Hususiyetle bu asrın insanı; Köylüsü-şehirlisi, işçisi-ustası, devleti-hükümeti, beyi-paşası ...neyse, herkeste bir büyüklük. Hele elinde kuvvet olan kimselerin büyüklükleri hepsinden fazla. Onu bırak, cebinde onluk olmadan dolaşan kimseye bakarsan o da bir azâmetle dolaşıyor, sabahlara kadar uyumaz, bütün gece dolaşır orayı burayı pisletir ve azamet iddia eder.
- Ne azâmetle dolaşıyorsun?
- Biz uygarlık için çaba sarfedip dışlanan kimseleriz, biz bir maksada hizmet ediyoruz ve bir ideolojiye bağlıyız, biz fedâileriz, istersek ormanı da yakarız, boruları patlatırız, gene kahramanız. İstediğini yapabilen hükümete karşı koyan insanlarız, orman kanunuyla hareket ederiz, bize yan bakan varsa meydana çıksın!
Cebinde para yok, zararı yok kibrin var ya boş lakırdı çok. Gece vakti yaz duvara: buraya eden eşektir!
Milleti şeytan berbat etmiş, kibir en kötü, insanlara en zarar
verendir ki, bu günkü dünya krizlerinin kökünde bu vardır.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
31 Mayıs 2011 Salı
30 Mayıs 2011 Pazartesi
SOHBET DÜNYASI - 387 - MAHVEDEN KİBİR
İnsanları mahfeden kibir tavırlarıdır. Kibir:
* İnsanlığı insanlıktan atar,
* İnsanı şeytan yapar,
* İnsanı da şeytanın maskarası yapar.
Şeytan melâikelerin hocası olan hürmetli, ikramlı, saygılı, rütbe sahibi ve hatta Cenâb-ı Hakk’ın hitabını alan kimse olduğu halde, kibrinden dolayı şeytan oldu. İnsanlardan her kim onun buyruğuna tâbi olursa o da şeytan olur.
İnsan için, şeytana âlet olmaktan aşağılık bir hal yoktur. Şeytana uyan insanlar en aşağıdır tâ ki tövbe yapıp dönene kadar. Şeytan insanları kibirle avlıyor. Kibir, pisliğinin içinde yüzüyor. Kibir bir lağımdır pis kokulu, pis renkli bir ummandır.
Her kim onun içerisine düşerse pis olur. Sureti ve şekli değişir.
Şeytan onları yürütür yürütür sonra o pis denize düşürür. Onlar onun içerisinde hem içerler hem suretleri, kendi sıfatları değişir. O pisliğin içerisinde pis olur giderler. Kibir tavrı insanları insanlıktan uzaklaştıran nefsin tabiatıdır ve her nefiste bu vardır.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
26 Mayıs 2011 Perşembe
SOHBET DÜNYASI - 386 - MAHVEDEN KİBİR
İnsanları mahfeden kibir tavırlarıdır. Kibir:
* İnsanlığı insanlıktan atar,
* İnsanı şeytan yapar,
* İnsanı da şeytanın maskarası yapar.
Şeytan melâikelerin hocası olan hürmetli, ikramlı, saygılı, rütbe sahibi ve hatta Cenâb-ı Hakk’ın hitabını alan kimse olduğu halde, kibrinden dolayı şeytan oldu. İnsanlardan her kim onun buyruğuna tâbi olursa o da şeytan olur.
İnsan için, şeytana âlet olmaktan aşağılık bir hal yoktur. Şeytana uyan insanlar en aşağıdır tâ ki tövbe yapıp dönene kadar. Şeytan insanları kibirle avlıyor. Kibir, pisliğinin içinde yüzüyor. Kibir bir lağımdır pis kokulu, pis renkli bir ummandır. Her kim onun içerisine düşerse pis olur. Sureti ve şekli değişir.
Şeytan onları yürütür yürütür sonra o pis denize düşürür. Onlar onun içerisinde hem içerler hem suretleri, kendi sıfatları değişir. O pisliğin içerisinde pis olur giderler. Kibir tavrı insanları insanlıktan uzaklaştıran nefsin tabiatıdır ve her nefiste bu vardır.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
* İnsanlığı insanlıktan atar,
* İnsanı şeytan yapar,
* İnsanı da şeytanın maskarası yapar.
Şeytan melâikelerin hocası olan hürmetli, ikramlı, saygılı, rütbe sahibi ve hatta Cenâb-ı Hakk’ın hitabını alan kimse olduğu halde, kibrinden dolayı şeytan oldu. İnsanlardan her kim onun buyruğuna tâbi olursa o da şeytan olur.
İnsan için, şeytana âlet olmaktan aşağılık bir hal yoktur. Şeytana uyan insanlar en aşağıdır tâ ki tövbe yapıp dönene kadar. Şeytan insanları kibirle avlıyor. Kibir, pisliğinin içinde yüzüyor. Kibir bir lağımdır pis kokulu, pis renkli bir ummandır. Her kim onun içerisine düşerse pis olur. Sureti ve şekli değişir.
Şeytan onları yürütür yürütür sonra o pis denize düşürür. Onlar onun içerisinde hem içerler hem suretleri, kendi sıfatları değişir. O pisliğin içerisinde pis olur giderler. Kibir tavrı insanları insanlıktan uzaklaştıran nefsin tabiatıdır ve her nefiste bu vardır.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
25 Mayıs 2011 Çarşamba
SOHBET DÜNYASI - 385 - TENEŞİRDE FARK EDİLMEZ.
Çul çaputlukla büyüklük iddia eden adamdan akılsız kimse yoktur. Giydiğin ister ipekli olsun, altın sırmalı olsun hiç bir değeri yok. Üstünden çıkardıkları vakitte kuru odun gibi yatarsın. Teneşir tahtasında yatan kralın vücuduyla; çöpçünün, kuyucunun, lâğımcının, madencinin, çiftçinin, amelenin vücudu farklı değildir. Belki kralı hiç görmeyen adama hangisinin kral olduğunu sorsan;
- Bunlardan biri çöpçü biri kraldır ayırt et bakalım hangisi krala benzer?
- Bunlar odun gibi yatan iki tane heriftir, krala benzeyen tarafı kaldı mı..
Krala benzeyen taraf; çul çaputu giydin mi kral olursun, paşa, kadı, müftü, vali, cumhur reisi, başbakan, ne olursan olursun. Bu söz mühim bir meseledir.
O adamın ölüsünü kral mı, imparator mu, sultan mı, cumhur reisimi diye ayırt edemezsin. Bu suretle bize söyletiyorlar ki, elinin altına ne kadar mülk verilirse, giydiğin çul çaput seni 2 karıştan 3 karış yapamaz. Mülkü büyüdü de, boy büyümüyor. Boyun büyüse belki kuvvetin artacaktı. Yâni Allah c.c., ibret için çok mülk verdiğinin boyunu büyütmedi.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
- Bunlardan biri çöpçü biri kraldır ayırt et bakalım hangisi krala benzer?
- Bunlar odun gibi yatan iki tane heriftir, krala benzeyen tarafı kaldı mı..
Krala benzeyen taraf; çul çaputu giydin mi kral olursun, paşa, kadı, müftü, vali, cumhur reisi, başbakan, ne olursan olursun. Bu söz mühim bir meseledir.
O adamın ölüsünü kral mı, imparator mu, sultan mı, cumhur reisimi diye ayırt edemezsin. Bu suretle bize söyletiyorlar ki, elinin altına ne kadar mülk verilirse, giydiğin çul çaput seni 2 karıştan 3 karış yapamaz. Mülkü büyüdü de, boy büyümüyor. Boyun büyüse belki kuvvetin artacaktı. Yâni Allah c.c., ibret için çok mülk verdiğinin boyunu büyütmedi.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
24 Mayıs 2011 Salı
SOHBET SÜNYASI - 384 - NEMRUT NİÇİN HAKKA KAFA TUTTU?
Nemrut hakkında Cenâb-ı Hakk buyurur ki;
“Kendisine hükümdarlık verdiğimiz için bize kafa tutan nemrut, Biz kendine mülkü verdik, biz onu pâdişah yaptık, koca memleketleri emrine verdik, bu kadar ülke benimdir diye gururlandı”
Nemrut, elindeki mülk büyüdüğü zaman kendi de büyüdü zannetti. Sen zaten iki karışsın lâkin kendine bu kadar ülkeler verildi, bu kadar insanları kendine boyun eğdirince o zannetti ki iki karış boyu iki milyon karış oldu.
Bugün, bu efendinin 10 dönüm bahçesi var, efendi zannediyor ki, 10 dönüm olmakla boyu on karış oldu. Bizim 40 dönüm bahçemiz varken bir şey demiyoruz, bunun 10 dönüm bahçesi var diye kendini 10 karış hesap ediyor, beni unutuyor. Büyüklük davasıysa onunki batıl, benim sağlamdır! Diyor, bu 40 hektar için. Ama 40 km yeri olanda var, hatta 100 km yeri olanda var. Onlarda diyorlar ki,
- Bizde artıyoruz be! 40 bin dönüm üzerinde hükmüm var, adım yazılı veya 40 devletin arazisi ve mülkü benimdir!
- Niçin Nemrut İbrahim peygambere kafa tuttu?
Mülk saltanat verildiği için kafa tuttu. Krallık için bu kadar binlerle şehirler, köyler, kasabalarda milyonlarla insanlar emrinde benimdir demeye başladı zannetti ki, büyüdü.
- Sen kimsin?
- Gök tanrısının elçisiyim!
Nemrut, büyüdüm zannetti.;
- Ben yer tanrısıyım, senin tanrın gök tanrısıdır, gökte kalsın! dedi,
Göğe hükmeden yere hükmeder, ama yere hükmeden hiçbir zaman göğe hükmedemez. Bu hikmeti kefere bildiğinden gökyüzüne hükmedelim, yeryüzünü süpürürüz diyorlar.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
“Kendisine hükümdarlık verdiğimiz için bize kafa tutan nemrut, Biz kendine mülkü verdik, biz onu pâdişah yaptık, koca memleketleri emrine verdik, bu kadar ülke benimdir diye gururlandı”
Nemrut, elindeki mülk büyüdüğü zaman kendi de büyüdü zannetti. Sen zaten iki karışsın lâkin kendine bu kadar ülkeler verildi, bu kadar insanları kendine boyun eğdirince o zannetti ki iki karış boyu iki milyon karış oldu.
Bugün, bu efendinin 10 dönüm bahçesi var, efendi zannediyor ki, 10 dönüm olmakla boyu on karış oldu. Bizim 40 dönüm bahçemiz varken bir şey demiyoruz, bunun 10 dönüm bahçesi var diye kendini 10 karış hesap ediyor, beni unutuyor. Büyüklük davasıysa onunki batıl, benim sağlamdır! Diyor, bu 40 hektar için. Ama 40 km yeri olanda var, hatta 100 km yeri olanda var. Onlarda diyorlar ki,
- Bizde artıyoruz be! 40 bin dönüm üzerinde hükmüm var, adım yazılı veya 40 devletin arazisi ve mülkü benimdir!
- Niçin Nemrut İbrahim peygambere kafa tuttu?
Mülk saltanat verildiği için kafa tuttu. Krallık için bu kadar binlerle şehirler, köyler, kasabalarda milyonlarla insanlar emrinde benimdir demeye başladı zannetti ki, büyüdü.
- Sen kimsin?
- Gök tanrısının elçisiyim!
Nemrut, büyüdüm zannetti.;
- Ben yer tanrısıyım, senin tanrın gök tanrısıdır, gökte kalsın! dedi,
Göğe hükmeden yere hükmeder, ama yere hükmeden hiçbir zaman göğe hükmedemez. Bu hikmeti kefere bildiğinden gökyüzüne hükmedelim, yeryüzünü süpürürüz diyorlar.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
23 Mayıs 2011 Pazartesi
SOHBET DÜNYASI - 383 - İNSAN ÖMRÜ
İnsan yaşlandığında vücut küçülmeye başlar, çünkü insan vücudu, muvakkat bir hayat içindir. Bu vücudumuz ebedî olan bir hayata uygun değildir. İnsan ana karnında nutfeden Allah’ın kudretiyle meydana gelir ve günden güne büyür. Ana karnı onu taşıyamadığında çıkmasına izin olur ve tam teşekküllü olarak dünyaya gelir. Hayatında kendisine tâyin olunan yolda yürür. Dünyada yürüyeceği yol kısa olur ve o yolu tamamladığı anda dünyadan çıkması gerekir.
Küçükken büyür, büyür, büyür, bir noktaya kadar büyür orada durur. Oradan gerilemeye başlar; tabî yokuş kolay değildir. İnsan ömrünün ilk günleri orta yaşına kadar biraz müşkülâtlı geçer, zorlanır ama bir noktadan sonra geri dönüşü süratlenir, dönüş dâima süratlidir.
Dünyada kendisine tâyin olunan bir ömre sahiptir. İnsanoğlu nasıl ki dönüşe geçtiğinde her azâsı zayıflamaya gerilemeye başlar, dökülürse, dünyadaki günleri azalırken o da dökülmeye başlar. Şimdi her tarafta döküntü var, döküntü ve çöküntü olmayan hiçbir yer yok.
Aklı olan adam anlar ki; demek ki bu Dünyanın da sonu yaklaşmakta. Bu sıkıntılar dünya nîzamının bozulduğuna işarettir. Hakikatten dün bugünden daha iyiydi, nitekim de bugün yarından daha iyidir, yâni bundan sonra dönüşe geçen bir şey geri dönemez bugünün işi dünkünden daha kötü yönde olur, yarın bu güne nispetle daha zorludur. Çünkü dünyanın da ömrü tamam olmak üzeredir dökülecektir.
Ş. N. Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden
20 Mayıs 2011 Cuma
SOHBET SÜNYASI - 382 - RÖPORTAJ (Kıbrısi Hz.- G. Osmancık - 5 -)
İslam, insanları yükseltmek içindir. İslam insanları hayvan sıfatlarından temiz yapıp meleklerin sıfatını giydirmek içindir gelmiştir. Bunu yapamadıktan sonra, dolaplar dolası elbiseler sana güzellik veremez, seni temiz yapamaz, senin kabrini temiz kokutamaz. İslam`a sahip çıkalım. İslam`a sahip çıktıktan sonra onu koruyalım.
Bu kızımız İslam`da sordu bize. Müslüman`ın nuru vardır. Yüzüne baktıkça ferah edersin. Diğerlerinin yüzünde zulmet vardır, vahşet vardır. Yanında durmak istemezsiniz.
Bu bizim bir sohbetimizdir. Ve sohbetten asıl maksat nasihattir. Kendime nasihat ediyorum. Beğenen alsın, beğenmeyen almasın. Zorla çarşıda kimse bir şey satmaz lakin bizim pazarımız sebze pazarı değil, bakkal dükkânı da değiliz biz. Bizim dükkânımız kıymeti düşmeyen durdukça kıymeti artan, üzerine takanlara daha da kıymet veren cevahirci dükkânına benzer. Beğenmeyen kendisi bilir, burada bir zorlama yok. Beğenmeyen keyfine baksın.
Herkese Hayırlı cumalar.
Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Osmancık röportaj
Bu kızımız İslam`da sordu bize. Müslüman`ın nuru vardır. Yüzüne baktıkça ferah edersin. Diğerlerinin yüzünde zulmet vardır, vahşet vardır. Yanında durmak istemezsiniz.
Bu bizim bir sohbetimizdir. Ve sohbetten asıl maksat nasihattir. Kendime nasihat ediyorum. Beğenen alsın, beğenmeyen almasın. Zorla çarşıda kimse bir şey satmaz lakin bizim pazarımız sebze pazarı değil, bakkal dükkânı da değiliz biz. Bizim dükkânımız kıymeti düşmeyen durdukça kıymeti artan, üzerine takanlara daha da kıymet veren cevahirci dükkânına benzer. Beğenmeyen kendisi bilir, burada bir zorlama yok. Beğenmeyen keyfine baksın.
Herkese Hayırlı cumalar.
Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Osmancık röportaj
19 Mayıs 2011 Perşembe
SOHBET SÜNYASI - 381 - RÖPORTAJ (Kıbrısi Hz.- G. Osmancık - 4 -)
Osmancık: Başörtüsü için neler söyleyeceksiniz?
Ş.N. Kıbrısi: Ben görüyorum o genç kızları Üniversiteye giderken başlarını bağlıyorlar, kapıya geldiklerinde zaptiyeler karşılarına çıkıyor. Ne münasebeti var. Ben burada askerlik yapacak değilim, askerde değilim. Ben buraya okumaya geldim, ne alakası var.
Askerlik yapacaksak askeri elbiselerde giyelim. Herkes de selam versin bize. Bir çeşit kıyafet giyelim, hamal kıyafeti, sokağı temizleyen kadın kıyafeti, tiyatro oynayan kızlar kıyafeti gibi.
Hayır, başınıza giydiğinize karışacağız, paçanıza giydiğinize karışacağız. Her şeyinize karışacağız biz. İsterseniz okuyun istemezseniz okumayın.
Süphanallahü Alliyul Azim, o kızlar kapıya gelip de başını açtığı zaman o kızların başından bir nur çıkıyor ki, ben şaşırıyorum. Haberlerde bazen izliyorum. Böyle mecburen açıyorlar ya, sanki başlarında güneş var onların. Yarabbi sen bilirisin yarabbi sen bilirsin akıl ver bizlere.
Ş.Nazım Kıbrısi-G.Osmancık röportaj 20.02.2009
18 Mayıs 2011 Çarşamba
SOHBET DÜNYASI - 381 - RÖPORTAJ (Kıbrısi Hz.- G. Osmancık - 3 -)
Artık yeni nesiller yeni yeni uyanmaya başladılar.
Cenab-ı Hak “Benim emrimi tutmayanları ben cezasız bırakacak değilim” diyor. “İstersem her şeye Kadirim, kudretim her şeye yetişir, gökten eskisi kavimlere yaptığım gibi taş yağdırırım diyor, ateş yağdırdım” Diyor.
“Bundan önceki kavimlere tufan ettim, helak ettim.” diyor, Kudretim her şeye yeter diyor.
Bunu üzerine Peygamber efendimiz “Aman Yarabbi, sen bizi gökyüzünden göndereceğin bir azap ile azap etme” Diyor.
“Etmem Habibim, lakin onlar emre uymamağa ısrar ederlerse, o zaman onların ayaklarının altından bela getiririm, ayaklar altında sallarım” Diyor.
Efendimiz ondanda razı olmuyor “Ya rabbim hafiflet”. Diyor.
O zaman onları birbirlerine terbiye ettireceğim, fırkalara, partilere, guruplara, birbirlerine karşı zıt guruplar olacaklar ki birbirlerini yesinler. Onları birbirlerine kırdıracağım diyor. Kendi cezalarını kendi elleri ile versinler.
Şimdi işte Türkiye kolay mı, Lübnan kolay mı, Irak kolay mı? Hindistan, Pakistan, Afganistan İran, Afrika hepsinde fitne var mı var. Ne için savaşıyorlar? Demokrasi için. Al işte sana demokrasi, yiyin birbirinizi.
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden 20.02.2009
17 Mayıs 2011 Salı
SOHBET DÜNYASI - 380 - RÖPORTAJ (Kıbrısi Hz.- G. Osmancık - 2 -
Osmancık;Bu günkü hutbenizde Mehdi A.s ile ilgili pek çok şey vardı. Yerden bir musibetin geleceğini anlattınız. Bunu bize biraz açıklar mısınız?
Ş.N. Kıbrısi:
Mehdi( a.s ) gelmezden evvel Arap Kabileleri birbirine girecektir. Suriye Lübnan`ı istemez. Lübnan İran`ı istemez. Hicaz hiç birini istemez. Hepsi zıtlaşmış. Mısır derseniz aynı, Ürdün Irak`ı istemez. Sudan Sudan`la kavga eder. Libya kendinle kavga eder. Tunus yenilik zırvasının arkasında milleti toplamak ister, milletin canına okur.
İslam`ı yeniden inşa etmek adına İslam`a ait ne varsa yok etmişler. İşte böyle zıt fikirler meydana gelmiş. İslam binasını kökünden yıkmışlar, üzerine şantiye binası baraka koymuşlar tenekeden. Demişler ki `Biz sizin saraylarınızı yıkacağız, üzerine daha güzel yeni binalar kuracağız`
Ne kurmuşlar, tenekeden barakalar kurup hadi buyurun diyorlar. Bumuydu bize kuracağınız binalar? Bumu deme, şunu deme, onlar eskiydi biz yenisini getirdik. Onlar zaten eskiydi işe yaramazdı.
Bir deprem olsa hepsi yıkılır ama şantiye binaları, barakalar yıkılmaz. Ne hoş, ne hoş ne hoş akılları var. Allah akıl deryasından şaşırtmasın insanları.
Röportaj tarihi 20.02.2009
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. röportaj
Ş.N. Kıbrısi:
Mehdi( a.s ) gelmezden evvel Arap Kabileleri birbirine girecektir. Suriye Lübnan`ı istemez. Lübnan İran`ı istemez. Hicaz hiç birini istemez. Hepsi zıtlaşmış. Mısır derseniz aynı, Ürdün Irak`ı istemez. Sudan Sudan`la kavga eder. Libya kendinle kavga eder. Tunus yenilik zırvasının arkasında milleti toplamak ister, milletin canına okur.
İslam`ı yeniden inşa etmek adına İslam`a ait ne varsa yok etmişler. İşte böyle zıt fikirler meydana gelmiş. İslam binasını kökünden yıkmışlar, üzerine şantiye binası baraka koymuşlar tenekeden. Demişler ki `Biz sizin saraylarınızı yıkacağız, üzerine daha güzel yeni binalar kuracağız`
Ne kurmuşlar, tenekeden barakalar kurup hadi buyurun diyorlar. Bumuydu bize kuracağınız binalar? Bumu deme, şunu deme, onlar eskiydi biz yenisini getirdik. Onlar zaten eskiydi işe yaramazdı.
Bir deprem olsa hepsi yıkılır ama şantiye binaları, barakalar yıkılmaz. Ne hoş, ne hoş ne hoş akılları var. Allah akıl deryasından şaşırtmasın insanları.
Röportaj tarihi 20.02.2009
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. röportaj
16 Mayıs 2011 Pazartesi
SOHBET SÜNYASI - 379 - RÖPORTAJ (Kıbrısi Hz.- G. Osmancık - 1 -)
Osmancık: Mürşitlerin müritleri üzerindeki tasarrufu, nazarı nasıldır. Biraz bu konuyu açıklar mısınız?
Ş.N. Kıbrısi:
Bunu bilmek için mürşit olmak lazım, size ne lazım? Mürşit isterse mağripten, isterse maşrıktan getirir müridini. Onların cezbe kuvvetleri vardır. Kendisine ait olanları aydan da, yıldızlardan da olsa çeker getiriler. Onlardaki manevi güç tabiri caiz değil.
Siz İstanbul'dan geldiniz değil mi? Kendi keyfinizle mi geldiniz buraya. Lüzum vaki olduğunda sizi buraya çekti. Çünkü söylenecek söz vardı bunu söyledik. Bir faydası olur inşallah. Talip oldun mu talebine göre seni hemen çağırır. Kalbinize verir getirir. Manevi yapımız farklıdır, cismani yapımız farklıdır.
Maneviyatın kuvveti melekûta aittir. Cismani yetimizin kuvveti ise yeryüzünde, hayvanların dolaştığı yerlerde bizlerde dolaşırız. Onlarda cezbe yok. Midemizde cezbe var.
Söylediğimiz sözler sizin anlayabileceğiniz noktadır. Bundan daha basitini söyleyen olur lakin bize verilen bu mertebededir. Biz bunu söyleyeceğiz.
Eskiden Dar-ul Finun da okuyan talebeyi biz alıp ta idadiye çekemeyiz. İdadi mektepteki talebeyi de Üniversiteye götüremeyiz.
Allah sizden razı olsun ki (bu iyiye alamettir) gençliğin uyanacağı zaman gelmiştir. Gençler şimdi istemiyor eskilerin sözlerini ve dediklerini. Önlerine bir yemek koydular istemiyorlar. Bu 80 senelik bir yemek. O kazandan çıkarıyorlar önlerine koyuyorlar. E ne yapalım 80 sene başka bir şey pişiren olmazsa bunu yiyeceksiniz.
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
Ş.N. Kıbrısi:
Bunu bilmek için mürşit olmak lazım, size ne lazım? Mürşit isterse mağripten, isterse maşrıktan getirir müridini. Onların cezbe kuvvetleri vardır. Kendisine ait olanları aydan da, yıldızlardan da olsa çeker getiriler. Onlardaki manevi güç tabiri caiz değil.
Siz İstanbul'dan geldiniz değil mi? Kendi keyfinizle mi geldiniz buraya. Lüzum vaki olduğunda sizi buraya çekti. Çünkü söylenecek söz vardı bunu söyledik. Bir faydası olur inşallah. Talip oldun mu talebine göre seni hemen çağırır. Kalbinize verir getirir. Manevi yapımız farklıdır, cismani yapımız farklıdır.
Maneviyatın kuvveti melekûta aittir. Cismani yetimizin kuvveti ise yeryüzünde, hayvanların dolaştığı yerlerde bizlerde dolaşırız. Onlarda cezbe yok. Midemizde cezbe var.
Söylediğimiz sözler sizin anlayabileceğiniz noktadır. Bundan daha basitini söyleyen olur lakin bize verilen bu mertebededir. Biz bunu söyleyeceğiz.
Eskiden Dar-ul Finun da okuyan talebeyi biz alıp ta idadiye çekemeyiz. İdadi mektepteki talebeyi de Üniversiteye götüremeyiz.
Allah sizden razı olsun ki (bu iyiye alamettir) gençliğin uyanacağı zaman gelmiştir. Gençler şimdi istemiyor eskilerin sözlerini ve dediklerini. Önlerine bir yemek koydular istemiyorlar. Bu 80 senelik bir yemek. O kazandan çıkarıyorlar önlerine koyuyorlar. E ne yapalım 80 sene başka bir şey pişiren olmazsa bunu yiyeceksiniz.
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
SOHBET DÜNYASI - 378 - BUNALIM (3)
Bu zamandaki insanların çoğu ciddi mevzuların arkasında değildir. Talebe okur okur bir şey anlamaz, imtihana girer bakar ki aklında bir şey yok, neyin imtihanını verecek ki. Hiçbir şey aklında kalmamış.
Bu zamanda da herkes bunalımdadır. Çarşıda birini görürsün sorarsın;
- Ne yapıyorsun yahu buralarda.
- Eh evde canım sıkıldı biraz da dolaşıp sıkıntımı atayım.
- Ya sen Müslüman değil misin? Senin okuyacak Kuranı Kerimin yok mu, Namazın, Zikrin, Tespihin, ibadetin yok mu?
Bunlar yoksa eğer sen bitmişsin. Manevi yolu sen tıkadığın zaman senin işin bitmiştir. Maalesef dünyayı şeytanlar öyle bir hale getirdiler ki, herkes bunalıyor.
Kitaplar var, onlarla aklını meşgul et. Şimdi şeytan kafesi gibi bir alet vardır o aletten dünyadaki insanların her şeyini gösterirler. O içinde bulunduğun halden seni çıkaracaktır. Zikirle meşgul ol, Allah de.
Sen aydan gelsen de kar etmez yıldızdan gelsen de. İnsanlar bu ilahi sözlere kulak tıkamıştır duymaması için. Sen kulaklarını tıkamakla kurtulamazsın.
Allah hepimizin cumasını mübarek kılsın inşallah.
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
Bu zamanda da herkes bunalımdadır. Çarşıda birini görürsün sorarsın;
- Ne yapıyorsun yahu buralarda.
- Eh evde canım sıkıldı biraz da dolaşıp sıkıntımı atayım.
- Ya sen Müslüman değil misin? Senin okuyacak Kuranı Kerimin yok mu, Namazın, Zikrin, Tespihin, ibadetin yok mu?
Bunlar yoksa eğer sen bitmişsin. Manevi yolu sen tıkadığın zaman senin işin bitmiştir. Maalesef dünyayı şeytanlar öyle bir hale getirdiler ki, herkes bunalıyor.
Kitaplar var, onlarla aklını meşgul et. Şimdi şeytan kafesi gibi bir alet vardır o aletten dünyadaki insanların her şeyini gösterirler. O içinde bulunduğun halden seni çıkaracaktır. Zikirle meşgul ol, Allah de.
Sen aydan gelsen de kar etmez yıldızdan gelsen de. İnsanlar bu ilahi sözlere kulak tıkamıştır duymaması için. Sen kulaklarını tıkamakla kurtulamazsın.
Allah hepimizin cumasını mübarek kılsın inşallah.
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
SOHBET DÜNYASI - 377 - BUNALIM ( 2 )
İnsanlık zor şartlar altına girmiştir. 21 yy insanı geçmiş asırlardaki insanların tatmadıkları yoldan gelmek için uğraşıyorlar. İleriye doğru gittikçe cismaniyetini de yontuyor. Gücünü sıfıra indiriyor. Bir kararda tutamıyor. Sıfıra gitmemek için çabalıyor. Çünkü orası ölüm noktasıdır. Lokman gelse çaresi yok.
Bugün ki çocuklar içinden çıkamadıkları bir perişanlık devresini de aşmışlar. Herkes bunalıyor. Neden bunalıyorsun? Diye soruyorsun;
- Bilmiyorum.
- Kitap okuyor musun?
- Bilmiyorum sevmiyorum.
- İmanın nasıl?
- Duyduğumuz bir şey ama tatbik edemiyoruz. Yapamıyoruz.
- O zaman yapamıyorsan al bu hapı oyalan.
Bizim sana verebileceğimiz hiçbir ilaç yoktur. İnsanı bunalımdan ve perişan olmaktan kurtaracak ancak kendi iradesine hükmedebilmektir. İradesi kalmayan insanın kurtulabilmesi imkânsızdır. İradesine hükmedebilmek içinde hususi talimatları vardır ilahi vahyin insanlara.
Vahiy insana talimatta bulunup diyor ki; Oruç tut, perhiz yap. Bu insanlar ise diyor ki; Biz oruç tutup, perhiz yapamayız…!
Hasta; "Perhiz yapamayız." Dediği noktaya geldiğinde bitmiştir. Yapmalısın ki iradene sahipsin ki o zaman seni kurtarmaya imkân vardır.
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
Bugün ki çocuklar içinden çıkamadıkları bir perişanlık devresini de aşmışlar. Herkes bunalıyor. Neden bunalıyorsun? Diye soruyorsun;
- Bilmiyorum.
- Kitap okuyor musun?
- Bilmiyorum sevmiyorum.
- İmanın nasıl?
- Duyduğumuz bir şey ama tatbik edemiyoruz. Yapamıyoruz.
- O zaman yapamıyorsan al bu hapı oyalan.
Bizim sana verebileceğimiz hiçbir ilaç yoktur. İnsanı bunalımdan ve perişan olmaktan kurtaracak ancak kendi iradesine hükmedebilmektir. İradesi kalmayan insanın kurtulabilmesi imkânsızdır. İradesine hükmedebilmek içinde hususi talimatları vardır ilahi vahyin insanlara.
Vahiy insana talimatta bulunup diyor ki; Oruç tut, perhiz yap. Bu insanlar ise diyor ki; Biz oruç tutup, perhiz yapamayız…!
Hasta; "Perhiz yapamayız." Dediği noktaya geldiğinde bitmiştir. Yapmalısın ki iradene sahipsin ki o zaman seni kurtarmaya imkân vardır.
Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
11 Mayıs 2011 Çarşamba
SOHBET DÜNYASI - 376 - BUNALIM
Cismani yetimizin istediği şeyler vardır. Yemek, içmek, bu bir ihtiyaçtır. İnsanların bütün hırsları, çalıştıkları, uğraştıkları, tükettikleri ve tükendikleri bu madde alemine aittir.
Ruhaniyetleri bakımından bu 21 asrın insanları ruhaniyetlerini tatmin etmek, ruhani zevklere ulaşmak için hiç gayret sarf etmiyorlar. Belki bütün gayretleri ve arzuları cismani hayatların tatmini, yani ne kadar cismani lezzet varsa yeme, içme, evlenme gibi onları tatmin etmek için uğraşıyorlar.
Esas olan ve hiçbir zaman insanların müstağni olamayacakları vazgeçilemez lezzetlerden kendilerini mahrum ediyorlar. İşte bu miladi asırda insanların bütün gaye ve hedefleri bu dünyadan ne kadar lezzet alabilirsek kendimizi tatmin edelim, ne imkân bulursak bu imkânı kendi fiziki bünyemizin tatmini için sarf edelim, ondan ötesini boş verelim diyorlar.
Büsbütün boş olmuştur dünya. Tek tük bulunur belki, lakin hükmü yoktur. Böyle oldukları için başlarına gelmedik hal kalmadı. Bütün haller başlarına bundan geliyor. Çünkü bir gaye ve hedefleri yoktur. Gaye ve hedefleri dünyanın zevki ve sefasıdır.
Şimdi insan geçliğindeki arzu, heves ve yaşamış olduğu zevklerini o günlerde, aylarda, senelerde hapsedip gelmiştir. Hapistedir artık onlar. Bir kere onların bize geri dönmesine imkân yoktur. Vücudun bir potansiyeli, bir noktaya kadar bir gücü vardır. Bunu taşıyamaz, bunu çekemez. Bütün zevki sefayı devam ettirmek sevdasındayız ama yapamıyoruz.
O zamanda falanca kişi bunalıma girmiş. Yani liste başına girdi bu da artık demektir. Lezzet alamadığı takdirde bunalım hali geliyor. Bunu hekimler analiz yapamıyorlar. Bunu zahirde göremiyorlar. Ne yapıyorlar? Bu kimseyi elimizdeki uyuşturucularla biraz teskin edelim. Bir hap yut, yok bir hap beni tutmadı o zaman 3 hap al. Bir müddet sonra hekime gider, ben bu 3 hapı alıyorum lakin eskisinden farklı bir halim yoktur.
Belki eskisinden daha bunalımın zirvelerine tırmanıyor. Dozaj arttıkça insan tepeye doğru çıkıyor, geriye döneyim derse yolu bulamaz hale geliyor..
Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
10 Mayıs 2011 Salı
SOHBET DÜNYASI - 375 - EN TEMİZ ve EN PİS
Lokman hekim yardımcısı ile avdan dönerken bir kabile reisi, bir gece misafir kalması için ısrar etti. Eve geldiklerinde kabile reisi bir koyun kestirdi, lokman hekim çömezine;
- Kesilen hayvanın en temiz iki azâsını kes bana getir. Dedi. Çömezi gidip koyunun kalbini ve dilini kesip getirdi. Lokman aferin bildin dedi.
İkinci gün gene başka bir kabile reisi kendisinde misafir kalıp şereflendirmesini isteyince onu da kırmayıp bir gecede onun evinde kaldı. Orada da ziyafet olarak bir koyun kestiler. Hz. Lokman yine çömezine;
- Bana hayvanın en pis yerinden ikisini kes getir. Dedi,
Yardımcısı yine hayvanın dilini ve kalbini getirdi,
- Aferin bunu da bildin, hakîkaten insanın ve hayvanın en pis ve en temiz yeri: kalbi ve dilidir. Buyurdu.
Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
9 Mayıs 2011 Pazartesi
SOHBET DÜNYASI - 374 - YANINDA NE VAR?
Kıyâmet gününde yüce Allah,
- Bu dünyada en çok zahmet çeken kulumla en çok zevk-i sefâ eden kulumu getirin..!
Dediğinde, dünyada en çok eziyet edilen, belki azâları parça parça edilmiş, şişlere takılmış, silindirden geçilirmiş, ateş üzerinde döndürülmüş insan (Allahu mağfinâ) değirmene atılıp un edilmiş, îmanından dolayı zahmet ve azap çekmiş, dünyada kâfirlerden eziyet çekmiş kul getirilir. Mahşer gününe geldiğinde Allah c.c., melâike-i kirâma emreder;
- Bu kulumu cennete yaklaştır, cennetin kokusunu koklat, sonra buraya döndür.
Melâike-i kirâm hemen cennetin kapısına yaklaştırır, tekrar ilâhi dîvana getirir. Allah c.c. yine sual eder;
- Ey kulum bu dünyada ne kadar zahmet çektin, ne eziyet gördün, ne azap çektirdiler sana?
- Yâ Rabbî ben bir şey hatırlamıyorum, bencileyin kulun hiç tezekkül ve tahattur edemiyorum, yâ Rabbî sen söylemesen kabul edecek değilim, aklımda yâdımda böyle bir şey yok.
Sanki dünya azabından hiçbir şey görmemiş.
- Şimdi dünyada en çok zevk-i sefâ süren şiddetli bir kâfiri, dünyada en ziyade keyif çattım ve tadını çıkardım diyen kulumu getirin buraya..!
Dediğinde melâikeler getirir.
- Cehennem tarafına götür ve getir.Der.
Melâike-i kirâm götürüp getirdiği anda sorar,
- Ey kul, sen dünyada tamamen zevk-i sefâdaydın, nasıl keyif sürdün, her imkân elindeyken neler yaptın? Şimdi yâdında ne var?
Yanmamış marsık kömürü gibi gelir,
- Yâdımda bir şey kalmadı, dünya saltanatından ve zevk-i sefâsından ki, ey Rabbim sen söylemesen bu mesele hakkında benim yâdımda hiçbir şey yok!
Demek ki; Cenâb-ı Allah ânında kaybettirir, ânında verir. Rahmet kesildiği anda insanın üzerine azap iner. Azap, insana her şeyi unutturur. Dünya hayatının hiç tat ve lezzetini alamadım diyen çok hastalar vardır. (Allah korusun).
Sendeki nîmetin ferahı ve lezzeti şükürle devam eder, kesilmez. Şükretmediğinde alınır, yâdında bir şey kalmaz.
Dünya hayatı sizi mağrur etmesin, bir dokunur ne aşağısı işe yarar ne yukarısı. yüzleri tertemiz, gencecik insanlar gördüm bir
kaza yapar beline dokunur ne yukarı, ne aşağısı işler.
Ter-ü tâze genç insanlar,
* kimileri yataklarda dâim oturur yatamaz,
* Kimileri dâim yatar oturamaz,
* Kimileri arabanın üstünde,
Bitti, bunlar hayatları boyunca böyledir, kurtuluş yok. Allah’tan korkmak lâzım. Kul zayıftır,
Allah’a kaç ki Allah seni gözetsin.
Şükret ki verdiği nimet devam etsin.
Elhamdülillah elimiz ayağımız yerinde yürüyoruz. Bir kaç sene evvel Londra’da bir reklam vardı; 5 yaşlarında doğuştan sakat bir çocuk, incecik ayaklarına takma bacak bağlıyor ve kendi lîsanından; çok mesudum, bugün 4 adım attım diyordu. O çocuğun şükrünü görünce, Hakk’a karşı utandım. Bu kullar
utanmıyor. Hayâ yok, arlanma yok, şikâyet hususu hesaba gelmez...
Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
6 Mayıs 2011 Cuma
SOHBET DÜNYASI - 373 - NİMET VE ŞÜKÜR.
Allah’a şükür, Mevlâ’ya şükür. Nîmetler bize vermiş. Şükür yapalım, şükretmekten daha iyi bir şey, insana ferahlık verecek bir şey yok. Cenâb-ı Allah’a şükürler olsun.
Şükür: Cenâb-ı Hakk’tan hoşnut olduğumuza delâlettir. Şükür yâ Rabbî demek bize büyük iftihardır. Cenâb-ı Hakk’ıda ziyadesiyle hoşnut eden mübarek sözdür. Şükür yâ Rabbî Elhamdülillah!
- Sonra?
Tövbe Estağfirullah. İnsan bir nîmeti kaybettiği zaman bilir. Yemek kaybolursa nîmet olduğunu o zaman bilir. Temsil; gözü görürken gözünün ne kadar büyük bir nîmet olduğunu fark etmez gözü gerilemeye başladı mı..
- Aman gözüm görmüyor..!
- Sen görürken aklına getirip şükrettin mi?
Eli olan adam elinin kıymetini bilmez; eli kopsa veya kırılsa (Allahu mağfinâ), kullanamadığında veya büsbütün kaybettiğinde o zaman,
- Aman el ne büyük bir nîmetmiş, der
Yokluğunda aklına getirir varlığında aklına getirip şükür olsun demez.
Nîmetin devamını istersen şükür yap, şükrünü yapmadığın o nîmet kaçar gider. O nîmeti ne parayla alabilirsin, ne rütbeyle, hiç bir maddî karşılık ödeyip o kaybettiğin nîmeti elde edemezsin.
Şükür nîmeti tutar onun için şükürde dâim ol, şâkirlerden ol, gözünü açar açmaz, çok şükür yâ Rabbî gözümü açtım, yatakta doğrulabildiğin için Elhamdülillah dedim, çünkü yatıp ta külçe gibi kalan var. Bismillah deyip ayağa kalktığımda ayaklarım beni taşıyor.
Şükür nîmeti sende tesbit eder, şükür edersen nîmet sende sabit kalır. Şükrü unuttun mu zay olur, geri dönmesi çok zor olur.
- Hangi nîmete şükür edelim?
İnsan doğduğu andan dünyadan gidinceye kadar şükür yâ Rabbî diye ömrü geçse, başka bir şey yapmasa Cenâb-ı Hakk yanında o kula başka bir şey sorulmaz.
İnsan bir kimseden bir şey gördüğünde on defâ teşekkür eder. Ufak bir menfaat için on kere tabaskus eder şükür çeker. Vücuduna çıldırtacak sızı giren bir kimse diler ki bir an olsun bu ıstırabım dursun, bir ev dolusu altın vermeye râzıyım. Sızı derecesine göredir. Onun için nîmet şükürle bağlanır ve devam eder. Şükrü unutursan nîmet elinden gider. Devlet bir nîmettir. Devletliler şükrederse o nîmet devam eder. Cenâb-ı peygamberin bir duası var;
“Bu nîmeti âhiret nîmetlerine ulaştır yâ Rabbî”;
Yâni: dünyadaki nîmetlerim benden kesilmesin tâ ki âhiretin nîmetlerine kavuşayım. Dünyanın nîmetleri ki bana sen sundun ve ikram eyledin. Bu nîmetleri âhiret gününe kadar ulaştır ki, arası
kesilmesin. Çünkü nîmetin durduğu yerde azap iner. Azap indiğinde sen ne kadar nîmet tatmışsan o lezzet ağzından ve bedeninden alınır sanki. Dersin ki;
• Hiç nîmet tatmadım hiçbir kuvvete de mâlik olmadım!
• Bu ana kadar zayıf oldum, kuvvetli oluşumu hatırlamıyorum!
• Bu ana kadar hayatım tatsız oldu, tatlı günümü hatırlamıyorum!
Şükür durduğu yerde de azap iner, azap indimi darmadağın olur. Ne karnında, ne aklında, fikrinde şükür edecek nîmet kalmaz. Ona azap inince ateş gibi yakar.
Herkesi cumaları hayırlı ve feyz dolu olur inşallah.
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
5 Mayıs 2011 Perşembe
SOHBET DÜNYASI - 372 - BİR HİKAYE
Seyrâni gözleri kör olmuş bir dostuna rastlar ve hal hatır sorar, o da;
- Ne bileyim, bende dünyayı görecek göz kalmadı.
- Üzülme dostum zaten dünyada da bakılacak yüz kalmadı!
diye cevap verir.
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
- Ne bileyim, bende dünyayı görecek göz kalmadı.
- Üzülme dostum zaten dünyada da bakılacak yüz kalmadı!
diye cevap verir.
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
4 Mayıs 2011 Çarşamba
SOHBET DÜNYASI - 371 - KUTSİYET NASIL OLUŞUR?
Şapkasının gölgeliğinde şeritler ve kılıçlı bir suret olan kimseye bakan bilir ki bu general veya feld mareşaldir. Tüm-tam generaller başına kibirle giydikleri bu şapkayla çok gururlanıyorlar. Zâhirde çok kıymetli gösterebilir lâkin hiç bir kudsiyeti yoktur. İnsana bir ruhaniyet vermez, zîra insan uydurmasıdır. Ama peygamber sünneti olan türbanda (sarık)1 kudsiyet var, bu Allah emridir. İslâm tâcında ruhaniyet vardır, giydiğin vakitte ruhani kuvvet alırsın sana kudsiyet kazandırır. İşte onu ayırt edemiyorlar. Bu asrın insanı gök emriyle yer emrinin arasını bulamıyor.
- Bak başımıza ne giyiyoruz, ne kadar süslü, bir de size bak, gericiler!
Biz size göre gericiyiz ama siz hakîkatleri anlayamadığınız için geri zekâlılarsınız! Elhamdülillah biz geri zekalı değiliz, biz kudsî olanla olmayanı ayırt edecek temyize sahibiz, ama siz değilsiniz. Siz süs yapmakla kudsiyet kazanılır zannediyorsunuz!
Bizim camilerimizde Allah, Muhammed yazılı levhâlarımızda kudsiyet var ama onların kiliselerinde, katedrallerinde veya bazilikalarında çeşit türlü ziynetleri olsa da kudsiyet yok. Papazın, bişofun, arti bişofun, patriartin giydiği sırmalı elbiseler, altınlı asalar, langır lungur haç sallayıp gelişi, sanki yer tanrısı gibi. O elbiselerle millete karşı kudsiyet kazanıyor.
Zannediyorlar (Hâşâ). Îsa peygamber öyle giymedi, onun sünneti değildir. Bu bizim giydiğimiz türbanda kutsiyet var. Demek ki kutsiyet Allah celle ve âlâ’ya mensubiyetledir; hangi eşyada, hangi harekette, hangi fiilde, hangi sözde Allah’a âit olan bir şey varsa onda kutsiyet vardır.
Ne Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa s.a.v.’in sarığı. cumhuriyetlerinde, ne lâikliklerinde, ne inkılâplarında, ne meclislerinde kutsiyet var.
- Kutsiyet nerdedir?
Besmelesiz bir şeyde zaten kutsiyet yoktur, işte bu mühim bir meseledir. Kutsiyet nerede ayırt edemiyorlar. Kutsiyet; herhangi bir şeyin Allah’a nispeti varsa ondadır, insan uydurmasıysa onda bir şey yoktur.
Biz burada sohbet yapıyoruz, bu sohbet Şâh-ı Nakşibendî Hz.lerinin emridir, Onun emri de peygamber Efendimiz a.s’ın emridir. Sohbet; nasihat mânâsındadır.
Peygamberimiz buyurdu ki;
“Din, nasihat mânâsındadır.”
Zîra bizim buradaki toplantımız mukaddes bir toplantıdır çünkü onların emri üzerine olan bir toplantıdır. Bu amelden bizim üzerimize kutsiyet giydiriliyor. Kutsiyet giydirildiğinde ruhaniyet kuvvet alıyor demektir. Sultanlık Cenâb-ı Hakk’ın indirdiğiyledir. Şeriatın tatbikatını yapacak sultandır. Sultanda kutsiyet var, cumhuriyette yok. İşte onu için yol kesemediler, mantar dal budak verir mi? Ne kadar su döksen, gübre versen de olmaz...
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
- Bak başımıza ne giyiyoruz, ne kadar süslü, bir de size bak, gericiler!
Biz size göre gericiyiz ama siz hakîkatleri anlayamadığınız için geri zekâlılarsınız! Elhamdülillah biz geri zekalı değiliz, biz kudsî olanla olmayanı ayırt edecek temyize sahibiz, ama siz değilsiniz. Siz süs yapmakla kudsiyet kazanılır zannediyorsunuz!
Bizim camilerimizde Allah, Muhammed yazılı levhâlarımızda kudsiyet var ama onların kiliselerinde, katedrallerinde veya bazilikalarında çeşit türlü ziynetleri olsa da kudsiyet yok. Papazın, bişofun, arti bişofun, patriartin giydiği sırmalı elbiseler, altınlı asalar, langır lungur haç sallayıp gelişi, sanki yer tanrısı gibi. O elbiselerle millete karşı kudsiyet kazanıyor.
Zannediyorlar (Hâşâ). Îsa peygamber öyle giymedi, onun sünneti değildir. Bu bizim giydiğimiz türbanda kutsiyet var. Demek ki kutsiyet Allah celle ve âlâ’ya mensubiyetledir; hangi eşyada, hangi harekette, hangi fiilde, hangi sözde Allah’a âit olan bir şey varsa onda kutsiyet vardır.
Ne Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa s.a.v.’in sarığı. cumhuriyetlerinde, ne lâikliklerinde, ne inkılâplarında, ne meclislerinde kutsiyet var.
- Kutsiyet nerdedir?
Besmelesiz bir şeyde zaten kutsiyet yoktur, işte bu mühim bir meseledir. Kutsiyet nerede ayırt edemiyorlar. Kutsiyet; herhangi bir şeyin Allah’a nispeti varsa ondadır, insan uydurmasıysa onda bir şey yoktur.
Biz burada sohbet yapıyoruz, bu sohbet Şâh-ı Nakşibendî Hz.lerinin emridir, Onun emri de peygamber Efendimiz a.s’ın emridir. Sohbet; nasihat mânâsındadır.
Peygamberimiz buyurdu ki;
“Din, nasihat mânâsındadır.”
Zîra bizim buradaki toplantımız mukaddes bir toplantıdır çünkü onların emri üzerine olan bir toplantıdır. Bu amelden bizim üzerimize kutsiyet giydiriliyor. Kutsiyet giydirildiğinde ruhaniyet kuvvet alıyor demektir. Sultanlık Cenâb-ı Hakk’ın indirdiğiyledir. Şeriatın tatbikatını yapacak sultandır. Sultanda kutsiyet var, cumhuriyette yok. İşte onu için yol kesemediler, mantar dal budak verir mi? Ne kadar su döksen, gübre versen de olmaz...
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
3 Mayıs 2011 Salı
SOHBET DÜNYASI - 370 - SORMAK LAZIM
Soruyorum bütün hekimlere, evrimcilere;
1- Ana karnındaki çocuk nasıl halk oldu?
2- İnsan ana karnında et yığınımıydı, nasıl?
3- Et yığınını kesip biçip yamayarak insan sureti mi verildi?
4- İnsanın ana karnında ilk kemiklerimi halk oldu?
5- Onun üzerine etlerimi halk oldu?
6- İlk kemiğin içindeki ilik mi?
7- Etin içerisinde kan toplayan damarlar ne zaman aralara yerleştirildi?
8- Sinirler nasıl yerleşti?
9- Bu deri üzerimize ne zaman serildi?
10- Bu deri her şeyden sonra torba gibi üzerimize mi
giydirildi?
Hepimiz ana karnından gelmeyiz, gökyüzünden zembille inmedik. Ana karnındaki teşekkülümüzü meydana gelişimizi târif eden âlim var mı?
Besmele çekmeyen âlim olamaz. Çocuk ana karnında dokuz ayda dünyaya geliyor, ilk maddesi nasıldı? O çocukta kudsiyet var. Allah yapısı insanda ruhaniyet var, can var.
Her gün anasının rahminden dışarıya milyonla iki-üç kiloluk insan yavrusu çıkıyor. Yavrunun içinde kılcal damarlar vardır. Kılcal damar denilen kıl gibi damarların içinden kan yürür.
Düşün, bunu hangi fen, hangi ilim, hangi teknoloji damarın içini delik olarak yapsın ki, kilometrelerce damar var. Bu hekimler ilk olarak Allah’a secde edecekken, ilk olarak kâfir oluyorlar.
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
1- Ana karnındaki çocuk nasıl halk oldu?
2- İnsan ana karnında et yığınımıydı, nasıl?
3- Et yığınını kesip biçip yamayarak insan sureti mi verildi?
4- İnsanın ana karnında ilk kemiklerimi halk oldu?
5- Onun üzerine etlerimi halk oldu?
6- İlk kemiğin içindeki ilik mi?
7- Etin içerisinde kan toplayan damarlar ne zaman aralara yerleştirildi?
8- Sinirler nasıl yerleşti?
9- Bu deri üzerimize ne zaman serildi?
10- Bu deri her şeyden sonra torba gibi üzerimize mi
giydirildi?
Hepimiz ana karnından gelmeyiz, gökyüzünden zembille inmedik. Ana karnındaki teşekkülümüzü meydana gelişimizi târif eden âlim var mı?
Besmele çekmeyen âlim olamaz. Çocuk ana karnında dokuz ayda dünyaya geliyor, ilk maddesi nasıldı? O çocukta kudsiyet var. Allah yapısı insanda ruhaniyet var, can var.
Her gün anasının rahminden dışarıya milyonla iki-üç kiloluk insan yavrusu çıkıyor. Yavrunun içinde kılcal damarlar vardır. Kılcal damar denilen kıl gibi damarların içinden kan yürür.
Düşün, bunu hangi fen, hangi ilim, hangi teknoloji damarın içini delik olarak yapsın ki, kilometrelerce damar var. Bu hekimler ilk olarak Allah’a secde edecekken, ilk olarak kâfir oluyorlar.
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
1 Mayıs 2011 Pazar
SOHBET DÜNYASI - 369 - İLAHİ KUTSİYET.
İnsanlar kendi kendilerine ne yapar ne ederlerse hiçbirisinde kudsiyet yoktur. Yâni insanlar bir benzetiş yaparlar, meselâ insan sureti yapar, insana benzer ama insan değil, hayvan sureti yapar ama hayvan değil. Bir kedi var, bir de yanında yontulmuş bir suret vardır. Kedide Cenâb-ı Hakk’ın koymuş olduğu sır vardır, o sırla o kedidir.
İnsanoğlu da bir hayvan suretini yapar ama Allah’ın ona verdiği sırrı veremez. Sır verse o da canlanacak. Sır; Cenâb-ı Hakk’tadır. Etten kemikten bir suret yapar ve bu yapmış olduğu surete sır verir. O sırla etten kemikten yapılmış olan suret ayağa kalkar. Hepimiz etten kemikten suretleriz, taştan yontulma heykeller değiliz.
Heykel yapmak kolay lâkin etten ve kemikten yapmak kolay değil. Dünyada acayib-i müsamma yâni yeryüzündeki 7 acayip şeyden birisinin Amerika’daki “Hürriyet Âbidesi” olduğunu iddia ederler. Wonderfull! dedikleri bu yapıya asansörle yukarıya çıktık, baktık memleket ayağımızın altında,
- Daha heykelin ayağındayız. Dediler,
Hakîkaten bakıldığında onun hesabını yapıp, ölçü üzerine onu oturtmak epey bir ustalık ister, ben merakımı gizleyemedim,
- İlk dışarıda ki örtüsünü yapıp sonra mı içine girdiniz? Diye sordum.
- Yok, bak nasıl başlandı resimler var, ilk iskele kuruldu, sonra demirlerden içerisi yapılıp örtüsü giydirildi. Her iş bittikten sonra giydirmiş onu ki, heykel olarak görünsün yoksa çakılı tahta ve demir kalaslardan ibâret.
İnsanoğlu bunu yaptı diye o kadar kibirli ki...!
Bre yaptığınız heykel! İstediğin gibi plânın haritasını yaptın, koca bir meydanda demirleri çektin, yığdın ve taktın. Daracık ananın karnında o çocuğa sûret vermek, o küçücük yerde onu yapabilmenin yanında nedir ki? O heykel için dünyanın 7 harikasından biridir deniyor.
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
İnsanoğlu da bir hayvan suretini yapar ama Allah’ın ona verdiği sırrı veremez. Sır verse o da canlanacak. Sır; Cenâb-ı Hakk’tadır. Etten kemikten bir suret yapar ve bu yapmış olduğu surete sır verir. O sırla etten kemikten yapılmış olan suret ayağa kalkar. Hepimiz etten kemikten suretleriz, taştan yontulma heykeller değiliz.
Heykel yapmak kolay lâkin etten ve kemikten yapmak kolay değil. Dünyada acayib-i müsamma yâni yeryüzündeki 7 acayip şeyden birisinin Amerika’daki “Hürriyet Âbidesi” olduğunu iddia ederler. Wonderfull! dedikleri bu yapıya asansörle yukarıya çıktık, baktık memleket ayağımızın altında,
- Daha heykelin ayağındayız. Dediler,
Hakîkaten bakıldığında onun hesabını yapıp, ölçü üzerine onu oturtmak epey bir ustalık ister, ben merakımı gizleyemedim,
- İlk dışarıda ki örtüsünü yapıp sonra mı içine girdiniz? Diye sordum.
- Yok, bak nasıl başlandı resimler var, ilk iskele kuruldu, sonra demirlerden içerisi yapılıp örtüsü giydirildi. Her iş bittikten sonra giydirmiş onu ki, heykel olarak görünsün yoksa çakılı tahta ve demir kalaslardan ibâret.
İnsanoğlu bunu yaptı diye o kadar kibirli ki...!
Bre yaptığınız heykel! İstediğin gibi plânın haritasını yaptın, koca bir meydanda demirleri çektin, yığdın ve taktın. Daracık ananın karnında o çocuğa sûret vermek, o küçücük yerde onu yapabilmenin yanında nedir ki? O heykel için dünyanın 7 harikasından biridir deniyor.
Ş.N.Kıbrısi Hz. sohbetlerinden
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













