Toplanışımız Allah içindir. İnsan tek başına yaşamak üzere yaratılmış değildir. İnsan, toplu yaşar. Şah-ı Nakşibendi Hz;“Hayır topluluktadır” Diyor.
Her ne takdim ederlerse bizim faydamızadır, cismani ve ruhanidir. Cenab-ı Allah’ın ilahi lütfü senin şahsınadır. Senin şahsına dediğimiz vakitte; Vücudunla ruhundur. Yalnız başına mütalaa edilmez.
Vücut ve ruh. Ruh olmasa vücudun hayatı yoktur, vücut diye bir şey kalmaz. Nitekim ruh vücudu terk ettiğinde, insanın vücudu dağılır ve asli unsuru olan toprağa döner.
Sohbetin faydası, cisme ve ruhadır. Her ikisi de bundan fayda alır. Tabii cismin alacağı fayda bu dünyadadır. Ruh cismi bırakıncaya, can teni terk edinceye kadar devam eder, lakin ruhun aldığı daimidir. Ruh aldığını tutar ve ruhlar ölmediği gibi almış olduğu ne varsa o devam eder. İşte bu insanın dünyada bulunuşunun türlü, çeşit hikmetlerinden biridir.
Dünyada bulunuyoruz, vücudumuz hareket ediyor, sonra bir gün hareketsiz kalıyor. Ana karnında çocuk 4 ay 10 gün hareketsizdir, sonra hareketi başlar. Sebebi, ruhun gelmesiyle canlanmıştır. Cismin hareketi ruhtan, ataleti, ruhsuz kalması ruhun onu terk etmesiyledir. Ruh geldiği anda insan vücudu anne karnında harekete başlar. Öldüğü günde, ruhun onu bıraktığı gün demektir. Ruh cismi yani can teni bıraktığında, o zaman vücut erimeye, çürümeye mahkumdur ve öyle olur.
- Ahmaklığın son derecesi nedir?
Bu zamanın kendilerini akıllı sayan, entelektüel sınıf dedikleri, hiçbir şeye inanmayan ve bilhassa ölünün dirileceğine inanmayan kimselerdir. Demek ki bu dünyadan hiçbir şey alamamışlar. O akılsızlar ve cahiller, insanı, yalnız bu ten için mülahaza ederler. Yaşayan bir insan için;
- Yeme içme ve fiziki bünyesi sayesinde yaşıyor. Derler. Onun üzerine de bütün itimatları, dikkatleri bu vücudu gözetmektir. Çünkü
onlara göre insanın hayatta oluşu bu tenden ibarettir. Cana ve ya ruha itibar ettikleri yoktur,Yanıldıkları nokta;
- İnsan öldükten sonra dirilir mi? Diyorlar.
İnsanın cismi ölür, ruhu ölmez. Çünkü insan cismi, yani vücudumuz ancak sürüne sürüne bir asra kadar gidebilir. Bundan sonrasına insanın vücudu tahammül etmez, eriyip dökülmeye mahkumdur. Ten kafesinin kapısı açılmaya hazır olduğunda, ten kafesinden can kuşu uçar. Uçtuktan sonra ten kafesi boş kalır. O kafesin şenliği artık yoktur. Kuş gittikten sonra kafesin ne kıymeti var? At gitsin. Kafesin kıymeti kuş sayesindeydi, kuş ayakta duruyordu. Başka bir kuş o kafese giremeyince kafes atılır. İşte bu zamanın sivri akıllılarının akıllarını kullanamadıkları nokta bu noktadır ki:
- İnsan öldü, dirilir mi? Diyorlar.
- İnsan ne ile hayattadır? Cismiyle mi, ruhuyla mı?
Elbette ki ruhuyla. Cismi toplayan ruhtur. Ruh elini çekti mi toplu vücut dağılmaya başlar. Gün be gün, ay be ay, yıl be yıl o dağılmaya doğru gider. İnsan vücudu bir müddet sonra dağılmış olur.
- Çürümüş toprak kemikleri nasıl diriltecek?
Onu diriltecek ruhtur. Madem ki ruh vardır, onu diriltecek bir konak vardır. O konağı bulduğu vakitte o konak yeni bir konaktır. Eski konak yıkıldığı için ona yeni konak verilir ve o konağın içinde o kimse zuhur edecektir. Yoksa o çürüyen kemikleri toplayıp bir daha icat etmenin gereği yoktur. O vazifesini gördü ve gitti.
Sanatı bilen bin defa radyo yapar, on bin defa televizyon yapar, kırılan bir şey için uğraşmaz, yas tutmaz, ümitsiz olmaz. Onu tekrar çalıştıracak güç Allah’ın emriyle tayin olur. Bizim çürüyecek olan bedenimiz çürüyecektir, çürüsün zaten. Ruh ölmez, insanın cismi ölür. İnsanın cisminin de ölmesi de ruhunun onu terk etmesi ile olur. Ruh ölmediğinden can bakidir, can ölmez.
Madem ki can ölmüyor, Allah c.c. kudretiyle mahşer yerine gelmeye yeni bir konak verir ve yeni cisim içerisinde onu tekrar iade eder. O kafir müşrikler gibi ellerine çürümüş kemikleri alıp geliyor ve ;
- Bu çürümüş kemikleri nasıl diriltir?
Yeryüzü çorak bir haldeyken, yeşil ot, yeşil yaprak bulunmaz iken, bir rahmet yağmuru yağdırır, toprağına değdiği anda ortalık yemyeşil olur. Hayat zuhur eder. Yeni bir bünyeye konuk yapacaktır ve o bünye senin toprağındandır. Ruhun yine yeni yoğrulmuş vücuda gelir ve sen mahşere gelmek için kalkarsın.
Mahşerdeki muamele bittiği vakitte ki mahşere bu dünyadan nasıl çıktıysan öyle gelirsin. Oraya dünyadaki suretlerimizle geliriz. Kadın kadın olarak, erkek erkek olarak, ihtiyar ihtiyar sıfatında, genç genç sıfatında, sabi sübyanlar, gerek Müslümanların ki, gerekse diğer dinlerden olanlar, onları Cenab-ı Allah, Mahşer yerinde toplamaz. Onlar Hz. İbrahim As.’ın ve Sara Ana’nın terbiyesindedir ve sorgusuz sualsiz cennete giderler. Annemiz babamız gelsin diye cennet kapısında bekleyip ağlaşırlar.
Cennete giden kimseye sıkıntı,üzüntü, keder olamaz. Sabi sübyanların istediği anne ve babalarıdır ve feryatları artınca her şeyi bilen Allah sorar;
- Ne istiyor bu sübyanlar? O zaman ilahi irade vasıl olup der ki;
- Sabi sübyan ana babalarıyla beraber olsun!
Ana babalarının rütbesi yüksekse o çocukları ana babalarının cennetine gönderirler.
Bizim söylediğimiz meseleye gelirsek; Mahşer yerine gelince siyah siyah halinde, kadın kadın halinde, beyaz beyaz hallerinde Sırat’tan da geçerler, cennete varmadan önce iki ırmak vardır orada yıkanırlar.
Yıkanınca Cenab-ı Allah cennet ehlinin vücudunu giydirir. Dünyaya, fena mülküne ait olan cisim orada kalır, beka mülkünde daim olacak
Hakkani vücut giydirilir, Hakkani vücut ilelebettir. Onu giydirdi mi bitti, o kimselerin ölmesi yok, ihtiyarlamaları yok, bir şeye ihtiyaçları yoktur. Cennette bulunmaları sırf tenezzüh içindir. Allah’ın nimetlerinden envai çeşit zevk almak içindir. Onlar başlangıçta;
- Subhaneke Allah’ım, Sen Subhansın, her günahtan münezzehsin, Senin bu sonsuz nimetlerine biz hayrette kalmışız, Senin azametine, izzet ve ikramına biz tahakkümde kalmışız, hayalimizin ötesinde nimetler gösterdin. Sen her ayıptan noksansın, Sen ebedisin zayi olmazsın, ezelden ebedi mutlak sahip Sen’sin.
Cennet ahalisi böyle tespih ederler. Oradaki halkın birbirine selamı “selam”dır ve en son sözleri
“Elhamdülillahirabbilalemin”dir.
Oraya kadar temiz giden kimseler, on birinci ırmakta yıkandıkları vakit cennet ehlinin libasını giyer ki onların güzellik ve zerafeti mükemmeldir. Son duaları şudur ;
- Mutlak hamdın sahibi Sen’sin.
Bunu dedikleri zaman, cennet ehlinin vücutları ebedi hayata dayanacak şekilde değişecektir. Öyleyse sen ebediyete seni taşıyacak Hakkani vücudu takviye etmeye, donatmaya dikkat etmelisin.
Bu muvakkat olan vücudun arkasına o kadar düşme, çünkü sen ne kadar ihtimam göstersen, ne kadar yedirsen, içirsen, mükemmel
konforlu evlerde yaşasan, en iyi vasıtalara binsen, insan vücudunun bundan bir artacağı, genişleyeceği yoktur. Öyleyse ihtimamın Allah yoluna olsun, kazanırsın. İhtimamın dünyaya olursa çok şey kaybedersin. Ahiret için cismani yetimizi, elbette ki toprak alıp götürecek.
Ahiret için ruhlarımızın ruhaniyetini yükseltecek tecelli vardır, o da sohbet meclisleridir. Allah divanında hiç olmazsa Allah’ın veli kullarının
mahiyetine kılınanlardan bizde olalım. Onların her biri Ahiret sultanıdır, bununla beraber onların cennetlerine dahil olduğumuzda orada yine ayrı birer izzet ve ikram olacaktır ve en sonunda cennet ehli kendi menzillerine döneceklerdir.
Hakkani vücudunu geliştirmeye bak. Kimde Hakkani vücut varsa; onların kabrine şeytan inemez. Kimde Hakkani vücut varsa, o kimse dünya ve ahirette ıstırap çekemez.
Hasılı kelam Hakkani vücuda bu hayattayken erişmeye bak. Bir defa eline aldın mı tamam! Allah bizi affeylesin.
Not; Ş.Nazım Kıbrısi sohbetlerinden

