirimizden utanma var, sakınma var, korkma var. Tenha olduğumuz yerde, o nefs başını kaldırıyor. Neye benzer o melanet, Evde kedi olur. Sahibi yanında otururken, böyle yuvarlak olup da yatıyor. Uyur o. Bir ayak sesi işitip de, bir hareket sezince, bir parça gözünü açar böyle. Bir, iki bakınır. Bakar sahibi gitti mi? Meydan bizimdir der. Hemen orda ne varsa kapıp, doğru damlara.

O sıfat var bizim nefsimizde. Birisi durursa çok akıllı, uslu durur böyle. Arada sırada biraz bakar. Kimse olmadımı, o zaman Allah var demez. Peygamber va da demez. Kimse yok, herşey benimdir der. Böyle bir nefistir o. Nefsin keyfinin arkasından giden adam sonunda imansız kalır. Oraya çeker bizi,

Neûzübillah. Onun için nefsini sıkıya koy. Ne kadar sıkarsan korkma, ölecek diye korkma. Ölmez, yedi canlıdır o.

Ruhunu sakla. Senin yanında kalıcı ruhundur. Ruhunun gönlünü hoş eyle. Onu sıkıya koyma. Nefsi istediğin kadar sıkıla, ruhun ferahlanır. İmanın, İslâm’ın aslı bundan ibarettir. Yürüyeceğimiz yol budur. Nefsinin keyfine işleme, zarar edersin. Ruhunun ferahlanması için işle.

Not: Ş.N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.