28 Şubat 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 330 - MÜSPET – MENFİ İNSAN.


- Bizim sohbetle ulaşmak istediğimiz hedef nedir?

Müspet bir kimse olmaktır, müspet insandan insanlık şeref bulur ve o kimse insanlığa şeref verir. Ve her cihetle insanlığın nurlarının artmasına sebep olur. Üzerine nur iner, nur akar.

Menfî olan kişi yaramaz kimsedir, menfî kişi insanlığa yakışmayan hâl üzerine olur. İnsanlıktan kaçan menfî tabiatlıdır. İnsanlığa koşan müspet yaratılışlı adamdır. İşte fark bu, kendini yokla!

- Kendimizi nasıl yoklayalım?

Acaba benim hâl ve ahvâlim müspet istikamette mi, doğru yönde mi yoksa eğri yönde miyim.

Yanlış yolda giden adamın adımları yanlıştır, menfî adam adımları

yanlış olan insandır, hedefi şaşırmış beyhudeye gidiyor.

Müspet kişi,kişilik sahibidir. Öyle adam bulursan arkasına düş durma. Esas yolun girintisini çıkıntısını bilmiş ona vakıf olmuştur. Seni selâmetle

istediğin makama götürür. Onun için iyilerle düş kalk.

- İyi kimdir?

Müspet adamlardır yâni onlar şeytan için nefes alıp vermez, şeytanla alış-verişi yoktur. Müspet adam Allah’ladır menfî kişi şeytanla beraberdir. Bu belki İncil,Tevrat, Zebur da da zikrolunan meseledir.

Müspet adam ve menfî adam, iyi kul-yaramaz kul, mümin-kâfir-fâsık.... Hepsinin yeri ayrı, hepsinin derecesi de ayrıdır.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

25 Şubat 2011 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 329 - PEYGAMBERE YAKINLIK.

İzinsiz söz fişeksiz mermiye benzer. O, merasim için sırf ses çıkarsın diye kullanılan mermi gibidir, gürültüsünden başka bir têsiri olmaz. Sesi duyulur bir şeye değmez. Çünkü ucunda mermisi yok.

İzinsiz konuşmak da ucunda mermisi olmayan fişeğe benzer; konuşan, söyleyen, yazan, çizen çok, lâkin insanların üzerinde têsiri olmuyor. Silâhlar var, gürültü var ama hakîki mermi değil. Onun için şeytan hakîki mermi olmayan sohbetten korkmaz ve ürkmez, belki şenlik topudur, aldırma der. Lâkin mermili oldu mu o zaman insan sığınacak yer arar. Dokundu mu berbat eder sakat kalır veya ölür gider.

Bizde o yolda bulunmak isteriz ki bize izin versinler hakîki mermiyle atış yapalım. Tabî mêzun olan kimsede izin vardır ve o konuştuğu vakit şeytan ve onun avânesi ondan ürküp kaçarlar. Öyle bir kimseye yakın ol ki; o peygambere yakındır.

Bu bir sohbettir. Peygambere yakın olmayan adama ne yaklaşırsın? Peygamberden uzak kaçan insan şeytandır, onun için sen Efendimize yakın olan kimselerle düşüp kalk, sohbet et ki; onun sayesinde sende peygambere yakınlık elde edesin.

Peygambere yakınlık az bir şey değildir, insanı en büyük rütbeye götürür.Ya ona yakın olursun ya şeytana. İkisinin arası yok. Bir tarafa kaçarsan seni tutar. İnsanların hayatı ya müspet ya menfî olur. Müspet hayat insanlığın şerefine götüren yoldur, menfî hayat zulmânidir. Zülmâni âlemlere çeker. Zülmâni âlemlerin pâdişahı şeytandır, orada oturmuştur.

Onun için insan müspet bir varlık gösterirse Efendimizle beraber olur, gösteremezse menfî kişidir, menfî kişi zulmettedir, zulmete hükmeden şeytandır. O zulmetin içerisine o kimseyi sokar.

Tüm inananların Cuması mübarek olsun.

Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

24 Şubat 2011 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 328 - HİKÂYE – BU KADAR AZ VERMEZDİ.


Sultan Mahmut bir çocuğa çıkarıp bir altın vermiş. Çocuk bu parayı almamış. Niçin almadığı sorulunca,

- Eve gidince babam, annem sen bunu bir yerden çaldın derler..!

demiş, Sultan Mahmut da;

- Bunu bana pâdişah verdi dersin.

- O zaman hiç inanmazlar, pâdişah verseydi bu kadar az vermezdi!

Bu söz pâdişahın çok hoşuna gitmiş ve çocuğa bir kese altın vermiş.

Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

23 Şubat 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 327 - DEZENFORMASYON (2)

Tarîkatı kötü göstererek aksine bilgilendiriyorlar. Tarihte ne kadar vukuat olduysa hepsini yanlış bilgiyle aktarıyorlar, her şey de bu böyle. Onun için öyle hassas bir noktadayız ki, insan îmanından olur haberi olmaz.

Çünkü;

* İmanı îmansızlık diye değiştiriyorlar.

* îmansızlığı îman diyerekten aktarıyorlar,

* Pisi temiz, temizi pis gösteriyorlar,

* Yalanı doğru, çirkini güzel gösteriyorlar.

Böylece yanlış bilgilendiriyor. İşte bu hallerimizden dolayı bütün insanlık maalesef şeytanın boyunduruğuna düşmüş. Eşeğinin hükmüne yani eşeğine eşeklik yapmakta bulunmuştur (kaba Türkçe söylüyorum ki anlaşılsın). Bu asrın insanı kendi eşeğinin eşeği olmuş, sultan makamını bırakmış, eşeğinin eline teslim olmuştur. Yeni Türkçeyle “eşeksel” arzularının tatmini yolunda ihtilâl koparmışlar kimseyi dinlemiyorlar, her biri bir çeşit anırıyorlar. Eşekler anırmaya başladığında biri sussun da ben anırayım demez hepsi birden anırır.

Demokrasi var kimse karışamaz! Yanlışlığa bak. Allah nefsimize bizi

bırakmasın. Cenâb-ı Allah “seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır” diyor. Demokrasi var, herkes anırıyor. İstersen 100 parti kur. 5 kişi topla sende kur. Bu hakîkattir. Hak ölçüsüne bağlanmadıktan sonra hepsi eşek anırmasıdır.

Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

22 Şubat 2011 Salı

SOHBET DÜNYASI - 326 - DEZENFORMASYON (1)


Dezenformasyon diye bir tabir var; yanlış anlatılma, yanlış anlatma, bir şeyi olmadığı gibi göstermek veya bir şeyi olduğu gibi göstertmemek. Bu, yanlış bilgilendirmedir. Bu şeytanın işi. Maalesef 20. asrın başından sonuna kadar yanlış bilgi verdirilmiştir. Bilhassa 80 senelik cumhuriyet döneminde bütün yetişenler yanlış bilgilendirilmiştir.

- Ne hakkında?

1- imânımız hakkında,

2- İslâm-müslümanlık hakkında,

3- Peygamber, Kur’ân-ı Kerîm,

4- şeriat-tarîkat hakkında,

5- Marifet-hakîkat, hakkında,

6- Dünya-âhiret hakkında,

Yanlış bilgilendiriliyor, hepsi baştan aşağı yanlış, doğru bir şey yoktur. Dezenformasyona uğratılıyor.

- Ne gibi yanlış bilgilendirme?

Demokrasi de en kötüsü olduğu halde en iyidir diye bilgilendiriyorlar. Mutlakıyet idâresi en güzeli olduğu halde en kötüsü diye milleti bilgilendiriyorlar.

Hâsılı kelâm, bütün Tv’lerin, gazetelerin işi yanlış bilgilendirmekten ibâret. Milleti yanlışa yönlendirmek, kökten doğruyu yıkmak ve kökten yalanı binâ etmek. Böyle olduğu müddetçe bu insanlar iflâh olmaz. Onun için bu tarîkatın işi; insanı kendi eşeğinin hükmünden kurtarıp insanlığı devam ettirecek kuvvet olan ruhunun saltanatını iade ettirmek için yardımcı olmaktır.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

21 Şubat 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 325 - İRADE KİME VERİLDİ?

Düşmanlarla muharebe mücâhade çok basittir, nefsinle muharebe etmek çok müşküldür. Çok sabır ve çok kuvvet ve sağlam irade ister. İradesiz adam %100 eşeğinin hükmündedir. Sana irade verildi. Eşeğine hükmedesin diye iradeyi kullanamadın eşek seni hapsetti, kendi keyfinde hükmediyor.

Hayvanda irade yoktur. İrade, insandadır. Lâkin, insanı nefsi mağlup ettiğinde onda irade namına bir şey bulunmaz İrade sultanındır. Onun için eskiden bir mesele sultana arz olunur Sultanın emri değil iradesi istenirdi. Çünkü irade emri geçer. Sultanın iradesi kanundur, heybettir, saltanattır.

Nefis, iradeyi mahkûm eder ve iradenin kullanılmasına karşı gelir. Çünkü iradesini kullanan adam nefsine fırsat veremez. Nefs eşekliğine döner. Sen iradeni kullansan senin nefsin, senin eşeğin olarak sana teslim olur. İradeni kullanmadığın için nefsin yani eşeğin sana sultanlık yapar.

- Eşeğin isteğinde giden adamın ne kıymeti var?

Hiç kıymeti yoktur.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

18 Şubat 2011 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 324 - MANEVİ HEKİMLER.

İnsanlar ve toplum ne zaman umumen bunalıma düştülerse, Cenâb-ı Allah onlara bir kurtarıcı göndermiştir, en azından onları tedavi edebilecek bir hekim, bir doktor göndermiştir. O tedaviyi yapabilir, ondan başkası tedaviye muvaffak olamaz.

- Onlar kimlerdir?

Peygamberlerdir;

Peygamberler nefislerinden azâde olmuş ve nefislerini mahkûm etmiş kimselerdir. Bu onlarda Allah vergisidir. Gene evliyâlarda insanları tedâvi eder. Onlar mücahade yoluyla bunu kazanmışlar; kendi nefislerine mücahede ede ede, kendi nefisleriyle muharebe yapa yapa nefislerini mağlub etmişler, esir almışlar, nefislerini katletmişlerdir. Bu kimseler esir olanları kurtarabilir, hasta olanları tedavi edebilir, noksan olanların noksanlığını tamamlayabilir.

- Tarîkatın hizmeti ne içindir?

Esir olan insanları kurtarmak içindir. Manevi hastalıkların poliklinikleridir, muayene haneleridir. Nefsine esir olan insan, tarîkattan ürker, korkar ve kaçar. Ürken, korkan ve kaçan insanın nefsidir. Çünkü nefis başına geleceği bilir.Peygamber a.s.,

“Nefis senin bineğindir” dedi.

Eşekte, atta, devede insana binektir. Başka bir hayvan binek olamaz, öküzün veya zürâfanın sırtına binilmez. Nefis eşekliğine dönecektir, sultan sultanlığına dönecektir. Bütün kavga kıyâmet bunun üzerine. Nefis hakkı olmadan eşekliğini bırakıp sultanlık yapmak istiyor. Zor kullanıp sultanı atmış yerine geçmiş, oturmuş saltanat sürüyor.

İnsanların çoğunda nefisleri saltanat sürüyor; ruhları eşek makamına atmış, eşekler sultan makamına çıkmış. Onun için insan hayatında huzur kalmamıştır.

- Neden?

İnsanın kendisinde hükmeden eşektir, eşeğidir “nefsin senin bineğindir” deki binek, çoğumuzda eşektir, at olanı azdır. Eşek der ki;

- Yok! bırakamam, bırakırsam yoldan çıkarsın, beni dinleyeceksin!

Bir kimse kurtuluş ararsa uçan kuştan medet sorar, uçan kuşa da seslenir acaba nasıl kurtulurum veya beni kurtar der. Lâkin çoğunun ağzını kapatmış, tıkamış, ses veremiyor.

Eşek eşeklik makamında durur sultan sultanlık makamında durur kemâl budur. Değilse herkes kendi eşeğini temsil ederek yaşar. Nefsine mahkûm olan eşeğin temsilcisi olur, yani yeryüzünde melekutun temsilcisi olamaz.

Nefsine hükmeden Melekutu temsil eder. Eşek eşekliğini bırakmaz gayet sıkı tutuyor katiyen sana fırsat vermek istemez. Bakar, en ufak hareketinden üzerine çullanır, der ki, bir hîle var! Beni bir hîleyle alt edip yerime gelecek, ruhaniyeti bırakamam! der,

Cumanız mübarek olsun.

Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

17 Şubat 2011 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 323 - NEFİS SENİN BİNEĞİNDİR


Allah bizi şeytanın elinden kurtarsın ve eline düşürmesin. Şeytanın insandaki temsilcisi nefsidir. Nefsine uyan şeytana uymuş demektir.

Can vücutta devam ettiği müddetçe nefsin seninle beraberdir. Ruh teslim alındıktan sonra nefis biter.

Nefis fizîki bünyemizi temsil eder. Fizîki bünyemizin kontrolü nefsin elindedir, insanın kendini kontrolü ruhaniyetiyledir.

* Nefsimiz: aşağılıktır,süfli âleme mensuptur.

* Ruhumuz:ulvî âleme, melekut âlemine mensuptur.

Nefis ister ki; sende her şeye o hükmetsin. Tabî nefsin her şeye hükmetmesi ruhumuzun bizim üzerimizdeki hakimiyetine el koymakla mümkün olur. Nefs vücuda el koyar ve ruha der ki, (1)

- Şimdi bütün kontrol bendedir, sen beni dinleyeceksin, dinlemeye mecbursun!

O kimsenin işi o zaman düşmanın eline esir düşen adamın haline benzer. Düşman esir aldığı kimseye istediğini yaptırır; isterse öldürür, döver söver çünkü ayaklarından prangalı elleri kelepçeli esîridir. Sahibine karşı koymaya hal ve iktidarı yoktur. Her taraftan bağlanmıştır.

İnsanın nefside doğrudan ruhun üzerine yürür ve der ki;

- Bütün güç bendedir, ben varlığımı istediğim gibi sürdüreceğim, benim arzum olacaktır, ne mümkünse kendi arzumu tatmin etmek için yapacağım!

Nefsin eline düşen kimse vahşileşir; insan sıfatını kaybeder, vahşi hayvan sıfatını alır. İnsanlıktan boyuna uzaklaşır;

* O insan hastalanmıştır,

* O insan tedâviye muhtaçtır.

* O insan kurtarılmaya muhtaçtır.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden,

http://ekabirweb.blogspot.com/2011/02/nefs-ben-olgusunun-bilimsel-aciklamasi.html


14 Şubat 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 322 - NAKŞİBENDİLERDE HUZUR.


Nakşibendîler ölü değil diridir. Gafil değil uyanıktır. Aldatılmış zannolunmasın, aldatılamaz. kıymetli olanı kıymetsiz olandan, altını tenekeden ayırt etmişlerdir. Elması plastik uydurmalardan ayırt etmiş, âhireti takdir etmiş, dünyanın hakîkatinden bilmiş, Allah’ı sayan ve seven kimseler, Allah’ın sevgilisinin yoluna baş koyan, fedâilerdir. Nakşibendîler, Şeytanın saltanatını sökmek için kıyam eden, Allah’ın velîlerinin yolundadır.

Nakşibendileri hafife alan hafif akıllılar dert küpüdür. O dertten kurtulmak isterlerse, davul zurnayla, müzikle, münasebetsiz yerlerde münasebetsiz kimselerle düşüp kalkmakla, oyun-eğlence ve tepinmeyle geçer zannetmesinler. Daha çok derdin içine düşerler. Onun için bu yolu gözet, istemezsen o sınıfının kurtuluşu yok, onlar bitti. Şeytan onların yoluna davet eder ama şeytan onları bitirmiştir ve onlara uymayanları da bitirmek ister. Çakıl taşı çoktur kıymeti yoktur, yakut taşı azdır kıymeti çoktur. Kara taş istediğin kadar bulursun lâkin yakut taşını bulamazsın. Çakıl taşıyla yakut taşı bir olamaz. Sen, insanların içerisinde yakut taşı gibi olanlardan olmaya bak, kara taş veya dere taşı cinsinden olma, ağır, pahalı güzel ve muteber olan yakut, zümrüt, elmas olmaya bak.

Sen huzurdaysan karışma bize, git. Nakşibendîliğin dışında dünyada biz huzurluyuz diyebilen adam yoktur, derse yalan söyler. Huzur arıyorsan insanlara huzur verecek yolu Nakşibendîlikte bulacaksın.

Nakşibendîlik İslâm’ın özüdür, İslâm insanlara nurâni neşe bahşetmek için ruhani zevk vermek için, îman ve İslâm hakîkatinin nurlarını onlara giydirmek için verilmiştir.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 321 - NAKŞİBENDîLER


Sohbet yani hasbihâl edelim ki onunla kalpler ferah bulsun. “Bizim yolumuz sohbetle dâimdir” Şâh-ı Nakşibendî’nin sözüdür. Biz Nakşibendiyiz.

- Nakşibendî olmak neye yarar? Nakşibendîlik niçindir?

Nakşibendîler hakkında bir sürü söyleniyor. Burada 40-50 veya ziyade cemaat bulunuyor. Cemaatimiz gençlerdir, burada benden başka yaşlı kimse yok. Bu genç insanlar Cuma gecesinde zikretmeye geldiler, acayip!

Dışarıda ki şeytana tâbi olan kimseler,

- Bu gençler niye geliyor yahu, ne yapmaya geliyorsunuz? Şeyh size paramı dağıtıyor.

- Yok helva dağıtıyor,

- Helva için buraya gelinir mi, burada petek pastanesi var, çeşit türlü tatlılar yapıyor oraya niye gitmezsiniz? Camiye helva yemeye gelinir mi?

Diye bakıp taaccüp ederler bu eşek hoşaftan ne anlar kabilindendir. Buradaki helvayı sen anlamazsın, başkadır. Bu helvanın tadını zevkini zevk sahipleri anlar. Eşeğin önüne helvayı koyarsan başını öbür tarafa çevirir, samanı koyarsan haşır huşur yer.

