6 Haziran 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 46 - HAKKANİ VÜCUT

Toplanışımız Allah içindir. İnsan tek başına yaşamak üzere yaratılmış değildir. İnsan, toplu yaşar. Şah-ı Nakşibendi Hz;

“Hayır topluluktadır” Diyor.

Her ne takdim ederlerse bizim faydamızadır, cismani ve ruhanidir. Cenab-ı Allah’ın ilahi lütfü senin şahsınadır. Senin şahsına dediğimiz vakitte; Vücudunla ruhundur. Yalnız başına mütalaa edilmez.

Vücut ve ruh. Ruh olmasa vücudun hayatı yoktur, vücut diye bir şey kalmaz. Nitekim ruh vücudu terk ettiğinde, insanın vücudu dağılır ve asli unsuru olan toprağa döner.

Sohbetin faydası, cisme ve ruhadır. Her ikisi de bundan fayda alır. Tabii cismin alacağı fayda bu dünyadadır. Ruh cismi bırakıncaya, can teni terk edinceye kadar devam eder, lakin ruhun aldığı daimidir. Ruh aldığını tutar ve ruhlar ölmediği gibi almış olduğu ne varsa o devam eder. İşte bu insanın dünyada bulunuşunun türlü, çeşit hikmetlerinden biridir.

Dünyada bulunuyoruz, vücudumuz hareket ediyor, sonra bir gün hareketsiz kalıyor. Ana karnında çocuk 4 ay 10 gün hareketsizdir, sonra hareketi başlar. Sebebi, ruhun gelmesiyle canlanmıştır. Cismin hareketi ruhtan, ataleti, ruhsuz kalması ruhun onu terk etmesiyledir. Ruh geldiği anda insan vücudu anne karnında harekete başlar. Öldüğü günde, ruhun onu bıraktığı gün demektir. Ruh cismi yani can teni bıraktığında, o zaman vücut erimeye, çürümeye mahkumdur ve öyle olur.

- Ahmaklığın son derecesi nedir?

Bu zamanın kendilerini akıllı sayan, entelektüel sınıf dedikleri, hiçbir şeye inanmayan ve bilhassa ölünün dirileceğine inanmayan kimselerdir. Demek ki bu dünyadan hiçbir şey alamamışlar. O akılsızlar ve cahiller, insanı, yalnız bu ten için mülahaza ederler. Yaşayan bir insan için;

- Yeme içme ve fiziki bünyesi sayesinde yaşıyor. Derler. Onun üzerine de bütün itimatları, dikkatleri bu vücudu gözetmektir. Çünkü
onlara göre insanın hayatta oluşu bu tenden ibarettir. Cana ve ya ruha itibar ettikleri yoktur,Yanıldıkları nokta;

- İnsan öldükten sonra dirilir mi? Diyorlar.

İnsanın cismi ölür, ruhu ölmez. Çünkü insan cismi, yani vücudumuz ancak sürüne sürüne bir asra kadar gidebilir. Bundan sonrasına insanın vücudu tahammül etmez, eriyip dökülmeye mahkumdur. Ten kafesinin kapısı açılmaya hazır olduğunda, ten kafesinden can kuşu uçar. Uçtuktan sonra ten kafesi boş kalır. O kafesin şenliği artık yoktur. Kuş gittikten sonra kafesin ne kıymeti var? At gitsin. Kafesin kıymeti kuş sayesindeydi, kuş ayakta duruyordu. Başka bir kuş o kafese giremeyince kafes atılır. İşte bu zamanın sivri akıllılarının akıllarını kullanamadıkları nokta bu noktadır ki:

- İnsan öldü, dirilir mi? Diyorlar.

- İnsan ne ile hayattadır? Cismiyle mi, ruhuyla mı?

Elbette ki ruhuyla. Cismi toplayan ruhtur. Ruh elini çekti mi toplu vücut dağılmaya başlar. Gün be gün, ay be ay, yıl be yıl o dağılmaya doğru gider. İnsan vücudu bir müddet sonra dağılmış olur.

- Çürümüş toprak kemikleri nasıl diriltecek?

Onu diriltecek ruhtur. Madem ki ruh vardır, onu diriltecek bir konak vardır. O konağı bulduğu vakitte o konak yeni bir konaktır. Eski konak yıkıldığı için ona yeni konak verilir ve o konağın içinde o kimse zuhur edecektir. Yoksa o çürüyen kemikleri toplayıp bir daha icat etmenin gereği yoktur. O vazifesini gördü ve gitti.

