28 Eylül 2009 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 81 - HAYAT GAYESİ

Devamlı muhalifiz. Hiçbir zaman ;

- Sen nasıl istersen. Demiyoruz.

Devamlı Cenab-ı Allah'la itiraz içindeyiz.

- Allah'ım, Sen nasıl istersen, Demeliyiz.

Bir olaydan memnun değilsen bile Elhamdülillah demelisin. Sen muhalif olsan bunun hiçbir manası yok. Bu edebi korumalıyız.
Büyük Şeyh Efendi h.z.;

"En yüksek seviyeli mürit, herhangi bir şey için, niye böyledir diye sormayandır"

En yüksek seviyeli edep, bir şey olduğunda;

- Niye böyledir? Diye sormaz.

Sorarsa bunun manası;

- Ben bunun olmasından hoşlanmıyorum. Anlamına gelir.

Ayrıca senin iradeni, Allah'ın iradesinin üzerine çıkarmaktan başka
bir şey değildir. Senin egon itiraz eder. Sen;

- Niye oldu?

Diye soramazsın. Sen kulsun. En düşük seviyeli edep soru sormamaktır. Allah c.c. görmektedir, bakmaktadır ve bilmektedir.

"Nesin sen? Niyetin ve gayen nedir? Niye bu soruyu sormaktasın?"

Nihayet senin nefsin bir numara olmayı iddia etmektedir. Kendinin emrettiği emirleri getirmeye uğraşır.

- Niye bir şey oldu?

Diye sorarsan, bunun ilahi makamdaki manası;

- Rabbim'den memnun değilim! Daha iyi bir şey yapabilirdi, benim düşündüğüm bu konuda ben yapsaydım daha iyi olurdu!

Allah hiçbir zaman affetmez. Onun iradesi Allah'ın iradesinden daha mı iyi?

İnsan bakmakta ama nerede olduğunu bilmemekte. Ne oldu? Diye sorduğu zaman mesuliyetini unutur. Bundan dolayı bütün tarikatların yaptıkları; müritleri, insanları eğiterek kul olmayı öğretmektir. Kul hiçbir zaman hesap sormaz. Tarikat eğitimi; insanları en iyi edep, nefsini unutmak ve kendi nefsine muhalif olmak, mutlu olmak ve Allah'ın iradesini kabul etmeği öğretir.!Allah'ın iradesini kabul edinceye kadar belki sen nefsinin ve şeytanın kulu olabilirsin.

Bu hassas bir noktadır. Cenab-ı Allah'a milyonlarca insan muhaliftir. Kullukta en iyi edep, Cenab-ı Allah'ın iradesini kabul etmektir.

Herkesin istediği Rabbe ulaşmak, Rab olmak, haşa! Bu olamaz çünkü bir Allah var. Kul olabilirsin.

Alemlerin Rabbi seni unutmaz, muhafaza eder ve destekler.
Eğer Allah c.c. biriyle beraber olursa o kimse her zaman huzur, mutluluk ve tatmin içinde olur. Muhafaza etmen gereken şey, Allah'ın arzusu ve hürmetiyle mutlu olmaktır.

Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

17 Eylül 2009 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 80 - EN BÜYÜK ALLAH

Bizim ihtiyacımız Allah'tan af dilemektir;

Rabbimiz bizi affeyle, biz en küçük olanlarız.

Çok küçüğün manası; hiçbir şeydir. Eğer bu alemden farklı milyonlarcası da olsa buna rağmen yine küçüğüz. Milyarlarca olsa gene küçük. Trilyonlarca alemler de olsa, trilyonun katı kadar da olsa bu hiçbir şeydir. Katrilyonlarca nın çarpımı da olsa hiçbir şeydir. Bunun vasıtasıyla hayal gücünü kullanarak bu varlıkta olanları çok büyük yapsan da bu Cenab-ı Allah'ın büyüklüğü yanında hiçbir şeydir. Her şey O'nun büyüklüğü yanında hiçbir şeydir.

Çünkü O'nun büyüklüğüne sayılar yetmez, teraziler yetmez, dengeler de yetmez. İmkansız. Belki bizim idrakimize göre her şey büyük olabilir. Varlıkların büyüklüğü bizim gözümüzde büyük görünür. Yaratıkların varlığı senin idrakine göre daha büyük görünmekte. Ama senin idrakini, ölçülerini ve dengelerini, bunları Allah c.c. için kullanamazsın. O'nun büyüklüğünün son noktasına varamazsın. Mümkün değildir.

Eğer O'nun büyüklüğü için bir sınır bulursan, O yaratıkların seviyesine düşmüş olur o zaman yaratıcı olamaz. Yaratıcı en büyük olmaktır. O çok büyüktür. Herkesten ve her şeyden. Varlıktaki en büyüktür. Onun varlığı her yeri kuşatmıştır. Bundan dolayı yaratıklar ve alemler;

- Bizim yerimiz var. Diyemezler.

Allah'ın yanında hiçbir yer yoktur. O ilk olduğu gibi sondur. Bizim
Var oluşumuz hakkında Büyük Şeyh Efendi;

"Senin varlığın aynadaki varlığındır. Büyük bir aynada göründüğün gibisin. Bu aynada görünen hiçbir zaman ben varım diye iddia edemez."

Allah c.c.;

" İnsan zayıf yaratılmıştır." Diyor.

Zayıf olan himayeye muhtaçtır. Zayıf kendi kendini kayıramaz. Çocukta öyledir. Onun için annesi ve babası yardım eder. Büyüyüp akıl baliğ oluncaya kadar yine himayeye muhtaçtır. Akıl baliğ olmuş lakin daha olgunlaşmamış olan kendi halini iyi bilir. Ancak olgunlaşmadığından daha kötüdür,kendi arzularına hükmedemez. Hükmedemediği takdirde şeytana uyar. Bütün hayatı perişan olur gider.

18 yaşına gelip reşit olduktan sonra kendi kendini anlamaya süzmeye başlar. O vakitte kadar gözetmek, göz hapsinde bulundurmak mukarabeye bulundurmak lazımdır.

Gençlerin akıllarını çelenler kendilerini çalanlar, kendilerini çalarlar. Benliklerinden çalınmış işe yaramaz bir hale gelirler. Dünyadan gidinceye kadar cemiyetin içinde yaramaz olurlar ve herhangi bir surette dünyadan giderler. Onun için Cenab-ı Allah, insanların kendilerini nasıl gözeteceklerine dair emirler bildirmiştir.

İnsanların kemale erişmesi, dünya hayatlarını da yerine getirip, ebedi hayat için hizmeti tamamlamaları için gönderilmiştir. İlahi emirleri ayak altına alan, hiçe sayan çok cemiyetler batıp gitmiştir. Helak olmuşlardır. 21.asırda yaşayan insanlar, insanlara gönderdiği ahir zaman peygamberinin emirlerinin dışına çıkamaz. 21.asır değil 120 bin asır geçse sen gene maneviyata muhtaçsın.

Ey insan seni bu yeryüzünden alıp götürecekler. Yeryüzü boş kalacak değildir. 1 alırsa 5 koyar, 5 alırsa 15 verir. Dünya daha kendisine verilen zaman dolmadan daha boş kalmaz.

Dikkat edin, bu zamanın insanları dünyayla sarhoştur. Her şeyi maddeden bekliyor, maddenin zindanına hapis olmuş, çıkamıyor veya çıkmak istemiyor. Çocuk ana rahminde rahattır, çıkmak istemez. Onun için Allah iki melek tayin eder. Biri çeker o kaçar. O yüzden ana sancı çeker. Derler ki;

- Ya Rab, bu ana karnını çok sevmiştir, çıkmak istemiyor, biz aciz kaldık.

Deyince Allah c.c. tecellisini gösterir. Bunun üzerine çocuk secdeye kapanır. Onun için buradaki insanlar;

- Dünyada kalalım. Diyorlar.

Peygamberler ebedi bir dirilişe, serverı bir dirilişe davet ediyorlar. Sana Allah ruhaniyet verdi. Hayvanlarda olan ruhu vermedi. O ruh ile sen gökyüzüne bir yolla arşa doğru çıkabilirsin. Ama yok hayvanlara verilenden kör, topalda olsa istiyorlar;

- Yiyelim, içelim, geviş de getirsek dünyada kalalım. Diyorlar.

Bu sınıf, sınıf değil, hayvan sınıfıdır. Allah c.c. seni öyle bir surette yarattı ki aşk seni bekliyor. Huzuruna vereceğine göre Allah c.c. seni huzuruna çağırıyor. Sonsuz aşk için.

Dünyaya doymayanlar geviş getiriyor. Senin etrafında yaşayan hesapsız milyonlarca mahlukat var. Sen teksin, sen kendini tanımıyorsun. Tanımakta istemiyorsun. Topraktan gelip toprağa gidiyorsunuz. Kuyruğu eksik bir mahluk yer, içer, keyfeder, ölür, gömülür, toprak olur gider.

Talim ve terbiye gerekir. Bu milletin vebalinden kurtulamayacaklar. Çünkü aldatıyorlar ve aldanıyorlar. Hakikati söylemiyorlar. Lakin bir gün gelecek mızrak çuvala batacak. Allah'ın vermediği şey bayram değildir. Uydurmadır.

Bu millet 80 sene önce öyle bir tuzağa düşürüldü ki kurtulamadı. Bir tarih başlangıcı yapıldı. Onu yapan da bizim gibi bir kuldu. Bu gün o bir kulun bayramını yapıyorlar. O kulu gönderenin bir şükür hakkı yok mu?Bazı kimseler der ki;

- Kabirlerden medet ummayınız.

- Ne diye diyor?

