29 Ekim 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 272 - NEFS CANAVARI

Osmanlı imparatorluğu 700 sene ayakta durdu. Ordu da pâdişahtan tut bütün paşaların hepsinin tarîkatları, hizmet ettikleri ve terbiyesinde oldukları mürebbi vardı. Televizyondaki haberlerde bazen gösterirler "Aslan mürebbisini yedi" diye. Aslan gibi hayvana mürebbi lazım geldiğinde sen ki; nefis sahibisin melâike değilsin.

Nefisten daha canavar bir hayvan olamaz. Daha şiddetli ve daha hırs sahibi bir mahlûk yaratılmamıştır. İnsan nefsi, hırs küpüdür, hırs ile doludur. Saldığın vakitte önünü alamazsın Cenâb-ı Hakk Mîraçta şöyle hitap etti;

"Eğer Ben kullarıma da firavuna verdiğim fırsatı ve onun elindeki salâhiyeti verseydim; Bana karşı Firavunluk iddia etmeyecek hiç bir kulum olmayacaktı, hepsi firavun olacaktı"

Lâkin Cenâb-ı Hakk rahmetiyle firavunun eline verdiği fırsatı bizim elimize vermedi. Onun için sessiz dur.

Çağrı:Tarikata geliniz! Beyler, paşalar, akıllıyım diyenler geliniz, sizin nefsinizi zincire vurayım da, sizi ısırmasınlar! ustayım, izinliyim bu hususta.!
Başkası yapamaz, baş hekimlik bu makamdadır.

Kilerdeki veya sandıktaki eski soğan çimlenmeye ve açılmaya başlar. Sepetin içinde filizlenen soğan sarımsak olmaz, içinde kök salacak yer olmadığından, birazdan solup çürüyecektir. Filiz atsa da baharda gelen taze soğan sarımsak gibi olmaz. Sepette soğan olmaz. Lâkin toprağa gömülen meydanı buldu demektir, çimlenen soğan kök salacak yeri bulur. Onu toprağa gömsek koca bir baş verecektir.

Tıpkı bunun gibi insan nefsine Allah hürriyetini tahdit etmiştir. Elbette ki hudutsuz hürriyet yoktur, hudutsuz hürriyet insanları terbiyesiz, edepsiz, zalim ve kâfir eder, kötü yapar.


Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

26 Ekim 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 270 - İNSANIN HÜRRİYETİ

Herkes hürdür, hürriyet asıldır. Bu bir sohbettir. İnsanların ilk hakkı, hür olmasıdır. Ancak bazı kayıtlar onun hürriyetini men eder. O, insanların kendi amellerinden doğan bir neticedir. Her doğan hür ve Cenâb-ı Hakk'a kul olarak doğar. Kulluk herkesin üzerine yazılmıştır, bu asıl haktır. Bütün insanlar hürdür, ancak Allah'a kuldur.

İnsanları;

1 - Kötü ahlâk,

2 - Kötü fiil,

3 - Kötü işler, İnsanların hürriyetlerini men eder.

Kişi; Allah cc.'a kul doğar, lâkin insanların önünde hürdür, Allah'ın önünde kuldur. Bugün insanların boyuna söyledikleri insan hakları bir tanesini söyle...!

- İnsanın hakkı nedir?

Hür yaşamaktır, hür yaşamak herkesin hakkıdır. Hür yaşamak dediğimizde; o insan Allah cc.'ın mülkünde hür yaşayabilir. Bütün dünyanın üzerinde bir insan her yerde hür olarak yaşayabilir. Onu değiştirmeye hiç kimsenin hak ve salâhiyeti yoktur. Bu hürriyetiyle dünyanın üzerinde herhangi bir yerde hür olarak yaşaması hakkıdır. Hür doğan insanın hür yaşamak hakkıdır. Bunu İslâm takrir eder. İslâm da insan hakları mülâhaza edildiğinde söylediğimiz husus âşikâredir.

İnsan Allah'tan başkasına kul olarak yaratılmaz. İnsan Allah'a kul olarak yaratılmıştır lâkin sair insanların arasında hürdür. İnsanların diğer insanların hürriyetlerine hürmet etmeleri, riayet etmeleri ve gözetmeleri vâciptir.

- Bu asırda insan hakları var mı?

Var derler ve yalan söylerler. İnsan, dünyanın mağribinde, maşrık’ında, doğusunda ve batısında 5 kıtanın üzerinde hür yaşayabilir. Bu hakkıdır. Bu hâl böyleyken insanların hürriyetlerinin tahdit olunması, hür yaşayan insanın hürriyetini elinden almak şu veya bu sebepten insan haklarına tecavüzdür.

- Bir kimsenin hürriyeti ne zaman elinden alınabilir?

O insanın vücudu başkalarının mevcudiyetine bir zarar verecek olursa o kimsenin o cihetten olan hürriyeti tahdit olunur. Zarar veren amelin neticesinde, o kimsenin hürriyeti elinden alınır tâ ki; insanlara ve sair mahlûkata zarar vermemek azmine dönünceye kadar o hür bırakılmaz.

Buna bir misâl verelim; Bir evde köpek var, bazı evlerdeki köpekler bağlıdır, bazıları salmadır.

- Niye bağlıyorlar?

Çünkü bıraksa köpekliğini yapıp ısıracak. Salma gezen vardır, saldırmaz. O insana zarar vermediğinden serbesttir, hür dolaşır. Lâkin köpeklik yapan köpek hürriyetinden men olunur. Onu zincirle bağlarlar. Bu şekilde bulunduğu halde boş bulunup yanından geçsen seni hırrr diye kapar. Demek ki ısırgan köpeğe hürriyet olmaz.




Not: Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

25 Ekim 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 269 - FEYZ KUVVETİ

- Feyiz kuvveti nedir?

Kimi insan az feyiz alır, kimisi çok alır. Benzin istasyonuna giden her araba aynı benzini almaz. Bir varil alanda var 100 galon alanda var, belki iki varil kenara koyup yükleyen de var.

Kuvvet; yapacağı hizmete,erişeceği mertebeye göre verilir. Dümdüz ovada giden adama verilen başkadır, gökyüzüne fırlamak isteyen kimseye verilen kuvvet ve takviye başkadır. Buna bir misal verelim; 40 beygir gücü kuvvetindeki bir motor seni ve içindeki 5 kişiyi yeryüzünde koşturur, ama gökyüzünde uçuramaz. Çünkü 40 beygir gücü bir motor arabayı havalandıramaz. Tayyarelerde onun motor kuvvetini gösteren mecmualar var, içlerinde 70 bin beygir kuvvetinde olan var; kuvvete bak sen! Bu kuvveti motora koyacaksın ki seni havalandırsın.

1 - Nakşibendîlerin feyzi başkadır,

2 - Kadirî tarîkatının feyzi başkadır,

3 - Mevlevîlerin, Şâzelilerin, Fincânilerin, Çestîlerin, Rufâilerin …ve sâir 41 tarîkatın her birerlerinin feyizleri başkadır.

Kendilerine bağlanmış olan kimseleri, herkesin kendi makamına göre hareket ettirirler.


Ş. Nazım Kıbrısi Hz. leri sohbetlerinden.

22 Ekim 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 268 - SOHBETE İNEN RAHMET

Cenâb-ı Hakk kapı açarken anahtar istemez. Sen anahtarla açmaya muhtaçsın, ama O anahtarsız açar, Evliyâ-ı kiram: Onlar hayy sıfat sahipleridir. Onlar infakı yani vermeyi ikramı severler. Onların emirlerini yürütenlere ve onların vasiyetini tutanlara onlardan ikram gelir. Bizde onlardan bir ihsan olarak bu itikat üzere Şah-ı Nakşibendi hz.'lerinin emrine ittiba ediyoruz. Rahmet nasıl ekine hayat bahşederse, sohbet esnasında rahmet iner. O; gayb âleminden inen rahmettir .

- Sohbet meclisi nedir?

Sohbet meclisine rahmet iner, onun için sohbet meclisi kutlu bir meclistir. Burada hesaba gelmeyen faydalar hikmetler vardır. En azından buraya inen rahmetler:

1- Seni temize çıkarır ve zulmetten kalbini arıtır.

2- Aklında bir ağırlık varsa onu alır, götürür,

3- Vücuduna bir atâlet geldiyse ve hareketlerin yavaşladıysa insana hareketlilik gelir.

4- Ümitsizse ümitlenir, korkudaysa eman gelir,

5- Dardaysa genişlik olur, karanlıktaysa aydınlığa çıkmış olur.

Hâsılı bir kimse mecliste hazır oldu mu böyle faydalar vardır, o meclisin bu kadar bereketi vardır. İki davar bağlıyacak kadar zamanda iki müminin oturup sohbet etmesi, yalnız başına oturup bunca nâfileye çalışmaktan ziyâde, onlara daha çok mânevi mertebeler kazandırır. Sohbette muhakkak mânevi mertebeler bulunur, bunu mümin terakki eder.

Şimdiki zamanda sohbete ehil olanlar azalmış, ehil olanlar bulunmadığı için herkes meclisi ilâhilerle, kasîdelerle kapatıp bitiriyor.

Evet, ilâhide fazîlet vardır kasîde söylemekte şüphesiz fayda ve rahmet iner lâkin insanı harekete geçirecek bir feyiz illâ sohbetten alınır.




Not. Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 267 - HUZURLU İBADET

Efendimizin vâlideleri; "Her yaşayan ölür her yeni eskir" demiş.

1 - Ölüm beklenmektedir er geç gelecektir,

2 - Âhiret beklenmektedir elbet gelecektir,

3 - Kıyâmet gözlenmekte ve beklenmektedir,

4 - Yeni ne giymiş olursan ol her yeni eskiyecektir,

5 - Her canlı ölecektir,

6 - Her beklenen gelecektir.

Bu değişmeyen kanundur; Beklenen gelecektir. İlk beklenen ölümdür, herkese er veya geç gelecektir lâkin mühim olan;

- Haydi gel dünyadaki vaden tamam oldu! Dediklerinde,

- Hazırım! diyebilmelisin.

Hazırlıksız yola çıkmayasın. Allah bize huzur ile olan ibâdeti müyesser kılsın. Huzur ile olan ibâdette;

1 - Sefâ vardır,

2 - Ferâh vardır,

3 - Kuvvet vardır,

4 - Zevk ve neşe vardır.

Huzursuz ibâdet ise; yemeğe içmeye iştahı olmayan adama boyuna yemek yedirmeye benzer.

- Yahu ye! Bu ballı börektir, sütlâçtır, baklavadır ye!

- Yiyemiyor, yiyene yedirt sen onu!

Sen âhirete ait olandan yemeğe bak. Dünyada abdesthâneye dökeceğine bakma, âhirete götüreceğine bak. Huzurlu hayat ibâdetle geçen hayattır. Huzursuz hayat ibadetsiz hayattır. Peygamber Efendimiz (s.a.v), müminler için;

"Ölümü temenni etmeyin" Diyor.


Çünkü yaşayan insanın yaptığı hizmet öldükten sonra devam etmez.Gerçi Sâlih amellerden yazılır lâkin kişinin dünyada kendisinin yaptığına, kabre dışarıdan gelen yetişmez.

Uyanık ol! Huzurlu ibâdet yap! Allah seni burada da, âhirette de gözetsin, Efendimizin komşuluğuna tayin olasın.



Not Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 266 - TARİKAT FARKLILIKLARI

Her tarikatın kendine özgü disiplini vardır. Kadîri de var, Mevlevîler de aynı yolun yolcuları ama onların disiplini yine başkadır. Herkesin günlük yapacağı hizmet başkadır. Müşterek hizmetimizde var ayrı ayrı zikirlerimizde var;

* Her gün salâvatu şerîfe getiririz,

* Hepimiz her gün Kurân-ı Kerim okuruz.

* Her gün nâfile namazları kılarız,

* Her gün gece namazı kılarız,

* Her gün tesbih ederiz,

Hâsılı kelâm, dünya hizmetini ne kadar kısaltabilirsek kısaltıp fazla hizmeti Allah için yapmak isteriz. Çünkü bizim kendi prensibimiz ;

* Allah için yaşamak,

* Allah için işlemek,

* Allah için dünyadan gitmektir.

İstediğimiz ve maksudumuz Allah c.c.'tır. Sen dünyayı istersen arkasından koştur, biz ona karışmayız. Dünyanın kimseye kalmayacağını biliyoruz, onun için hakîki Nakşibendî, yolunu tutan kimsenin dünya tamahı yoktur. Varsa noksaniyettir demek daha hazırlanmamış veya iyi yetiştirilememiş ki, dünyanın peşine düşmüştür. Dünyanın peşine düşen hakîki Nakşi değildir. Allah c.c.' ı arayan Nakşidir.

- Nakış mânâsı nedir?

İnsanın gönlü Cenâb-ı Hakk'ın tahtıdır, gönül sultanını arar, sen gönlüne kimi istersen sultan yap biz gönlümüze Allah c.c.' ı sultan yapmak isteriz, peygamber a.s.’ın muhabbetiyle onu kalbimize sultan yapmak isteriz ki, Cenâb-ı Hakk'ın yeryüzündeki temsilcisidir. Sen gönlüne bir sultan ara dünyayı bulursan senin olsun, biz gönlümüze ezelî ebedi olan Allah'ı seçmişiz. Zaten Cenâb-ı Hakk;

"Ey insan; vücudunda bütün her şey senindir, ama kalbini benim için sakla gözet oraya başkasını koyma, benim tahtım senin gönlündedir,"

İşte bunu yapabilen gönlüne Mevlâ sının tahtını kurabilen adam; insan-ı kâmildir. Ondan ötesi boş lakırdıdır.

Her amel bir cezâya kabildir,
Ey hoş ol kim sevaba nâildir,
Nitekim gül olur dikenden yeğ,
Gül dikenden, dikende gülden yeğ.


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.


(Bir not; Ana fikir olarak yazılardaki görüşlere katılmamla birlikte, henüz herhangi bir tarikata girmiş değilim. Tarikat yoldur. Haktır. Fakat günümüzdeki tarikatların uygulamalarını incelediğimde Ahiret için güvenli bulmadım. Örmeğin Toplu zikir ayinleri, kılık kıyafete yönelişler gibi. Allah Resulü döneminde Zikirin ferdi olarak nasıl yapılması gerektiği öğretilmiş fakat, toplu zikir yapılmamıştı, Kıyafetler ise Arapların geleneksel kıyafeti olup dine özgü bir unsur değildir. Lanetlenmiş Ebu lehep te, Ebu Cehil de aynı kıyafetleri giyiyorlardı, diye düşünüyorum. Gerçek tarikat yolunu bulabilirsem inşallah ben de katılırım. Çok bilmiş, alim falan değilim ama, kıstaslarım Kur’an ve hadislerdir. Herkese doğru yolu nasip eden Allah’tır diye düşünüyorum. Çünkü Hidayet ancak Allah’tandır. Allah tüm inananları sırat-ı Müstakimden ayırmasın inşallah.)


18 Ekim 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 265 - TARİKATIN BAŞLANGICI

Tarikat dünyadan ahirete giden bir yoldur. Peygamber zamanından itibaren vardır.

Nakşibendîlik uydurma bir şey değildir. Nakşibendîlik disiplini peygamberle beraber vahiyle kitapla beraber gelmiştir. Peygamberin bildirmiş olduğu yolu yürüttükçe devam etmiştir.

Buna da örnek verelim. Bir avuç yer olan Kıbrıs ta bile beş tane üniversite var... Lefke Avrupa ün, Girne Amerikan ün., Lefkoşa Yakındoğu ün., Magosa Doğu Akdeniz üniversitesi..!

- Nasıl olsa hepsi üniversite! ismini ne değiştirirsin, isminin değişmesinde ne mânâ var?

- İsmi belki ün ve kalitesini bildirmek maksadıyla insanların kullanmış olduğu bir şeydir.

Nakşibendî dendiğinde bir isimdir, lâkin aslı peygamberimizin göstermiş olduğu bir disiplin bir yoldur. Kadîri de var, Mevlevîler de aynı yolun yolcuları ama onların disiplini yine başkadır. Bir üniversitede 8- 10 branş vardır, hepsi doktorluk veya hepsi mühendislik okutmaz. Hukuk, iktisat ekonomi, işletme, işletmeme ve gibi değişik bölümleri vardır. Talebe üniversiteye geliyor, o şemsiyenin altında çeşitli branşlar vardır. Herkes kendi kabiliyetine göre okur ama hepsi üniversite talebesidir.

Hepimiz Müslüman’ız lâkin İslâm’ın getirmiş olduğu disiplinde biz Nakşibendî disiplinini kabul edip yürüyoruz;

1 - Bizimde namazımız bütün tarîkatlardaki namaz gibi şeriatın emrettiği namaz üzerinedir; beş vakit kılıyoruz, beş vakit üzerine nâfile namazda kılıyoruz.

2 - Zikir; İslâm’ın her kolunda her mezhebinde vardır. Nakşî kolunda Allahın en güzel 99 ismi zikredilir. Allah c.c.'a yaklaşmak maksadıyla herkes kendisine göre tâyin olunan ismi zikreder.

Bugün hâli hazırda 300 milyondan fazla insan, en yüksek ve en kuvvetli olan Nakşibendî kolu üzerindedir. Yâni İslâm’ın içerisinde İslâm’ın
mâneviyatını temsil eden ve mânevi feyzi arayan 300 milyonun üzerinde insan vardır ve hepside Nakşi’dir. Kadirî de olsa, Nakşi de olsa Müslüman’dır.


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 264 - TARİKATIN İŞLEVİ


İslâm’da bir disiplin vardır disiplin olmadan din olmaz tin olur, tin demek İngilizce teneke demektir yâni çürük iş.

Disiplinsiz İslâm olmaz. İslâm pazarlık kabul etmez lâkin bu zamanın insanı pazarlıkla Müslüman olmak ister, olamaz.

Buna örnek verecek olursak; Buradan İstanbul’a gidecek olan biri elbette yürüyerek gidemez, önümüzde deniz var. Denizi geçsek bile yürümek icap etmez, başka vâsıtalar var. Herhangi bir vasıtayı alıp gider. Hiçbir vasıta olmasa yürüyerek mecburen gidecek lâkin vasıta varken vasıtayı kullanması lâzımdır. Vasıta olarak istersen uçakla, istersen vapurla, otobüsle, istersen trenle, İstersen küçük arabayla, istersen hayvan sırtında gidersin.

Gideceğin yer bellidir ama kullanacağın vasıta başka başkadır. Tayyâreye binen adamın dikkat edeceği disiplin vardır ki vapurda o disiplini söylemezler. Arabada da, trende de söylemezler ama tayyâreye bindiğin vakitte oturur oturmaz ilk olarak hostes anons yapar,

- Bel kemerinizi bağlayınız,

- Sıralarınızı doğrultunuz,

- Önünüzdeki masalarınızı doğrultunuz,

- Sigara içilmez,

- Elektronik eşya kullanılmaz,

- Telefon edilmez,

- Ayakta dolaşarak millet rahatsız edilmez,

- Abdesthaneye girdiğinizde sigara içilmez,

- Hosteslere bağırıp çağırma olamaz,

- Kaptan kamarasına girilmez,

Bunun gibi emir verir ve kontrol eder.Vapura binen yolcuya bu kadar emir yoktur. Bu disiplindir. Tayyâre yerde yürüyen veyâ denizde yüzen vasıtalar gibi değildir.


Bir başka örnek verelim; Üniversiteye gittiğin vakitte;

- Beni şu şartla kaydet; ben istediğim vakitte geleceğim, istediğim vakitte ders veren hocaya sual soracağım, bunalırsam fındık-fıstık yiyeceğim, kola içeceğim, dersten çıkacağım..!

Böyle şartla üniversite seni kabul eder mi?

- Yok olmaz, burada bu şartlarımız var kabul edersen seni alırız, değilse git işine.. derler.

Bu zamanın insanı İslâm’ı kendi keyiflerine göre olacak zanneder ki;
hayır! İslâm da inanılacak meseleler var yapılacak ve terk edilecek işler var, değilse senin adın İslâm da kayıtlıdır ama orda hazır değilsin. İsmi var cismi yok..!

İşte tarikat, insana melekutun yollarını açan disiplindir.


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

15 Ekim 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 263 - NAKŞİBENDİLİK


Biz kendi örfümüz mûcibince Bismillah diyelim, besmelesiz iş temelsiz bir iştir sağlam değildir. Besmeleli iş Allah için olan iştir, Allah için olan iş
yıkılmaz.

Nakşibendîlik; İslâm’ın derûni hayatına âit olan bir yoldur. Aslında insanı insana ulaştırmak içindir.

İnsan bugün 21. asra yetişmek üzeredir lâkin kendileri hakkında pek az bilgi sahibidir. İnsan kendi etrafında olan her şeyi mütalaa etmiş, araştırmış ve aralıksız araştırmalar yapmaktadır. Tabiat içerisinde ne varsa, muhitimizde ve çevremizde ne bulunuyorsa beş hissimizin duygularımızın yetişebildiği yerlerdeki her şeyi araştırmak cehdi ve gayreti içerisindedir.

İnsanlık. Belki bu günkü araştırmacılar karıncayı eline alır ve onun hakkında bir malûmat sâhibi olur Karıncaların nasıl yaşadıklarını, nasıl çalıştıklarını iyice araştırıp ondan bir bilgi edinirler. Tabî onlardan daha küçük yaratılmış olan mahluklâr vardır. Meselâ mikroplar âlemi, bakteriler âlemi, virüsler âlemi gibi.. Onlar hakkında laboratuarlarda sürekli araştırmalar yapılmaktadır.. Tüm bunlar insanların bilgisini artırmak ve üzerinde yaşadıkları bu gezegenin veya seyyârenin hakkında daha çok bilgi sahibi olmak maksadıyla meydana gelen hizmetlerdir.

Bunlar elbette insanların bilgisini genişletmekte, ufuklarını daha ziyâde yükseltmektedir. Yalnız bu günün insanı kendisini araştırma mevzû yapmıyor; kendini tanımak husûsunda çok sathî, çok basit bilgilerle kendi hakkında bir malûmatı var.

İnsanın derinliğine dâir bir araştırma yapılmıyor. Bu araştırma elbette tabiatı araştırma gibi değildir. İnsanın kendini araştırması bambaşka bir mevzûdur ve konudur. Ve insanın kendisinden içeri başka bir şahsiyeti vardır, insanın kendisinden kendisine sefer etmesi ve gizlide duran şahsiyetini bulup kavuşması belki bu hayatın gayesidir. İnsanın kendisinden kendisine olan seferi kolay değildir.

Tayyâreye, rokete veya ata binilip yetişilecek bir yer değildir. Belki insanın cismânî olan varlığından ruhanî olan varlığına yürümesi lâzımdır. Bu, dinlerin menşêidir. Bu gaye bütün dinlerde değişmeyen gayedir. Binâenaleyh, insan kendisini tanımak istediği vakitte, elbette ki bunun yolları dünya üzerinde tabiatı araştırmak gibi değildir. Mâneviyata, Melekûta, Göklere, Ruhlarımıza, ait olan bir hizmettir ve bir konudur.

Onun için gelen bütün dinler ve onu insanlara tebliğ eden bütün peygamberlerin esas gayesi, insanları kendi aslî şahsiyetlerine yetiştirebilmek ve hazırlamak içindir.

Nakşibendîlik, elbette bir din değildir, belki İslâm’ın içerisinde insanın asıl gayesi olan kendisine ulaştıracak yol ve disiplini bildiren bir ekoldür. Ki bunu takip eden kimse kendi şahsiyetini bulabilir, kendi mânevi varlığına ulaşabilir. Çünkü insanların bugün kendi mânevi ve ruhanî varlıklarıyla aralarında hicap yâni perde vardır. Bu örtü insanın cismâni olan vücudunun örtüsüdür ki, insan bu fizîki bünyesiyle uğraşmaktan ruhâniyetine yetişemiyor.

Kendi fizîki bünyemizin arzusunu tatmin etmek için uğraşıyoruz, ama insandaki hırs insanı bırakmıyor. Yâni kendimizden vakit ayırıp kendi rûhi varlığımıza yönelmek için bize sıra vermiyor. Biz 24 saat kendi fizîki bünyemize âit olan hizmetteyiz, onun için ruhâniyetimize bakamıyoruz.

Nakşibendîlik gökyüzünden gelen, İslâmiyet’in içerisinde insanları insâniyet mertebesine ve mânevi mertebelere ulaştıracak sıkı bir disiplindir.

14 Ekim 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 262 - BİR HİKÂYE


Sultanûl Ârifin Bayezıd-î Bestâmî (k.s.) bir gece uyku bastırınca sabah namazına uyanamadı. Sabahleyin namazı kaza edince o kadar ağladı ve inledi ki sonunda kendisine ilham olundu ve şöyle dendi,

- Ey Bâyezid, bütün günahını affeyledim, bu pişmanlık ve ağlamana ayrıca 70 bin namaz sevabı ihsan eyledim.

Aradan bir müddet geçtikten sonra yine onu uyku bastırdı, bu sefer şeytan gelip Bâyezıd-î Bestâmi hz.’lerini ayağından tutarak uyandırdı ve,

- Kalk! namazın geçmek üzeredir.

- Ey me’lun sen hiç böyle yapmazdın, herkesin namazının geçmesini, kazaya kalmasını isterdin nasıl oldu da beni uyandırdın?

- Bir kaç ay önce sabah namazını kaçırdığında pişmanlığın ve üzüntün sebebiyle ağlayıp inlediğinde affolunmuş ve 70 bin namaz sevabı almıştın. Bugün onu düşünerek sadece vaktin namazının sevabına
kavuşasın da yetmiş bin namaz sevabına kavuşmayasın diye seni uyandırdım!
Not: Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

13 Ekim 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 261 - MALİ İBADET - 2

Hıristiyanların şaşkınları derler ki;

- İslâm kılıç kullandı ve İslâm dîni kılıçla yayıldı, halbuki bu Hıristiyanlıkta yoktur!

Îsa peygamber kılıç tutmadı ama az daha kalsın çarmıha geriyorlardı, onun yolunda olanlar ordu kullanmadılar ve puta tapan Romalılar yani Rumlar, ilk Hıristiyanları aç aslanların önüne atıp parçalattılar. Çünkü o küfre karşı dayanacak orduları kurmaya onlara izin yoktu. Lâkin bizim şeriatımız başkadır. İslâm’ın şeriatında ordu İslâm’ın belkemiğidir. Ordusuz İslâm yürümez. İslâm orduyla ve sancaklarıyla yürüdü.

- Mâli ibâdet nedir?

Dünyada kazanmak ve islâm’ı ayakta tutacak gücü beslemek bizim vazîfemizdir. Dünyada bir hizmetimiz olmasa mâli ibâdetlerin başı olan askeriye yaşamazdı. İslâm askeri mâli güçle ayakta durur. Her müminin kendi iktidarına göre orduyu beslemesi farzdır. Küfre karşı dayatma ve durma askerledir. Ordu birinci kaledir. Ordusuz İslâm olmaz, olursa Müslümanlar zelil olur. İslâm zelil olmaz, Müslümanlar zelil olur ve Müslümanlar kuvveti ellerinden bıraktıkların da zelil oldular.


Tarikatlar insanların kalplerini dünyadan Mevlâ ya döndürmek içindir. Ecdadımız Osmanlıda iki tertip kuvvet vardı, yedi yüz sene İslâm’ın sancağını taşıdı her seferde orduyu hümayunun en önünde gidenler hepsi tarîkat ehliydi ve parayla değil Peygamber sünneti icra etmek için gönüllü gidenlerdi. Tekbir ve selâtu selâm çekerek, def ve kudüm eşliğinde önde bütün tarîkat erbabı giderdi. Allah onlara nazar eder onların üzerine inen tecelliyle ordu zafere koşardı.

Şimdiki yanlış fikirli kişiler zannederler ki tarîkat dünya içindir, tarîkat sahipleri tembellik içindir veya başbakanlık, başkumandanlık yapmak ister vs. vs….!

Dünyaya rağbet gözüyle bakan adamın îmanı çürür. “Müslümanların dünya ellerinde, Mevlâ gönüllerinde dir”. Mâli gücü olduğunda hükmeder, İslâm’ın terbiyesi budur. Bunu bırakıp Avrupa’nın kâfirleri gibi uşaklığa koştukları için Cenâb-ı Allah zillet giydirdi .

Bütün tarîkatlar birinci olarak, insanları insan edip Cenâb-ı Hakk'ın huzûruna takdim etmek hizmetiyle mükelleftir, bunun dışında terbiye alınmaz. Tarikatla terbiye alınır. Ve hak yolunda canım feda diye yürüdüğünde o canı Allah alır ve sana Hakkanî bir can verir. Hakkanî olan bir kul Cenâb-ı Hakk'a mensuptur.

Onun için tarikatlara her kim düşman olursa elbette ki pişman olur. Belki seneyi devirmez. Çünkü hakîki tarîkat sahipleri ağızlarını açmadı, lâkin üzerlerine varırlarsa onlardan bir tânesi zâhiri kuvvetleri bir gecede sıfır eder. Tek sultan sensin Ya Rabbi..!

Mot: Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

11 Ekim 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 260 - PEYGAMBERLERE SUİKAST VE İLK İSLAM ASKERİ

İslâm ve îman bir cevherdir ki, onun kıymetini biçmeye kimsenin hayal gücü yetmez. Böyle olduğu vakitte insten ve cinden îmana musallat olan düşman çoktur. Şeytan:

"Mücadele vereceğiz, muharebe edeceğiz, bütün gücümüzle dayatacağız ki, îman nuru sönsün! Mümin ve îman kalmasın!"

Îman o kadar kıymetli. İnsan şeytanları takdir edemiyor ama cin şeytanları îmanı biliyor ve insan şeytanlarını da îmanlarını çalınız diye insanların üzerine yollayan onlardır. Biz İslâm’ı yaşatmayız diyen kâfirler Îsa peygamber geldiği vakitte Îsa peygamberi kabul etmediler. Onun şeriatında muharebe yoktu. Kılıç çekmedi, yerden taş alıp kimseye atmadı, kimseye bir tokat vurmadı, öyle hâlim selim bir peygamberdi.

- Ona ne yaptılar?

Sûikast yaptılarsa da muvaffak olamadılar. Öldürmek murad ettiler ama öldüremediler. Hıristiyanlar hâlâ îtikatlarını doğrultamadılar. Cenâb-ı Hakk;

- Hayır! Ne astılar ne çarmıha gerdiler. Diye buyurdu.

Mühim olan nokta, Yahudiler Îsa peygamberi öldürmeye kast ettiklerinde yüce Allah (c.c), onu gökyüzüne aldı.

Efendimiz (s.a.v)'e de kast ettiler, onu da öldürmek istediler. Yahudiler peygamberliği ve peygamber işini alêlade insan yerine sayıyordu, şimdi olduğu gibi.

Efendimiz (s.a.v) bildirdi ki;

"Âhir zamanda benim ümmetim Yahudileri yenecektir"

Açıklaması: onlar İsrail de oturan Yahudiler değil, benim ümmetimin içinde olan Yahudilerdir, Onlara selâm vermeyin, onlarla konuşmayın, oturmayın, meclislerine girmeyin, onları saymayın, sevmeyin, selamlamayın, hastalanırlarsa gitmeyin, kız alıp vermeyin, ölürlerse arkasından gitmeyin, namazlarında durmayın mümkünse İslâm kabristanına gömmeyin. Hasılı Efendimize de sûikast ettiler. Dediler ki;

- Onu öldürelim, başka türlü kurtuluş yok, her kabîleden bir katil gelsin ve vursun, binlerce insana karşı bir Kureyş kabilesi muharebe yapamaz, bir diyet verir kurtuluruz.

Diye ufak akıllarıyla hesap yaptılar..! Ama Îsa peygamberi gökyüzüne çeken yüce Allah (c.c.), Efendimize; sen yeryüzünde kalacaksın! diye emreyledi. Cenâb-ı Allah her seferinde üzerine düşmanlar hücum ediyor diye gökyüzüne çekecek değil. Îsa peygamberi ibret ve hikmet için çekti, çünkü o âhir zamanda kıyâmete yakın tekrar gelecektir. Ehli sünnet vel cemaat itikadıdır bu: Âhir zamanda Îsa a.s gelecektir ki habis işlerle uğraşan, dünyayı fesada veren ve kendisini tanrı olarak bildirip tapındıran deccalı katledecektir.

Cenabı-ı Mevlâ, Efendimizi hicrete memur kıldı, Cibril a.s., Efendimize;


"Bu gece evi sararlar, senin yatağına Ali yatsın, sen çık, sonra yerden bir avuç kum al, savur ya Muhammed” dedi.

Kumdan bir tanesi bile düşünce etrafı saran katiller taburu uyuyup kaldı, tâ ki güneşin şuaları üzerlerine düşünceye kadar uyudular. Baktılar ki
Efendimizin yatağında biri yatıyor ama o değildir..!

Efendimiz (s.a.v) oradan Medine ye hicret etti, rahat buldu ve ilk İslâm ordusunun çekirdeğini teşkil etti.

İlk İslâm askeri, ilk İslâm gazileri ve muharipleri orada meydana geldi. O ilk orduyu muzaffer kıldı. İlâ yevmil kıyâmete kadar İslâm orduları muzaffer yazılmıştır.

Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 259 - MÂLÎ İBÂDET - 1

Asker cephanesiz iş görmediği gibi tarîkat erbabı da sohbetle yönlenir, canlanır, Cenâb-ı Hakk'a ve Resul-ü şânına yaklaşır. Sohbet insanları hak yolunda toplar.Toplayıcı olduğu için tarîkatlardan dünya ehli korkar ve zannederler ki; tarîkat sahipleri dünyanın sevdasındadır, dünyaya aşıktırlar da dünyanın makamlarını ve mevkîlerini isterler!!! Hadi tarîkat sahibini bırakalım,

- Alêlade bir Müslüman nasıl olmalıdır?

Âhireti dünyaya tercih edecektir. Âhireti dünyasına tercih etmeyen adamın îmanı pek zayıftır. Şeytan bir üflemede onun îmanını söndürür.

1 - Müminin gözünde âhiret ileridir.

2 - Kâfirin gözünde dünya ileridir.

3 - Münafığın gözünde dünya ileridir de âhiret ileri gibi gösterir.

Dünya ehli, tarîkat şeyhleri başlarına adam toplayarak yerlerini ve koltuklarını alacak zannederler. Şeyhler niçin şeyhlik yapıyor? Meclise girip bakan olmak için, dünya şöhreti için değil. Alêlade bir Müslüman zaten onun peşine düşmez.

- Alelade bir Müslüman’a ne yakışır?

Dedik ya âhiretini ileri tutar, dünyasına âhireti tercih eder. Dünya: âhirete bir şey gönderesin diye seni buraya tâyin ettiler. Seni dünya gediklisi olasın diye tâyin etmediler.

- Dünyaya olan meyil niçin?

Çünkü binek hayvanımız olan nefislerimiz yemeğe içmeye muhtaçtır. Melâike cinsinden yaratılmadık ve Cenâb-ı Mevlâ bize;

- Helâlindan kazanınız, helâl lokma yiyiniz ve Bana kulluk ediniz.

Diye emir buyurur. Eğer mali ibâdetler olmasaydı kimse dünyaya hiç nazar etmeyecekti. Etmiyorlar zaten ama; ekmeyecek, biçmeyecek, ne
alışveriş edecek, hiç dünyaya bakmayacaktı.

Dediğimiz gibi insan melâike değildir ve dünyadaki nasibini alacak ve baliğ olan ibâdetleri yerine getirecektir, çünkü;

- Dil ile yapılan kulluk var,

- Beden ile yapılan ibâdetler var,

- Mal ile yapılan ibadetler var.

Mal ile yapılan ibâdetler olmasaydı müminlerden kimse dünyaya nazar etmezdi, lâkin mâli ibadetler dinin ayakta durmasına sebep olan ibâdetlerdir. Vücutta bel kemiği gibidir; bel kemiği üzerine bütün vücut bindirilmiştir, üstünde bütün ağırlığı taşır. Olmasa bir külçe yığını etten ibâret olacaktı.

Din de mâli ibâdet olmasa ayakta duramaz. Din mâli güçle kendisini ayakta tutuyor. Müminlerde bedeni ve lîsanî olan kulluklarını serbest yapıyorlar. Paran olmasa asker tutamadığın gibi.



Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. leri sohbetlerinden.


8 Ekim 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 258 - İSMİNİZİ YAZDIRDINIZ MI?


Cenâb-ı Hakk diyor ki;

“Ey âdemoğulları bakınız; Cehennemde cennette haktır. Cenneti de dolduracağım, cehennemi de dolduracağım. Sizi çağırıyorum, geliniz! isminizi ister cennete yazın ister cehenneme. Yazdırdığınız gibi size hükmedeceğim.”

Hitap: Bu dünyadan gitmeden evvel ismini yazdır. Cenâb-ı Allah onunla sana muamele yapacak, ismini yazdırdığın tarafa seni yollayacaktır..

- Ya Rabî beni cennete al diye müracaat edersen,

- Peki madem müracaat ettin hiç şüphesiz cennetliksin!

Ama beni cehennemlik yap dersen işin berbattır.

- Cehennemlik nereden belli olacak?

Listeye bakılacak ve denecek ki;

- Bakın bakalım ismini cennetliklerle yazıldı mı? Cennete îman etmedi aldırmadı ha! Onun adını cehennemliklerle yazın!

Hiç kimse gidip de ismimi cehennemlik yaz! Demez ancak cennetlikler içerisinde ismini yazdırmayan adam demek ki;

1- İmansızdır,

2 - Amelsizdir,

3 - Zâlimdir,

4 - Allah’a karşıdır,

5 - ilâhi emre aldırmamıştır.

Cenâb-ı Allah baktırır;

- Bak bakalım bu kul ismini cennetliklerle yazdırdı mı?

- Yazdırmadı.

"Yazmadıysa cehennemliktir, yazdıysa benden cennet isteyen kulumu mahrum etmem, bu kulum Bana inandı cennetimi istedi ameli ne olursa oraya gönder" diyor.

Sen cennet kontenjanına ismini yazdır. Cennette kontenjan falan yok, ne kadar gelirse cennet kontenjanı dolmaz. İsmini yazdır, dikkat et, acele et, uyuma, uyanık ol! Gece söyle gece kaydolur, gündüz söyle gündüze kaydolur. Gece veya gündüz cennete gidenlerle olursun. Maksûdun eğer din ise dünyadan geç Allah’a yapış cümle-i eşyadan geç.


Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

7 Ekim 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 257 - BEREKETLİ İNSAN

Bismillâhirrahmânirrahîm,

Besmelesiz olma.

Besmeleyi unutma.

Bereketsiz insan; Kuru odun gibidir, külhan da yanmaktan başka işe yaramaz.

Bereketli insan: Cenâb-ı Hak’tan bereket alan kimse, hayırlı kişidir ve onun işi yürür.

İyi sözü kendin için tutarsın, tutmazsan gene sen çekersin, kabrinde onu bulursun.

Elini dua için açtığında de ki;

“Ya Rabbi bizi iyilerden yaz ve iyi kullarla ismimi yaz!"

Bu çok güzel bir duadır. İyi kulları sevdiğin vakit onlarla beraber yazılırsın.

İyi kul olmak kolay mesele değil lâkin iyi kulları sevmek kolaydır. İyi kul olamıyoruz çünkü nefsimiz kötü. Kötü nefsin arkasına düşen iyi olamaz.
Çoğumuzu nefis alıp sürüp kötü yola götürüyor, âkıbeti meçhul derler ama, âkıbeti aşikâredir.

Nefsin arkasına kim düşmüşse rezîl olmuştur. Her kim nefsine karşı koymuşsa iyi kul olmuştur.

Allah’ı sevenleri sevmek insanı Allah’a sevdirir. Eğer Allah’a kendini sevdirmek istersen Allah’ı sevenleri sev, İyi kulları sev. Sen iyi olmasan bile ismin yazılır. Buna bir örnek verelim; hükümet tarafından şehirde vergi verenler veya vermeyenler, ihtiyaçlı olanlar veya olmayan ismini yazdırsın diye îlan edilse, herkes şehre gidip ismini yazdıracaktır. Sende ismini yazdırmakla mükellefsin.

Not Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

4 Ekim 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 257 - SOHBET MECLİSLERİ

Hak sohbetleri meclisleri dünya meclisi değil, ruhani bir meclistir. Dünya meclisleri sıfır olacaktır ama ruhani meclisler ilelebet devam edecektir. Ruhani meclislerin fazîleti kesilmeksizin devam eder. Kârlı olan meclis; dünya meclisi değil, ruhani meclistir.

Dünyada insanlar kahvehanede, çayhanede, evlerde veya büyük salonlarda meclis kurar ve oturur. Hayatın ağır yüklünden dolayı kimileri dinlenmek ister kimileri zevk etmek ister, dünya meclislerinin bir kısmı dinlendirmek maksadıyla diğer bir kısmı da zevk-i sefâ içindir. Sen ona dikkat et ki, dünyaya ait olan meclis sana kâr getirmez lâkin ruhani olan meclis sana kâr getirecektir. Ruhani meclis pek az var, ama zararı yok. Bu meclise aylık almak için gelen yok, buraya kim gelirse;

* Kendi isteğiyle sırf Allah için gelir,

* Dîne ve îmana sevgisiyle gelir,

* İslâm’a sevgisiyle gelir,

* Geçmişine sevgi ve saygıyla gelir,

* Mânevî bir kuvvet ve mertebe sahibi olmak niyetiyle gelir.

Böyle bir meclise ne kadar devam edilirse o kadar rahmet iner. Böyle meclislerde bulunmayı Allah tüm insanlara nasip eder inşallah.



Not. Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 254 - ALLAH’I İLİMLE BİLMEK


Cenâb-ı Hakk’ı bilmek liğimiz çok noksan ki bilemiyoruz. Yoksa tanıyıp ta arkasına düşmeyecek bir kimse olmaz. Onun için bütün Evliyâlar her şeyi bıraktı Allah’ın arkasına düştü.

Tabî akıl ve mantığın söylediği dünya servetidir. İnsan buradaki fışkıyı bekleyip orada altın hazînelerini bırakır.

Dünyayı istiyor ve dünyayı bulmak için koşturuyor. Dünyayı yine kendine göre olan dünya ehli tanır. İnsanlar akil bâliğ olduktan sonra dünyayı tanımak yoluna giriyorlar. Sonra ellerine geçirmek için uğraşıyorlar. Lâkin Allah’ı tanıyan kimse onu hemen bulmak için yanıp tutuşacaktır.

- Mevlâyı tanıdıktan sonra arkasına düşmesin olur mu?

Allah’ı arayan Allah’ı bulur. “talêbenâ vecêdenâ” bizi isteyene biz kendimizi buldururuz, gösteririz. Çok Evliyâlar var, yedi yerde, yetmiş yerde, yedi bin yerde,yedi yüz bin yerde görünür. Sana görünür der ki;

- Ben buradayım.

Allah’ın beraberliğin de yetişen kul başkasına benzemez, cereyan voltajı yüklü bir timsaldir. O zaman. Cenâb-ı Hak kendi kudretinden bir elbise giydirir, o kimse kudret yüklüdür. Dokunduğu anda bütün vücut cereyan çarpıyor gibi titrer.

Bütün Evliyâların hepsi Allah iledir. Evliyâlar Allah’ı aramışlar ve aramak yoluna düşmüşlerdir. Aramanın da bir kâidesi vardır. Arayıp ta bulamadım diyen bir kimse, câhilliğini meydana koyar. Çünkü ciddî olarak Allah’ı arayıp ta bulamayan hiçbir kimse yoktur.

Allah’ı dileyen kimse Allah’ı bulacaktır. Bizim emnî êman dâiremize giren bizimdir.

Emnî êman dâiresi: senin her kötülükten ve kötü âkıbetten kurtulduğun noktadır. O noktaya erişen kimsenin bir şeyden korkusu kalmaz.Çünkü o noktadan îtibaren Cenâb-ı Hakk’ın kendisiyle olduğu şuuruna girer. Kendisini yalnız hissetmez, kendi şuuru;

- Cenâb-ı Hak ile beraberim. Der.

Her hareket ve sekerâtı Allah ile beraber olur. Dağı tepse dağı yere dökecek, aya teveccüh etse ay yürüyecektir.

İnsan acâyip bir mahlûktur. Kimse sırrını ve külhünü bilemez. Allahuekber! Demek Allah’ı bilipte Allah’a yakınlık aramayacak hiçbir hiç bir akıl sahibi yoktur çünkü Allah’ı bilen kimse o bilginin yanında öğrenecekleri hiçbir şey kalır.

Allah vergisi olan ilimle insan hareket etse, o Allah’ın Evliyâsından sayılır. Çünkü onlar Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine teslim olmuşlardır, o irâdenin üstünde irâdeleri yoktur. Onlar isterse doğru yolda giden bir kimseye, muhtaç ise ona göre bir yol açarlar. Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretiyle Evliyâullahta ümmeti Muhammed’in kullarına ihtiyacına göre, istidadına, arzusuna göre verilir. O girdiği yerde zûlmet bırakmaz. Allah’ın nûru bir kalbe girerse kalp açılır ve ferahlar. Allah’ı bulmak için gayret et. Allah’ı bilmeden dünyadan çıkmayasın.

Allah’ın azabına ıstırabına bir hudut tâyin edilemez. O kadar şiddetlidir. Onun için Cenab-ı Hakk’ın azâmetini sana bildirecek, seni Allah yoluna teşrif edecek kimselerin meclisine mülâzemet et, Onların meclislerinde bulun ki onlar acâyip ilim söylerler. Hiç işitmediğin ilimlerden söylerler.

Ehlullaha tâbi olan milyonlarca insan olsa bile, onları nereye gidecekse kendi katarına alır. Son meskeni sarayları olsa oraya kadar yetiştirir. Cenâb-ı Peygamberin şefkat ve şefaatine mazhar olurlarsa, orada kurtuluş vardır ve yanında rütbeleri âli olur.



Not Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

1 Ekim 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 254 - ALLAH’I İLİMLE BİLMEK

- Allah kuluyla beraberdir’in mânâsı nedir?

Gayb: Bize açılan hiç bir şeydir. Öyle olduğu halde Cenâb-ı Hakk’ın insanoğluna, Efendimiz s.a.v. ile açmış olduğu ilim denizleri, dünyadaki bütün ormanları kalem, denizleri mürekkep yapsan yetiştiremezsin.

Allah’ın indinde olan ilim denizleri, ummanlar: Allah c.c. sana ilim bildirir. İlimsiz Allah’ı bilemezsin ki ilimsiz bir kimse câhildir. Allah’ı bilmeyende câhildir. İsterse yüz bin kitap okusun okuduğundan Allah’ı öğrenemeyen adam câhildir.

İlim insanı karanlıktan nûra çıkaran kuvvettir. İlim okuyup ta zûlmette kalan, ilim okumadı demektir. Okuyan çok, öğrenen azdır. Çok kitaplar okumuş, Allahın varlığını öğrenmemiş..!

- Ne okudun sen? Okuduğun neydi?

Boşuna günler seneler geçti, gençliği gitti, aklı kütleşti ve fizîki bünyesinin ağırlığının altında zûlmete battı. Başını zûlmet denizinden çıkaramıyor. Bu sohbetlerde Cenâb-ı Hakk’ı tanımaya müteveccih olan hitap vardır. Her şeyiyle Allah’ı tanıyacaksın ve bileceksin. Her şeyde Allah’ı bulacaksın. Sende Allah ile olacaksın. Allah orda sen burada olmaz.

Allah’ı bulan adamın benliği kalmaz. Benliği kalmadığında o Allah ile oldu. Varlığını Allah’ın varlık denizine koyuverdi. Bir damla gökyüzünden okyanusa iniyor;

- O bir damla denizin üstüne düştüğünde o noktayı, o damlayı arasan bulabilir misin?

Teknolojiyle mağrur olup câhillik satanlar, Allah’ı bilemese ve bulamasa bir kıymeti yoktur.

- Dünyaya niye geldik?

- Allah’ı bulmaya

- Bulup da ne yapacağız?

Bulduktan sonra tanımaya koşacağız. Allah’ın bildikten sonra Allah’ı tanımak isteyeceksin.

- Kimdir bu Allah, tanıyalım!

Tanıdıktan sonrada bulmak isteyeceksin. Kuvveti, aklı, enerjiyi, her şeyini dünyaya ulaşmak için harcadığında orta yerde kalırsın.

- Harcadığına göre ne elde ettin, ne öğrendin? Neyi Bildin? Neyi buldun?

Elbette Melâikeyi Kîram kabrinin içinde seni durdurup soracak;

- Neyi bildin? Neyi buldun? Dünyada neyi bildin, kimi tanıdın?

Dünyada eğik kalıp, koruk gidenlere yazıklar olsun. Kendi hakikatini işleyemedi, nakış veremedi. Ham geldi ham çıktı.

Her yerde Allah’ı ara. Her yerde Allah’ı bul.

- Allah’ın olmadığı yer var mı?

- Allah’ın olmadığı bir varlık nasıl olur?

Allahsız bir mahlûk düşünülemez. Her şeyin varlığı Allah’tandır. Allah sana varlık verdi sen insan göründün. Allahsız insan göstert. Allah olmadan bir kimsenin ayakta durması olamaz. Onun kudreti seni ayakta tutuyor.

İşte Allah kuluyla beraber dediğimiz vakitte: Allahın kudretinin seninle beraber olduğunu bilesin. Allah’ı bilipte tanımayacak, istemeyecek adam yoktur.


Not Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.