Herkesin bir anlayışı var, herkesin yiyeceği bir şey var. Nakşibendîlikte; insanların aramış olduğu huzur var. İnsanlar huzur arıyor. Huzur: kalbin telâşeden kurtulması, rahat ve mutmain olması, ferah aydınlanması mânâsındadır.

Bugün insanların yüzüne baktığında yüzü gülen adam yok. Belki zoraki güler lâkin tabiatıyla bu zaman insanlarının yüzüne baksan, korkunç bir manzara karanlık yüzler vardır. Ama bu derinin esmerliği değil, derisi esmer olup ta yüzü aydınlık olan çok insan var, derisi beyaz olup ta yüzü karanlık olan çok insan var.

- İnsanlar niçin gülemiyor?

Kalpleri rahat değil, kalplerinde huzur olsa yüzlerinde huzur ve nur olarak yüzlerini aydınlatacaktır. Dışarıda ki insan demek; hakkın hizmetinden kaçan, ibâdetten ve ibâdet yerlerinden kaçan insanların kalplerinde huzur olamaz, bunların kalpleri karanlıktır. Kalplerindeki karanlık yüzlerine akseder ve yüzleri de kararır. İşte Nakşibendîlik;

* Karanlık yüzleri aydınlatmak içindir,

* Huzursuz kalplere huzur vermek içindir,

* Telâşta ve ıstırapta olan kalplere rahatlık vermek içindir.

* Emniyet vermek, kalpten korkuyu atmak içindir.

Buraya gençler geliyor, dediğimiz gibi para dağıtmıyoruz helvada mânevi helvadır. İşte o mânevi helva için geliniyor. Burada Allah deyişimizden dolayı gökyüzünden üzerimize rahmet iner; Tıpkı balığın suyu aradığı gibi. Ruhaniyetiniz de bu meclisi arar. Nakşibendîlik bu maksat içindir. Dünyanın peşine düşmek için değildir. Dünya Nakşibendilerin arkasına düşer. Dünya alıştırılmış kuzu gibi sahibinin arkasından yürür.

Nakşibendîlerin dünyanın arkasına düşmesine gerek yok, o dünya mansıplarına bakmaz. Onlar âhiret mansıplarını istediği gibi, dünyada şeytanın saltanatını yıkmak ister. İnsanları huzursuz yapan şeytanları tepelemek ister, insanlara huzur verecek tedbiri yapmak ister.

Mevlût kandili tüm insanlığa mübarek olsun. Hidayetlerine vesile olsun inşallah.

Küçük bir not; Ana fikir olarak yazıdaki görüşlere katılmamla birlikte, henüz herhangi bir tarikata girmiş değilim. Tarikat yoldur. Haktır. Fakat günümüzdeki tarikatların uygulamalarını incelediğimde Ahiret için güvenli bulmadım. Örmeğin Toplu zikir ayinleri, kılık kıyafete yönelişler gibi. Gerçek tarikat yolunu bulabilirsem inşallah ben de katılırım. Çok bilmiş, alim değilim ama, kıstaslarım Kuran ve hadislerdir. Çünkü Hidayet ancak Allah’tandır şeklinde inanıyorum. Allah herkese doğru yolu nasip eder inşallah.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 320 - TEKNOLOJİ VE İNSAN


Gençler; üstünkörü değil, işlerin hakîkatini öğrenmeye çalışacaksınız. Neden bu oldu? Niçin bu oldu? diye sorarak hakîkate kadar ulaşacaksınız. Bunu yapmazsanız sizinde boynunuza tasma takıp arkalarından götürürler.

Recep ayında İspanya’ya gitmiştim. Endülüs’te, Müslümanları kovan bir kralın yaptırdığı manastır ve sarayı gezdirdiler, bu kale gibi büyük binâ 35 senede tamamlanmış. Rehberle bir dehlize girdik, envâi çeşit; kazmalar, kürekler, makaralar, testereler, malalar, bıçkılar, rendeler, çengeller, demir ve ahşap âletler vardı. Bunlar binânın yapılmasında kullanılan âletlerdi. Tahaccüpte kaldım, insan gücü o âletleri kullanıp muazzam eserler meydana getirdi. İnsan; hazreti insan.

- Ya şimdiki teknoloji?

İnsan vücudunu âtıl kıldı, insan kendi vücudunu kullanmadığından tembelleşti. Tembelliğe alışan vücutta toksin denen zehirli maddeler enerjiyle karışıp sarf olunmadığı cihetle, insanlar acayip şekilde

vücutları gelişiyor ve çeşit türlü hastalıklarla zehirleniyorlar. Fizîki gücümüzü kullanmaya teknoloji bize sıra vermiyor.

- Gereği yok, düğmeye bas seni havalandırsın, tersine döndürsün.

Londra’da sahil boylarında yollar vardır. İnsanların kimi yavaş gider, kimi sallanıp gider, kimi orta halli gider, kimisi süratli, kimisi at gibi koşturur, bunu gördüğümde bunlar nedir? diye sordum,

- Şeyh efendi yeni modadan haberin yok mu? Bunlar yürüyüşte olan insanlardır, öküz gibi yiyip içip koşarlar!

Teknoloji fizîki gücümüzü iptal etti.: Teknoloji bu; otomobille yatak odasına kadar gelsin, vinç kendini kaldırıp yatağa oturtsun. Millet bu hale geldi. Ondan beteri, kafalarda iptal olsun diye computer çıktı.

Teknoloji denilen belâ bitecek, millet kendini bilecek ve kendi tabiatına rücu edecektir. Çünkü kendi tabiatından çıkarılmıştır. Mehdî a.s.’ın zuhuriye tinde teknoloji sıfır olacaktır; teknolojiye hayat veren elektrik geri alındığında o zaman her şey duracaktır.

Cenâb-ı Allah’ın emrimize verdiği elektrik kuvvetini şalter gibi aşağıya çevirdiğinde bütün dünyada aynı anda bir tekbirle duracaktır.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 319 - KAS GÜCÜ, İMAN GÜCÜ


Eski zamandaki insanoğlunun elindeki vasıtalara göre;

1) insan gücü,

2) merkep gücü,

3) katır gücü,

4) öküz-manda gücü.

Bunun haricinde insanlara yetişecek bir âlet ve teknoloji yoktu. Bugünkü vasıtalarla meydana getirmek ne kadar sürer. Kaldırma hususunda, badem taşı denilen vurduğunda ateş çıkan bu taşları o günün âlet ve edevatıyla kesmek, şekil vermek, yerinden oynatıp taşımak, sonra birbiri üstüne sıralamak, milimetre şaşmadan nakış gibi işlemek ve bu alâmeti meydana getirmek, bu itkamdır; yani yaptığı işin tam mânâsıyla yapmak.

- Bu nereden ileri geliyor?

Îmandan ileri gelir. Demek ki, insanlarda önemli olan îmandır. Îmanın dışında insanlar on para kıymeti olmayan bir sürüden ibârettir. Bugüne bugün hangi muazzam medeniyet eseri görüldüyse îmanın neticesidir. Mısırda, Asvanda ve Luksordaki muazzam sütunlu mâbetlerin yanında, insan durduğunda parmak gibi kalıyor. Îman tahrip olunduktan sonra insanlığın kıymeti kalmaz. Motoru bozulmuş ve yanmış arabaya benzer, bataryası bitmiş işe yaramaz.

- Bugün şeytanın bütün gücüyle bilhassa bizim milletimize yüklenmesinin sebebi nedir?

Bu milletin îman gücüyle hedefe varabilmesi için karşısında bir mâni yoktur. Hedefimiz “ilâhi ente maksûdi ve ridâle matlûbi”; Allah rızâsına götürecek yolda bulunan her türlü mâniyi yıkabilecek îman gücü bizde olduğu için bunun üzerine musallat oluyorlar.

İşte bundan ibârettir; ne baş örtüsü, ne kıç örtüsü, maksat o değil.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 318 - İMAN GÜCÜ


Eski zamandaki insanoğlunun elindeki vasıtalara göre;

1) insan gücü,

2) merkep gücü,

3) katır gücü,

4) öküz-manda gücü.

Bunun haricinde insanlara yetişecek bir âlet ve teknoloji yoktu. Bugünkü vasıtalarla meydana getirmek ne kadar sürer. Kaldırma hususunda, badem taşı denilen vurduğunda ateş çıkan bu taşları o günün âlet ve edevatıyla kesmek, şekil vermek, yerinden oynatıp taşımak, sonra birbiri üstüne sıralamak, milimetre şaşmadan nakış gibi işlemek ve bu alâmeti meydana getirmek, bu itkamdır; yani yaptığı işin tam mânâsıyla yapmak.

- Bu nereden ileri geliyor?

Îmandan ileri gelir. Demek ki, insanlarda önemli olan îmandır. Îmanın dışında insanlar on para kıymeti olmayan bir sürüden ibârettir. Bugüne bugün hangi muazzam medeniyet eseri görüldüyse îmanın neticesidir. Mısırda, Asvanda ve Luksordaki muazzam sütunlu mâbetlerin yanında, insan durduğunda parmak gibi kalıyor. Îman tahrip olunduktan sonra insanlığın kıymeti kalmaz. Motoru bozulmuş ve yanmış arabaya benzer, bataryası bitmiş işe yaramaz.

- Bugün şeytanın bütün gücüyle bilhassa bizim milletimize yüklenmesinin sebebi nedir?

Bu milletin îman gücüyle hedefe varabilmesi için karşısında bir mâni yoktur. Hedefimiz “ilâhi ente maksûdi ve ridâle matlûbi”; Allah rızâsına götürecek yolda bulunan her türlü mâniyi yıkabilecek îman gücü bizde olduğu için bunun üzerine musallat oluyorlar. İşte bundan ibârettir; ne baş örtüsü, ne kıç örtüsü, maksat o değil.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

11 Şubat 2011 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 317 - MİHRAKTAKİ GÜÇ


Merceğe güneş ışınları paralel olarak gelir. Güneş şuaları ne kadar sık da olsa birbirine dokunmadan gelir. Onların önüne bir mercek koyduğunuzda bu mercek, paralel gelen şuaları kendi mihrak (odak) noktasında toplar. Bu mihrak noktasında bir kuvvet meydana gelir. Önüne kağıt koysan yanar. Hatta kırık cam şişeleri bazı yangınlara sebebiyet verir, otları veya kağıtları tutuşturur, ormanın yanmasına sebep olur.

Mümin zarar yapmaz, zararı zararla telâfi etmez. Mümin temizdir, temizliğe riayet eder. Hayvan gibi oraya buraya cam savurarak piknik yapmak Müslüman edebinden ve adetinden değildir.

Gençleri mihrak noktasında toplayabilmek mühim bir meseledir. Her âlim ilmini satamıyor, ilmi kendinde kalıyor aktaramıyor. Müderris olan kimse âlimdir, aynı zamanda bildiğini aktarabilir, ders verebilecek adamdır. iyilik ve ihsan gördüğü kimseye teşekkür etmeyen kimse Allah’a şükretmiş olamaz. Hiçbir kimseye şükür ve medhüsenâ edilmez ki; o şükür ve medhüsenâ Cenâbı Hakk’a râci olmuş olmasın.

Müminleri uyandırmak için, örf ve ananemize yön ve yöntem veren peygamber sözünü meşayıhlar söylemektedir;

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

9 Şubat 2011 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 116 - EN BÜYÜK KERAMET.


Kerâmetlerin en büyüğü bir hizmeti üzerine alan bir kimsenin o kabul

etmiş olduğu hizmeti geri bırakmadan Ben bu işi yapacağım! diye tâ sonuna kadar devam ettirebilmesidir. Bugün yaptı, yarın yaptı, ertesi günüde yaptı sonra bıraktı.

Bir işi yapacağım diye Allah huzurunda söz verdiysen onu devamlı olarak yapmalısın. O hizmette devam etmen senin için en büyük kerâmettir. Aldığı hizmeti, hizmet ki; hakka hizmettir. Hakk’a hizmeti sen taahhüt ettin üzerine aldın, yarı buçuk bırakmayacaksın. Mükellef olduğun akıl baliğ olduğun andan itibaren, dünyadan gidinceye kadar o emâneti taşıyacaksın.

Bulunduğumuz bu meclis, emanet bir meclistir. Bir vazifeyi üzerine alan hoca, bunu herhalde devam ettirirse büyük kerâmete mazhar olur. Ahdinizi devam ettirmeniz sizin hakkınızda büyük bir kerâmet olacaktır.

Bizim inancımıza göre ins ve cin vardır, insanlar ve cinnîler ibâdet için yaratılmışlardır. Hepsi ümmeti Muhammedî dendir ve cin tayfasından da camilerde hazır olan ve ibâdet eden cemaat sınıfları vardır. Burada bizim gibi âdem evlâdından bir kimse bulunmasa, tâife-î cin diye hak kelâmdan hitap edip, ayeti kerîme oku, hadisi şerif oku, çık, git. Muhakkak ki o meclise rahmet iner. Allah’ın görünen ve görünmeyen kullarından erişmek isteyenler olur, meclise yetişirler. Kalabalık ve genç meclisin devamı, Allah’a dönüşün bir müjdesidir.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 315 - HAKİKATİ ÖĞRENMEK


- İslâm’ın hakikatini nerede öğrenelim?

Peygamber a.s.; “ilim Çin’de dâhi olsa gidip alınız” diye buyurdu. Açıklaması: Yâni onu öğretecek âlimi ve ilmi, Çin’de bile olsa bulun. Bu sözle; Cenabı Hak’tan, hakîkatlerden bildirecek âlimi Çin’de bulursanız oraya gidin denmek isteniyor.

Allah’ı söylemeyen müessese ilim değil zibildir (gübre pislik). Öğrenecekseniz hakîkati öğrenmelisiniz. Aldatılıyorsunuz, bu gençlik bir kere daha gelmez. Baba mesleğini öğreneceksen babandan çekirdekten öğrenmelisin.

- Ne okuyorsun?

- İşletme okuyorum.

- Ne işletmesi han, hamam, sinema,?

Milyonlarca gençliğin okuyalım diye ömürleri heder olmuş. Baştakilerin nakaratını tekrar ediyorlar.

Dua: ya Rabbî bu gençleri hususi has hidayetle şereflendir,

her birine senin kulluğuna lâyık hizmete tâyin eyle.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 314 - SOHBET & DERSHANE FARKI.


Ey Rabbimiz sana teslim olduk İslâm dini kabul ettik, Müslüman’ız, gönderdiğine inandık bizler müminleriz, sana tevekkül ederiz kendi zaafımızı, zayıflığımızı âcizliğimizi idrak edip bu idrak içerisinde sana dayandık, sana sığındık senin bize vereceğin ilâhi lütufla, senin râzılığın yolunda yürümeye niyet eyledik,

Bu bir sohbettir, dershane de değiliz, ders hanede olan efendiler kendilerine verilen dersleri öğrenmeye ve bilmeye mükeleftir. Derslerini hocalarından can kulağıyla dinler ve öğrenirler çünkü imtihan

olacaklardır.

Lâkin bu bir sohbettir, bir hasbıhâldir, bir nasihat cinsidir. Herkes kendi kendini mükellef tutar ve kendi iktidarına, kendi arzu ve iştiyakına göre bir şey öğrenmek ister. Burada her sınıftan ve her çeşit kabiliyet üzerine bulunan insanlar olur. Netice itibariyle söylenen söz veya konuşma, burada hazır olan kimseye göre olur ve ondan nasibi olan herkes istediği kadar alır, istediği kadar bırakır. Burası serbest bir meclistir ve herkes kendi kendini mükellef tutarsa tutabilir. Bizim tarafımızdan size mükellefiyet

verilmez. Yani mekteplerde size teklif giydirilir de, sizi okutanlar öğreneceksiniz diye mükellef tutar. Bizde o zorlama yoktur, ister kendini mükellef tut ister tutma.

Nitekim Cenâb-ı Allah habîbine;

“Sen kendini bunlar için dinliyor dinlemiyor diye helâk etme, sen teblîgatını yap kullarımı muhayyer bıraktım ister inansın, ister inanmasın!”.

Bizde bu tâlimat üzerineyiz, din meselesi insanın kendi vicdanını alâkadar eden bir husustur. Sen ve vicdanın karşı karşıya kalırsın. Vicdanının sesini dinlersen kendini mükellef tutarsın. Vicdanının sesini tıkayıp işittirmek istemezsen o zaman istediğini yaparsın. Onun için bu bir sohbet toplantısıdır.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

7 Şubat 2011 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 313 - HİKÂYE, KAŞIKÇI ELMASI.


1669 yılında Anadolu hisarının dışındaki Eğri kapı çöplüğünde dolaşan biri yuvarlak bir taş bulmuş, gitmiş kaşıkçıya göstermiş, o da bakıp,

- Bu taştan çok bulunur, al bu iki kaşığı da git,

Kaşıkları alan ferah etmiş, kaşıkçı onu almış kuyumcuya götürüp 10 altına satmış. Kuyumcu taşı arkadaşlarından birine göstermiş, kıymetli bir elmas olduğu anlaşılınca sus payı istemiş, aralarında kavga çıkmış. Mesele kuyumcu başıya aksetmiş, kuyumcu başı da ellerine birer kese altın vererek taşı almış. Fakat vakayı sadrazam Köprülüzade Fâzıl Ahmet paşa duymuş, taşı kendisi için satın almaya hazırlanırken mesele pâdişaha aksetmiş.

- Yanımızda sultana lâyık bir mücevher var!

4. Mehmet bir hat tu hümayun ile elması saraya getirtmiş ve elmas tıraşına verilmiş. Taş işlenince ortaya 48 kratlık nadîde bir elmas ortaya çıkmış.

Kuyumcu başıya kapıcı başılık rütbesiyle bir kese bahşiş ikram olunmuş. Kaşıkçı elması Topkapı sarayının hazîne dairesinde hâlâ gösterilir, o koca alâmet dünyada bir tanedir. Allah’ın hikmetiyle kaşıkçı elmasının Eğri kapı çöplüğüne nasıl düştüğü tarihin bir sırrı olarak kalmıştır.

Bu ibret almak içindir. İslâm’dan anlamayan adamda tıpkı elmastan bir şey anlamayan çöpçü gibidir. Kendini dev aynasında gören adamlar, İslâm cevherini tanımadıkları için iki kaşığa satar. Onun için siz İslâm’ın hakikatini öğrenmeye gayret edin.

Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden