26 Şubat 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI 139 - ALLAH’A GİDEN YOL.

Herkes dünya işinden yapacağını bilir. Yalnız bizim söyleyeceğimiz kolay yol, selâmet yol, şerefli yol, taat ve ibâdet yolunu göstermek içindir. Bu yollar tarîkatlardır yâni dünyaya giden değil Allah’a giden yollardır. Onun için her kim tarîkatla dünya arasa yolunu şaşırtmış demektir. Yanlış yoldadır ve onun yolunda feyiz olamaz. Onların nefislerini terbiye etmesi güçtür.

Dünyaya çağıran adam, insanların nefislerini azdıran kimsedir. Biz ise azgın nefsin elinden kurtulmak isteriz. Bir kimse azgın nefse mahkûm olursa dünyadan doymaz, âhireti unutur. Âhireti unutan Allah’a hizmeti unutur, Allah’a hizmeti unutan, kulluğu bırakmış olur. Allah’a kulluğu bırakan şeytan kulu olur. Bu Nakşibendi yoludur, Allah’a çağıran yoldur.

Yol; sefer, sakar cehenneminden bir parçadır. Yâni seferde zahmet vardır. Evdeki rahat seferde bulunmaz. Beş yıldızlı bir otelde olsa insan gene evini arar. Âdi seferde bile zahmet vardır.

- Allah’a giden yolda zahmet olmaz mı? Olur.

Bir defa Allah’a ilk karşı gelen senin nefsindir. Allah yolunda gitmek istersen;

“Ne yapacaksın? Niçin tarîkata gireceksin? Niçin fazla ibâdet edeceksin?” diye sana karşı çıkar.

Zâten fazla ibâdet için yaratıldık. İbâdetten daha üstün bir şeref ve daha üstün bir hizmet yoktur. Dünyadaki hiç bir iş ibâdet kadar kıymetli olamaz. Çünkü ibâdet Allah’adır. Öteki yaptığın işler nefsinedir ki bu kıyas kabul etmez. Allah için çalıştığınla nefsin için çalıştığın müsâvi olmaz.

Tarîkatlar insanları Allah’a kulluğa ve Allah’ın dâvetine hazırlar. Allah’ın kullarını temizler. Hak divanına çıkmak için tahâret farzdır. Temizlenip çıkmak için nasıl temizleneceğini bilmelisin. Cenâb-ı Allah;

“Eflehamen tazzukka” ;

Temizler kurtulmuştur. Temiz olan yâni kendi nefsini temizleyen kimse kurtulur. Temizlenemeyen kişi temizleninceye kadar kurtulamaz. İstersen dünyada kendin temizlen, istersen bırak.

Yaptığın her ibâdet seni bir yere vardıracak zannetme ama bu ibâdet seni temizlemek içindir. Allah’ın huzuruna takdim olunacak bir ibâdet sahibi değiliz lâkin o ibâdeti yaptığımız vakitte aslında kendi nefsimizi temize çıkarırız. Nefsimiz tâhir (temiz) olunca, Cenâb-ı Hakk’ın ilâhi huzuruna girebiliriz.


- Câmiye bile abdestsiz giremezken, Allah dîvanına nasıl girebiliriz?

Oraya temiz olanlardan başkası çıkamaz. Biz bunu hep tekrarlarız çünkü insan mânevi pislikle sürekli pislenir. Gâfil olursan tepene iner ve pisletmediği taraf bırakmaz. Temizlenmen lâzım çünkü kurtuluş temizlenenler içindir. En büyük pislik nefsimizden ve dünyadan gelir.


Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

25 Şubat 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 138 - İSLAM SANCAĞI VE FİTNE

Hakîki îman sahiplerinin himmetleri yücedir ve yerden göğe direktir. Bir Peygamber haberi, Efendimiz s.a.v. buyurur;

“Senenin son günüyle yeni senenin ilk günü her kim oruç tutarsa bütün seneyi oruçla kapatmış gibi olur”

Gün kâfirlerin takviminde gece yarısından başlar. İslâm takviminde gün, akşam namazında başlar.

İslâm takvimi yanılmaz. Allah’ı ve Resulünü dinleyen kimse rahat yaşar, hayat problemi yoktur. Dünyadan giderken de problemli gitmez, kabrinde de problemli yatmaz. Mahşer gününde problemli kalkmaz. Dikkat et bazı ufak tefek işler olur, onu bir kimse bilmezse Müslümanlığı yaşayamaz. Müslüman olarak yaşayan problemsiz hayat yaşar. İslami yaşamayanın karşısına bir değil on problem çıkar. Düşünebildiği veya düşünemediği, aklına geldiği ve ya gelmediği yerde bir sürü problem olur.

İslâmi yaşamayan insanların, milletlerin ve toplumların bitmez tükenmez sorunları vardır. Cenâb-ı Allah mümin kuluna problem verip kaygıya düşürmez. Mümin kulun aklı ve fikri Allah’a hizmet olduğundan, Cenâb-ı Hak o kulun önünden problemleri kaldırır. Mümin Allah için yaşar. Allah için yer, içer ve çalışır. Müminin her hareketi Allah içindir. Eline çekiç alsa; kul eline çekici niye aldı diye melekler yazar. Bir de Cenâb-ı Mevlâ’nın yazdırdığı var, evet eline çekici aldı, Cenâb-ı Allah emreder ve sordurur;

- Bu kulum bu çekici eline nefsi için aldıysa onu kendi nefsine bırakın, kendi başına geleni çeksin. Çekici Benim için eline aldıysa ona yardım edin.

Her şey ona yardın eder: eline çekici Allah için alıp sabahtan akşama kadar demir dövse pazıları kuvvet bulur, yıpranması kesilip köselmesi yoktur. Ona demir dövmek idman olur, lakin eline çekici kendi nefsi için alan sanki o çekiçle kendi kafasını dövüyor gibi güm! güm! her çekiçte bir problem meydana gelir.

Müslümanların bu günkü zâfiyetleri, zayıflıkları ve işe yaramaz topluluklar halinde oluşunun sebebi budur. Müslümanlar bugün Allah için çalışmıyorlar bilâkis kendi nefislerinin zevkini tatmin etmek için çalışıyorlar.

“Sayıca pek çok olacaksınız lâkin itibarınız olmayacak”

Diye Peygamber a.s. bin dört yüz sene evvel haber verdi:

- Bir buçuk milyar Müslüman var, bunların kıymeti nedir?

Kâfir Avrupa’nın yanında kıymetleri sıfırdır. Yahudi Amerikanın altında sıfırın altındadır. Öküze veya budaya tapan Hindûların bile Hıristiyanların yanında kıymeti var lâkin Müslümanlar Avrupalıların yanında bir kıymet taşımaz. Onun için İslâm âlemindeki Müslümanlar Avrupa ya gittiklerinde Müslümanlıklarını gizlemek ihtiyacı duyarlar. Zîra Müslüman olduğunu bilirlerse başka türlü muamele yaparlar. Olacak işlerini oldurmamak, yürüyecek işlerini yürütmemek için, yapılacak işlerini bozdurmak için ters yol yaparlar. Onun için giden çok sakallı sakalını yontar.

İslâm âlemi ahmakça hareket edip, Müslüman oldukları halde Avrupalı, batılı olmak isterler. Sen kırk sene batılıyım desen, onlar gibi yesen, giyinsen ve konuşsan, Avrupalı seni Müslüman bilir ve derler ki;

- Bunlar Müslüman kimselerdir, batı ülkelerini elleri altına almak isterler ve bizim dînimizi de söndürmek isterler.

Efendimiz geldiği andan itibaren kâfirlerin dinleri zaten sönmüştür. Îsa Peygamberin ve Mûsa Peygamberin peygamberliği kalmadı, bitti ve durdu. Onlar artık berzah âlemine geçtiler. Meydanda duran sancağı dikili olan İslâm’dır. Başka sancak yok, ötekileri bangeradır.

Bangera: Kâfirin bayrağına derler.

İslâm sancağı: İslâm bayrağına derler. Avrupalının İslâm hayatı düşüncesi onları çıldırtıyor, ne yapacaklarını şaşırıyorlar, diyorlar ki;

- Müslümanları kendi içlerinden yıkalım.

- Ne yapalım?

- Kuran-ı Kerîm okutmayalım, medreseleri kapatalım, kendi memleketlerinde İslâm kıyafetini kaldıralım, Müslüman’a benzer bir tarafları kalmasın.

Bunlar oldu mu, yoksa olmadı mı? Kavgamız nedir? Gâfil insanımızın Avrupalıya teslim oluşundan dolayı belâ yağıyor.

- Bu Türkleri Müslümanlıktan nasıl uzaklaştıracağız, uzaklaştırmasak bunlar tehlikedir, başka tehlike yok!

Bizdeki diyor ki;

- Müslümanlar PKK’dan daha tehlikelidir, PKK bir tehlikeyse Müslümanlar on defa daha tehlikelidir, PKK Müslümanların elinde olursa işimiz tamam!

PKK’nın içinde İslâm sancağını kaldıran pek azı var da çoğu kavmiyet davası yapar, çoğu biz Kürdüm der, öbürleri de biz Türküm der. Sen Türk ben Kürt dediği vakitte Müslümanları parçaladı. Selâhaddin Eyyûbî H.z.’leri İslâm padişahıydı, Kürt padişahı değil, Türk padişahı da değil. Kürt diyenin de kafasını vururdu.

- Alman mı Müslüman mı? Bunlar yabancı mı?

İşte İslâm insanı kardeş yapıyor. Ne Türklüğün, ne Kürtlüğün, ne Araplığın seni kardeş yapar.

Aklınızı değiştireceksiniz siz gençler! Şeytanın propagandalarına kanacak değilsiniz. İnsâniyet İslâm’dadır. Şeref Müslümanlıktadır, ne Kürtlüktedir, ne Türklükte, ne Araplıktadır. Onun için her kim kavmiyet davası yaparsa Peygamber Efendimiz lânet etmiştir. Lânet gelen kimse de hayır etmez.

Bu kimse Uygur Türkü, ta Orta Asya dan Çin’den geliyor. Çin kâfiri bu fakir fukarânın memleketini zapt etmiş, bir buçuk milyarlık İslâm âlemi ses çıkartmıyor. İslam âleminin başında tek adam olacaktı. O adam yalnız şeriata boyun eğecekti. Kimseden korkusu olmayacaktı. İslam dünyasına tek adam hükmedecek, tek sultan olacak. Sultansız İslâm devleti olmaz. Size öğretmedikleri nokta budur. Sizden gizledikleri budur.

İslâm pâdişahı, sonra Şeyhülislam gelir, üç kıtaya hükmeden Osmanlı ecdâdıdır. Osmanlı dediği vakitte Kürtte Osmanlıydı, Türk’te, Arap ta. Pomak, Çerkez, Çeçen, Gürcü, Dağıstanlı, Tatar, sâir Avrupa’da ne kadar millet varsa Osmanlıydı ve İslâm pâdişahı hepsine hükmederdi.

Protokolde pâdişâhın önünde sarayda ilk gelen sırmalı yeşil sarığıyla Nâkîbul Eşraf Efendi, yâni Efendimiz s.a.v.’in sülâlesinin başı olan zat gelirdi. Pâdişah onun elini öper oda ilk tâzimi yapar onun ardından Şeyhülislam gelirdi. Sadrazam üçüncü olarak gelirdi, sonra vezirler, beylerbeyleri, paşalar gelirdi. Usul buydu. Sadrazam Osmanlıydı,Türk, Kürt, Acem olsun Osmanlıydı. Osmanlı pâdişahı, İslâm halîfesi . Oraya gelinceye kadar Avrupalılar bizim o şeref ve saltanatımızın kaybolması için uğraştılar ve içimizde Islama düşmân ettiler. Kuran-ı Kerîm okutma, memleketin içinde Kuran kursu bırakma... câmide okutamasın... diye engeller koydular.

Peygamber a.s., sancağının altında bütün ümmetlerinin toplanmasını istemektedir, oraya buraya çeken kimseler kıyâmet gününde hesap veremeyecektir. Haksız yere bir kimseden bir damla kan yere dökülse o kimse bir damla kanında hesabını veremez, zâlim olur. Zâlim olan kimse, cehennem durduğu müddetçe cehennem gediklisidir. Cehennemde yalnız zâlimler kalacaktır. Zâlim olma, Peygamberini tanı, Islâma hizmet ver. İslâm la iftihar et, selâmetin için bunu iste buna gayret et. Allah bizi İslâm’ın sancağının altından ayırmasın.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 137 - NİÇİN TARİKAT

- Açıklığa kavuşturalım tarîkat ne içindir?

Dünya için değildir. Dünyaya merakı olan tarîkata girmez. Dünyaya merakı olanın aklı ve fikri dünyadadır. Âhirete merakı olan kimsenin aklı ve fikri ahiretedir. Tarîkat, âhiret içindir. Eğer bir kimse yanılıp ta tarîkat yolundan dünya isteyecek olursa, o düpedüz yolunu şaşırmış olur. Bir şey elde edemez. Dünya için tarîkat yoktur, dünya tarîkat istemez. Herkes istediği gibi, istediği yoldan dünyanın içine hücum ediyor, etsin. Dünyaya kılavuzluk yapacak insan çok. Bütün uydurma eğitim sistemleri insanları dünyaya alıştırmak içindir.

- Tâlim ve terbiye sistemi dedikleri eğitimde, Allah’a dâir bir söz, Allah’ın yoluna dâir bir hareket, âhiret için bir ders var mıdır?

Yoktur bu da demek oluyor ki asıl tarîkat dünya için olamaz. Asıl tarîkat âhiret için olur. Âhireti fazla isteyen tarîkata girer ki, daha fazla âhiret ticareti elde etsin.

Dünya bir sofradır. Bu sofra yalnız müminlere has değil, kâfirde yer, müşrikte yer, münâfık da yer.. Bu dünyaya kâfirler bizden çok daha fazla hûcum ediyor. Bu dünyaya münâfıklar daha fazla îtibar ediyor. Onlar bu dünya için yaşıyor ama âhiret ancak tarîkat yolunu tutanlar içindir

- Ne yapalım biz şimdi, ticareti, zanaatı, bağı bahçemizi mi bırakalım?

Yok. Dünya bir sofradır. O sofradan herkes yer kâfirde, yavur da, çağdaşta, Yahudi’de, Katolik de, sende Müslümansın sende yersin.

Dünya için kurulan sofradan başka ikinci bir sofra vardır ki onlar orada oturmaz. İkinci sofrada kâfir oturmaz, çağdaş, özgürlükçüler, şeytanlar, deccallar, Âhirete inanmayan dinsiz îmansızlar olamaz. O sofra has olan âhiret sofrasıdır.

Âhiret sofrasında oturmak isteyen tarîkata gelsin. Âhiret sofrasına tarîkat tutanlar oturur. Çünkü tarîkat sahibi dünyadan fazla Âhireti tercih eder. Âhiret sofrasında Cenâb-ı hak onlara dünyanın helâl ve temiz rızklarından verir. Öteki kavimler her türlü pisliği yer ve içer. Kâfir ise helâl bu haram ayırt etmez.

Haram olan yiyecek ve içki pisliktir. Dünya sofrasında haram vardır. Âhiret sofrasında haram yoktur. Âhiret sofrası temizdir. Hâlâ tarîkatı anlayamıyorlar. Tarîkattayım diyenler de meseleyi anlamıyorlar, hoca geçinenler de anlamıyor ve öbürleriyle dünya sofrasında oturmak için koşuyorlar.

Âhiret sofrasına gel sana tâyin olunan temiz rızkını da bulursun. O pis kavimlerle beraber oturup pislik yemeye ihtiyacın yok. Meselâ yurt dışında kasaplarda hem davar eti,hem canavar eti (domuz eti) var. Bazılarına fark etmez;

- Ben koyun etinden alıyorum, canavar etinden almıyorum.

Der ve alır, bazı müminler onu görünce ikrah eder, orada belki canavar eti var, bunu da o bıçakla keser diye oraya kadar dikkat eder almaz. Canavar etiyle davar eti beraber olduğu için istemez ve almaz.

Dünya sofrasına oturduğunda âhirete inanmayanlar, Müslüman olmayanlar, ne kadar pislik varsa helâl haram hududu tanımadığından bu pisliği de yer. Haram şey pisliktir. Müminin şerefi vardır.

Dünyada iki sofra var, Cenâb-ı Allah’ın müminlere kurduğu temiz olan sofra âhiret sofrasıdır. Sen insan olarak ahîret sofrasına gel ki, orada temiz rızk ve temiz kişileri bulursun. Tarîkatlar âhiret sofralarıdır. Her sofraya oturduğunda mânevi sofrayı unutmayıp

“Yâ Rabbi bize de âhiret sofrasını kısmet eyle”

Diye dua etmelisin. Bu parayla değil, îman iledir.

- Hakîki şeyh kimdir?

Büyük şeyh, küçük şeyh fark etmez, git bak, bulduğun adam seni âhiret sofrasına çağırıyorsa tâbi ol. Tarîkat dediğin odur.

Şeyh Abdullah Dağistani Hz.lerinin kırk sene hizmetinde durdum ve kendisi bana temiz âhiret sofrasını göstertti Elhâmdülîllah. Size göstertmek için bize de izin verdi. Kabul edersen âhiret sofrasından yersin, günden güne güçlenirsin, kuvvetlenirsin, nurlanırsın ve aşkı şevkin artar. Keder ve hüzün uğrayamaz. İşte sofra bu: temiz sofraya otur.. Hiç korkma temiz ye içersen sana dokunacak kimse olamaz. Sen dünyadan çıkacağında temiz kul geliyor diye melâike saf saf iner.

- Kulumu âhiret nîmetleriyle karşılayın, dünyadayken sûretindeydi, şimdi onun hakîkisini getirin. Diye emr olunur.

Onun için onlar dünyadan gittikten sonra yerler ve içerler, ruhları zevk ü sefâ içerisinde yüzer. Dünyada pislik sofrasına oturanlara âhirette onun devamı vardır, zakkum ile zehir yiyip ıstırap çeker. Yolunu tâyin et. Ahiret sofrasına otur.

- Ben mühendisim, mîmarım, bilgisayar mühendisi oldum.

Diye sakın dünya sofrasına oturmayasın. Şeytan, dünya sofrasına oturanlara her türlü pisliği yedirir. Ümmeti Muhammed’e her gün temiz sofra iner.


(Bir not; Ana fikir olarak yazıdaki görüşlere katılmamla birlikte, henüz herhangi bir tarikata girmiş değilim. Tarikat yoldur. Haktır. Fakat günümüzdeki tarikatların uygulamalarını incelediğimde Ahiret için güvenli bulmadım. Örmeğin Toplu zikir ayinleri, kılık kıyafete yönelişler gibi. Gerçek tarikat yolunu bulabilirsem inşallah ben de katılırım. Çok bilmiş, alim değilim ama, kıstaslarım Kuran ve hadislerdir. Allah herkese doğru yolu nasip eder inşallah. Çünkü Hidayet ancak Allah’tandır.)

Not Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

23 Şubat 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 136 - TARİKAT GEREKLİ

Hayatta olan büyük zatların hepsi kapandı ve gizlendi. Kabristanda olan büyük zatların ziyâretine gidip feyiz talep ettiğinde onların himmetleri hazır olur. Onlar ölü değil diridirler. Bir şeyden şikayet edersen arkası gelir. Uyanıklık vermek için söylüyoruz, âhir zaman olduğundan umum milletler en kötüler tarafından idâre olunacaktır.

- Niçin Tarîkata girmeye gerek vardır?

İnsanoğlu cennet yolunu bırakıp cehennem yoluna hücum ediyor. Cehennem yolu şeytanın göstermesiyle güzel görünüyor. Dünya olmasa kimse kimseye düşman olmaz. Aslında insanları birbirine düşman yapan dünyadır. Düşmanlık yapan sonra pişman olsa da pişmanlığı işe yaramaz.

“Felâ tevvûrennekulumul hayâtûddünyâ:“

“Ey kullarım dünya hayatı sizi mağrur etmesin”

- Neden dünyaya mağrur olma?

Dünya hayatı kimseye kalıcı değil. Yiyemezsin, alıp götüremezsin, taşıyamazsın. Cirmimiz küçük hırsımız büyük. İnsanlar da milletlerde hırs küpü haline gelmiş. Hırstan dolayı birbirine düşmanlık ve adâvet yapar.

Geçmişten ibret almamışlar sonra kendileri başkalarına ibret olmuş. Azıcık aşım kaygısız başım demiş atalarımız, yâni bir kimseye verdiğiyle kanaat olsa başı kaygısız olur. Başa güreşen kimse iyi zahmet çeker. Dünyada baş olup ta ferah eden adam olmadı. Kediye bir et parçası tutsak kimseye bakmaz ete bakar, hele balık olursa birbirlerini yiyecek, ah ben ona yetişsem diye yüz tane kedi hücum eder. Şeytan da öyle dünyayı tutuyor.

- Kim var yetişmek isteyen? Veriyorum.!

Bütün dikkatler oraya çevrilmiştir. Hiç kimse başkasına vermiyor, ben yetişeyim diyor. Nefsin tabiatı ve cibilliyeti böyledir. İnsanın nefsi terbiyeye muhtaçtır. Etmezsen yabânidir, hırslı ve hınçlıdır.

Allah c.c., insanoğlunun nefsini terbiye etmek için Peygamberleri terbiyeci olarak gönderdi. İnsan nefsi terbiye olmaya muhtaçtır. Terbiyenin çeşit türlü yoları vardır. Şeriat terbiyesini tatbik eden tarîkatlardır. İnsanlar üzerinde gerçekleştiren ve yapan,tekmil eden tarîkatlardır. Bu yol olmazsa kimse şeriat terbiyesine giremez. Tarîkatı olmayan din,ne kadar ilmi olursa mağrur olur,onda nefsâni kibir vardır.

*Abid ne kadar ibâdet sahibi olsa da tarîkata girmese ibâdetiyle mağrur olur, büyüklenir.

*Zengin tarîkata girmese zenginliğiyle mağrur olur ve o mağrurlukla baş aşağı gider.

*Hakim tarîkata girmese zâlim olur, çünkü kendi makâmında mağrur olur. Nefsinin sebebiyle o gurur onu haksız yollara sevk eder.

*Hükümdar tarîkata girmese adâlet üzerine yaşatamaz, nefsâni gurura düşürür; ben sultanım, cumhur reisiyim, beyim, paşayım deyip dünyayla mağrur olur.

*Âlim olan kimse tarikat terbiyesi almasa büyüklük satar, kibirlenir ve ilmiyle gururlanır. İlmiyle gururlanan şeytan olur, ameliyle gururlanan gene şeytan olur, çünkü; benden çok bilen, benden çok ibâdet yapan var mıdır?
der.

Allah u Tealâ onu imtihan etti, o kadar ilmi ve ameliyle beraber bir secde yapamadı. Önceki yaptığı secdelerin hepsi gitti.

Büyük Şeyh Efendinin (Abdullah Dağistani Hz.’nin) bir mürîdi varmış, okumuş kimse, demiş ki;

- Ya Hazrêt el Ûstad, bana izin verilse tarîkata girecek adamı iki sene askerlik yaptırmadan kabul etmezdim, ama bu mesele benim elimde değil onun için yapamam.

Büyük Şeyh Hz;

- Doğru yapardın, edep öğreniyor, çünkü insan iki sene askerlikte hayır, niçin? demeyi unutur, “bu emri niçin verdin? yapmam komutanım” demez. Bu bir insanın bir insana kemâli ittî basıdır yani tam uygunluğudur. O sıfatın Allah’a karşı her kulda bulunması lazımdır. Bilhassa Cenâb-ı Hak’kın iradesi karşısında niçin, hayır, dememek, teslimiyet makâmıdır.

Kulun Hakka teslimiyetini tarîkat öğretir. Azgın nefis teslim olmaz. Askerde mecburi baş eğer, o korku kalktıktan sonra Allah’a karşı;

- Niçin böyle oldu? Ben onu yapmam ,

Demek yollarını kapatan, insanın vahşi nefsini terbiye eden tarîkattır. Şeriatı bilen adam kendini terbiye edemiyor.

Dedik ya bir âlim kimse tarîkata girmeden nefsine hükmedemez. İlmi arttıkça benden büyük âlim var mı diye nefsi azgınlaşır. Âbid ise benden iyi zikir çeken var mı,Kuran-ı Kerîm okuyan var mı diye gurura düşer. Şeytanın âkıbetine gider.

Benî Îsraillerden bir âbid kimse varmış, on iki bin talebesi onun kuvvetinden havada uçarmış, Cenâb-ı Allah ona oraya kadar meydan verdi, bir defa gururlandı, gururlanmasıyla kolu kanadı kırıldı, bizim ilmimizin yetiştiği yerde imansız geçti. (Allah’ sığındık)

Bizim yolumuz tarîkat yoludur. Niçin tarîkattayız diyen adamlara, bizi itham etmek isteyenlere karşı Cenâb-ı Hakk’ın lütfu inâyetiyle kendimizi müdafaa edecek kuvvetimiz vardır. Bu batın yolunda olmadığımıza dâir söylediğimiz sözlerdir.

- Niçin tarîkata giriyorsunuz, tarîkata girmeye ne gerek vardır?

Dendiğinde biz onlara bu sohbet esnasında cevap verdik. Çünkü insanın nefsini ilimde azdırır, amelde, zenginlikte, rütbede azdırır, yüzünün muvakkat güzelliği de azdırır, pazusu, kuvveti ile mağrurlanır. Hâlbuki büyüklük satmaya ne varsa hepsi gururdan gelir. İnsanın nefsi Allah yolunda ilâhi lütufla yapmış olduğu hizmetleri unutup kendine nispet eder.

- Benden daha fazla bilgili, ibâdet edici kimse var mı?

Diyerek kendini birinci sırada durdurur ve o gurur içerisinde dünyadan çıkar. Cenâb-ı Vâcibul Vücut Hz.leri,Efendimizin vücudundan bize bildirdi ki;

Kalbinde zerre miktarı gurur ve kibir taşıyan kimse cennete giremez”


HİKÂYE

İskender bir kavimden hoşnut olunca onları huzuruna çağırıp sormuş;

- Benden ne dilerseniz ihsan edeyim.

- Sen buna muktedir değilsin.

- Ben yedi düvele hükmeden bir imparatorum, hazinelerim altın ve cevahirle dolu.

- Bu altınla halledilecek bir mesele değildir.

- İsteyin öyleyse.

- Biz sonumuza hükmetmek istiyoruz, sonumuzun istediğimiz gibi olmasını bize îkram et, son gürlüğü ver istediğimiz gibi dünyadan çıkalım.

- Ben onu kendim içinde arıyorum ama elimden gelmiyor..!

Şimdi elinde kuvvet olup da Allah’ın kullarını sıkıştıran kimselere, bizde o İskender’e cevap veren kavim gibi söylüyoruz;

“Şimdiki rütbelerine mağrur olmasınlar, hiç kimse sonunun nasıl geleceğini bilemez. İstediği bir sona yetişebilmek sâlâhiyeti ne olursa olsun bir kimsenin eline verilmemiştir. Senin bu günkü dünya rütben, senin son gününde sana yardımcı olacaktır diye düşünme, çok farklı olabilir. Korkulacak nokta budur ki hiç kimse iyi ve ya kötü bir sûrette sonunu tâyin edemez. İyi olmasını têmin edemez, kötü olmasından da kaçamaz”


Bir not; Ana fikir olarak yazıdaki görüşlere katılmamla birlikte, henüz herhangi bir tarikata girmiş değilim. Günümüzdeki tarikatların uygulamalarını incelediğimde Ahiret için güvenli bulmadım. Örmeğin Toplu zikir ayinleri, kılık kıyafete yönelişler gibi. Gerçek tarikat yolunu bulabilirsem inşallah ben de katılırım. Çok bilmiş, alim değilim ama, kıstaslarım Kuran ve hadislerdir. Allah herkese doğru yolu nasip eder inşallah. Çünkü Hidayet ancak Allah’tandır.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

21 Şubat 2010 Pazar

SOHBET DÜNYASI - 135 - DÜNYA MI AHİRET Mİ?

Şâh-ı Nakşibendi Hz.leri;

“İki davar sağacak kadar zaman olsa da sohbet ediniz.”

Diyor çünkü mümin bir yerde otursa, birisi ifâde birisi istifâde eder. Birisi söyler öbürü dinlerse yol alır, kuvvet alır ve rahmet iner.

Lâilaheîllallah Muhammedurrasulûllah,

Allah bu kelimeyi tayyîbeyi söylemeyi bize müyesser kıldığı için şükürler olsun.(Yâ Rabbi bize bu mübarek kelimeyi dünya hayatında
söylemeyi müyesser kıl, dünyadan çıkacak vakitte de çenemiz kilitlenmeden söyleyebilelim.) Hiç bir şey bilmedin, bunu söyledin mi tamamdır.

İslâm en yüce dindir. Allah’ın kulları için göndermiş olduğu İslâm tek selamet yoldur. Her kim bir yol tutmak isterse, İslâm yolunu tutsun
ve kurtulsun. O da sohbetledir. Kısa ve keskin olan ok uzun ve gevşek olandan makbuldür. Herkes bir şeyi beğenir, beğenmeden almaz. Sonunda ya dünyayı ya âhireti beğeneceksin. Açıkgöz olan kimse tam beğenilecek şeyi beğenir ki görenler;

- Adam alacağı şeyi tam beğenmiş, güzel almış. desinler,

Burada Cenâb-ı Hak, Efendimiz s.a.v.’le bize âhireti beğendiriyor ve istiyor ki;

“Ey kullarım âhireti, benim sizin için beğendiğimi beğenin” Diyor.

Şeytan öbür taraftan gelip diyor ki;

“Aman bu dünyada benim elimde ne güzeller var, gelin size takdîm edeyim”

Birinci sınıf üçkağıtçı, madrabaz, yalancı, dolandırıcı, kalleş,
hilebaz, düzenbaz aldatan şeytandır.

- Ben insanoğlunu öyle bir aldatırım ki kimse benim aldattığım gibi aldatamaz, iftihar ederim, arkamdan insan oğlunu sel gibi akıtırım,

İlk muhalif şeytandır, ilk muhalefet şeytandan sâdır oldu, onun için muhalefette olan şeytan safına geçiyor demektir.

- Şeytana kim uyar?

Aklını kiraya veren, akılsız dolaşan ve aklını kullanmayan
herkes şeytanın arkasına düşer. Ara sıra gündüz kendini bir yokla;

- Acaba şeytan beni aldattı mı acaba?

Aldatmasa koca tütünü ağzına sokar mı? Sigarayı ağzına
soktuğu vakitte seni aldattı demektir;

- Sana semersiz binerim iç, içinceye kadar beni taşı.

Bak! hangi ameldesin, neyi yapıyorsun, aklını kullandın mı
hemen anlarsın;

- Bu iş yakışıksız, şeytan bizi aldattı yazıklar olsun.

- Aklını kullanmadın mı?

- Yoo kullanmadım.

- Niye kullanmıyorsun?

Aklını kullandığında aldatıldığını bilirsin. Aldatıldın mı
hemen geri çekil. Bir defa aldanan bir eşeklik yapar, ikinci
defa şeddeli eşektir. Kaç defa aldanıyorsan o kadar şedde
verilir. Nasıl bugün şeddeli olduk de hemen geri çekil.
Şeytan beğendirdi mi seni aldattı demektir. Tâlipler çok
Yüz bin ler, milyonlar arkasından koşuyor. Aldanma,

“Nitekim sizden önce geçenlerin hepsini aldattı, pek
azından maada”

Senin beğeneceğin Cenâbı Hakk’ın senin için
beğendiğidir. Onu beğenirsen hayır edersin. Lâkin Allah’ın
senin için beğendiğini sen beğenmezsen, ne dünyada ne
âhirette hayır görürsün.

Bir şey beğenirken aslını faslını sor. Aldatılıyor muyum diye araştırmasını yap. Vakit saat geçmeden insanoğlu beğeneceğini beğensin.

- Kıymetli şeyi beğenmeyen kimse var mı?

Bir elmas vardır bir de kristalden yapılmış elmas taklidi
vardır. Hakikisi dururken hiç bir aklı kamil sahibi boncuğu
almaz. Öyleyse bütün gün inci topla, boncuk toplama. İnciyi
ara, seç, seçmesini bileceksin. Peygamber Efendimiz s.a.v.;

“Müminin ferâsetinden korkunuz,onun kalp gözü açıktır”

Onu aldatmaya kalkmayın, onlar aldatılmaz, onlar baktığında hak nuruyla bakar. Hak nuruyla bakan adam aldatılmaz.

Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 134 - AHİRET NİMETLERİ

- İnsan mahlukatın içinde en şereflisidir, o şeref niye verildi?

Bir maksat ve gaye var. Cenâb-ı Hak biz inananlar için, Müslümanlar ve müminler için ebedi cennet hazırlamıştır. Cennetlerin nîmetleri lâyuhzâdır yani sayılamaz. Çünkü her günkü tecelliye göre yeni bir nimet gelir.

Aristokratların sofrasında bir parça çorba, arkasından yeşili muhafaza edilmiş fasulye, kaynamış havuç rosto, tavuk, balık gibi bir menü getirirler. Eğer daveti yapan Müslüman kimselerse vereceği pilav, batırım yemek veya bundan ibarettir. Ertesi gün başka bir lokantaya gitse, ya bir çorba, ya kebap veya kebabın nevînden bir tane takdim olunur. Hepsi ayaküstü veya oturarak aşhanede yenen on-onbeş çeşit yemektir.

Ahirette olan nimetler bugün için başkadır, yarınki gene başkadır. Bunlar kaybolmadığı gibi ertesi gün başka türlü tecelliyle gelecek nimetler vardır. Onun için Allah bizi cennet yolundan ayırmasın. Şöyle dua etmelisin;

- Yâ Rabbi, cennetlik kullarının amelini işlemeyi bize müyesser kıl. cehennemliklerin amelini yapmaktan bizi sakla.

Çünkü cennetlik ameli ile cehennemlik ameli sırt sırtadır. Allah’ın gönderdiği mâide (sofra) her gün cennet ehline gelecektir. Her sofrada bir nimet ikinci defa aynı sûrette gelmez, başka têville gelecektir. Cenâb-ı Hak çeşit türlü nimetler halk etmiş ve mahlûkat bizim hizmetimize tayin edilmiştir.

- Buna karşılık bizden istenen nedir?

Allah’ı tanımaktır. Marifetullâhı düşünen bu noktaya gelir;

“Sen varsın Ya Rabbi! Sana teslim olduk”


Diyebilmelidir. İnsan bu âlemde hakîkati bulmakla mükelleftir;
Namaz kılmak hattı zâtında gaye değildir, vasıtadır. Oruç gaye değildir, vasıtadır. Matlup olan bir şey gaye değildir lâkin orucun insanları ilâhi dîvana göndermek için kuvveti vardır. Hâsılı kelâm ibadetler seni Allah’a yaklaştırır, Günahlarda aksine şeytana yaklaştırır.

Kulluktan geri kalan kimsenin yediği içtiği yaşadığı da haram olur. Geceleri yatsıdan sonra mecbûri bir hizmet olmazsa oturmak vücudu rahat ettirir. Vücudun rahat olduğunda her işin hakkından gelirsin, aklında, bedeninde çalışır. Uykuya dikkat edip vücudu dinlendirmek esastır. Şeyhimiz Sultânûl Evliyâ Abdullah Dağistani Hz.’leri öyle buyururdu;

- Gecenin üçte ikisi geçip de üçte bir kaldığında, Cenâb-ı Hak uyanık olan kullarına ilâhi lütfu ve ihsânını gönderir.

Gecenin o zamanında uyanık olanlara tecelli gelir. Uyanık olmayan uyuklar kalır. Kalkıp o ilâhi mâide ye (sofraya)oturup yiyemez ve içemez. Uyku vücudu dinlendiren ilâhi bir lütuftur.

Biz Allah’ın kulluğuna yaratılmışız. Allah’a olan şükür borcumuzu yerine getirmeliyiz. O ilâhi tecelli üzerine inen kimseler Hak kul Hayâtı bulur. Akşamdan uyunursa gecenin son bölümünde ayağa kalkılır ve Cenâb-ı Hakk’ın gönderdiği ilâhi lütuf denizlerine dalar. Değilse o uyanamaz. Uykunun hakkını vücuda vermediğinden boşuna zahmet altında kalır.

Gündüzün zulmeti gecenin zulmetine hemen hemen müsâvi olmuş. Gündüzde de zulmet var gecede daha fazla zulmet var. Allah’ın Evliyâsı müminler, daha ziyâde bu insanların günah yüklerinin altına girerler ve onları bağışlatıncaya kadar Allah’ın huzurundan ayrılmazlar. Gece ve gündüz helâl olan rızkı topla.




Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

18 Şubat 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 133 - HAKİKATİN YOLU

Şâh-ı Nakşibendi Hz.leri, Nakşibendi Allah sırrını takdis etsin, derecâtını âli eylesin, himmetleri hazır olsun. Mühim olan himmetlerinin devamıdır. Cereyan yürümese bu ışık yanmaz, makine dönmez, araba yürümez, bu enerjidir. Enerji mânâsı; işi gören güçtür. Soruyorum;

- Cereyan tellerin üzerinde mi, içinde mi yürür? isim mi cisim mi? telin üstünde mi gider, aksine içinden tünel gibi yol yapıp öyle mi yürür?

O bilinemiyor. Cereyanda, bu ampulde başka sırlar vardır, o olmadan bu elektrik nur veremez. Bizim söylediğimiz hakikate dâir olan bir sözdür. Zâhirde yürürsen hakikati bulursun. Bir kimse tayyâreye binip uçmasa, gemiye binip geminin üzerinde yüzüp gitmese, otobüse binip çöllerin içerisine akıp gitmese Kâbe-i Muazzamayı bulamaz. Aslında istenen ne tâyyare, ne vapur, ne otobüstür. İstenen Kâbe-i Muazzamadır.

Şeriat hakikate çıkan bir yoldur. Şeriat bir vasıtadır. Tarîkat şeriatın üzerinde yürüyeceği yoldur. Hakikat, tarîkat yoluyla yürüyenlerin varacağı noktadır. Şeriat senin üzerine bineceğin vasıta, meselâ; tayyâre, at,eşek, gemi gibidir. Ata binersen yol olmadan yürüyemezsin, gemiye bindiğinde deniz gerekir. Tayyâreye bindiğinde gökyüzü gerekir ki her biri seni Kâbe-i Muazzamanın ve müşerrefenin hakikatine yetiştirsin.

Şeriatı inkâr eden tarîkatı da inkâr eder. Tarîkatı inkâr eden Hakikati inkâr eder. Hakikati inkâr eden ise kâfir olur.

- Dünyaya gelmekten gaye ve maksat nedir? insanların öğrendikleri nedir? okuyup öğrenmekten bilinecek nedir?

Dünyaya gelmenin maksadı yemek içmek içinse değeri yoktur, çünkü hayvanlarda yiyip içer.

- Temsil yoluyla insanın kıymeti ve hayvanın kıymeti nedir?

Hayvanın kıymeti okkasına göre taşıdığı et kadardır, meselâ on bin baş koyun kesseler kimse gelip de davacılık etmez. Bir kimsenin başını kesseler ortalık kalkar oturur; “Nasıl? Kim? Niçin kesti?” diye hükümet, adliye, hâkimler, polisler seferber olur.

Bu ufak misâl, hayvanla insanın arasındaki farkı anlatır. Sen kendini hayvan sûretine düşürürsen kıymetin kalmaz. Dünyaya geliş amacın yemekten içmekten ibaret ise, seninle hayvanın arasında bir fark kalmaz yâni kıymet farkı yoktur. O kimse hayvan sınıfına yazılır.

İnsanın işi yemek içmek değildir, bu gâye olamaz. Yemek içmek vâsıtadır ama gâye değildir. Yemek içmek maksat ve maksut da değildir çünkü insan hayvan değil. Hayvanlar her gün yiyeceğini içeceğini düşünür; gündüz bütün gün yaş veya kuru ot toplar, alêl acele içeriye istifler kendi midesinde onu saklayacak yere depolar, meradan başını kaldırmaz. Gece olduğunda, gündüz topladıklarını kemâli zevk ile tekrar ağzına getirir ve çiğnemekten keyif eder. Bu hayvanın sıfatıdır.

- İnsan yemek içmekle niçin hayvan sınıfına girer?

Yemek içmekten başka bir merakı, hissi olmayanlar hayvan sınıfına girer. Halbukî senden istenen: hayvan sınıfından geçip, sana tâyin olan sınıfa gelmendir. Oraya yetişmeye gayret etmen ve hazırlanmandır. İnsan yemek içmekle insanı kamîl olamaz. Çok yemek çok içmekle bir kimse kemâl bulacak olsaydı ot yiyen dört ayaklı hayvanat, birinci sırada olacaktı. Çünkü onlar bizden çok yer.

İşte bizim dâvâmız budur. Biz isteriz ki insan kendi kadrini ve kıymetini takdir etsin. İnsan neyle insan olur onu tahkik etsin ve anlasın.



Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

17 Şubat 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 132 - HZ. MEHDİ’NİN ÇIKIŞI

- Mehdî aleyhisselâmın çıkışı nasıl olacak?

Vaktin sahibine vakit yakın geldi, Mehdî a.s.’ın yetişmesine az kaldı. Birisi Türkiye meselesidir, bir hükümet gelecek üç ay komünist Rus tertibi olacaktır, lâkin bütün Türkiye değil, ahali de ordu da ikiye ayrılacaktır. Şam hudûdu açılır ve hudut kalmaz. Sonra üç ay içinde büyük muharebe çıktığında Mehdi a.s.’ın çıkmasına üç ay var demektir.

Komünistlik öldü ama komünistler hâlâ duruyor. Onların iflâhı kesilecek ve bitecektir. O temizlik olacaktır.
İskenderun Amuk Ovasında büyük muharebe olur. Eskiden Amuk Ovası bataklık içerisinde bir yermiş,Türkler sancağa girdikten sonra Allah’ın hikmetiyle kanallar açtılar ve bataklık kurudu.

Komünist ordularıyla İslâm askeri orada karşılaşacak deniyor. İslâm askeri üç bölük olur; bir bölüğü döner kaçar, ikinci bölük şehit olur. Üçüncü bölük sebat eder ve Cenâb-ı Hakk’ın nusreti yetişir ve sol komünist ordularının hepsini süpürür geçer. Cenâb-ı Hak onlara ilahi nusretin göndedir, ta İstanbul’a kadar açılır.

Büyük Şeyh Efendi Hz.leri, gayb Alman kuvveti çıkacak dedi, gayb Almanın kuvveti bir taraftan Rus’un üstüne yürür. Japon ise Çinin üstüne yürür. O vakit Mehdî a.s.’a tekbir alsın diye emir verilir. Onun şimdiki makâmı Hicazdadır. Bir mağara içerisinden bir su akar, gece baktığında yıldızlar gibi nur geçer. İçerisine yaklaşmaya izin yoktur cin tayfası muhafaza ettiğinden etrafına girilmez. Dokunan taş kesilir. Etrafta taş kesilmiş çok insan sûretleri vardır.

Orada tekbir alındığında ilk tekbirde teknoloji diye bir şey kalmaz. Kuvvet membaını bitirdi mi biter. O da bir kutup elindedir, şalteri şrak diye aşağı döndürdü mü hiçbir alet edevat işlemez, makine devri diye bir şey kalmaz. Hz. Mehdi a.s.,bu makine devrini yani teknoloji denilen insanlığı yıldıran ve kendisine taptıran sahte ilâhı yıkacaktır. O birinci tekbirde gider.

İkinci tekbiri ne radyo ne de televizyona gerek kalmadan mağripten maşrığa bütün dünya işitecektir,

Allâhuekber! Bütün müminlere hakiki îman nuru ve aslandaki gibi şecaat giydirilecek

Üçüncü tekbirde Şama ayak basılır, kâfirlerin kalplerine korku sarılır. Kâfirler kurtulmak, başlarının çaresine bakmak için paniğe düşerler.

Şamdan; Humus, Trablusgarp, Konya, Bursa, İstanbul, Halep, Hama olarak yedi konakta namaz kılar ve biat alır.Yedinci konakta İstanbul’a konduğunda Sancağı şerîfi ve mukaddes emânetlerin hepsini alır. O emânetlerin pörsümüş hali gidecek ve Efendimiz s.a.v.’in zamanında nasılsa aynen öyle olacaktır. Bu kerâmettir. Hz. Mehdî a.s. kerâmetle yürür. İstanbul’da biat verir gökyüzünden bir sedâ gelir ki;

“Ey insanlar, ey müminler, Allah’ın düşmanı Müslümanların düşmanı hüruc etmiştir. Onun şerrinden kendini korumak isteyenler Şam’a gelsin”

Mekke, Medîne ve Kudüs de dahildir. Îsa peygamber gelinceye kadar Şam’da mahsur kalırlar. Cenâb-ı Hak, Îsa a.s.’ı gönderdiğinde, Îsa Peygamber gökyüzünden sabah namazında iner. Hz. Mehdi a.s.,namaz için mihrâba girer ama heybetli Îsa Peygamberin geldiğini görünce mihraptan geri çekilir ve mihrâbı işaret edip Îsa Peygamberi davet eder. İsa Peygamber;

- Kimin için ikamet edildiyse o imamdır.

- İkamet sizin için edildi. Efendimiz s.a.v. hadiste bildirmiştir;

“ Ey benim ümmetlerim, Meryem oğlu Îsa gökyüzünden indirildiği gün size ne kadar ferahlık ve müjde olacaktır.

O günkü imamınız sizdendir ben indiğimde imam sizdiniz, imamlık sizin için edilmiştir.

Bunun üzerine Îsa Peygamber, ümmeti Muhammedî’den olduğunu tahakkuk etmek için, Hz. Mehdî a.s.’ın arkasında durur ve namaz kılar.

Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.


16 Şubat 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 131 - NEFSİN KÖLESİ OLMAK

Büyüklerin yolunu tut kurtulursun. Büyükleri unutan kimseler küçük kalır, büyümez. Büyüklerin yanında ol bir şeye sayılırsın.

Aşağılık kimselerle düşüp kalkarsan sende onlardan olursun.

Hırsızlarla düşüp kalkan hırsız olur.

Güçsüzlerle düşüp kalkan güçsüz olur.

Haramzâdelerle beraber olan haramzâde olur.

İyi kimselerle beraber olan iyi kimse olur.

Yalancılarla beraber olan yalancı olur.

Sarhoşlarla beraber olan sarhoş olur.

Zinâcıyla beraber olan zinâ keş olur.

Allah uzak eylesin, nefsin yolu hepsine açıktır. İnsanın nefsi suya benzer aşağıya akar yukarıya akmaz. Yukarıya çıkması için ille kuvvetle basmalısın. Suyun tabiatıdır, inişini alırsa en aşağı neresiyse oraya iner. İnsanın nefsi de öyledir. İnsan nefsini bırakıp ta kontrol etmezse kendisini Efsele Sâfilin denilen en pis, en sefil ve en karanlık yerde bulacaktır.

- Tayyâre yukarı kalkıncaya kadar o motorlar ne çeker?

Kalkmak için çok kuvvet verir, göründüğü gibi değildir. Yukarı kalkacağı anda son sürat verilir, bütün yük üzerine bindirilir. Yukarıya çıkacak insan kolay kolay çıkamaz. Herkes kolay iş arar. Oturduğu yerde rütbe kazansın ister, çalışmadan bir şeye erişsin ister. Rütbeler yağma değildir.

Ağaca bak ibret al. Toprağın altındaki tohum sana ibret içindir. Ey insanoğlu! Hangi tohum olursa olsun açıldı mı yerin altında beklemez. Toprağı yarar yükselmek kasteder;

“Çıkayım yükseleyim hiç olmazsa gökyüzüne yakın olayım”

Diye gökyüzüne ulaşmak murad eder. Tersine büyüyen ağaç yoktur.

Dört ayaklı hayvanatın başı aşağıdadır, gökyüzüne bakmaz, otlağa ve yiyeceği çimene bakar. Nebatat yukarıya çıkmak için uğraşıyor ve kendilerine verilen izin kadar yukarıya çıkıyor. Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine bakıyor;

- Yâ Rabbi sana senin huzuruna yaklaşmak istedim, beni bıraksan ilelebet sana yürüyeceğim.

- İnsan ibret alıyor mu?

Yirminci asrın insanı gökyüzüne ruhâniyetine baktığı yok, hayvaniyetine bakıyor. Yüksel, yüksel ki yerin bu yer değildir. Ruhlarımız yükselsin hayvanlıktan kurtulmak gerekir. Zorlama yok, hayvanlığı kabul edene mübârek olsun.

- Ben hayvanım hayvan mertebesinden çok memnunum.

- Peki kal ilelebet kal, mâdem hayvanlığı tercih ediyorsun seni zorla melâikemi yapalım? İnşâllah iki elinde ayak olur da tam dört ayaklı olursun. Dağda taşta ot yemeye iyi koşturursun.

Rûhaniyetimiz yükselecektir. Nefis aşağıdır, zulmete çeker. Onun için Peygamberler gönderilmiştir. Peygamberlerin sıfatı yalnız senin zâhirini düzeltmek için değil senin mâneviyatını düzeltmek içindir. Hiç bir Peygamber ümmetini dünyaya çağırmaz.

- Peygamberler ne için gelir?

Peygamberler bizi hayvan sıfatından kurtarıp, melâike sıfatına getirmek için gelmişlerdir. Hıristiyan, Katolik,Yahudi, Budist, şia, Hindu, Müslüman, Ortodoks, Sünni...unvanları hiçbiri bir şey ifâde etmez. Hakîkatini Allah’a döndürmedikten sonra hepsi boş bir unvandan ibâret kalır.

Nûh kavmini Cebrâîl kanadına alıp ta helâk etmek için kaldırdığında, içinde yetmiş bin teheccüt namazı kılan bir kimse buldu.

- Yâ Rabbi bu kadar kıyamda duran insan var, ne yapayım?


- Orada namaz kılanlara değil emrime bak, ikinci defa söyleme tard ederim. Helâk et çünkü o kavim ile beraber yaşamaya râzı oldu.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

15 Şubat 2010 Pazartesi

SUHBET DÜNYASI - 130 - TEKNOLOJİNİN ZARARLARI.

- Teknolojinin zararları nedir?

Bütün dünyanın çıkmaz müşküllerinin içine düşmesine sebep makinedir, makine geldi el emeği kayboldu, el işi bitti. Milletin insanlığın başına belâ oldu. Doymaz hırs ve tamahını daha ziyâde kamçıladı.

- İnsanın makine ile kazandığı ne miktardır?

Cenâb-ı Hak dileseydi, çift sürmek için, ağır hareket eden öküz yerine süratli hareket eden bir başka mahlûk yaratırdı. Nitekim bazı memleketlerde atla çift sürüyorlar, at gene insan yürüyüşüyle devam ediyor. Allah dileseydi insanları koşa koşa yürüsün diye dört ayaklı yaratırdı ama yavaş hareket edelim diye iki ayaklı yarattı.

Makina milleti zora koştu. Eskiden ayakkabıcılar vardı, Makina girdi ayakkabıcının işi durdu. Makina büyük bir fitne kapısı açtı ve millete işsizlik belâsı bundan ileri geldi. Eskiden evinde işsiz oturan adam yoktu, bahçesinde veya tarlasında uğraşırdı. El emeğiyle yapılan işler hem kuvvetli hem dayanıklı ve bereketli olur.

Makine insanlığın aleyhine olan bir belâdır. Eskiden Lefkoşa’dan çıkan bir kimse üç günde kasabaya giderdi.1940’ da Magosa’dan Mersin’e iki gün iki gecede gitmiştim.1944’de Beyrut’tan çarşamba günü çıktım, pazar sabahına kadar beş günde geldim. İnsan çektiği meşakkat kadar ecir alır. Zahmetine göre ödenir. Eskiden her şeyin hem zahmeti vardı, hem de zevki vardı. Çünkü zahmetle elde edilen her şeyde himmet de vardır. Allah’ın hikmeti lezzetlerde vardır. Makineyle elde edilen bir şeyde zevk de ecirde yoktur.


Not. N. Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

12 Şubat 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 129 - EUZÜ ŞEMSİYESİ

Allah dert verip derman peşinden koşturtmasın. Şeytan insana dokundu mu bir hastalık getirir. Şeytanın dokunmasıyla ona fırsat verildi mi dokunduğu yerde zarar verir, onun için şeytanın sana dokunmasına fırsat verme.Ya görünüşte bir zarar yapar veya îmanını yaralar.Ya büsbütün îmansız yapar veya inancını sarsar. Kalbine dokunduğunda hastalık verir. Zâhirde de, mâneviyatta da kalbine zayıflık verir. İnançta eksiklik olur, îman sallanır. O an ecel gelse o insan îmanını zor kurtarır.

“Euzûbillâhimineşşeytanirracîm“ demelisin,

İstersen yüz defa istersen bin defa de insana zarar gelmez, fayda gelir. Cenâb-ı Hak’tan inâyet gelir ve şeytan sana dokunmak isterken elini çeker sanki elektirik çarpmışa döner.

İsviçre dağlarında öküzler inekler yayılır, herkesin otlakları, meraları vardır. Oradaki hayvanlar serbestçe gezdiğinden bazı hayvanlar hudut tanımaz başkasının otlağına da girmek ister. Bütün gün başlarında çoban beklemez onun için onların olduğu bölgeye hafif ceryan verilmiş teller çevrilir. O öküz oraya dokundu mu ceryan teper ve hayvan ürker öbür tarafa kaçar. Onun gibi kul şeytana yaklaşırken;

“Euzûbillâhimineşşeytanirracîm“

Dediğinde o ceyerana tutulmuş öküz gibi olur, kaçar. O ceryan mânevi ceryandır. Onu unutma, her seferinde baktın şeytan ağır bastırıyor seni azdıracak ve günaha sokacaksa o enerjiyi kullan.

- Euzûbillâhimineşşeytanirracîm, aman yâ Rabbi ben baş edemiyorum, bu beni sürüklüyor. De.

Hemen ceryan gelir teper, şeytan geriler. Şeytana dikkat etmeyen adamın dini îmanı tamam olmaz, çünkü şeytana tâbi olan adam belki son nefesi gelirse, o anda şeytanla elele tutmuş halde dünyadan çıkar. Şeytanla elele verirsen tehlikedesin.

Euzû...de, uyuzluğu gelmesin veya seni ısırmasın, çünkü kuduzdur. Çok insanların kudurması ve uyuz olması şeytan ile elele verdiklerinden dolayıdır ve yirminci asrın insanı şeytan ile elele vermiştir. Onun için hemen hemen hepsi uyuz ve ya kuduz olmuştur.

Kuduz olduğunun delîli; birbirlerini yemek ister, öldürmek, tüketmek, yok etmek ister. Başkalarına yaşam hakkı tanımak istemez. Hak yolunda olmayan muharebeler, harpler hepsi insanlarda kuduzluk âlâmetidir (Allah uzak etsin).

Allah emrinin dışında olan muharebeler insanların kudurmasından ileri gelir. Allah için muharebe eden temizdir, lakin nefsi için, dünya için muharebe eden şeytan için muharebe etmiş olur ve o da kudurduklarına delalettir.

- Kudurmasa insan insanı yer mi? Isırır mı? Eziyet edermi?

Eziyet etmek, ısırmak, öldürmek, Allah yolunun dışında olan bu fiillerin hepsi o insanın kudurmasına delâlettir.

Şeytana yol verdin mi şeytan ısırmak ister. Nasıl ki kuduran bir hayvan saldırırsa, kuduran insan da saldırmak ister. Onun için onları parmaklıkların arasında bırakırlar ve kendi kendilerine telef olur gider. Asrımız çok tehlikeli olan bir asırdır, Allah için iş yapan çok çok azalmıştır. Şüpheye düşersen ki şüpheye mahalliyet yoktur, bilesin ki şeytan amelilere gülerler ve ahmak kimse derler.

- Ahmaklığı kabul et, varsın uyuzlar sana ahmak desinler. Allah için hizmeti bırakma işin selâmettir.


Uyuzlar ne kadar çoğalırsa çoğalsın, uyuzlar çoğaldı diye illâ sende mi o uyuzlarla beraber olacaksın. Ahâlinin yüzde doksan dokuzu uyuzdur diye bizde onlarla mı olalım?

Allah seni selâmet, temiz gözetmişken, onların yoluna girip uyuz olmak akıl kârı değildir. Lâkin aklını kullanmayanlar çoğalmış, akıl köhne dünyanın muhabbetiyle dolmuş, zevki sefâ peşine düşmüş.

Her gece sokağa çıkan, kahvehaneye giden, gazinoya, tiyatroya, sinemalara, operaya giden insanlar çok zevk-i sefâ yapıyor zannetme. Çünkü bir gece gitti hevesinin yüzde yüzü ikinci geceye kalmaz, bir parça düşer. Üçüncü gece bir parça daha düşer, belki sıfıra doğru yaklaşır, ama şeytana bağlandığı için de çıkmadan yapamaz. Lezzet alacak yeri bulamaz, kanıksamış olur. Evde temiz yolunda da duramaz illâ çıkacak. Geceden geceye insanın aldığı lezzet aynı kalmaz, aşağıya düşer; Misal;

- Sana bir çanak bal vereyim.

- Ver bir kaşık.

Alırsın kaşığı hızla yemeye başlarsın, yarısına yetiştin mi iştahın kesilmeye başlar.

- Baldır yesene.

- Yedik, çok yedik.

- Abi, yesene bal bu.

- Kardeşim yedik ya!

- Ye canım, bu bal bulunmaz bir daha.

- Bir kaşık daha alayım ama yiyemiyorum.

- Abi buyur ye, daha çanakta çok var, bu balı sana hususi getirttim, bunu yemeden seni bırakmam.

- Sen beni ille bu çanak bitecek diye zorlarsan, kusacağım, çanağı doldurup başından aşağı dökeceğim, al karşımdan git hiç olmazsa yediğimiz canımız da kalsın.

- Olamaz bu baldır nasıl yemezsin?

- Balın lezzeti kalmadı da onun için.

Gece hayatına alışan adam, zannetme ki her gece zevk ediyor, şeytan bir defa alıştırdı sonra kamçılıyor, diyor ki;

- Bırakma.

- Artık lezzet alamıyorum bana sıkıntı veriyor.

- Kardeşim çıkacaksın, bu çağdaşlıktır, istemesende gideceksin, görünmen lâzım.

- Bıktık artık usandık bu yoldan.

- Olamaz, evde ne var, evde ne yapacaksın, karılarla beraber mi oturacaksın? Çık dışarı dolaş. Hadi geç kaldık.

Şeytanın sana değmesine fırsat verme. Bir iki gün zevkine vardırır, üçüncü dördünccü gün biter, çeşmeler kurur, değirmen dönmez, yirmi yaşında suyu kesilmiş değirmene döner.

Aldanma. Bir testi balı ben yerim bitiririm diye iddia etme, yook. O testi baldan senin alacağın üç beş kaşıktır, sonra iştahın kalmaz, kafana vursalar da yiyemezsin. Yediklerinide kusarsın. Dünyadaki şeytanın aldatmacası bundan ibarettir.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

11 Şubat 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 128 - KİMİN DEFTERİNDE KAYITLISINIZ?

Allah’a itaat üzere olandır kimse inanandır.

Ne kadar iyilik varsa bilesin ki o iyilikler Müslüman’ın şiârıdır.

Allah ne iyilik emrettiyse o iyiliği yapmak Müslüman’a yakışır ve neyi yasak etmişse o da kâfirlere yakışır.

Beş yüz mâcâbihinnêbî; yani beş yüz çeşit ibâdet ve hayır kapıları vardır. Mümin beş yüz kapıları dolaşır, Allah’ın huzurunda ismi yazılsın ister. Sekiz yüz yasak vardır. Mümin onlardan bilhassa kaçmak ister.

Her kim ki Allah’ın yasaklarından kaçar, Allah yanında mertebe sahibi olur.

Her kim yüce menzile sahip olmak isterse yüce himmet erbâbı olsun ve Allah’ın bildirmiş olduğu güzel hizmetlerde bulunsun. O zaman Allah’a yakınlık kazanır. En küçük iyilik, ibâdet ve taat yolları bildirilmiştir.

- Niçin?

Herhangi birisiyle uğraşsa onunla cennete girecektir. Allah c.c.;

“Şeytanın adımlarını izlemeyiniz.” Diyor.

Her kim şeytanın arkasına düşüp giderse,onun gideceği yere gider.

Her kim Peygamber arkasından yürürse Peygamberlerin ve Efendimiz a.s.’ın varacağı menzile varır. Bu iş o kadar açıktır.

Allah’ın iyilik olarak yapmamızı istediği Efendimizin öğrettikleri, beş yüz mâcâbihinnêbi vardır. İnsan ameliyle ya şeytana yakınlaşır ya uzaklaşır.

- Hangisi şeytan ameli? hangisi Peygamber işidir?

Diye şüpheye düşersen ki şüpheye mahalli yet yoktur bilesin ki şeytan ameli bellidir. Seni kendisine bend etmek ister. Seni bir defa bağladı mı kolay kolay bırakmaz.

Şeytana biat verme! Şeyhlere biat yapmayan kimseye şeytan elini uzatır. Allah yolunda biatını vaktin imâmı vermiştir. O mertebeye bu zamanda ulaşmak epey zordur. Niyetimiz; Vaktin sahibine kavuşmaktır. Vaktin sahibi geldiğinde onun bilgisayarı vardır, Kendisini bekleyenleri ve isteyenleri kayda geçirmiştir. Adıyla şânıyla yazılıdır. Harp olacak olursa Mehdî a.s. kendi nazarına bağlı olan kimseleri husûsi nazarının altında muhafaza eder ve saklar. Kalbini iyilikle tut, kalbinde kötü bir şey yerleşmesin, geçmesine de müsaade verme, kapat.

- Müslüman olup ta şeytanın defterine adını yazdıran kimlerdir?

Kâfirlerde münâfıklarda şeytanın defterinde yazılıdır. Onun için onlardan sakın. Şeytan defterine isminizi yazmak için çok çalışır. Sakın şeytanın defterinde isminiz çıkmasın çünkü kıyamet gününde şeytan defterini çıkarır. Kâfirler zaten yazılıdır da Müslümanlardan adını yazdıran kimlerdir? Müslüman olup ta şeytanın defterine adını yazdıran çok adam vardır; defterini açıp, kimler yazılıdır diye baktığında;

- Nereden çıktı bu kadar adam? Ne büyük defter! Melûnlar, beni bu cezâya düşüren sizler, adınızı yazayım diye uğraştım, bu defter altında ezildim.

Şeytan defterini şeytan ve yetmiş tane kendi adamı sürükleyip getireceklerdir.

- Açın bu defterde kimin adı yazılıdır?

Besmelesizler,
Namaz kılmayan,
Oruç tutmayan,
Zekât vermeyen,
Yalan söyleyen,
Hırsızlık yapan,
Rüşvet alan,
İnsanları aldatan,
Çağdaşım diyen içkiciler, biracılar, kumar oynayanlar, bara, pavyona, sinemaya, tiyatroya, konsere gidenlerin hepsi.
Kahvehanede oturanlar,
İşsiz duranlar,
Karısını dinlemeyenler, karısını dövenler, karısından dayak yiyenler,
Kuşu kurdu tâciz edenler,
İnsanlara zulüm edenler,
Adâletle hükmetmeyen hâkim,
Yalandan avukatlık yalandan, hekimlik yapıp milletin parasını soyanlar,
Politikacılar,
Pinpon, hokey, golf, basketbol oynayanlar,
Münafıklık, koğuculuk yapıp milleti aldatanlar,
Süte su katan, mala hile yapan, saçlarını kesen, başı açık gezen kadınlar ve erkekler,
Donla gezen erkekler, kıçını başını gösteren, tefecilik yapan, tırnaklarını uzatan, yaşını başını almış başını örtmeyen kokona, akşamcılar, gece hayatı yaşayanlar,
Faiz yiyen, zekat vermeyen, roman okuyanlar, yalancı gazete okuyanlar,
Komünist, sosyalistlerin hepsi,
Yahuiler, katolikler, İsa peygamberi çarmıha gerdiler diyenlerin hepsi,
Cihat etmeyenler,
Allah yolunda gayret etmeyenler,
Kötülük yapanlar ,iyilikten kaçanlar,
Afyon, esrar içenler, uyuşturucu kullananların hepsi,
Sigara içenler, zayıfları ezenler, kötülere destek verenler, reyini dinsiz îmansızlara verenler.
Hırsızlara yataklık yapanlar,
Katiller,
Faşist maocular,
Irz namusa dehledenler, kendi ırz namusunu gözetmeyenler.
.
.
.
Kaç kalem...Yer kalmadı her gelen ilk başa yazılacak, biz ancak bu kadarını sayabildik, daha neler var. Allah uzak eylesin, bunların arasından kurtulupta Peygamberin defterine adını yazdırana aşk olsun.


Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

10 Şubat 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 127 - İNANAN..!

İnananlar müminler iyi insan olur,

Merhametli olur,

Akıllı olur,

İnsaflı olur,

Gayretli olur,

Doğru olur,

Emin ve temiz olur,

Cesur olur,

Şerefli olur,

Kuvvetli olur,

Bilgili olur,

Sözünde durur,

Yüksek ahlâklı olur,

Emâneti gözetir,

Cennetlik olur,

Rüşvet almaz,

Doğru yere şehâdet eder,

Nurlu olur,

Yüzleri meymenetli olur,

Çabuk olur,

Evlenir çoluk çocuk sahibi olur,

Ev sahibi olur,

Setirli(örtülü kapalı) gezer,

Kendilerini gözetir,

Hayâlıdır,

Tok gözlüdür,

Sabırlıdır,

İnanan ıslah eder,

Öğretir,

Aldanmaz,

Uyanık olur,

İtaat eder,

Sağlamdır,

Keyiflidir,

Ümitlidir,

Ölümden korkmaz,

Secde eder,

Oruç tutar,

Namaz kılar,

Kıskanç olmaz,

Herşeye faydadır,

Devleti ayakta tutar,

Kuran-ı Kerîm okur,

Sünneti tutar,

Tahâret eder,

Uyanıktır,

Az söyler çok iş yapar,

Bal yapan arıya benzer,

Sefâ içerisinde yaşar,

Heybetlidir,

Gece namazı kılar,

Erken yatar, erken kalkar,

Şeytana karşı koyabilir,

Şeytanın üstüne biner,

Talîhlilerdir,

Allah’tan râzıdır,

Şan ve şerefiyle yaşar ve yaşatır,

Sözü şifâlıdır,

Tütün içmez,

Helâli arar,

Birbirlerini kayırır,

Muhabbet vardır,

Adâlet vardır,

Yüzleri güzel nurludur,

Uzun ömürlü olur,

Kalpleri ferah doludur,

Allah yoluna koşar,

İlmi arar,

Temiz şey içer,

Gece hayatı yoktur,

Yağmur getiren buluta benzer,

Aslana benzer,

Niyetleri güzeldir,

Emni emândadır,

Rahattadır,

Allah’a dayanır,

Zariftir,

İncedir,

İnsanı rahat ettirmek ister,

Hayatında bir disiplin vardır,

Yarından emniyetlidir,

Kanaat üzeredir,

Allah’a kuldur,

Peygamber s.a.v.’in sünnetini tutar,

Vefakârdır,

Allah’a saygılıdır,

Yahudiye düşmandır,

Allah’ın verdiğine râzı,

Allah yolunda olanları sever,

Sûlhu sükûnu sever,

Anasına babasına saygılıdır,

Dünyadan çıkacak günü bekler,

Ebedî hayata inanır,

Huzur bulur,

Hakka, hukuka riayet eder,

Ailesiyle hoş geçinendir,

Öfkesi şeytanadır,

Soyunu sopunu bilen, takdir edendir,

Taştan ekmeğini çıkarır,

Haktan başkasına boyun eğmez,

Selâmettedir,

Rahmettedir,

Dâim muzafferdir,

Allah’ın Evliyâsına saygılıdır,

Nimeti gözetir,

Yüce ahlâk sahibidir,

Mahşer gününden korkandır.


Not: Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 126 - İNANMAYAN..!

İnanmayanlar iyi insan olamaz,

Korkunç merhametsiz olur,

İnsafsız olur,

Deli olur,

Tembel olur,

Pis olur,

Hırsız olur,

Yalancı, hâin olur,

Korkak olur,

Şerefsiz olur,

Kuvvetsiz olur,

Câhil olur,

Zibidi olur,

Cehennemlik olur,

Ahlâklı olmaz,

Üç kâğıtçı olur,

Rüşvet alır,

Yalan yere şehâdet eder,

Karanlık yüzlü olur,

Yüzlerinde meymenet olmaz,

Kıçı ağır, eli uzun olur,

Evlilikten uzak kaçar,

Kahve köşelerinde pinekler,

Zart zurt içer,

Hayvanat bahçesindekiler gibi gezer,

Kendilerini aşağılar,

Hayasızdır,

Aç gözlüdür,

Sabırsızdır,

Sıhhatsizdir,

Yıkar, ifsâd(bozmak) eder,

Öğretmez,

Aldatır,

Gâfildir,

Asidir,

Çürüktür,

Keyfi kaçıktır,

Ümitleri kırıktır,

Ölümden çok korkar,

Secde etmez,

Oruç tutmaz,

Cuma kılmaz,

Kıskanç olur,

Akrep misâli ya ısırır ya sokar,

Devleti yıkmak ister,

Gazete okur,

Sünnetsiz gezer,

Çakırkeyf, sarhoş gezer,

Çok konuşur,

Sözlerinde hikmet olmaz,

Bal yapmayan eşek arısına benzer,

Cêfa içerisinde yaşar,

Heybetsizdir,

Gece namazı kılmaz,

Zor zıbarır öğlende kalkar,

Şeytanı sırtına bindirir, şeytana eşeklik yapar,

Tâlihsizlerdir,

Şikâyet eder,

Şan ve şeref alamaz,

Öldürür,

Sözü zehirlidir,

Haramın peşinde koşar,

Zulümkârdır,

Kötü sûretli çirkindir,

Ömürleri kısadır,

Gam küpü, dert küpü olur,

Yıkılıp kalır,

Pis şey içer,

Korkudadır,

Geceleri sürtüp gezer,

Yağmur yağdırmayan buluta benzer,

Sırtlana benzer,

Niyetleri kötüdür,

Câhilliğe koşar,

Zaptı rabt yoktur,

Rahatsız etmek ister,

Yahudiye dosttur,

Allah’a saygısızdır,

Vefâsızdır,

Şeytanın yolunu tutar,

Telâştadır,

Kabadır,

Yarının korkusunu çeker,

Şeytanla yatar,

Sonsuz hırsın esiridir,

Şeytana kuldur,

Şamatacı,

Kavgacı,

Şerlidir,

Ne verirsen râzı değildir,

Şeytan yolundadır,

Ebedî hayata inanmazlar,

Hesap gününden sakınmaz,

Ana-babaya saygısı azdır,

Öfkesi Allah’ın kullarınadır,

Vahşi sıfatlıdır,

Hakkı, hukuku çiğnemek ister,

Soyunu sopunu inkâr edendir,

Elindekini yitirir,

Önünde eğildiği çok kıblesi vardır,

Felâkete uğramıştır,

Zahmettedir,

Dâim mağlûbdur şeytanın evliyâsıyla beraberdir,

Allah’a kulluktan kaçandır,

Kalitesizdir,

Ziyân edendir,

İnanmayandır.

Not Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sbetlerinden.

8 Şubat 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 125 - ALLAH İÇİN ÇALIŞMAK

Biz hükmedemeyiz, hüküm mutlaka Cenâb-ı Hakk’ındır.

“Vel hükmü illâ alîyyul kebîr”

Allah Celle ve Âlâ bize kendi yolunda yorulmayı nasip etsin.

Böyle bir dûa aslında bir parça sakattır; Niçin?

Allah yolunda hizmet eden yorulmaz. Allah yolunda hizmet edeni Allah yorgun yapmaz. Belki yorgun gibi görünür lâkin beş on dakika bir yerde otursa o hâli üzerinden alır, çünkü yorgunluk ona imtihandır. Allah için çalışan kimse hiç yorulmaz dediğimizde, başlangıcından itibaren hiç yorgunluk olmasa herkes bunun arkasına düşer. Başka işleri tatil etme noktasına gelir.

Cenâb-ı Hak dünya hayatımız içinde bir hudut koymuştur. Âhiret ameli için hudut yoktur, ne kadar istersen yaparsın. Bazıları beş vakit namazını kılmaya. Başlasa;

- Ya..! Nedir bu çok fazla gidiyorsun kardeşim, bir parça işine de bak, bütün gün namaz olur mu?” Diyen o kimse cahildir.

Bazı kuş beyinli, dört köşe kafalı, sırtlan tabiatlı kimseler var. O haydutlara, akılsızlara şeytan beş vakti, sanki bütün gün namaz kılıyor gibi dedirttirir. Halbuki sabah kalktığında iş güç yoktur kılacağın dört rekât namazdır; işe çıkarsın, öğlen paydos edince dört rekat farz, ikindi vakti güneş eğilmeye başladı mı çalışan kimsenin de enerjisi aşağı doğru inmeye başlar ve yorgunluk gelir. Allah için iş gören adama Allah yorgunluk hissettirmez. Belki tabiatımız îtîbariyle bir parça yorulmuş olsak da oturduğumuz vakitte beş-on dakikada tekrar zinde oluruz. Onun için mühim işler himmet yüzde yüz iken sabah başlatılmalıdır.

Allah için iş yapana Allah bu sûretle yardım eder. Cenâb-ı Allah kendisine kulluk yapan kuluna dünya onu ezsin diye bırakmaz. Mümin kulunun dağınık işini toplar. Oraya buraya gideceğine oradaki iş burada hazır olur.

Cenâb- Hak kendisi adına, kendisi namına çalışan kimseye yük yükletmez ve onu yormaz. Bir mümin kaç çeşit iş yapabilirse Cenâb-ı Hak onu halleder. İşleri dağınıksa bakarsın önünde hazır olur. Dünyaya Allahû zülcelâlin fermânı budur;

“Benim kulluğum için çalışanları yormayacaksın, Benim için çalışanlara sen hizmet edeceksin”

Onun için müminin dağınık işini Cenâb-ı Allah derler toplar. Belki münâfık veya kâfir olan kimsenin bir saatte bitecek işi, bir hafta sürer. Allah için işlersen Allah seni yormaz. Yorulmadan iş görürsün;

- Yorulmadan iş olur mu?

Hay hây, yorgunluğu üzerinden alıverir, üzerinde bırakmaz. Üzerine neşe giydirir açılırsın ve ferahlarsın. Bir de Peygamber için hizmet veren kimseye Peygamber hizmet verir. Peygamber a.s. onu yorulmaya bırakmaz. Yardımcılarını göndedir ve yardım ettirir.

Müminler için huddam var. Huddam; ona yakından yardım yetiştiren, yardım eden manâsındadır. Lâkin kendine çalışana verilmez. İslam dininde çok kuvvet membaları vardır.

Teknolojide bir kuvvet varsa, İslâm da bin çeşit kuvvet var ki olduğu yerde teknolojiyi sıfırlayabilir. Bir kıtayı sıfırlayan, bütün dünyadaki teknolojiyi yokluğa atacak Evliyâ da vardır.

Evliyâullah: Allah Evliyâsı, Evliyâ-i tahtekibâdî. Evliyâlar; Allah onlara doğrudan yardım eder. Cenâb-ı Allah bakalım o mümin sıdku sadâkatte gayret ve himmette nasıldır diye imtihan eder ki; gayret ve himmeti âli ise ona göre himmet verir. Cenâb-ı Allah herkesin kâbiliyetine göre imdat yetiştirir. Senin ihlâsına göre yardım yetişir. Büyükler diyor ki;

- Sen sabit kadem ol, ne yaptın da yoruldun? Allah için yaptıysan yorulmadın.

Nefsin için işlediyse zaten bir yere yaramaz. Askerler için “asker yorulmaz, hasta olmaz, ölmez, acıkmaz, susamaz” derler. Burada bulunan bu kadar âhali: Almanı, İngiliz’i, Brezilyalı, İtalyalı, Arabı, Türkü var. Diyecekler;

- Şeyh Efendi yorulmuş.

Şeyh Efendi öldüğünde öldü derse o vakit bile, Şeyh Efendi öldü diye söylemesi hata olur. öbür mürit;

- Şeyh olan ölür mü?

- Peygamber, peygamber öldü ya?

Peygamber nasıl ölür? ölürse ümmetleri de ölmesi lâzım. Peygamber yaşar ki ümmetleri de yaşıyor. Lâkin şimdiki hayatıyla Ashâb Efendilerimizin arasında bulunduğu gibi yaşaması bir değildir. Onlara çok sıkı kuvvetli îman verdi ki, onlar İslâm binasının temelinde duruyor. Bâdem taşı dediğimiz taş o kadar serttir ki demir topuzla bile vursan kıvılcım çıkar. Büyük binalarda ekseriyetle hicazda bulunan en dayanıklı kırmızı granit gibi.

Cenâb-ı Mevlâ, Peygamber ashâbını bize olan disiplinle yetiştirmedi. Onların disipliniyle sen yirmi dört saat dayanamazsın. İslâm onların omuzlarının üstünde kalkacaktır.

Ashab ölemez. Peygamber ölmedi. Öldü ama onun ölümü bütün avamı nâsa olan ölüm nevîden değil başka türlüdür. Avam sınıfının nefesleri tükenir, vücutlarında rûhaniyetlerinin kuvveti biter ve çürüyüp gider. Lâkin Peygamber yolunda yürümüş olan bir kimseyi Peygamber destekler;

- Bu benim hizmetçimdir ey dünya, buna hizmet et.

Cenâb-ı Hak anlatmasa biz bir şey anlayamıyoruz, yorulduk, hasta olduk. Diyoruz. Sonunda;

- Filan kimse öldü.

- Biz onu ölmezlerden biliyoruz çünkü Evliyâlar ölmezler.

Bizim aramızdan kendi aralarına bir perde yapar. Avam tabakası arasına bir perde bırakır ki o sûretle herhangi bir kimse onu tâciz edemez. Onların vücutları olduğu gibi durur, hisleri de daha keskin olur. Ümmeti Muhammedi ye daha fazla yardıma muvaffak olurlar. Allah yorgunluk sezdirmesin.

Bu bir sohbettir, ister tutarsın, ister bir kulağından girer, bir kulağından çıkarırsın . Lâkin en azından burada senin bulunduğun kadarda bir fazîlet vardır. Zây etmezsen birike birike, Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda makbûl olan bir makâma ulaşırsın.

- Bu makamlar kaç tanedir?

Sayısını Allah’tan başka kimse bilmez.Sen gayret et ki Allah yanında kıymet ve îtîbarı olan bir kimse olarak yaşayasın, îtîbarlı ulu kişi olarak seni berzaha göndersinler.


Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

7 Şubat 2010 Pazar

SOHBET DÜNYASI - 124 - AKLIN ÖNEMİ

Tarîkatun essohbe ve hayrufî cemiyê

Şâh-ı Nakşibendi Hz.leri bu sözü on iki bin defa buyurmuştur. Bizim yolumuz Nakşîbendilerin yoludur. Nakş; kalpteki lâfza-i celâldir. Allah nakşı ve îlahi mühür vardır.

İki paralık arabanın motoruna hangi arabaya aitse, hangi fabrikadan çıktıysa onun mührünü vururlar. Mühürsüz motor hiç yoktur.

İnsan Cenâb-ı Hakk’ın şâheser dediğimiz bütün mahlûkatın içerisinde eşref, ekmel, efdâl, âlâ olan mahlûktur. Eşrefi mahlûk, yaratılmış olan mahlûkatın içerisinde en şerefli, kendine akıl verilmiş olan mahlûkattır.

Hayvanın şerefi yoktur, hayvanda şeref olsa hayvan olmaz. Hayvan hayvandır. Hayvanda hayvânî sıfatlar olduğundan onlarda şeref yoktur. İnsanlarda da hayvânî sıfat galip gelirse ondan da şerefi alınır. İnsanın şerefi Cenâb-ı Hakk’ın ona takdim etmiş olduğu akıl ve ilim sayesinde olur.

Akıl insana şeref ve irade kazandırır. Hayvanda akıl ve irade olmadığından hayvânî sıfatları galiptir ve hayvandır yâni şerefli değildir. Şeref insana Cenâb-ı Hakk’ın atâsıdır, lûtfu keremidir ve ihsânıdır. Şerefi alındığı vakitte o insanın hayvandan farkı kalmaz. İnsan akılla şereflenir.

Âdem as. Gökyüzünden yeryüzüne indirildiği vakitte Cenâb-ı Hak, Cebrâîl a.s. ile Hz. Âdeme üç şey: Akıl, îman ve hayâyı gönderdi ve emir buyurdu ki;

- Bu üç nesneden birisini seçsin ve hangisini seçerse öteki iki tane geri gelsin.

Bunların üçü de cevherdir. Cenâb-ı Âdem âlâ nebiyyil a.s.;

- Aklı isterim. Dedi.

Akıl, îman ve hayânın içinden aklı aldı. O vakit Cebrâîl a.s., aklı Âdem Peygambere verdi. Hayâ ve îmana;

- Geri dönün. Dendi. Hayâ ve îman dediler ki ;

- Biz gitmeyiz.

- Niçin gitmezsiniz?

- Çünkü Rabbimiz Teâlâ ve Takaddes Hz.leri bize emri ferman buyurdu ki akıl neredeyse sizde beraber olacaksınız, ayrılmayacaksınız.

Akıl neredeyse hayâ orada ve îman da oradadır. Aklını yitiren adamda hayâ yoktur. Aklını kullanmayanda îman da yoktur. İnsanın şerefi akılladır. Melâikeyi kiramda akıl vardır. Cin tayfasında akıl vardır. İnsanoğlunda da akıl vardır.

- Niçin hayvanlarda şeref yok?

Akılları olmadığı için. Aklı olsa hayvan orta yere cart cart pislik yapmaz. Hayvanda haya yok, utanmaz, nereye koysan oraya eder. Meselâ benim yemek masasına tavuk çıkar üzerine eder. Bilmez aklı yok ki. Aklını kullanıp da îman etmeyecek, hayâ etmeyecek adam yoktur.

Cenâb-ı Hak şeref verecek olursa o şerefin kıymeti vardır. O kıymeti takdir edemeyecek bir yere şeref vermez. Cenâb-ı Hakk’ın verdiği şeref hiçbir ölçüyle ölçülemez. Hiçbir şey ile takdiri mümkün değildir. Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu şerefi gayet titizlikle gözetip üzerine titremelisin. Çünkü Cenâb-ı Hak o şerefi geri aldığı zaman tekrar verilmesi çok zordur. Onun için mürtet olan kimselerin dünya hayatı da bitmiştir. Îman şerefi verilmiş olan kimse o îman şerefini reddederse dünyada da onun yaşama hakkı alınmıştır.

Mürtet; inandıktan sonra İslâm’ı reddedendir. Cenâb-ı Allah ona dünyada yaşama hakkı vermiyor; vur, öldür gitsin diyor. Mürtet’in hükmü odur.

- Neden Allah’ın takdir ettiği şerefi reddetti?

(Allah o yere bizi düşürmesin) en büyük zillettir. Akıl deryasından şaşırdı mı insanda hiçbir şeref kalmaz, insan istediğini yapar. Hayâ da gider artık istediği gibi halt eder. Allah’ın verdiği şerefe dikkat et. Tekrar geri döndürülmesi gayet müşküldür, üzerine titre.

- İnsan o kendisine verilmiş olan şerefi ne sûretle ve nasıl gözetecektir?

Cenâb-ı Hak peygamberleriyle şeriatı göndermiştir. Şeriatı bilmeyen ve tutmayan, Allah’ın verdiği şerefi takdir edemez. Yitirdiği takdirde her şey o kimse için bitmiş olur.

Bizim yolumuz sohbettir. Sohbet, insanları terbiye etmek için Peygamberlerin yoludur. İnsan bir şerre karşı ve birde hayra karşı tâlim edilir. Şer insanın şerefini eksilten ve ya büsbütün alan bir belâdır, onun için Cenâb-ı Allah, Peygamberleriyle ve Peygamberlerin vârisi Evliyâlarıyla şerre karşı nasıl geleceksiniz diye eğitir. Çünkü şer sizin kıymetinizi düşürür. Küçük günahtan o şerefi törpülemeye başlar. Büyük günah külliyen alır.

Şerrin ne olduğunu ve şerre karşı nasıl sakınılacağını Peygamberler bildirmiştir. Bâhusus ahir zamanda, Peygamberden sonra onun varisi Evliyâlar ve Evliyâların tâlim ettiği Ulêmâlar bizi şerden uzak tutmak için hizmet vermektedir. Uyuz hastalığı ve kuduz hastalığı vardır. Uyuzla kuduz ziyâretine giden kimse sellemehüsselâm, paldır küldür onların olduğu yere giremez, yasaktır. Tertîbat vardır, onların yanına o tertîbatla girecektir ki uyuz kendisini tutmasın veya kuduz olup ısırmasın. Çünkü kuduzun ısırdığı da kuduz olacaktır. Onun için mânevi uyuzluk olanların yanına yaklaşma.

Peygamberler kaç türlü uyuzluk ve kaç türlü kuduzluk var diye bildiriyor. İnsanları kudurtan ve çıldırtanları da bildiriyor. Onların yanına hiç yaklaşma hiç şakası yoktur. Kuduz ısıran insanları (Allah muhafaza) saldırdığı vakitte kimseye dokunmasın diye hastanelerde parmaklıklı bir kafesin içine koyarlar. Vakti geçtikten sonra günden güne o kudurmaya doğru gider ve kime dokunursa oda alır.

Yirminci asrın cemiyetinin içerisinde uyuz ve kuduzdan çok bir şey yok, yarısı uyuz diğer yarısı kuduzdur. Onlardan sakın. Bilhassa gençler atılıp kapılırlar çünkü şeytan arkalarında onları ısırmak ister, onlarla beraber olmak ister. Şeytanla beraber olan şeytandır.

İnsanları terbiye için Evliyâ ve Enbiyâlar vardır ve hepsi sohbet yolundan terbiye etmiştir. Bu bir terbiyedir. İnsanları insanı kâmil yapabilmek için bu iptidâi bir tâlimdir, nasıl ki bazı mekteplerde hazırlık sınıfı var, hakikatte sınıf geçilmesi diye bir şey yok, orada hazırlık yaptırıyorlar. Biz de tarikatın cihad-ül ekber olan hizmetine birden sokamayız, lâkin hazırlık devresini gösteriyoruz. Sohbet hizmetiyle meşgul oluyoruz.

Cenâb-ı Allah uyuz ve kuduz nefislerin şerrinden bizi saklasın ve Sâlih kullarının arkadaşlığını bize nasip etsin.Yâ Allah Habîbinin sancağından ayırma, nefis, hevâ, şeytan ve dünyanın peşinde gitmekten bizi sakla. Dünyanın ve âhir zaman fitnelerinden bizi koru.



Not; Ş.Nazım Kıbrısi hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 123 - DÜNYA VE AHİRET DİSİPLİNİ.

İnsan bir halde olamaz, değişecektir. Vücûdu değişir veya aklı değişir. Çoğu insanların vücudu zayıflar, aklı zayıflar, ancak tek tük kimsenin vücudu da aklı da zayıflamaz.

Yolda bataryayla verilen ışıklar ve fabrikalarda yanıp sönen lâmbalar vardır. Onlar saatle ayarlanmıştır. Kaç saat yanıp sönüp duracaksa orada durur, yeni batarya koymazlar, bir defalıktır.

İnsanoğlu dünyaya geldiği vakitte zayıf gelir. Cenâb-ı Hak kudretiyle onu besler. Besleyen ana sütü, inek sütü, keçi sütü, koyun, deve, eşek zannetme. Cenâb-ı Hak büyütüyor. Ve o kimse büyür. Büyüdükten sonra duraklaması olur ve bir müddet duraklar. Bir vakit aynı têvil üzerinde sürüklenir gider. Sonra bu kimse bataryayla kaldıysa, ana kuvvet membâından kendine bağlayamadıysa günden güne solar, tükenir biter.

Londra’da süt dağıtan arabalar vardır, onların biçimi ve hareketi başkadır; her kapıda durur, yürür. Eğer bu âdi bir arabayla olursa akşama kadar motor yanar. Onun için bu araba bataryayla çalışır. Batarya doldurulur, otoyola çıkacak değil ya, şehrin içerisinde kapıdan kapıya süt bırakıp geçecektir. Bunu böyle icât etmişler; bataryayla çalışacaktır, bataryası zayıflayınca kadar öyle gider.

Sen insan! Bu batarya bana yeter dersen, sana verilen bataryayla durur kalırsın. Dünyadan gidinceye kadar günden güne biraz yukarıya çıkar, sonra aşağıya doğru sıfırlandığı gün dünyadan gidersin. Peygamberlerden gelen ana kudret hattına istida verip alırsan işin tamamdır. Eskimezsin ve gücünden eksilmez. Ana hatta bağlandığında,Peygamberlerden gelen bu hikmetli ilâhi kuvvete yetişirsin. Sen bataryayla gökyüzüne bir adım yükselemezsin.

- Onlar dîni emirleri ne zannediyor?

Dîni bir takım emirleri ve yasakları tutup bununla bitecek iş zannediyor. Aslında sana verilen emirler seni ana kudret kaynağına bağlayıp ta seni seyrân ettirmek içindir. Şeriatın hizmeti; seni yerden kaldırıp, göklerde, feleklerde seyrân ettirmek içindir. Sen reddedersen yerde yüzü koyun sürünen, sürüngen cinsinden bir kertenkele olursun. Hiç olmazsa kuş olmaya heveslen!

- Yok biz başka bir şey istemeyiz!

Şeriatı anlayamayandan daha ahmak yoktur. Şeriat seni tayyâresiz veya roketsiz, kâinatın içinde seyrân ettirmek içindir. Elbette o seyrân için senin riayet edeceğin kâideler vardır. İşin bir disiplini vardır. Roketin içine astronot koyduklarında, içine bindiğinde nasıl hareket edecek diye aylarca tâlim ettirirler. Disiplinsiz bir şekilde alıp içeri koymazlar.

İnsan eşrefi mahlûktur, Niçin yaratıldığını, seni yaratanın senden ne istediğini, maksadın ne olduğu bilmen gerekir. Bataryalı adam gibi bir defâya mahsus, zayıflayıp durdun mu öldün bitti demektir. Öldü diye kuyruğundan çekerler, çukura atar ve kapatırlar.

Sen insanı kâmil olacaksın. Sûretinle değil, hakîkatinde insan olacaksın ki o zaman sana Burak gönderilir. Burağa bindirilirsin de seyrân edersin.

Burak; ilâhi kudretten, Peygamber a.s.dan, Peygamberlerden, Evliyâullahlardan size hattır. Senin gücüne göre bir yere kadar seni götürür. İster beğen ister beğenme, ister anla ister anlama Cenâb-ı Allah’ın hesapsız mahlûkatı vardır.

Ezelden ebede Allah’ın ordularının, askerlerinin adedini bilecek kimse yoktur. Bilesin ki tarîkat yoluna girmeden sana hat çekilmez. Bataryayla kalırsın. Sen gir oraya da sen de şereflen. Sana da kuvvet verilsin; Solma ve taze kal. Hat isteyen bize gelsin. Sürüngenlerden ayrılmak istersen melekût âlemine davetlisin. Melekût âlemine çıkmak istersen buyur şeriata, tarîkata. İstemezsen;

- Hayvan sınıfı bana yeter.

Dersen buyur hangi ağıla istersen gir. Bize bildirdikleri mesele budur. Şeriatın hakîkatinden ki en dibinden söylüyoruz. Başka türlü söylemeyi bilmiyoruz zannetme. Cibrîli Êmînin durduğu makâma kadar vilâyet sahiplerine hitap edecek kuvvet vardır. O gibi kimse gelirse ona da konuşacağımız vardır. Biz şimdi zehâib sınıfında duranları bir parça hareket ettirelim diyoruz..

Bak; usûl var, sokak var, yol var diye bildiriyoruz, istemiyorsan kendin bilirsin. İnsan bir yere kapılanmak için rîca minnet yapar, çeşit vasıta arar. Allah bize, ihtişamlı ve saltanatlı melekût kapısını açmış;

“Buyurun” dediğinde kaçılmaz.

Karnımı nasıl doyuracağım diye bütün gün ve gece uğraşan hayvan sınıfındadır. İkinci hayvan sınıfında olanlar ise karnımı ne kadar güzel tatlı ve lezzetli yemeklerle doldurayım diye uğraşır ki melekût âlemine hiç teveccühü, âlâkası ve merakı yoktur. O da gökyüzünü ve melekût âlemini bulamaz. Zaten vakit ayırmaz. O tip insanlar gelip sıkıntıdan şikayet ettiklerinde soruyorum;

- Cuma kılıyor musun?

- Yok.

Cuma namazı kılmadığında beddualıdır. Bazıları bir parça iyi gidiyor gibi ama onlar ambarda çimlenen soğana benzer. Bir parça yeşillik verir. Onun gelişmesinde kıymet yoktur, açılıp filizlenmesi bir şey ifâde etmez. Tâ ki o soğanı sen yere ekersin de yenisi gelir.
Ambardaki soğanın cinsi: dinden îmandan, İslâmiyet’ten uzak kimseler bir parlaklık gösterir, ne namazı var ne niyazı, ne dîni var ne îmanı, dünyadan gidene kadar yedi defa batar. Onlar ambarda filizlenen soğana benzer, çürür ve nihayet biter.

Cumâsız kimse ve alnı secde görmeyen hayır etmez. Melekûta dönecek adam secdesiz olamaz. Melekûtu isteyen adam dünyasına âhireti tercih etmelidir. Nefsine ve hevâsına Cenâb-ı Hak’kı tercih eder. Allah bizi kötü nefsin eline bırakmasın, kötü nefsine uyan kimselerle de bırakmasın, çünkü kişi arkadaşından azar. Kötü arkadaş edinme, kötü yere gitme, kötü davete icap etme. Şeytan sana bir defa kancayı takarsa kurtulması zordur.



Not; Ş.nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.