Sanatı bilen bin defa radyo yapar, on bin defa televizyon yapar, kırılan bir şey için uğraşmaz, yas tutmaz, ümitsiz olmaz. Onu tekrar çalıştıracak güç Allah’ın emriyle tayin olur. Bizim çürüyecek olan bedenimiz çürüyecektir, çürüsün zaten. Ruh ölmez, insanın cismi ölür. İnsanın cisminin de ölmesi de ruhunun onu terk etmesi ile olur. Ruh ölmediğinden can bakidir, can ölmez.

Madem ki can ölmüyor, Allah c.c. kudretiyle mahşer yerine gelmeye yeni bir konak verir ve yeni cisim içerisinde onu tekrar iade eder. O kafir müşrikler gibi ellerine çürümüş kemikleri alıp geliyor ve ;

- Bu çürümüş kemikleri nasıl diriltir?

Yeryüzü çorak bir haldeyken, yeşil ot, yeşil yaprak bulunmaz iken, bir rahmet yağmuru yağdırır, toprağına değdiği anda ortalık yemyeşil olur. Hayat zuhur eder. Yeni bir bünyeye konuk yapacaktır ve o bünye senin toprağındandır. Ruhun yine yeni yoğrulmuş vücuda gelir ve sen mahşere gelmek için kalkarsın.

Mahşerdeki muamele bittiği vakitte ki mahşere bu dünyadan nasıl çıktıysan öyle gelirsin. Oraya dünyadaki suretlerimizle geliriz. Kadın kadın olarak, erkek erkek olarak, ihtiyar ihtiyar sıfatında, genç genç sıfatında, sabi sübyanlar, gerek Müslümanların ki, gerekse diğer dinlerden olanlar, onları Cenab-ı Allah, Mahşer yerinde toplamaz. Onlar Hz. İbrahim As.’ın ve Sara Ana’nın terbiyesindedir ve sorgusuz sualsiz cennete giderler. Annemiz babamız gelsin diye cennet kapısında bekleyip ağlaşırlar.

Cennete giden kimseye sıkıntı,üzüntü, keder olamaz. Sabi sübyanların istediği anne ve babalarıdır ve feryatları artınca her şeyi bilen Allah sorar;

- Ne istiyor bu sübyanlar? O zaman ilahi irade vasıl olup der ki;

- Sabi sübyan ana babalarıyla beraber olsun!

Ana babalarının rütbesi yüksekse o çocukları ana babalarının cennetine gönderirler.

Bizim söylediğimiz meseleye gelirsek; Mahşer yerine gelince siyah siyah halinde, kadın kadın halinde, beyaz beyaz hallerinde Sırat’tan da geçerler, cennete varmadan önce iki ırmak vardır orada yıkanırlar.
Yıkanınca Cenab-ı Allah cennet ehlinin vücudunu giydirir. Dünyaya, fena mülküne ait olan cisim orada kalır, beka mülkünde daim olacak
Hakkani vücut giydirilir, Hakkani vücut ilelebettir. Onu giydirdi mi bitti, o kimselerin ölmesi yok, ihtiyarlamaları yok, bir şeye ihtiyaçları yoktur. Cennette bulunmaları sırf tenezzüh içindir. Allah’ın nimetlerinden envai çeşit zevk almak içindir. Onlar başlangıçta;

- Subhaneke Allah’ım, Sen Subhansın, her günahtan münezzehsin, Senin bu sonsuz nimetlerine biz hayrette kalmışız, Senin azametine, izzet ve ikramına biz tahakkümde kalmışız, hayalimizin ötesinde nimetler gösterdin. Sen her ayıptan noksansın, Sen ebedisin zayi olmazsın, ezelden ebedi mutlak sahip Sen’sin.

Cennet ahalisi böyle tespih ederler. Oradaki halkın birbirine selamı “selam”dır ve en son sözleri

“Elhamdülillahirabbilalemin”dir.

Oraya kadar temiz giden kimseler, on birinci ırmakta yıkandıkları vakit cennet ehlinin libasını giyer ki onların güzellik ve zerafeti mükemmeldir. Son duaları şudur ;

- Mutlak hamdın sahibi Sen’sin.

Bunu dedikleri zaman, cennet ehlinin vücutları ebedi hayata dayanacak şekilde değişecektir. Öyleyse sen ebediyete seni taşıyacak Hakkani vücudu takviye etmeye, donatmaya dikkat etmelisin.

Bu muvakkat olan vücudun arkasına o kadar düşme, çünkü sen ne kadar ihtimam göstersen, ne kadar yedirsen, içirsen, mükemmel
konforlu evlerde yaşasan, en iyi vasıtalara binsen, insan vücudunun bundan bir artacağı, genişleyeceği yoktur. Öyleyse ihtimamın Allah yoluna olsun, kazanırsın. İhtimamın dünyaya olursa çok şey kaybedersin. Ahiret için cismani yetimizi, elbette ki toprak alıp götürecek.

Ahiret için ruhlarımızın ruhaniyetini yükseltecek tecelli vardır, o da sohbet meclisleridir. Allah divanında hiç olmazsa Allah’ın veli kullarının
mahiyetine kılınanlardan bizde olalım. Onların her biri Ahiret sultanıdır, bununla beraber onların cennetlerine dahil olduğumuzda orada yine ayrı birer izzet ve ikram olacaktır ve en sonunda cennet ehli kendi menzillerine döneceklerdir.

Hakkani vücudunu geliştirmeye bak. Kimde Hakkani vücut varsa; onların kabrine şeytan inemez. Kimde Hakkani vücut varsa, o kimse dünya ve ahirette ıstırap çekemez.

Hasılı kelam Hakkani vücuda bu hayattayken erişmeye bak. Bir defa eline aldın mı tamam! Allah bizi affeylesin.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 45 - MANEVİ GÜÇLER



Her sohbette bizim bir parça benliğimiz rendelense, ağır ağır düzelir ve eğrilikler ortadan kalkar.

Destur, destur alalım ki meclise hükmedebilelim, meclise hükmetmese faydası yok.

Meclise hüküm, kalplere hükümdür. Hazır olan kimselerin kalbine hükmederse o zaman söylenen sözde bir fayda hasıl olur. Mensup kimse, onda o kuvvet görünmeye başlar ve meclise hükmeder ve inayet inzal olur. İlahi inayet ve yardım yeryüzüne iner ve o kimselere yetişir. Hüküm, evvel ve ahir Cenab-ı Hak’kındır.

Kısa diye düşünürsün uzun boylu söyletir. Evvela bu bir sohbettir. Mecburi olarak herkese söylediğimizi kabul ettirmek fikrinde değiliz, lakin söylenen söz sana yarayacak bir şeyse, nefsin tarafını tutma, ona sahiplik etmeye bak. Çünkü bu bir ticarettir, Ahirete ait olan bir ticarettir ve Ahirette sana yarayacaktır. Kıyamet gününde arayacaksın, çünkü Allah için aradığın kısmetleri aradığın zaman, Ahirette bulacaksın. Sana o Allah için yaptığın amel fayda verecektir. Bulamazsan satın almaya imkan yok. Başkasının defterinden senin defterine yazılması da yok.

Dünyada olan mükellefiyetini ihmal etmemeye çalışacaksın. Allah için hizmet yaptığında; Allah sana hizmetine karşılık zahiri kuvvetlerden başka manevi kuvvetler de verecek.

İnsan manevi güç almaya başladı mı, vücudun zafiyeti gider. Manevi güç, yemekten gelen güce benzemez. Çok yiyen insan olur lakin bir işe yaramaz. Çok raziyet olur, nefsini toylayamaz, ruhaniyetiyle ayakta durmaz. Sen, ruhaniyetiyle ayakta duranlardan olmaya bak. Yeme içmeyle olmaz. Yeme içme kuvvetiyle hayat, hayvan hayatıdır.

Hayvanlardaki hayat, yemeden içmeden gelen kuvvetle olur. Sen yeme içmenin dışında sana kuvvet verecek, sana şevket verecek, saadet getirecek, heybet giydirecek, afiyet giydirecek amele bak. Mevcut ruhaniyet, maddi olan gücü daima mahkum eder, yener. Yeme içme hastası olma. İnsan yeme içme hastası oldu mu; vücudu yük altına koyar demektir.