- Evliya kabirlerinin ziyareti yasaktır, lakin bir tek türbe! Vardır.

- O kimseyi sana gönderene teşekkür etmeye gerek yok mu?

"Kıyamette ilmiyle alim olmayan alim kimselerin bağırsakları yerlerde hasrolunacaktır."

Sokaklarda merasim yapıldı, bir de bizim Cenab-ı Hak'ka şükrümüz olması lazım değil mi?

- Sana şükür.

Demek yanlış bir hareket mi? Niye camiyi, Allah'ı unutturuyorlar? yukarıdan bizi gören var. Görmez değil. Sıfırlar, yeni bir sayfa açar. Ne iradesine karşı gelebilir?

Şükredelim, Allah c.c. bir vesileyle yeryüzünde bu kadar devam ettirdi. Allah c.c.,kendisini tanımayanlara rıza etmez. Ne parayla ne pul ile. Mimar demiri kaldırdı. Demir: imandır, maneviyattır. Betonun içine kamış koydular. Allah vardır, görüyor, işitiyor, seyrediyor. Kudretlidir. İstediğini yapandır. Allah'tan korkun.



Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 79 - CEVABİRE DEVRİ

Bu bir sohbettir. Herkes konuşursa demokrasi olur, manası; herkes konuşur. Kimse kimseyi dinlemeye mecbur değildir, kadınlar gibi. İnsanların düşmanı gene insanlardır. Kurtlar insanların düşmanı değildir. Kaplanlar, yılanlar insanın düşmanı değildir. İnsanın düşmanı hayvan değil yine insandır.

- Hakikaten böyle bir söz işittin mi?

Bu söylenen söz haktır.

- Ne gibi bir insan?

Sireti vahşi hayvan, kurt sıfatlı insan var. 100 kurdun yapamayacağını yapar melun. İnsan kıyafetli insan var 1000 yılanın yapamayacağını yapar. Çünkü insanlarda nefis vardır. İnsanlarda da hayvanlarda da nefis vardır. Var da hayvanlardaki nefis kendini ve zürriyetlerini idare edebilecek yerler içindir.

Yemek şehveti nefistendir. Hayvanın nefsi olmasa yiyemez. Yemek ve içmek nefistendir. Zürriyeti devam ettirmek şehvettendir. Onlarda akıl yoktur. Hiçbirisinin aklında "dünyaya hakim olalım" düşüncesi yoktur. O hayvanı nereye çaksan o orada durur. Nefsin tezahüratı bundan
ibaret.

Şeytan onlara bir şey yaptırmaz çünkü onlar mükellef değildir. Şeytanın musallat oluşu ademoğluna imtihan içindir. İmtihanda insanoğluna derece kazandırmaktır. Eğer nefis imtihan olayını idrak etse, şeytana karşı gelir. Şeytana yüz vermez, şeytana tart eder. Şeytana karşı geldiğinden dolayı rütbe alır ve bir kazancı olur.

Nefsine mağlup olan kimse yani nefsine tapan kimse ve ya nefsinin havasını kendine ilah edinen kimse tehlikeli olur. O sıfatta olan kimseyi şeytan azdırır. O sıfattaki insanlar insanlığın en büyük düşmanıdır. İnsanlığı bitiren insanlığı çiğneyen odur. Onun için insan kadar insanlığı yıkan yok eden, insanlığa düşman olan bir mahluk yoktur. Hayvanlar insanların belki fiziki yapısına zarar verebilir, belki parçalar, yer, sokar, onun zararı onun şahsında durur kalır. İnsanlığa o hayvanın zararı olmaz. Lakin insanlığı yok eden, kendi azgın nefsine meydan veren, kendi şehvetini her ne şekilde olursa olsun yerine getirmek isteyen, hırslı, hırs küpü, şehvetine hırslı olan kimse, insanlığı harap eden kimse odur. 20.asrın insanı budur.

20. Asrın insanına hudutsuz bir hürriyet verilmiştir. Bu vakitte huzursuz hırsını tatmin etmek için oraya buraya saldırır. Onun için bu asrın insanında insanlık mevhumu kalmamıştır. Her yerde muharebeler var, karışıklıklar var, her yerde insanlarla insanların çatışması. İnsan ismiyle bir sembol olduğu vakitte, manasıyla insanlığı temsil eden adam kimseye zarar veremez. İnsan hayvanlaşmadan zarar veremez. Bazı insan yılan olur, bazısı ayı, sırtlan, katır, akrep cinsidir, bunlar o hayvanları temsil eden zararlı haşarattır.

Bütün teknoloji ve bütün değişmeler de en büyük gelişme %90'ın üzerinde çalıştıkları silahtır. Silah; insanların zatını hedef alan teknolojinin belalarıdır. İtiraz var mı? Bütün çalışmaların, araştırmaların hedefi, fiziki bünyelerin hedefi insanlığı yok etmek içindir.

Umumi dünyada insanların fiziki ulviyetlerini sarf ettikleri paranın rakamı insanın başını döndürür ki; katrilyonlarla ifade edilebilir. Bu sırf insanın insanı öldürebilmek için ayırdığı paradır.

- Binaenaleyh insanlık nerede kalmıştır?

Bitmiştir. Onun için Hz. Muhammed;

"Cevabire devri"

Diye bildirmiştir. İnsanların birbirine düşman olduğu bir devirdir. İnsanlık için konuşamazsın. İnsanlığın tüketildiği zamandır. Bir insan ki; onun kıymeti Allah'ın katında insansız bir dünyadan kıymetlidir. Sinek gibi öldürüyorlar, hakaret ediyorlar, insanlıklarını çiğniyorlar. İnsanlığı arayanların yeryüzünde sığınacakları bir yer yoktur.

Mekke, Medine, Şam, Kudüs, İstanbul, Mısır, Bağdat, Acemistan' da dahil olduğu halde. Öyle bir belalı zamandır. Zaman değil vahşilerin hükmettiği zamandır. Dünya kurulalı böyle vahşet görmemiştir. İnsanlığı tahrip eden insanlığın en büyük düşmanı insanlardır. İnsan şerefinin bitmiş olduğu zamandır. İnsanlarda vahşeti temsil eden kimseler, insanlığı ve insanlığın şerefini kabul etmiyorlar.

Hakikaten mühim bir mesele. İnsanlar insanlıktan çıktıktan sonra tercih diye bir şey bilmez. Kedinin önüne altın koy, bir de fare gibi bir şey koy, kedi fareyi tercih eder. Fare diri ve ya geberik olsun kedi için değeri yok. Bir avuç altın, inci, yakut koysan fare olan kabın içine bakar da o tarafa bakmaz.

Bu zamanın vahşi insanları Ahireti tercih edemiyor. Ebedi Ahiretle
bu dünya arasında tercih yapamıyor. Onun için bu zamanın insanının da ebedi hayatla alakası yoktur. Sonsuzlukla bir buluşması yoktur. Serveri bir hayatın zevki onda yoktur. Bu hayatın gam ve kederinin irinini yiyip içmekten hiçbir mahlukat onlara erişemez. Yedikleri irin, içtikleri kan. Efendimiz s.a.v. buyurdu;

"Allah'ım bizi nefsin eline bırakma"

Nefsin içine düştün mü çıkamazsın. Bir lahza düştün seni pis eder, berbat eder. İnsanların zulmü. Macaristan'da bir altın fabrikasından siyanür sızıntısı geldi, nehirdeki zehirden bütün mahlukat öldü. Milyonlarca insan o sudan kullanıyor, içiyor, hepsi tehlike içerisindedir. Vahşet insanoğlunun. Estağfurullah! Allah'a dönmekten başka kurtulmanın başka yolu yok. Allah'ım bizi affeyle, ne kadar söylesek bizim sesimizin ulaşması imkansız. Bizim istediğimiz zahiri ve manevi kuvvetleri tamam olan zatın bize yetişmesidir. Bize yetişsin manevi güçle gelsin. Gazetelerde Rus kumandanı demiş ki;

- Biz Grozni'ye gelirken, gözetmek için çok dikkat ettik ama imkanı yoktu.

Top tüfekle ıslahat olmaz. Bu kötü akımı böyle durdurmanın imkanı yok.

İslam'ın son Peygamberi Hazreti Muhammed (A.S.)'ın gelecekle ilgili bildirmiş olduğu haberlere göre Kendisinden sonra kıyamete kadar yaşanacak devirler şöyle sıralanmaktadır (İmam Ahmed Bin Hanbel , 4.273):

Hulefa-i Raşidin Devri; Dört büyük Halife'nin (Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali) ardı ardına geleceği devir.

Ümera Devri; Şam'da Emevilerin, Bağdat'ta Abbasilerin Emir-il Müminin (müminlerin başı) olacağı devir.

Mülk Devri; Osmanlı Padişahlarının halifeliği devralıp Müslümanları idare edeceği devir.

Cebabire Devri; Müslümanların tek elden yönetilmeyeceği, Kur'an-ı Kerim'e riayet edilmeyen "Ahir Zaman" devri. Zulmün ve küfrün arttığı, inançsızlığın moda, Müslümanlığı yaşamanın ise avuç içinde ateş tutmaktan daha zor olduğu devir.

Hazreti Mehdi ve Hazreti İsa Devri; Müminlerin tekrar bir bütün haline gelip tüm dünya üzerinde adaletin ve Allah'a imanın yayılacağı devir.
Şah’ı Nakşibendî Hz 'lerinin dediği gibi, "bizim yolumuz sohbet yoludur, toplulukta da rahmet vardır" Duayla kalınız!



Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. leri sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI – 78 - YARATANIN VARLIĞI


Varlıkta olduğumuz için mutlu olun. Bu en büyük şanstır. Cenab-ı Allah bizi varlığa getirdi. Eğer Allah bizi yaratmasaydı sen varlığa gelemeyecektin. Bunu hayal edebilir misin? Varlıkta olmayı bilmeyecektin. Çünkü orada değildin. Eğer orada değilsen mutlu da değilsin.

- Seni kim yarattı, sana nasıl şekil verdi, bunu kim yaptı?

Bunu hayal edemezsin. Bir yaratığı dünya üzerinde yaratmak nasıldır? Bunu da hayal edemezsin.

Bir heykeltıraş taştan bir heykel yapabilir, bir ressam da bir resim
yapabilir. Resmin gölgesi yoktur. Gölgesiz bir şekil. Evet insanoğlu yaratığa benzeyen bir heykel yapabilir ve baktığınızda;

- Bu bir kadın, bu bir kedi, kaplan ve ya eşeğe benziyor. Diyebilirsiniz.

Bir yaratık için heykel yapmak basittir.

- Ama o şekle karakteristik özelliklerini verebilmek?

Cenab-ı Allah aslanı yarattı ve aslana bazı özellikler bahşetti. Bu özelliklerle beraber aslan varlığa geldi. Bundan dolayı ona aslan dersin, eşek diyemezsin. Ve eşeğin şekli öyle bir şekle sahiptir ve özellikleriyle beraber yaratıldı ona da kaplan diyemezsin. Yaratıcı şekil yaratıyor ve özelliklerini bahşedip buyuruyor ki;

"O kaplandır"

Eşeğin özelliklerini kaplana veremezsiniz. Bu Cenab-ı Allah'ın büyüklüğünü gösterir. Allah yaratıp, onlara özelliklerini vermektedir. Yoksa aslan, aslan olamaz. O sadece o zaman bir madde parçası olur. Bir şekil görebilirisin ama o aslan değildir. O görüntüye aslanın özelliklerini, bahşetmek sadece Allah'ın özelliğidir. Ve Allah insanoğlunun özelliğini verdi, onu yarattı. Cemalettin, Ahmet değil, Ahmet, Sadi değil...!

İnsanoğluna genel özellikler verilmiştir ki insanoğlu olmasının özelliği olsun. Herkese ayrı ayrı özellikler verilmiştir. Özellikler verebilmek ırklara özellikler verebilmek. Alman ırkı ve onların özellikleri, Arap ırkı, Türk ırkı, başka özellikleriyle beraber.

- Ben Malezyalı değilim, ben Endonezyalıyım. Diyor.

Avustralya,Yeni Zelanda olmayı kabul etmiyor. Acemler de;

- İranlı değiliz , biz Nuh a.s.'ın gemisine çıkan ilk ırkız. Diyorlar.

Allah'ın büyüklüğüne bakın! İnsanlar için Allah'ın büyüklüğünü düşünmek için bahşedilen özelliklerdir. Allah her yaratığa bir istikamet bir yön vermiştir. Karınca sağa sola koşmaz hepsi bir istikamet üzeredir. Seninde varacağın bir nokta yoksa bir adım bile atamazsın. Oraya doğru hareket edersin. Mükemmel inanan kişi der ki;

- Ey Rabbimiz, Sen çok büyüksün, Senin gibi bir başkası olamaz. Sadece Sen! Teklik Sana aittir. Her büyüklük Senin içindir. Bil sekte bilmesek de sonsuz özellikler Sana aittir.

Eğer O bir karıncaya özelliklerini vermese, o karıncanın ne kadar özelliklerinin var olduğunu bilemezsin. Sayısız karınca ve bir karınca diğerinden farklıdır. Efendimizden bir emir vardır;

"Yaratanın varlığı üzerinde bir şey bilmeye çalışma, bilmen gereken yarattıkları ve onların özellikleri üzerinedir."

Çünkü onların özellikleri genel bir açıklamada her yaratığa verilmiştir. Varlığa gelebilmesi için özelliklere ihtiyacı vardır.

Allah bize bir şey bahşetti ki kendi nurunda bir şey verdi. Bir kimse karanlığa düşerse etrafındaki nedir bilemez. Işık açılırsa görür. Şimdi insan karanlıktaki bir kimseye benzer. Zifiri karanlıkta hiçbir şeyi fark edemez, hissedemez. Şimdi ışıkla doğuya batıya, aşağıya, yukarıya bakabiliyoruz. Allah'ın sonsuz güç deryalarını anlamak için gücünü, kabiliyetlerini, irade gücünü harca. Hazırlandığın zaman belki açılır. Taşıyamazsan senden alırlar ve sana Cenab-ı Allah'tan ne verildiyse onu verirler.

"Bir karınca insanı anlayabilir"

Dersek bu sana imkansız gelse de olabilir. Kimse bilemez. Sadece seviyende bir şey bilebilirsin. Daha fazlasını bilemezsin. Neden tartışıyoruz? onun varlığını hiç kimse anlamıyor, mümkün değil.

- Sen kendi varlığını iddia ediyor musun?

İddia edemezsin. Sebeplerini bilemezsin. O neden varlıktadır onu bilemezsin. Eğer Cenab-ı Allah sana vermese sen bilemezsin. Allah hakkında hiçbir şey bilemezsin. O önce olduğu gibidir. Allah dün olduğu gibidir. Bu günde Allah devamlı aynıdır. Ezeli olarak aynı kalacaktır. Hiçbir zaman değişmez. Ya Rabbi bize müsaade et anlayalım! Öyle bir ezelidir ki normal insanların çocukken, gençken bilmeleri, işitmeleri ve öğrenmeleri lazımdır.

Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 77 - MARİFETULLAH

İdrak edemeyenler;

- Hiç kimseye bağlanma, büyük alim, büyük veli de olsa takip etme, Kuran'ı takip et. Diyorlar; ama Kuran'da;

"Takip et" Deniyor. Allah diyor ki;

"Benim için hayatını ver, Benim için kim hayatını vermişse onu takip et"

Bundan dolayı insanın şerefi kendisine göre iki çeşittir, kendisine göre ve dünyaya göredir.

Marifetullah: Allah'ın arifini bulmadan nasıl Cenab-ı Hak hakkında bilgiye ulaşabilirsin? Ahirette ise senin bilgine göre sana şeref verilecektir. Cennette rütbende senin bilgine göredir. Cenab-ı Allah hakkındaki bilgine göre. Bilgi:

Sana verilen bilgi,

Cenab-ı Allah'ın zatı hakkında bilgi,

Onun ilahi özellikleri hakkında bilgi,

İsimleri hakkında bilgi,

Varlıkta olan her şey hakkında bilgi.

Her ilahi isim her biri sonsuz okyanuslara benzer. Allah ne yazmışsa, o yarattıklarını varlığa çıkarır. Bu şeyler hakkında bilgi edinebilirsin. Cenab-ı Allah'ın hakkında bir şey bilmeye yol bulursun. Yüzersin bitiremezsin. Sonsuzdur. Her zaman sana yeni hikmetler, yeni güzellikler, her şey gelir. Her saniye içinde şelale gibi akar durur. Bundan dolayı bir insan için Cenab-ı Allah'ın ilahi varlığına ulaşmak mümkün değildir.

Hiç kimsenin aklı Cenab-ı Allah'ın fiillerini kesemez. Özelliklerine ulaşması mümkün değildir. Bilgi sana şeref verir. Bundan dolayı istediğimiz daha çok bilgidir. Cahil insanlar odundan farksızdır. Kuru bir ağaca benzer. Hiçbir dalı, yaprağı, çiçeği, meyvesi olmayan bir ağaçtır.

Burada olanların ana gayesi gerçek hayata, hayatın köklerine ulaşmaktır. Sonsuz hayatı anlamak,çiçeklere ve meyvelere ulaşmaktır. Eğer bu yola girmezsen kuru bir ağaca benzersin ve sonunda odun olursun.
Allah bizi oduna benzetmesin. Odun ateş içindir. Kuru vücutlar cehenneme ateş için uygundur. Bizi muhafaza buyursun.

O Sultandır. Kim bunu bilirse odun olmaz. Bazı profesörler yarım saatlik bir seminer için 6-8 ay öncesinden hazırlık yaparlar. Düşünerek konuştuğumdan değil, onlar idare ederler. Onların gücü eşeği konuşturmaya bile yeter.

Not.Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

15 Eylül 2009 Salı

SOHBET DÜNYASI - 76 - FİTNE ÇIKARMAK

"Her gün yeni bir şandır"

Saltanatlı bir sözdür. Yani emsali sevkat etmemiş tecellilerden her gün yeni bir görüntü vardır. Yevm; Aslında vaktin üniversitesidir. En küçükten en büyüğüne kadar ifade eder. Her an, her dakika her saat...! İçinden geçmekte olduğumuz zaman tünelinin emsali geçmiş değildir. Bu gün dünün kopyası değildir. Yarın da bu günün kopyası değildir. Dünkü gazete bugünkünün kopyası mı? Değil. Tefsir; bugünkü ceride( yazılan çizilen) dünkü ceridenin kopyası değildir. Başından bak, sonuna kadar dünkünün kopyası değildir. Dün önceki gün yok. O ayeti kerimenin manasına işaret eden bir delildir. Her gün yeni meydana gelişler, görünüşler yenidir. Onun için;

- Ne haber var? Dediğimizde;

- Haber yok. Deniyor .

Haber var. Boş saat olur mu? Boş kese, boş boğaz, boş kafa olur mu? Her an gelişme vardır. Zaman akıyor.

-
Ayda saat kaçtır şimdi? Ayda zaman var mı? Güneş ne taraftadır? Ciheti var mı? Güneşi nereye göre tayin edeceksin?

Zaman ve mekan mefhumu tamamdır ama dışına çıktın mı kaybolur. Ayda zaman var mı? Bizim saat orada çalışır mı? Zaman izafidir.

Mekan; Güneşin mekânı nedir? Bizim mekânımız yeryüzü, güneşin
mekanı nedir? Madem ki mekan vardır, güneşin de bir mekanı olması lazımdır. Güneş bir cisimdir. Madem ki cisimdir mekanı olacak.

- Güneşin mekanı nedir?

Boşluğa mekan denilemez. Eğer boşluk mekan olursa boşluk diye bir şey kalmaz orada.

- Boşluk bir varlık mıdır? Yokluk mudur? Boşluğun tarifi nedir? Varlığın yokluğun tarifi nedir? Güneşin evi mekanı, yurdu neresi, nerede duruyor?ne tarafa yakın, ne tarafa uzak?

Acayip bir şey. Varlık,yokluk ve boşluk mefhumu üç acayip iştir. Hakikat erbabının huzurunda bellidir. Onu bulmayan çözemez. Biz şimdi oraya gitmeyelim aşağıya, dünyaya inelim.

- Nerelisin?
- Lefkoşalı.

- Mekanın nerede?

Dünyada mekan Ahirette iman. Başını sokacak, barınacak bir yerin olmazsa çok perişansın. Kiracısın,

''aybaşı kapının arkasında'' derler.

Kirayı öde veya çık. Çıkacak yeri yok. Mekanı yok, nereye gitse;

- Bu benim tapulu yerimdir. Diyecekler.

Mekansızlık ta insanlara büyük iftiladır.(otlatma) Bu cihettendir ki eski insanlar göçebeliği tercih etmişlerdir. Gide gide himmetleri düştüğü için;

- Ne diye gidelim, bir yer yurt edinelim. Demişlerdir.

Her gün hadiselerle doludur. Bilinen var bilinmeyen var. Bilinmeyenin yanında bilinenler denizden bir damla gibi kalır. Dünyada 6 milyar insan
var, bu kadar insanın içinde neler oluyor, bize ulaşan ne? Hizbullah temsilleri, göbek atan 3-5 kadın, onlara benzeyen 3-5 erkek, tambur çalan tava kafalı, onun gibi hadiseleri aksettiren haber kabilinden bir şey olmayan, en sufli tarafından bir şey olmayandır.

Halbuki o alet (televizyon) hayır olarak kullanılsa insanlara ışık tutan bir şey olur. Peygamber a.s.'ın haberleri;

"Bir şeyin görülmesiyle işitilmesi bir değildir"

Bakış fotoğraf makinesi gibidir. Lakin işitme görülenden çok gerilerde kalıyor. insanoğlunun aklının temekküz ettiği merkezi beyindedir, baştadır. İmanın merkezi de kalptedir. Ruhaniyetimizi temsil eden kalptedir. Aklımızı temsil eden baştadır. O beynimizin acayip bir yapısı vardır. Kapasitesi de bizim şimdiki bildiğimiz hududun ötesindedir. Bu gün aklımızın çok cüzi bir kısmını kullanıyoruz. Külli olan kısmıyla biz aklımızı çalıştırabilsek, dünyada ne kadar kasetler varsa, gerek resim gerek yazı, hepsini alabilir. Şüphen varsa küfredersin.

Şimdi insanoğlu belki tırnak kadar mesafeye kaç bin bilgi yerleştiriyor. Allah beynimize dünyanın bütün bilgilerini alabilecek mesafe ve idraki vermiştir. Havadis çok.

"
Havadisler üzerine bir zaman gelecek, fitneler olacak"

Fitne insanlığa zarar veren her şeydir. İnsanlığın zararına uğraşanlar fitne çıkarır. Maalesef ahir zaman olduğunda insanlar öyle bir şaşkınlık içine düşecekler ki; hepsi fitne çıkarmakta birbirleriyle yarışacaklar. Nasıl zarar verecek, nasıl fitne çıkaracak, bunu bunu düşünmekten başka kapasitesi yok bu insanların.

İnsanlar bu dünyayı karartmışlardır. Güneş var ama karanlık var.

"Öyle bir fitne gelecektir ki gecenin karanlığındaki gibi..."

Parmağını bile göremeyeceksin o karanlıkta. İnsanlığın, insanlığını yıkmak için çalıştığı zamandır. İnsanlığın şeytana % 100 teslim olduğu bir zamandır. 20. Asrın insanı şeytana teslim olmuş bir insanlık yaşıyor şimdi. Bunların gayesi birbirlerini yok etmektir. İnsanlığı silmek için seferberler. Cismani ve ruhani olarak,cismani yeti bitmiş, vücutlarının mukavemeti kalmadı, ruhaniyetini inkar edip onu da bırakmış. İnsanlığı bitirmek için insanlar seferber olmuş.

Bu fitnelerin içindeyiz. Bu karanlıktan kurtulabilmek için teknolojinin ürettiği elektriklerle kurtulacak gibi değil. Röntgen ışık verir ama iş bu fitnelerin içinde kararmıştır. Ancak ilahi nur gelirse açar. Onun için bu
gün ilahi nuru olmayan adamlar bu günü açıklayacak durumda değildir. Çünkü onlardaki şua onları karatmıştır. İlahi nur olsa onu gösterir.

İlahi nura muhtacız. Bu nur peygamberlerin makamında olanlara aittir. En büyük imtihanda evliyalarındır. Efendimizin etrafında münafıklar olduğu halde ümmetimizin çevresinde olmaz mı? Allah'ın emirlerine göre değil, kendi emirlerine göre kanun çıkaran zalim insanlardır.

- Hüküm benim iki dudağımın arasındadır. Diyorlar.

Kör dövüşü ve tatsız bir oyun. Efendimiz s.a.v.;

"Zulüm devam edemez, ederse yıkar bitirir" Diyor.

Onlar biz büyüğüz dedikçe Allah'ı küçültüyorlar.





HİKAYE

Adamın birisi pazara gidecekmiş, yolda heybesiyle giderken şeytan onu görmüş ve yaklaşmış. Evvel zamanda şeytan görünürmüş.

- Seni çok yorgun gördüm, hayvanın yok mu?

- Yok.

- Peki ben senin hayvanın olayım. Demiş ve şeytan eşek oluvermiş.

- Bin sırtıma! Demiş,

Gitmişler ve tekrar geri dönerlerken bir subaşına uğramışlar, şeytan burada yükü atmış ve suyun içine girmiş ve ufalmış küçük bir hayvan suretinde görünmüş. Adam çok şaşırmış. Gelen sormuş;

- Ne beklersin?

- Burada hayvan suya atladı, aha kulakları! Demiş ve hayvanın sudan çıkmasını beklemiş, onu görenler;

- Deli misin be adam? Hiç öyle şey olur mu?

- Burada bir deli var alalım götürelim. Demişler, almışlar. Sonra adamın haline acıyan biri;

- Sana soracaklar, sende sakın burada hayvan var demeyesin yoksa hapsederler.

Adamı alıp götürüp sormuşlar, adam;

- Ne yapalım görüyorum kulaklarını sallıyor ama söyleyemem. Demiş.

1000 sene evvel İmam-ı Gazali bu zaman için söylemiş;

"Bu zaman sükut zamanı ve evinde oturma zamanıdır. Oturup evde bekleyeceksin, dışarıya çıkarsan fitneye uğrarsın"

Alçak nursuzlar ne kabirde ne de hayattayken her şeyi mahvetmişlerdir. Bizimde istediğimiz Ya Rabbi, elektrikle açılamayan, gönderilmeyen nurları gönder, nur sahiplerini bize gönder. Bizi hakikat dönemine yetiştir, hakikat dönemini görenlerden olalım.

Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 75 - NUR SAHİPLERİ KİMLERDİR?

Kıyamet gününde ay ve güneş kapkaranlık olacaktır. Herkes, nereye gideceklerini bilmeyen bütün insanlar yol soracaktır. İnsanlar nur isteyecekler. Nursuzlar; onlar şanslarını dünyada kaybettiler.

- Nur nerede?

Diye soracaklar.

- Arkanıza bakın o zaman göreceksiniz.

Dendiğinde, o nuru almak için geri dönmek isteyecekler. Nurun merkezini bulmak istediklerinde nur sahipleri ile nursuzlar arasında engeller ortaya çıkacak. Tekrar;

- Nur nerede?

- Nur arayın, nur sorun! nur arkanızda. Denecektir, bunun manası;

- Onlar nuru geçici hayattan, dünyadan getirdiler.

Sen geri dönüp de bulamazsın, buradan alamazsın. Nur dünyadaydı. Bu nuru dünyadan getirdiler. Nurlu olanlarda değişik ışıklara sahiptirler. Örneğin bazı lambalar 15 wattlık ışık gücüne sahiptir, belki daha fazlası ama bu önemli değil. Nur 1000 watt olabilir,100 bin watt olabilir. Hayatları içinde nuru sordukları zaman kıyamet gününde bu nur ile beraber olacaklardır. Bu gün bir gün gelecektir. Bu belirli bir gündür ve değişmez. İnsanlar buna her geçen gün yaklaşmaktadırlar.

Belki 1000 yıl önce görünmeyen saklı bir dünyaya koştular. Her şeyin göründüğünü düşünme. Varlıkta olup da senin göremediğin öyle çok şey var ki.

İnsanların nur ihtiyacını karşılamaları için koşmaları..! Her meclisimiz bu hedef içindir. Biraz daha fazla nur alabilmek içindir. Önemli nokta daha;

Nuru muhafaza etmen gerekir. Şeytan devamlı olarak bu nurlu
insanların peşinden koşar ve nurlarını söndürmek için uğraşır. Şeytanın yolu karanlığa götürmektir. Bundan dolayı ihtiyacımız olan emin bir şekilde bu nuru kazanmaktır.

Bu nuru muhafaza edebilmek bizim imanımızdır. Emniyette sen kendi mücevherlerini muhafaza edebilirsin ama inananlar öyle bir muhafaza yeri istiyorlar ki Allah tarafından verilen kasaya koysunlar. Bu peygamberin önemini gösterir.

Peygamberler insanlara nur versin diye gelmişlerdir. Her peygamber bizim bu hayat içinde kazandığımızı muhafaza altına alsınlar diye gelmişlerdir. Bu bazen kolaydır ama korumak zordur.

Bazı lambalar vardır odayı aydınlatır. Bazı lambalar da vardır ki
dışarıda fırtına da kopsa söndüremez. Bundan dolayı bakman gereken Allah sana ne verdiyse muhafaza etmen için bir kasadır. Her nur kendi kendine gelmez. Allah için çalıştığın zaman Allah seni giydirir. İlahi nurlarla seni giydirir ve onu bundan sonra muhafaza etmen gerekir.

İnsanlar şimdi borularla gelen doğal gazı kullanıyorlar .İstediğin zaman açarsın ve kullanırsın. İmanın gücünü de her zaman kullanabilirsin. Eğer onu açık bırakırsan onu kaybedersin.

Cenab-ı Allah'ın verdiği ilahi nurun sadece muhafazaya ihtiyacı vardır. Onun için fedakarlık gerekir. Her şey kolaylıkla ve çabucak bizim ruhumuza ulaşır. Sohbet meclislerinde güç vardır önemli olan bu gücü saklamak tır. Her zaman iyi insanların meclislerini istersen bu sana ruhani destek verir. Buna ulaşmak istersen Allah sana kolaylık verir, senin vücudunun ihtiyacı olan destekle desteklenir.

Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

7 Eylül 2009 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 74 – NASİHAT

Allah ile olalım, Allah ile olan davayı kazanmış olur. Allah ile olmayan her şeyini kaybetmiş olur. Şah-ı Nakşibendi’nin sözüne itibar edip, başlayalım.

Sohbet olurken Rabia sultan olursa çok cevahirler saçarmış, meclisi çok feyizli olurmuş. Rabia sultan olmadığı vakitte dereden tepeden, havadan sudan idare edermiş. Onun için ona sorarlarmış;

- Niçin Rabia Sultan olmadığı vakit böyle konuşmuyorsunuz?

- Ey ahmaklar, fil için ayrılan lokmayı karıncalara nasıl verelim? O fil lokması, onun talebi o, Karıncanın toplayacağı nedir, ne kadar fark var arada?



Tabii Rabia Sultan aldığının hepsini kullanıyor. Tutup durmuyor.

Benzin istasyonları vardır, oraya iki tekerlekli yarım at gücünde bir şey de gelir;

- Dök bakalım benzini. Der.

Tulumbayı bastırdığı gibi taşmasın diye çeker. Arkasından o istasyona 40 tekerlekli tanker de gelir,

- Ne kadar oldu kardeşim, ne kadar meşgul ettin? Der.

İkisi de istasyondan geçer. Manevi kuvvet sahipleri hazır olan cemaatin hal ve şanına göre bildirmeye mecburdur. Ona göre yüksek olan membadan söyler, o yoksa insanın eteğine dökülen kırıntıları alır yer. ferah eder, götürür.

Evet, sohbet vaciptir. Nakşibendi tarikatında sohbetle aşılanır. İnsanları hayra itici güç,sohbetten olur. Hz. Muhammed s.a.v.;

“Din nasihat demektir”

Buyurmuştur. Nasihatte itici güç vardır. Cennet kapısında Ulema-i amilin ve Şüheda olduğunda, cennetten içeri girmek için birbirlerini buyur ettiğinde, alimler der ki;

- Siz hayır hasenat işlediniz, alimleri de donattınız, fukarayı da beslediniz, hizmet verdiniz, binaenaleyh siz giriniz onlar da;

- Şehitler İslam ayakta dursun diye kanlarını döktüler.

Diye mübahasa ederken, alimlere denir ki;

- Onlardan önce alimler girecektir! Sizin girmeniz gerektir, çünkü sizin nasihatiniz olmasa Galiy-ul şakir olamazdı o.

Cenab-ı Allah’ın onlara vereceği sevabı, cömert olan zenginlere vereceği mükafatı, ecir ve sevabı onlara bildirmeseniz, onlar bilmeyecekti ve tutacaklardı. Binaenaleyh, onların mallarını fisebilillah ta sarf etmelerine sizin nasihatiniz sebep oldu. Alim olduğunuz cihetten onlara öğrettiniz ki, onlarda öğrendikleri cihetle faziletini bildikleri için fisebilillah ta korkusuz infak ettiler. Kendilerine şükür ederek, Cenab-ı Hak’kın vermiş olduğu nimetlerden verdiler.

Şeyh-i Şühedaya gelince, onlar Alimlerin nasihati olmasa, şahadet mertebesi hakkında Allah Zülcelal’ın onlara vereceği mertebeyi, bu alimler söyleyip onları inandırmasa, onlar kendi canlarını fisebilillah’a da verecek değillerdi, tutacaklardı. Binaenaleyh, Gabiy-ul Şakir olan kimsenin şükreder zengin olmasına, hayır hasenat yapmasına, malını fisebilillah ta vermesine sizin nasihatiniz sebep oldu!

İtici güç. Bunlarında canlarını Hak yolunda verip, şehit olmalarına dair itici gücü yine sizin nasihatte buldu. Bu alimler, ganiyy-ul şakirlerin fisebilillah ta şehit olmalarına sebep oldu.

- Onlar girsin, onların peşinden siz giriniz. Denecektir.

Onun için Alimlerin kalemi batırıp yazdıkları mürekkeple şehitlerin kanı tartıldı da,alimlerin mürekkepleri, şehitlerin kanından ağır geldi. Mülahaza budur. İti fa yani ileri atıcı, itici güç, dinde nasihattir. Nasihat müessesesi yıkıldı mı din yıkılmıştır.



Not. Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 73 - ALDIĞIMIZ HER NEFES ALLAH'INDIR


Her hak nefsimiz içindir. Nefsimizin yanına hiç kimseyi kabul edemeyiz. Onun emirlerinden mutluyuz. Nefsimizin fikirlerini ve zevklerini takip etmekteyiz.

İki yol var. Allah’ı razı etmek, nefsimizin arzu, istek ve zevklerini takip etmek. Üçüncü bir yol olamaz. Nefis Rabbine karşı itiraz eder. Bu saçmalıktan başka bir şey değildir. Her şey Allah içindir. Her nefes alma Allah’a aittir;

- Her yaptığım amel senin içindir, Sen’in bizden razı olmanı isteriz. Sen bizden razı olmazsan hiçbir tarafta mutlu hayat yaşayamayız. Ne burada ne öbür hayatta. Allah’ım her yaptığım senin içindir. Sen benden razı olursan dağları bile kaldırıp, tekmeleyebilirim.

Allah istediği zaman her şeyi çok kolay yapabilirsin. Sen adımlarını her gün kontrol etmeye bak. Bunların hepsi fiziksel varlığımız içindir, muhafaza etmek gerekir. Allah’ın emirlerini takip edince ellerine, ayaklarına, gözlerine, kalbine büyük güç gelir. Bütün insanların gücü toplansa, bu kimseye verilen güç kadar büyük olmaz.

Bu kuvvet sana, senin temizliğine göre verilir. Senin kabının kapasitenin büyüklüğüne göre verilir. Eğer kabın küçükse bir tankerin yüklendiği yükü alamaz. Eğer bir tankerin varsa ona petrol istasyonunu sığdıramazsın.

Allah senin kapasitene göre verir. Eğer kapasiten varsa Allah verir. Kendini hazırla! Senin kabının büyüklüğü de önemli değil, temizliği
önemlidir. İlahi davette bize sorulan budur. Kirli insanlar cennete giremez. Cennet pis insanlar için değildir. Karanlığı pisliği ve üzüntüyü cennet taşıyamaz. Bundan dolayı temiz olmaya çalışmalısın. Bu hayatı terk ettiğin zaman temiz olmalısın. Vücudunla da temizlikte olmalı. Kendi ilahi daveti için temiz vücutlar yarattı.

Kim temizse onu takip edebilir ve temizlikle Cenab-ıAllah’ın rızasını kazanabilir. Tercih edilen temiz insanlardır. Allah iyi kullarını takip etme imkanı versin ve Cenab-ı Allah’ın rızasına hazırlanmamızı nasip etsin.

Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 72 - HATAYI KENDİNDE ARA

Herkes kendisinin mükemmel olduğunu düşünür. Etrafına bakar, her şeyi mükemmel olmayan bir şekilde görür ve insanları suçlar. Bu kendini mükemmel olmadığına işarettir. Bizim bir atasözümüz vardır;

“Ayıpsız noksansız bir Allah’tır”

Tabii, O Allah’tır, mutlak mükemmelliğe sahiptir. Yaratıkların hataları vardır, mükemmel değillerdir. Fakat bizim nefsimiz;

- Ben mükemmelim.! Diye iddia eder.

Allah’ın son habercisi, Efendimiz s.a.v.;

“Bir kimse başkalarının hatasını görmeyip, kendi hatasını düşünürse, o kimse için büyük bir şanstır”

İnsanların genel olarak seviyeleri şunlardır:

Birinci ve en düşük seviyedeki insanlar ki; bu seviyenin altında insanlar yoktur. İnsanların çoğu bu seviyededir ve kendi nefsinin karakterlerini değiştirmeye çalıştırmazlar. Nefis;

- Ben mükemmelim, kimse böyle mükemmel değil. Diye iddia eder.

Allah da diyor ki;

“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?Ben sizin Rabbinizim ve en büyüğüm”

En aşağı seviyedeki insanlar işçi olabilir, amele olabilir, çoban olabilir, köle olabilir, bununla beraber kendi içinde iddia ettiği kendi mükemmelliğidir. Nefis en düşük seviyesi budur.

Sultan ve ya kral demiyorum çünkü günümüzde başkanlar ve parlamenterler var, onların baktıkları ünlü kişilerdir, kibirlerinden dolayı, onları kendi ayakları altında görürler.

Günümüzde en yüksek seviyeli kimse olabilir, en yüksek, rütbesi olabilir ama kibrinden dolayı onun seviyesi en düşüktür. Bu seviyede herkes bir firavuna veya bir Nemruta benzer.

En düşük seviyeli insan mükemmel olmayanla beraberdir. Çünkü onları görüşlerine göre mükemmellik rütbeye göredir. Rütbeler insanları dünya üzerinde en büyük seviyeli yaparlar. Bu seviyede ki insanlar mutlak
mükemmelliğin kendileri için olduğunu düşünürler. Bunun ispatı yaptıkları ve söyledikleri her şey mükemmel değildir. Kendilerinden kendilerine veya insanlardan kendilerine hiçbir suçlama olamaz. Eğer mükemmel olmadıklarına dair bir şey işitirlerse çok kızıp onu mahvetmek isterler. En azından tenkiti hiçbir zaman kaldıramazlar. Taşıyamazlar, en küçük bir kelime bile onları volkana çevirir. Her şeyi yok etmek, yakıp yıkmak ve herkesi öldürmek isterler.

Bu zalimlerin işaretidir. Hiçbir zaman ilahi kaideleri kabul etmediklerinden nemruta benzerler ve bu dönem onlarındır.

Kim otorite sahibi, kendisine mükemmellik verecek bir kimseye kendini teslim ederse kendini kurtarır. Onları boş dağlardan uzaklaştırmak için peygamberler gönderildi çünkü peygamberler mükemmelliği temsil eder ve peygamberlerin yolunu takip eden mükemmel insanlarda kendini kurtarmıştır.

Kim kendini kurtarırsa, hayvanların seviyesinden de kurtarır. Ancak ilk seviye hayvanların seviyesidir. Faydalı hayvanların değil; vahşi hayvanların, kurtların, ayıların, tilkilerin, kobra yılanının, engerek yılanının, canavarların seviyesidir. Dış görünüşte insandır. Ancak gerçekte bir yılana, bir akrebe, çakala, tilkiye, ayıya, herhangi bir vahşi hayvana benzer.

Otorite sahibine teslim olanlar, mükemmel kimse tarafından eğitilir ve bu kimselere mükemmellik verilir. Kimseleri beğenmeyenler, nefislerinin kölesi olanlar mükemmel olamazlar. Kim otorite sahibi bir kimseye tabi olursa kendilerindeki mükemmelsizlik gider ve başkalarının mükemmelsizliğiyle ilgilenmezler. Mükemmel olmayan insanlar ancak başkalarının hatalarını görür.

HİKAYE


Mevlana Celaleddini Rumi anlatıyor;

Bir zamanlar bir kimse marangoza bir çocuk getirir, Ustaya;

- Benim oğluma bak, eğit ve iyi bir marangoz yap.

Usta;

- Tamam. Der.

Bir müddet sonra usta;

- Bu şişeyi bana getir.

- Hangi şişeyi?

- Bunu.

- Hangisiydi?

- Birini kır ve getir bana.

Çocuk çekici alır ve şişelerin ikisi de kırılır. Çocuğun şaşı olduğu anlaşılır.

Kim mükemmel değilse kendisinden başka herkeste hata arar. Kim mükemmelse hata aramaz ve onu eğitmeye başlar. Herkes mükemmel olamaz. İnsanların hepsi şeref sahibi değildir. Bundan dolayı insanlar dikkat etmelidir. Çok insanlar gelip insanları suçluyorlar.

Kendini düzelmeye çalış. Düzeltip mükemmelliğe ulaştığın zaman yalnızca kendini suçlarsın, nefsini suçlarsın. O zaman Resulullah s.a.v., kendi etrafında ümmeti Muhammed’in insanları mükemmelsizlik seviyesinden alıp mükemmelliğe taşımalıdır. Bu kolay değildir.

Bazı insanlar için ruhani otoriteye sahip bir kimseye tabi olup soru sormak, check-up yaptırmak zor bir şeydir. O ibadet eder ama ibadet etmek mükemmelliğe ulaşmak için yeterli değildir. Çoğu kimse ibadetleriyle mükemmel olduklarına inanırlar.

Allah, Adem’i yarattı ve Allah şeytanı gönderdi. Şeytan bir numara olmak için, daha ibadet etmek için koşuyordu. Allah, Adem’i ve şeytanı yanlış düşüncelerinden kurtarmak ve çalışmalarını Allah için yapması için Adem’i yarattı. O, Allah’ın arkasından gelen birinci kimse olmak istiyordu.

Adem a.s otorite sahibi bir kimseydi. Ondan sonra otorite sahibi kimseler gelmiştir. Kim kendi içinde mükemmelliği ararsa; onlar mükemmelliğin mükemmel olan kimselerden alınacağını bilmelidirler. Bir kimse kendi başına mükemmel olamaz, mükemmel olan birinden almalıdır. Aşılamak kendi kendine olmaz. Bir ağaç başka biri tarafından aşılanınca mükemmel olur. İnsanda ağaca benzer kendi kendini aşılayamaz.


Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

6 Eylül 2009 Pazar

SOHBET DÜNYASI - 71 - İLAHİ HUZUR

Mükemmelliği iste, çalışman gereken mükemmelliği kazanmaktır. Şerefli bir davete, seçilmiş kimseler nasıl giyinmelidir, o davetin altında yazılıdır. Pijamayla olmaz. Afgan veya Pakistan gibi de değil. Dış görünüşüne dikkat etmen gerekir. Nasıl istenirse öyle giyinmen gerekir. Belki girişte protokolde insanlar beklemekte eğer sen uygun değilsen;

- Burası Pazar mı? Mabede mi giriyorsun? Han mı burası? Sen kimsin? Git yoluna.!

Derler. Bu, kraliçe ve ya kral tarafından yapılan toplantıya nasıl giyinilmesi gerekiyorsa öyle giyinmen gerekir. Sana ilahi huzurda nasıl bulunman gerektiğini söylerlerse onu muhafaza etmen gerekir. İlk şart mükemmelliktir. Cenab-ı Allah nasıl isterse, o şekilde mükemmel olman gerekir.

İlk insan olan Adem a.s.’a bu davete dikkat etmesi gerektiği söylendi. Adem a.s.’dan bu zamana kadar bütün peygamberler insanlığı bu davete çağırmaktadır. Bütün büyük kitaplar disiplini emretmektedir. Mükemmellik herkesten istenen bir şeydir. Hiç kimseye tolerans ve müsamaha edilmez. Tolerans isteyen bir kimsenin manası:

''Nefsinin arzularını takip etmek isteyen kimse'' dir.

Nefis disiplin istemez, alemlerin Rabbi disiplin ister. En şerefli toplantı için disiplini muhafaza etmek gerekir. Bu yüzden mükemmel olmayarak gelene hiçbir müsamaha gösterilmez.

Vücudumuz, ilahi disiplini muhafaza için, eğitim için, Cenab-ı Allah’ın huzurunda nasıl olunması gerekiyorsa onun için verilmiştir. Bir disiplin dahi dışarıda bırakılamaz, hepsinin muhafaza edilmesi gerekir. “Bir şey değil” olamaz. Gerçek kul, kulluk elbisesini giyen, kendi davranışları için;

- Bu disiplinin dışında ama, önemli değil. Diyemez.

Bir siyah leke senin kartında görünecektir ve sana;

- İçeriye giremezsin. Denecektir.

Kendi mesuliyetine inanan kişi, hiçbir zaman kara bir leke kabul etmez. Hükümet bile sürücüler hata yaptığında, damga vurup bir de cezalandırırlar. Bu dünyada böyledir. İlahi huzurda hiçbir müsamaha kabul edilmez. Ne zaman beyaz bir karta sahip olursan o zaman ilahi huzurdan giriş yapabilirsin. Bu yüzden mükemmelliği kabul etmezler. Bu disiplin bu hayatta sonsuz hayat için istenir. Eğer riayet etmezsen her şey sana büyük zarar verir ve problem olur. Buna çözüm getirmek de çok zordur;

- Nerede yanlış yaptım? Diye düşünürsün.

- Burada ve ahirette, senin hayatta neyin yanlıştı?

Serbest olarak huzura vardığında,bilgisayarlar der ki;

- Bu kul giremez, hataları vardır, gönderin! Derler.

Bu insanın hayatında bir şeylerin yanlış olması gerekir. İlahi huzurdan reddedilmek kolay değildir. O kişi için milyonlarca insanın önünde utanmasıdır ki içeriye giremeyecektir.

- Geri dön senin için yol yoktur!

Şimdi bu dünyada kendine dikkat et, kaidelere dikkat et. şimdi kabul etmezsen sonra hiçbir zaman kabul edilmezsin. Kim bu noktayı anlarsa, birisini bulmak için araması lazımdır. Ona hayatında neler yanlıştı, onları gösterecek kişileri bulması lazımdır.

Bir kimse toplantıya hazır bulunmak için çıktığında, çoğu zaman aynaya bakıp, kendine çeki düzen verir. Ayna sana ne yanlışsa gösterir. Bundan dolayı ilahi pozisyonumuz için, ruhani varlığımız için bir aynaya ihtiyacımız vardır. Ama bu dünyanın aynası değil. Aynaya baktığında içini göremezsin.

Check-up moda oldu, Londra’da meşhur Harley caddesinde ki doktorlar sana;

- Adın ne? işin ne? Gibi sorular sorarlar ve binlerce paund ödersin.

Ayna yeterli değil check-up gerekir.

Bizim ruhsal aynaya ihtiyacımız var. Ama vahabiler doktora giderler onların sözünü dinlerler. O zaman onlar araya bir vasıta koymak istemezler. Onlar yanlış kimselerdir. Doğru olan fiziksel varlığını, fiziksel varlık hakkında bilgi sahibi olana sormaktır. Aynı şekilde ruhsal otoriteye sahip insana sormalıdır. Doğudan ve batıdan neden güzel ve rahat evlerini bırakıp geliyorlar? Ben onlara mektup yazıp davet mi ediyorum? Hayır, çünkü bir şeylere inanıyorlar ve hissediyorlar.

Biz de ruhsal tedavi yapıyoruz. Fakat buraya gelen insanlar huzurunu kaybetmişler. Onları bütün teknoloji itmiş, burada huzur aramaktalar. Vahabilerin kraliyet ailesinde büyük bir huzursuzluk vardır. Ama ben diyorum ki;

- Bir gün bana geleceksin!

Ruhani eğiten kimseyi takip etmek lazım. Cenab-ıAllah’ın huzurunda reddedile bilirsin.

- Geri git!. Derler.

Ruhani otorite olarak her seviyeden insanlar, krallardan evliyalara, bu tımarhaneye herkes gelebilir. Bu bizim hikayemizdir. Bizim söylediğimiz gerçektir. Gerçek Sultan yalnızca birdir.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

1 Eylül 2009 Salı

SOHBET DÜNYASI - 70 - MAZLUM OLANLAR

Rahmet; bize emredilen af dilemektir, mağfiret dilemektir. Mağfiret rahmeti beraberinde getirir. Her zaman kötülükten Allah’a koş. Her zaman şeytandan, Allah’ın arkadaşı evliyaya koş.

Koşmak ve Allah’ın dostlarına aşık olmaktır ve şeytanın dostlarından nefret etmektir. Efendimizin en önemli özelliklerinden birisi; O her zaman Allah dostlarını, evliyaları seviyor ve her zaman şeytanın dostlarından nefret ediyordu. Bu insanoğlunun mutluluğu için bir anahtardır. İnsanoğlu koşup, arayıp, Allah dostlarını sorduğu zaman dünya cennet gibi olur. Her zaman gelir büyür ve mükemmelliği içinde görünür. İnsanoğlu Allah dostlarını bırakıp, şeytanın dostlarını takip ettiğinde dünya cehennem hapishanelerine benzer ve nefes alamazsın. Nefes almak istersen şeytanın arkadaşlarından biri seni yakalar ve;

- Niye nefes alıyorsun.

Diye sana hesap sorar. Şeytan ve arkadaşlarının işaretlerinden bir tanesi, çok kaideler, kanunlar koymaları ve insanoğlunu hapsetmeleridir. Hareket etmek istediğinde seni engellerler. Nereye gittiğine oturduğuna, kalktığına, bakmana hesap sorarlar. Nefes aldığında;

- Niye alıyorsun? Sessiz dur.

Derler. Bu zalimlerin işaretidir. Günümüzde yüzlerce binlerce kanunlar belirleyip, seni baskıları ve kontrolleri altında tutmak isterler. Zalimler insanoğlunu, tavuk gibi küçük bir kafese koymuştur. O kafesin içindedir. İnsanoğlu bu çizgiye geldiği zaman ejderhalardan kurtulamaz. Bazen yeşil, kırmızı, mavi, sarı canavarlar. Rengarenk ağzından ateş saçan kuyrukları zehirli olan canavarlar.

20.yy.ın zalimleri bu canavarlardan daha zalimdir. Şimdi 20. y.yılda da bu yaptıkları senaryoya devam etmek istiyorlar. Her dönemin bir sınırı vardır biter. Onların dönemi bitmiştir. Allah’ın Aslanları, Allah’ın Adamları onları parçalamak için gelecektir.

Biz ümit içindeyiz. Ümitli inanmaktayız. Onlar gelinceye kadar dünyada adalet yoktur. Çünkü zalimlerin dönemindeyiz. Artık zaman bitmiştir. Güzel olaylara bir gün daha da yaklaşmaktayız.

Zalim olmaktansa mazlum olmak daha iyidir. Mazlum;

- Ya Rabbi bizim intikamımızı al.

Diye dua eder. Allah der ki;

“Ben nişan aldığım zaman ne sağa gider ne sola, tam isabet eder!”

Bazı insanlar;

- Hazırlık yaptık, hiçbir şey olmadı, yemek aldık elimizde kaldı,

Diye sorarlar. Kolay değil. Bizim istediğimiz kötü insanların ve zalimleri ortadan kalkması. Benim merak ettiğim kötü günler değil, zalimlerin ortadan kalkmasıdır.

Her hangi bir şey olduğu zaman kötü duruma düşmemek için biz kendi tedbirimizi aldık. Biz Müslüman inananlarız.

Bizim rızkımızın arttığına hiç şüphemiz yok. Gökyüzü bakır olsa yeryüzü demir olsa rızkımız için endişelenmeyeceğiz. Herkes kendi rızkını alır, sonra ölür. Bizim rızkımız elimizde değildir. Allah cc.’nün elindedir. Zengin de fakir de ölür. Allah’ın, Allah’ın fakirleri için bir takım rızk deposu yaptılar. Ancak şeytanlar bunu istemezler. Ümit ederim ki o güne varamasınlar.

Allah bizi aç bırakmaz. Allah'’n dostlarının aşkı bizi aç bırakmaz ve zor durumda bırakmaz. Yusuf AS.), Mısır’da zor durumlar olduğu zaman kendi kalesinin balkonuna çıktığında,onun mübarek yüzünü gören insanlar doyuyorlardı. Şimdi mucizeleri göreceklerdir.

Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.



SOHBET DÜNYASI - 69 - MÜSLÜMAN OLMAK

Eskiden kervan olurdu, hacca gitmek isteyen insanlar o kervana takılır giderdi. Bebeğiyle bile hacca gidenler olurdu. Allah’ın huzuruna ve hacca gitmekten kim hoşlanırsa;

- Kim gidiyor?

Diye sorarlardı ve isteyen kervana takılıp giderdi. Bu Allah’ın emridir. Cenab-ı Allah’a ulaşmak isteyen insanlar kervana takılıp gider.

- Allah’ın kendisine ve huzuruna varmak isterse o zaman durum ne olur?

Hacca,1.5 milyarlık kocaman İslam dünyasından, 5-10 milyonluk bir avuç insan kitlesi gidebilmektedir. Çünkü yolculuk zordur. Bazı insanlar, firmaların düzenledikleri turlara katılıyorlar. Seyahat nefisleri tatmin etmek içindir. Fakat hac yolculuğu başka bir şeydir. Cenab-ı Allah’ın emridir. Emir her zaman zordur ve onu muhafaza etmek de zordur. Nefis ve şeytan aynı şeydir. Kim kendi nefsini takip ederse o şeytandır. Şeytanla nefis aynı kefededir. Söylediklerimi 124bin peygamber reddedemez. Bu onların bilgilerindendir. Nefis için hicaza gitmek zordur. Şeytan nefsi;

- Mekke’ye, Medine’ye gitme, çünkü insanlar oraya gidiyorlar ve ölüyorlar gelecek seneye git! Diye korkutur.

Böyle seneler geçer ve gitmeden ölürsün. Çünkü çok zor bir emirdir. En zor emirdir. Namaz, oruç, zekat, şahadet kolaydır fakat hac yolculuğu zordur;

- Param var mı? şunu bunu yapmam lazım.

Diye oyalanırsın. Nefislerimiz, Cenab-ı Allah’ın emirlerine karşı geliyor.

- Kim ki Cenab-ı Allah’ın evine değil kendisine ulaşmak isterse durum ne olur?

Bu çok zordur. Peygamberlerin ve Evliyaların kervanına katılmak isteyen bir avuç insandır. Kim mürit ise, Peygamberlerin ve Evliyaların kervanına katılmak istemiştir. Şah-ı Nakşibendi Hz.;

“Bizim yolumuz Allah’tır. Kim ki Allah’a ulaşmak isterse şeyhle sohbete katılır.”

Bu şeyhle sohbetle olur, kendini şeyhe teslim etmelidir. O zaman onun okyanusuna dalar. Ben şeyhime vardım onun okyanusunda kayboldum. Şeyh de seni beraberinde Peygamber s.a.v.’in okyanusuna ulaştırır. Bunun manası budur: Şeyhle sohbet.

Bir çok grup vardır, eğer onların şeyhleri Allah’a gidiyorsa, onlarda gruplarını alır Allah’a götürürler. Kim ki bizimle olmaktan hoşlanır da Allah’a ulaşmak isterse, şeyhle sohbete katılır. Kendi nefislerimizi kontrol etmek çok tesirli bir ibadettir. Allah bu ümmete aslanlarından gönderip, bizi ilahi huzuruna kabul etsin.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 68 - ALLAH'A ULAŞMAK

Eskiden kervan olurdu, hacca gitmek isteyen insanlar o kervana takılır giderdi. Bebeğiyle bile hacca gidenler olurdu. Allah’ın huzuruna ve hacca gitmekten kim hoşlanırsa;

- Kim gidiyor?

Diye sorarlardı ve isteyen kervana takılıp giderdi. Bu Allah’ın emridir. Cenab-ı Allah’a ulaşmak isteyen insanlar kervana takılıp gider.

- Allah’ın kendisine ve huzuruna varmak isterse o zaman durum ne olur?

Hacca,1.5 milyarlık kocaman İslam dünyasından, 5-10 milyonluk bir avuç insan kitlesi gidebilmektedir. Çünkü yolculuk zordur. Bazı insanlar, firmaların düzenledikleri turlara katılıyorlar. Seyahat nefisleri tatmin etmek içindir. Fakat hac yolculuğu başka bir şeydir. Cenab-ı Allah’ın emridir. Emir her zaman zordur ve onu muhafaza etmek de zordur. Nefis ve şeytan aynı şeydir. Kim kendi nefsini takip ederse o şeytandır. Şeytanla nefis aynı kefededir. Söylediklerimi 124bin peygamber reddedemez. Bu onların bilgilerindendir. Nefis için hicaza gitmek zordur. Şeytan nefsi;

- Mekke’ye, Medine’ye gitme, çünkü insanlar oraya gidiyorlar ve ölüyorlar gelecek seneye git!

Diye korkutur. Böyle seneler geçer ve gitmeden ölürsün. Çünkü çok zor bir emirdir. En zor emirdir. Namaz, oruç, zekat, şahadet kolaydır fakat hac yolculuğu zordur;

- Param var mı? şunu bunu yapmam lazım.

Diye oyalanırsın. Nefislerimiz, Cenab-ı Allah’ın emirlerine karşı geliyor.

- Kim ki Cenab-ı Allah’ın evine değil kendisine ulaşmak isterse durum ne olur?

Bu çok zordur. Peygamberlerin ve Evliyaların kervanına katılmak isteyen bir avuç insandır. Kim mürit ise, Peygamberlerin ve Evliyaların kervanına katılmak istemiştir. Şah-ı Nakşibendi Hz.;

“Bizim yolumuz Allah’tır. Kim ki Allah’a ulaşmak isterse şeyhle sohbete katılır.”

Bu şeyhle sohbetle olur, kendini şeyhe teslim etmelidir. O zaman onun okyanusuna dalar. Ben şeyhime vardım onun okyanusunda kayboldum. Şeyh de seni beraberinde Peygamber s.a.v.’in okyanusuna ulaştırır. Bunun manası budur: Şeyhle sohbet.

Bir çok grup vardır, eğer onların şeyhleri Allah’a gidiyorsa, onlarda gruplarını alır Allah’a götürürler. Kim ki bizimle olmaktan hoşlanır da Allah’a ulaşmak isterse, şeyhle sohbete katılır. Kendi nefislerimizi kontrol etmek çok tesirli bir ibadettir. Allah bu ümmete aslanlarından gönderip, bizi ilahi huzuruna kabul etsin.



Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 67 - İLAHİ HAZİNELER


- Kim Allah'ın huzurunda devamlı olarak ilahi huzura varır?

İhtiyacımız olan burada ve Ahirette Allah ile beraber olmaktır. Kırmak değil. Cenabı Allah'ın huzurunda bulunalım diye bakmalıyız. Eğer değilse her zaman zorluk içindedir. Eğer bir kimse Allah ile beraber olursa o kimse ilahi huzurda zorluk çekmez.

- Hangi çalışma, hangi amel seni Allah ile beraber yapar?

Bu Allah'ı kabul etmekle olur. Yaptığın her iş Cenab-ı Allah için mi, değil mi ona bakmalısın. Eğer değilse harcanmaktasın. Her inanan bakmalıdır. Ruhaniyeti Allah için mi? Bu şerefi muhafaza et. Büyük zorluklar nefisten gelir. Nefis;

- Ne yapıyorsan benim için yap..!

Dediğinden rahmet yollarını kapatır.

- Kaç saat Allah'la berabersin? Kaç saat Allah'ın huzurundasın? Kaç saat nefsinle berabersin?

Düşünmelisin. Her şey düşünmekten geçer. Düşünmek sana bilinmeyen durakları açar.

- Neden sen ilahi hazinelerin peşinde koşmazsın?

Daha çok iste. Çünkü Kıyamet gününde çok kimse hüsran olacaktır.

- Neden, bu toza benzeyen çok küçük hayattan daha çok almadın?

Diye soracaklar. Hayat çok kısadır. İnsanların çoğu dünyanın arkasından ahirete koşarlar. Ahirette hiçbir şey yapamayacaksın. Fakat kendin için sana bir şans verilmiştir buna rağmen nefsimizin arzularını tatmin etmeye çalışmaktayız. Taşları üst üste koyan bir insan görüp;

- Neden? Diye sorduğunda sana;

- Aya ulaşmak istiyorum! Derse;

Bu imkansızdır. Başka yollar vardır. Allah'tan kalplerimizi böyle bir pozisyona getirmesini istemeyiz.

İnsanoğlunun en akıllıları peygamberlerdir. Sonra da onların
takipçileridir. Kim peygamberin arkadaşlarını takip ediyorsa onlar en akıllılarıdır. Millete bakıyorum, adımları bile sormuyorlar. Cenab-ı Allah'la beraber olmak için gayret gösterenler, öbür dünyada ibadetlerine ve kulluklarına göre mükafatlandırılırlar.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 66 - YAŞAM DİSİPLİNİ

İnsan olmanın mükemmelliği vardır. Bundan dolayı herkesin eğitime ihtiyacı vardır. Onların eğitimi okulla değil ilahi emirlerle olması lazımdır. O kimseye peygamber ve evliyanın karakteri verilir.

Her zaman başlangıçtan beri, insanlardan bazılarının iyi karaktere ulaşmasını sağlamak için, yardım için insanlar gönderildi. Ama onlar doğal vahşi özelliklerinden vazgeçmek istemediler. Onlar disiplini hayatlarında istemediler. İyi insanlar bunu kabul ederler ama kötüler kabul etmezler.

İnsanlar kendini zorlayarak kötülükten uzaklaşabilir. Fakat insanların % 99’u disiplini, özellikle bizim ülkelerde reddederler. Sen fiziksel arzularını özgür bırakırsan ne yaparsan senin içindir.

Disiplinsiz hayat hiçbir şeydir. Faydasızdır. Mükemmelliği kazanmak için şanslarını kaybettiler. Biz bu hayata disiplini yaşayalım diye gönderildik. Kim kabul etmezse şimdi ve sonra pişman olur. Bize Allah’tan hürriyet bağışlanmıştır. Ne zaman yemeli, ne zaman dinlenmeliyiz bunu bilmeliyiz.

Bir kimse aynı anda iki amel yapamaz. Ya yemeliyiz, ya dinlenmeliyiz. Bunu bilmeliyiz. Her an disiplinli olmalıdır. Onların yaptıkları her hareket saçmalıktır. Mezarlığa atıldıklarında çöpe atılan bir şeye benzerler. Cenab-ı Allah’ın bize hayırlı mesajlar gönderdiğini düşün. Buraya gelmenin bir nedeni var, iyi insanların yaşadığı gibi bu hayata yeme içme için gelmediğini anlaman lazım.

- İnsan olmanın yararı nedir? insan dünyası ile hayvan dünyası arasındaki fark nedir?

Fark olması lazım. Dünyaya gelişimizin gayesi asıl bir hikmet üzerinedir. Bundan dolayı onlar başlangıçtan bu güne kadar disiplini kabul etmediler ve disiplinli insanlara da düşmandırlar. İbadet edenlerden isen sevmezler. inanmayanlar, inananları sevmezler. Akrep gibi, ejderha gibi ısırmak isterler.

Allah onların ne yaptıklarını bilmektedir. Cezalandırılacaklar. Belki iki akrep birbirini öldürecektir. Ejderhalar da ejderhaları. Adalet yerine gelecektir. Onları kendi hallerine bırak birbirlerini yesinler.

Birbirleriyle savaşıp inananları unutacaklardır. Onları Allah'a bırak. Beklenen ve beklenmeyen değişmelerin % 99’u olacaktır. Dünya pisliklerle doludur ve pisliklerden temizlenmeye ihtiyacı vardır. Allah’ın kulları rahatça ve emniyet içinde ibadet edebilir.

Belki gelecek yıl inanmayanlar olmayacaktır. İnançlarını değiştirmeyenler, Müslümanlara karşı hareketlerini değiştirmeyenler bizimle beraber olmayacaktır. Onlar yaşları arttıkça gençleştiklerini düşünüyorlar.

Bu yanlış bir mantıktır, yaşlanmaktalar. Kendini doğru yol üzerinde muhafaza et. Eğer hangi yoldan gittiğine bakmıyorsan, fırtına ve hortum gelecek ve seni alıp götürecektir. Emniyetsiz yeri istemeyiz. İnsanların mahvedilmesini istemem.
İnsanlar zora düşmesinler diye Allah Peygamberi gönderdi. İnsanlar ateşe koşmaktalar. İnsanların cehenneme girmelerini istemem. Ben onları engellemeye çalıştıkça, onlar daha fazla uçuruma gitmişlerdir. Bizi Müslüman ve inananlardan olmayı nasip etsin. Trajik olaylar gelecektir ve çok ağlayanlar olacaktır. Ben bundan hoşlanmıyorum. Kendini muhafaza eyle o zaman mesut olursun. Eğer yapmıyorsan onlar için hiçbir muhafaza yoktur.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden