
- Dünyaya ağır gelen kimdir?
Dünyaya doğru olmayanlar ağır gelir. Onları için dünya der ki;
“İzin ver bunları fezâya savurayım. Gitsinler benim üzerime bir daha dönmesinler.”
Doğruluk meselesi bu asırda kaybolmuştur. Doğruluk mîrası Peygamberlerin mîrasıdır yalan ve aldatmanın içinde bulunduğu zenginlik, kuvvet, heybet, varlık, şeytanların mîrasıdır.
Evlerini unutmuşlar, evleri yanmış yıkılmış, kendi çocuklarından, akrabalarından kimler geçip gitmiş. Bu elbette arzu edilen bir son değildir. Geride bıraktıkları nîmete göre içine düştükleri belâ ve felâket onların akıllarının ucundan bile geçmemişti. Onun için Peygamber Efendimiz s.a.v. diyor ki;
“Yâ Rabbi, bizim sonumuzu güzel eyle, bizi sonumuzda perîşan etme sonumuzda bizi zâlim eline düşürtme”
Bu yalvarış Allah’ın yanında makbûldür. Kul âcizdir Allah kadirdir. Kul âcizliğini îkrar edip kabullendiğinde Cenâb-ı Hak âciz kuluna daha çok yardımını gönderir.
Bir kimsenin bir kaç çocuğu olsa, en ziyâde itina gösterdikleri kucakta olan yavrulardır. İrili ufaklı çocukların içerisinde büyüğünün elinden tutmuyor, bir parça yürüsün diye küçük çocukların ellerinden tutuyor. Ondan da küçük olursa omuzlarına veya arkalarına alıyorlar. Lakin büyük çocuklara yürüyün! deniyor.
İnsan ne kadar âczini itiraf ederse, Cenâb-ı Hak cânibinde ona o kadar kuvvet gelir. Kendi kuvvetini gören ve kulluğunu itiraf etmeyen kimseleri Cenâb -ı Hak kendi hallerine bırakır. Allah bir kimseyi kendi haline bıraktı mı o kimse helâk olur. Onun için Efendimiz s.a.v.
“Bütün işlerde bizim âkıbetimizi sonumuzu güzel eyle” diye dua buyurdu.
Demek ki; Ben rütbe sahibiyim, yok! de ki;
- Ey Rabbim, senin âciz kulunum, dayanak vermezsen ben ayakta duramam, bir şey yapamam.
Dediği zaman Cenâb-ı Hak o kulu boş bırakmaz, ona kuvvet verir. Ama âczini ikrar etmeyen kul, benim kuvvetim, benim saltanatım benim aklım benim fikrim dediği vakit Cenâb- Hak onu kendi haline atar bırakır. Hadi kendi aklınla, iradenle kendi bilginle kendini kurtar bakalım!
Cenâb-ı Hak kimi bıraktıysa düşmüştür, halk kaldıramamış, evlâtları kaldıramamış hatta hükümetlerde kaldıramamış ama Allah’ın kaldırdığını da kimse devirememiştir. Allah’ın tuttuğunu kimse yıkamaz. Allah’ın tutmadığını da kimse ayakta durduramaz. Parayla veya orduyla veya top tüfekle biz sağlam duruyoruz deme. Hepsini kül eder sen orta yerde kalırsın senin omzundaki rütbeler, oturduğun sandalyenin ifâde ettiği rütbe seni ayakta tutamaz. Hamamlar, oteller, arabalar kimseyi ayakta tutamaz onunla beraber hepside batar onun için;
“Ya Rabbi bize âhiret güzelliği ver, sonumuz güzel olsun, sonumuz senin yolunda gelsin”
Bir gün sana da, bana da, ona da ölüm meleği gelecektir. Geldiğinde seni iyi yolda bulsun kötü yolda bulmasın. İyi yolda bulduysa kazanırsın, kötü yolda bulduysa o kimsenin çekeceği vardır.
Not. Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.
Dünyaya doğru olmayanlar ağır gelir. Onları için dünya der ki;
“İzin ver bunları fezâya savurayım. Gitsinler benim üzerime bir daha dönmesinler.”
Doğruluk meselesi bu asırda kaybolmuştur. Doğruluk mîrası Peygamberlerin mîrasıdır yalan ve aldatmanın içinde bulunduğu zenginlik, kuvvet, heybet, varlık, şeytanların mîrasıdır.
Evlerini unutmuşlar, evleri yanmış yıkılmış, kendi çocuklarından, akrabalarından kimler geçip gitmiş. Bu elbette arzu edilen bir son değildir. Geride bıraktıkları nîmete göre içine düştükleri belâ ve felâket onların akıllarının ucundan bile geçmemişti. Onun için Peygamber Efendimiz s.a.v. diyor ki;
“Yâ Rabbi, bizim sonumuzu güzel eyle, bizi sonumuzda perîşan etme sonumuzda bizi zâlim eline düşürtme”
Bu yalvarış Allah’ın yanında makbûldür. Kul âcizdir Allah kadirdir. Kul âcizliğini îkrar edip kabullendiğinde Cenâb-ı Hak âciz kuluna daha çok yardımını gönderir.
Bir kimsenin bir kaç çocuğu olsa, en ziyâde itina gösterdikleri kucakta olan yavrulardır. İrili ufaklı çocukların içerisinde büyüğünün elinden tutmuyor, bir parça yürüsün diye küçük çocukların ellerinden tutuyor. Ondan da küçük olursa omuzlarına veya arkalarına alıyorlar. Lakin büyük çocuklara yürüyün! deniyor.
İnsan ne kadar âczini itiraf ederse, Cenâb-ı Hak cânibinde ona o kadar kuvvet gelir. Kendi kuvvetini gören ve kulluğunu itiraf etmeyen kimseleri Cenâb -ı Hak kendi hallerine bırakır. Allah bir kimseyi kendi haline bıraktı mı o kimse helâk olur. Onun için Efendimiz s.a.v.
“Bütün işlerde bizim âkıbetimizi sonumuzu güzel eyle” diye dua buyurdu.
Demek ki; Ben rütbe sahibiyim, yok! de ki;
- Ey Rabbim, senin âciz kulunum, dayanak vermezsen ben ayakta duramam, bir şey yapamam.
Dediği zaman Cenâb-ı Hak o kulu boş bırakmaz, ona kuvvet verir. Ama âczini ikrar etmeyen kul, benim kuvvetim, benim saltanatım benim aklım benim fikrim dediği vakit Cenâb- Hak onu kendi haline atar bırakır. Hadi kendi aklınla, iradenle kendi bilginle kendini kurtar bakalım!
Cenâb-ı Hak kimi bıraktıysa düşmüştür, halk kaldıramamış, evlâtları kaldıramamış hatta hükümetlerde kaldıramamış ama Allah’ın kaldırdığını da kimse devirememiştir. Allah’ın tuttuğunu kimse yıkamaz. Allah’ın tutmadığını da kimse ayakta durduramaz. Parayla veya orduyla veya top tüfekle biz sağlam duruyoruz deme. Hepsini kül eder sen orta yerde kalırsın senin omzundaki rütbeler, oturduğun sandalyenin ifâde ettiği rütbe seni ayakta tutamaz. Hamamlar, oteller, arabalar kimseyi ayakta tutamaz onunla beraber hepside batar onun için;
“Ya Rabbi bize âhiret güzelliği ver, sonumuz güzel olsun, sonumuz senin yolunda gelsin”
Bir gün sana da, bana da, ona da ölüm meleği gelecektir. Geldiğinde seni iyi yolda bulsun kötü yolda bulmasın. İyi yolda bulduysa kazanırsın, kötü yolda bulduysa o kimsenin çekeceği vardır.
Not. Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.
