Yeme içme hastası kendi vücudunu kendisi ezer ve manevi cihetten de ona bir destek olmaz. Boyuna cismani vücudu çalıştırır ve yıpranır, ruhaniyette de yoktur. Zahirde yıpranmaya başlayan vücudu ayakta tutacak ruhaniyet de olmayınca hemen aşağıya iner. Onun için çok dikkat edilecek meseledir ki 20. Asrın insanı onu çok ihmal etmiştir.

20. Asrın insanı yaşamı, yeme içmeye bağlamıştır. Yiyeceksin, içeceksin, ayakta duracaksın lakin ruhani olan gücünü takviye edemeyen, ruhani olan gücünü beslemeyen kimse; cismani vücudunun yeme içmekten alacağı kuvveti ters tüketir. Ters tükendi mi o adam zaten ters tükenir, çöker, göçer, gider. Onun için az yiyip, zikir kuvvetiyle işi dengeye alan ve
vücudunu manevi gücüyle taşıyan kimse olmaya dikkat edeceksin. Manevi gücü almayan adam bir müddet sonra;

- Vay başım, vay kıçım, vay karnım, vay ciğerim, vay bağırsağım, vay kalbim. Demeye başlayacak. O zaman hekimler diyecek ki,

- Bunu yeme, bunu içme, buna banma, haşlanmış, kaynamış pilici haçala ye, yağ yiyemezsin, tuz yiyemezsin, meyve bu yenir, bu yenmez.

Sayısız nimetleri birkaç taneye indirir. O vücut artık teleme olur. Manevi güç de onu desteklesin, bir de doğru kabir yoluna. Az yiyip, manevi gücü çalıştıran kimse, o az yemeyi manevi gücüyle telafi eder, geçinip gider. Ruhaniyeti olan adamın 100 fırın ekmek yemiş gibi kuvveti olur. Zahiri yeme içmeye kendini adamış olan adam100 fırın ekmek yese, alacağı kuvveti 24 saat zarfında ruhani kuvvetten alır.

Ferdi ayakta tutan ruhani kuvvettir. İnsan topluluklarını da ayakta tutan, manevi güçtür. Maneviyatı inkar ettiysen sıfırlanacaksın. Manevi gücü inkar eden toplumlar sıfırlandı. Şimdi millet din dedin mi, maskaraya alıyor, namaz niyaz dedin mi küfür ediyor. Yani din ve maneviyata ait ne söylesen, ne kadar evirip çevirip fayda söylesen, hikmet söylesen, gene de eşek hoşaftan anlamaz, gene küfür eder, gene şeytanın dediğini söyler.

Onun için namazsız, niyazsız, dinsiz imansızların konuştuklarına dikkat et, hepsi kaset gibi birbirlerinin aynıdır, fark etmez. Hepsi o üç kelimenin içerisinde gezerler.

Manevi gücü inkar eden adamdan hayır kalmaz. Öyle insanı yanında da çalıştırma çünkü hebadır, o seni ezer. Senin tükenmene de sebep olur. İbadeti inkar edeni kabul etme.

Kulluğu reddedeni kapına uğratma, Faydası yoktur, zararı vardır. Yasak iş yaptığından onun uğursuzluğu senin üzerine iner, ezer geçer. Zaruret miktarından fazla onlarla oturma. Manevi gücü olmayan adamlarla oturdukça, senin manevi gücünü de o çeker. O güçten almaya çalışır. Onlarla düşüp kalkma tehlikelidir. Senin terazini bozar, ruhaniyetin zayıflar, biterde. Ancak Cenab-ı Hak’kın izniyle devam eden manevi güç talebinde olan kimselere temsilde hata olmaz. Damla usulüyle koca ağacı beslerler, dışarıdan baksan;

- İmkanı yok, damlayla koca ulu bir ağaç nasıl olur? Dersin. İşte o damla günler geçer, haftalar, aylar geçer o ağacı besler. Onun için her
zahiri güç, merakları olan ne varsa onlara da manevi güç aşılaması yapılır.

- Manevi güç aşılaması nedir?

Her yapacağın işe Besmele ile başlarsan onu maneviyata dahil etmiş olursun. Besmeleyi unuttun mu maneviyatı olmayan cansız bir ameldir, cansızdır, ruhsuzdur ,ölüdür. Besmelesiz iş ölüdür, ölü doğmuştur. O işe hayat verecek

“Bismillahirrahmanirrahim” demeden başlanan her iş ölü doğmuştur. Ondan bir netice beklenemez.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden