28 Aralık 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 308 - AF VE AFİYET NEDİR?

Cenâb-ı Hakk hastalık yorgunluğu vermesin, hastalık yorgunluğu kalbin teklemesinden gelir. Uykusuzlukta yorgunluk verir vücut dinlenmek ister bu zâhiri olan ihtiyaçtır, uyursan, oturursan, dinlenirsen geçer. Ama hastalıkta otursan da yatsan da dinlenemezsin. O yorgunluktan Allah bizi saklasın. Çalışmanın yorgunluğu kolayca gider, hastalığınki gitmez.


Hz. Âişe anamız bir gün Efendimize sormuş,

- Kadir gecesini bulursam ne isteyeyim?

Kadir gecesinde bir an vardır, an açılır ve süratle şimşek çakıyor gibi kapanır. O tecellide, gafil insandan mâda uyanık kimseler ile hayvanat, binalar, dağlar, taşlar secdededir. Lâhzanın içinde ne istenirse şartı olmaksızın verilir. Efendimiz s.a.v.,


- Affu afiyet dile, affolunmanı ve afiyet üzere olmayı iste dedi. Onlara her kim mazhar olduysa her iki tarafta da kazanır.


* Affolunan kimse âhirette kazandı demektir,

* Afiyetli kimse dünyada rahat yaşayan insandır.

Afiyet oldu mu, hekim, ilâç ve perhiz gerekmez. Allah, kime afiyetini verdiyse, yediği her nîmetten kendisine bir fayda hasıl olur, zarar gelmez.

- Buyur ye, etli ye, sütlü ye,

- Kollestrol var, şeker var yiyemem.

Bunu diyen adamın dünyada yaşaması afiyetle değildir. Ne yese ona yaramıyor. Onun için Allah afiyetsiz bırakmasın.

Afiyetle yaşamak Cenâb-ı Allah’tan ilâhi bir ikramdır. İlâhi lütuf, Allah’ın sevdiğine ona kulluk yapmaya çalışana verilir, âsiye de kâfire de verilmez. Rabbin rızkını yiyip içip âsi olana, kurşun sıkanlara gözüne dizine dursun zıkkım olsun diye melekler beddua ederler. Cenâb-ı Hakk’ın kullarına,

* Dünyadaki en büyük ikramı afiyettir.

* Ahiretteki en büyük ikramı affolunmaktır,

Onun için affu afiyet de, kim buna sahip olursa dünyada da rahattır, âhirette de ebedî ve sermedî hayata. Cennetlere mazhar olur. Cenneti âlâda yüksek hayatı yaşar.

Sultanın huzuruna gelen biri soğan sarımsak, biber ister mi? Allah’ın huzurunda ne isteyeceğini bileceksin, belki komşundan soğan sarımsak istersin lâkin Allah’tan bunu istersen Yahudi gibi olursun. Allah Yahudilere kudret helvasıyla bıldırcın kebabı gönderdiğinde;

- Ya Mûsa, her gün bunları yemekten bıktık, söyle Rabbine bizi bir şehre koydursun, orda soğan, sarımsak gibi otlardan yiyelim!

Dediklerinde hitap geldi;

- Bre akılsız Yahudiler; Allah’ın size ilâhi lütfu olarak, her gün elinizi sıcak sudan soğuk suya girdirmeden, muntazaman bıldırcın kebabıyla kudret helvası geliyor. Bunu bırakıp bakla, börülce, sarımsak, soğan mı yemek istersiniz?

Şimdiki Müslümanların da ne isteyeceğinden haberi yok, bu tıpkı cevâhirci dükkanına girip soğan cinsinden otları sormaya benzer. Cevâhirci;

- Sen mahrumlardansın ve isteyeceğini bilemeyen akılsızlardansın. Sana yakut, elmas gösteriyoruz, sen bizden soğan, patates soruyorsun..!

Allah’ın önünde elini açtığında o duruma düşme..

- Ya Rabbî hayır ve afiyetimizi ver,

Dişin veya karnın ağrısa ne dünyaya ne âhirete yarar,

- Ah başım ah dişim, bu sızı kesilseydi ne olurdu..! Diye sabaha kadar yatağın içinde dönüp durduğunda, sızısız ve ıstırapsız hayatı temenni eder. Afiyet ne büyük nîmettir.


Not. Ş. Nazım Kıbrısi hz. sohbetlerinden

27 Aralık 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 307 - NELER SORULACAK BİLİYORMUSUN?

NELER SORULACAK BİLİYORMUSUN?


* 60-70-80 sene yaşadın hüviyetini doğrultamadın mı diye sorulacak,

* Dünyada yeni kart veriliyordu, niçin değiştirmedin?

* Niye Allah’a kul olmadın?

* Niye şeytana kul oldun?

* Niye dünyaya taptın?

* Niye nefsine taptın?

* Niye hevana uydun?

Bunlar sorulacak, öteki ibâdet ve taatler hepsi buna bağlanmıştır. Onun için bizim iddiamız Allah’a kul olmaktır. Gerçi çok sıradan kaçıyoruz yâni Allah’a kulluk olmayan yollara çok defâ girip çıkıyoruz. Bazısı girerde dışarı çıkamaz. Girip çıkan çıkmaya yetişebilirse kurtulur zîra girdiği halinde ecel yetişirse kurtulmaz. Girdi ve çıktı, çıktığı yerde ecel gelse kurtulur. Girdiği anında ecel gelse îmansız gider. Allah’a kul değil yazılır. Onun için her hareket ve sükunda şöyle mülâhaza etmek gerekir;

• Allah’a kul isem bunu yapabilir miyim?

* Bunu yapmam gerekir mi?

* Allah’a kul isem bu yalanı nasıl söyleyeyim?

* Haram nasıl yiyeyim?

* Nasıl namazı terk edeyim?

* Nasıl içki içeyim?

* Nasıl zinâya gideyim?

* Nasıl kötü yola gireyim?

Bu mülâhaza en ufak harekette senin yanında bulunacaktır ve sorsan, compüter gibi anında sana cevap gelir. Bu işi ben yapayım mı? Dediğinde cevap iste. Tuşa dokundun demek ki, cevap ya müspet gelir, ya menfî gelir.

* Kulum bunu yapma, kulluğuna yakışmaz, benim kullarıma yakışmaz,

* Ey kulum bunu yapmamak kulluğu terk etmektir. Bunu yapmak lâzımdır, kulum isen bunu yap..!
Diye cevap gelir. Cevap alamayacağın hiç bir hareket yoktur. Peygamber a.s.;

“Bir mesele hakkında bir kimselere danışsan ve sorduğun kimselerin hepsi olur, olabilir diye sana cevap verseler gene kalbine de bir danış”

Diyor. Onu kendi kendine Allah’ın huzuruna takdim et, Peygamber huzurundan cevap iste veya yakın olan evliyâdan ya yatırlardan ya kalbine gelen bir veliyullahtan cevap iste. Anında cevap gelir. Bütün dünyanın müftüleri sana olur diye fetva verse yinede sen kendi vicdanında Allah’a, peygamberine, evliyâsına danış. Ne cevap verirlerse o cevap aslî cevaptır. Fetvayla kalma birde kendi nefsini yokla. Sen vicdanınla kendi kendine kaldığında gelecek cevabı dinle. Hemen anında gelir, compüterden daha süratli gelir.

Doğruluk; Allah katında insana şan ve şeref kazandırır, Cenâb-ı Allah,

- Ya kulum, ya abdî, ne istersin?

- Seni isterim başka istediğimiz yok,

Senin isteyeceğin senin bildiğin şeylerdir, Benim sana vereceğim aklından hayalinden bile geçmez, gözler görmedik, kulaklar işitmedik, kimsenin hatır ve hayaline gelmedik şeylerdir.! Edep aslında “Seni isterim.” Demektir.


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

24 Aralık 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 306 - CENNET PASAPORTU

* Mutlak ilmin ve hikmetin sahibi Allah c.c.

* Hudutsuz bilen ilmine hudut olmayan Allah c.c.

* Hâkim, hikmetlerinin sayısı bilinmeyen Allah c.c.

* Hikmet denizlerine hudut olmayan Allah c.c.

* Her şeyleri hikmet ile yaratan Allah c.c.

Allah celle ve âlâ; en ufaktan en büyüğe kadar varlıkta görünen her şeyi türlü hikmetle halk eden Allah. Yâ Rabbî, bize Seni bilmeyi, Seni tanımayı ve Seni arzulamayı ilham et.

Bu bir sohbettir, ne öğrenirsen kârdır. Büyüklerin sözünü dinle, sözünü yere düşürme ve izinden ayrılma. Büyükler, kendilerini Cenâb-ı Hakk’a verenlerdir. Kendini kendi nefsine veren adamın kıymet ve itibarı yoktur.

Sen kendini Allah’a verebilirsen, teslim olabilirsen o zaman senin bir kıymetin olur. Cenâb-ı Hak kıymet taşıyan şeyi kabul eder de, kıymetsiz şeyi kabul etmez. Zaten kıymetsiz şeyi Allah’ın huzuruna takdim etmek büyük bir edepsizliktir ve belki küfürdür. Allah’a en iyisini takdim edeceksin.

- Allah’ın huzuruna yakışan nedir?

Allah’ın huzuruna yakışan en iyisidir. Biz burada bir âciz kuluz başka bir hüviyetimiz yok. Hüviyetimizde Allah’ın kulu diye yazılmak isteriz.

- Bu kimdir?

- Allah’ın kuludur.

Üzerinde Allah’ın kuludur diye bir hüviyet kağıdı bulunsun, Allah’a kul diye yazılsın. Kıyâmet gününde insanların hüviyetleri kimlikleri böyle ayrılır:

1- Allah’a kul nefsine köle,

2- Allah’a kul dünyaya köle,

3- Allah’a kul şeytana uşak,

4- Allah’a kul hevâsına tapan.

Hüviyetinde Allah’a kul diye kim yazılıysa o kurtulur.

Bazı milletler veya insanlar fırka olup birbirleriyle çatıştıklarında barikat kurarlar. Barikattan geçerken hüviyetine, kimliğine bakar. Kimisini geçirir izzet eder, kimisini kalır. Mahşer gününde de insanlar bir mevzîden geçecek, hüviyetlerine bakılacak. Üzerinde Allah’a kul yazısı bulunan sıratı geçer cennete girer. Allah’a kul yazmadı, şeytana köle dünyaya uşak nefsine tapan hevasına uyan, diye yazılanlar alınacaktır. Sen bilirsin, ister Allah’a kul yazıl, ister şeytana kul yazıl. Başka çıkar yol yok. Allah’a kul hakka tapar. Hakka kul, insanın yetişebileceği en yüksek şereftir. İnsan için yazılması en büyük şeref. Dünya hüviyet kartının kıymeti yok, Allah’ın yanında olan hüviyetimiz önemlidir.



Not: Ş.Nazım Kıbrı Hz.leri sohbetlerinden

22 Aralık 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 304 - İNSAN, DERT YÜKÜ

İnsanlar ıstırap içindeler..! Neden?

Zarıncamak; ıstırap içinde sürünüp ölümü gözlemek mânâsındadır. 20. asrın insanlarının %90’ı fakru zarûretten(fukaralıktan) dolayı zarınca maktadır. Yokluğu da kendi kendilerine meydana getiriyorlar.

İnsanların günümüzde yaşadıkları fantezi bir hayattır, zaruri olan hacetleri bırakıp fuzuli olan süsün, püsün ve yaşayışın arkasına düşmüşlerdir. Karnım aç olsun, cebimde onluk olmasın ama gösterişimiz multimilyoner gibi olmalı: “Sabancının ikincisi benim, Eczacıbaşı’nın üçüncüsü benim.. Koç benden borç aldıydı...biz düştük kalktık..” yalanda çok...! Dert..! insanları çoğu dert küpü olmuş.

* Bekâr olur dert,

* Evlenir başka dert,

* Çocuğu olmaz dert,

* Çocuğu olur başka dert,

* Çocuk okur-okumaz dert.

Değneğin hangi tarafından tutacak olursan pislik. İnsanların çoğu zarınca makta..!

* Zenginler ve okumuşlar kıskanır,

* İş sahipleri kıskanır,

* Milletvekilleri, partiler kıskanır,

* Türk Yunanı, Yunan İtalyan’ı kıskanır, Türkler Avrupalı olma derdinden yanıyor bitiyor. Ne iş yahu bu? Kapıları pencereleri kapattılar.

- Ne yapalım?

- Damdan inelim! Bu Avrupa’ya ne yapıp edip girelim!

Dedik ya 20. asrın insanı dert küpü olmuş. Az verir kanaat olmaz, çok verirse doymak bilmez. Cenâb-ı Allah’a şükür edin, Allah dediğine şükret.

İnsan şeriat ölçüsünü gözetmezse hayatı hayat değildir. 20 asrın insanı şeriat ölçüsünü attı, ne azla kanaat eder ne çokla ve cenderede eziliyor. Dikkat et Allah’a şükret ki, Müslüman olduğumuzu bize ihsas ettirdi bütün duygularımızla İslâm’ı kabul ettik, Müslümanlığımızı taşımaya niyet ettik. Cenâb-ı Hakk bize ne ikram ettiyse ilâhi lütfudur. Şükür ederiz.

Kulluk yoluna gelin, kulluk yolu selâmet yoldur, rahat yoldur, cennet yoludur. Kulluktan kaçtın mı cehennem yokluğuna düşersin, başına cezâ patlar, dağ taş o kimsenin başına hücum etmek ve onu ezmek ister. Allah bizi onlardan etmesin, kendi yoluna rızâlığına ulaştırsın.

Dünya tamahından vazgeç, sana verdiğini gözet, Allah’ın kullarını gözet ve ibâdete koş, dünyanda âhiretinde mamur olsun.




Not: Ş.Nazım Kıbrı Hz.leri sohbetlerinden

21 Aralık 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 303 - İBADETSİZ YAŞAM.

- Dünyayla âhiret arasında ne kadar mesafe var?

Âhireti çok uzak zannediyorlar. Kimisi yok davasına düşüyor, var!

- Gören ve bilen var mı?

- Görende, bilende var.

- Duyan var mı?

- Duyan çok, âhiret var!

“Ahiret yok” demekle yok olmaz. Âhiret bir hakîkattir. Senin hayalinin
ötesindedir, hayal edemediklerinden dolayı hayır diyenlerin yok demeleriyle âhiret kaybolmaz. İnkâr ettiği için onların inkârlarına göre var olan şey, yok
olacak değil. Vardır ve oraya doğru gitmekteyiz. Yaklaşıyoruz.

* Bu gün bir gün daha yaklaştık,

* Geçen haftaya göre bir hafta daha,

* Geçen aya göre bir ay daha,

* Geçen yıla nispetle bir yıl daha..!

Cennete, âhirete veya cehenneme, mahkeme-î kübrâya yaklaştık, sürekli yaklaşıyoruz. Her nefes alışverişimiz de uzaklaşmıyoruz yaklaşıyoruz.

İnsanların çeşit türlü hali hareketleri ve sözleri seni uyutmasın, seni aldatmasın ve seni oyalamasın. Hazır ol. Allah gecinden versin diyoruz da, gecine de veriyor gencine de veriyor.

Ecel yaşa bakmaz. Ecel ana Karnında da gelir insanı bulur, ana karnından dışarı çıktığı haftasında ayında bulur; 10, 20, 30, 40,.....60, 80’e varanlar tırmanıyor. 100’e tırmanayım diyenler ecel duvarını aşamıyor çoğu dökülüp gidiyor.

Zaten insan hayatının baharı insanın gençliğidir. Gençlik devresi kapanmaya doğru gittikçe ondan ötede ibâdet sahiplerinden mâ da dünyada durmanın bir faydası bir mânâsı kalmaz. Çünkü ibâdetsiz adamın yaşı ilerlediğinde fizîki bünyesinin alacağı lezzet kilitlenir. Belki 40’tan sonra fizîki bünye gerilir, yediğinin tadını alamaz olur.

- Bir zamanlar istediğimi yerdim, içerdim, şimdi yiyemiyorum..! Der.

İbâdetsiz inançsız insan o vakitte hayatı çekemez olur ve keşke ölsem de kurtulsam der. Ölümü arar. Bu dünyadan alacağı lezzet kalmadığında ibâdetsiz insan ölümü arayacaktır. Çünkü hayatın mânâsı ibâdetledir. Netice itibariyle inançsız insan vücudunun zindeliği kaybolur. İçindeki âzâları çalışmaz hale gelecektir, hastalanacak, tembelleşecek, eriyecektir.

İbâdetsiz insanın hayatının mânâsı yok, o da “dünyada yaşamamın bir mânâsı kalmadı artık, dünyadan gitsem” der.

Onun için siz ibâdet neşesini arayınız . İbâdet neşesi 90 yaşında olsa da insanı zinde tutar. O zaman ölümü temenni etmez. Efendimiz;

“Ölümü temenni etmeyiniz” diye vasiyet buyuruyor.

Güzel amel sahibi, güzel amelini devam ettirirken öleyim demez çünkü ölümü isteyenlerin çoğu, öleyim kurtulayım havasına girer. Nasıl kurtulacak ki, ölümden ötesi yok hesap edipte yokluğa karıştığında hiç bir şey kalmayacak zanneder.

Hâlbuki ölüm yok olmak demek değildir. Ölüm, insanları âhirete taşıyan köprüdür. O köprüden geçen kimse yokluğa çıkmaz, âhiret âlemine çıkar. Âhiret âleminde yakasına yapışacaklar ve,

Niye geldin buraya, kendi keyfinle mi gittin dünyaya? Yok oluş hesap edipte bize geliyorsun..! Gel bakalım, dünyaya kendi kendine gelmediğin gibi dünyadan çıkışında kendi keyfine göre olmaz, seni biz alırız. İstersen köprüden atla istersen zıkkım iç, biz alacağız seni, bu kadar sene yaşadın da demek hiç mânâ aramadın ha!” Diyecekler.


Not: Ş.Nazım Kıbrı Hz.leri sohbetlerinden

17 Aralık 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 302 - İSLAM NİMETTİR.

Müslüman olarak yetiştik, Cenâb-ı Hakk tarafından büyük bir devlet olan İslâm bize nasip olmuş. Bizden istenen o devletin başımızda devamı. İslâm devleti, İslâm şerefi, Allah’ın lütfu inâyeti devam etsin ve onu zayi etmeyelim. Devlet:Cenâb-ı Hakk’tan büyük nimet mânâsındadır.

İslâm, Müslüman’ım diyenler için en büyük şeref ve devlettir. Onu Allah milyarların arasından bize nasip etti bunun devamını, bunun gözetilmesini Cenâb-ı Hakk istiyor.

Ben size bu ikramda bulundum onu niye gözetmediniz diye Cenâb-ı Hakk azarlamasın çünkü bir kul için, O’ndan azar işitmek cehennemin ateşinden daha zor ve elimdir.

“Ey kulum, Ben sana İslâm’ı kısmet etmişken, milyarların arasında seni seçip İslâm nîmeti tâcını başına giydirdiğim halde niye kıymetini bilmedin!”

Dediğinde Cenâbı Hakk’ın bu hitabı serzenişi, cehennemin ateşinin insanı yakmasından nihayetsiz derecede ağırdır. Onun için dikkat et, İslâm şerefi Allah’tan sana verilmiş bir bahşiştir, bir atâdır, onu zayi etme. Kendilerine o verilmemiş kimseler onu arayıp buluncaya kadar ömürleri geçer lâkin sen gözünü açtın İslâm’ı önünde ardında buldun, Müslümanların arasında kendini buldun. Öyleyken sen İslâm’ı gözetmezsen sana büyük ayıptır ve Cenâb-ı Hakk hitap edip azarladığı vakitte sana kolay gelmez. Her şeyden önce ilk olarak gözetilecek olan İslâm’dır. İslâm’ı şahsında, kendi hanende, mahallede, vilâyette de, ülkede gözeteceksin, Bu mesuliyetimiz var. Kendimizde gözettiğimiz gibi elimizin yetiştiği yerde de İslâm’ı gözeteceğiz. Allah’a sözümüz böyledir.

- Ya Rabbî, sen bize Müslümanlığı nasip ettin, biz de Sana söz veririz ki, İslâm’ı kendimizde de, kendi muhitimizde de, çevremizde de, çoluk çocuğumuzda da gözeteceğiz.

Başka türlü olamaz. Cenâb-ı Allah’ın en büyük lütfu İslâm nîmeti ve İslâm devletini gözetmesen sonra yüzüne bakılmayacak hâle girersin ve dersin ki,

Yer yarılıp beni yutsa, yutsa beni kaybetse, ondan öteye geçse, kimse beni görmese...”

O kimsenin yüzü o derecede çirkin olur. Hakk’ın azarı öyle bir ağır gelecek ki, onun akisleri yüzünde zâhir olur...!

Tüm inananların cumaları mübarek olsun.


Not: Ş.Nazım Kıbrı Hz.leri sohbetlerinden

16 Aralık 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 301 - BÜYÜKLÜK HASTALIĞI

Büyüklük hastalığı asrın başından işi azıtmış gemi azıya almış gidiyor. Öyle olduğu vakitte Allah’ın kanununu sayar mı o? Allah’ın hükmüne girer mi?

Bütün yolsuzluklar ve milletin çektiği bütün ıstırabı kendi kendisini idare edebilmek saçma sapanından geliyor. Bir koyun sürüsü kendi kendini idare ettiği hiç duyuldu mu? Bütün koyunlar seçim yapsa, seçtiğin senin gibi, o da koyun.

Cenâb-ı Hakk insanları kabiliyetlerine göre ayırmıştır, İnsanlardan bir tayfa var onlardan evliyâlar peygamberler gelmiştir. Sonra peygambere 1. derecede tâbi olanlar ve melikler gelmiştir. Melekutta emin olanlar peygamberlerdir, mülk üzerinde emin olanlar sultan ve padişahlardır, sınıf farkı yok denilemez. O zaman hiç birinden farkı olmayan koyun sürüsü demektir.

Elbette imyitazlı sınıf olacak. Benî İsrailler 12 boydur, bir boyundan peygamberler ve sultanlar gelir. Çünkü hilat bir kimsenin elinin altında olacaktır, Herkes sultan olamaz, herkes peygamberde olamaz. O şerefi onlara vermiş, o yükü bunlara yüklemiş Cenâbı Allah.

Efendimiz İbrahim a.s.’ın 1. oğlu İsmail a.s.’dan geliyor. Onun kolundan gelenlerin içerisinde. Efendimizden sonra mülk hep yola bağlı olanlardadır. Nerde ileri gelen varsa, hâlâ kimde saltanat varsa hepsi peygambere tabidir, ehli beyttendir ve imtiyazlıdır. Çünkü onlara o imtiyazı, idare edebilmeleri için Cenâb-ı Allah verdi.

İnsanların hepsi idareci olamaz. Rus komünist melunları hepimiz idare edeceğiz, başımıza insan istemeyiz, diye milleti eskisinden beter yaptılar, ezdiler. Çünkü hepimiz idareci olamayız. İdare eden sınıf olacaktır. İdare edenler ve idare olunanlar, bu her zaman için vardır. Bunu inkâr edip ortalığı karıştırmak fesada vermektir.


Şeytanında maksadı demokrasiyle hepiniz sultan olabilirsiniz.

Dağ başında kı çobanda gelir meclise girer, Adamı çoksa o da başbakan olur, o da memleketi idare eder iktidar elinde olur.

E yahu yani.. bütün sürü bir koyunu başlarına tayin ederse ne kıymeti ver? Lâkin kibir azamet ve büyüklük tavrı bu insanları nemrutlaştırmıştır, bu günkü dünya nemrut sıfatlı insanlarla doludur. Binde bir kendi haddini bilen varsa bile onların hükmü kalmadı. 100 kişiden %99’u ortalığı fesada vererekten gidiyorlar..

işte bu fesat buraya kadar dayandı. Ümit ederiz ki 2000’li yıllarda herkes haddine ve yerine dönsün. Yerine dönmedikten sonra rahat ve huzur yoktur.

Dua:Biz şeytanın saltanatını kabul etmeyenlerdeniz. Elimizden gelirse yıkarız, elimizden gelmezse temenni ederiz onu yıkacak yetişsin ve yıksın. Yerlerin göklerin mülkü melekutu sultan Allah, senin adına mülke sultanlık yapacak kulunu gönder, bütün sultanların kuvvetini iade eyle ya Rabbî, yaptığımız ettiğimiz yanlış düşüncelere ve yanlış işlere, hatalarımıza tövbe ettik, rücu ettik, ya Rabbî...



Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

15 Aralık 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 300 - HÜKÜM ALLAH’INDIR.

Kul âcizdir, kul hâkim olamaz, hakimiyet Allah’adır. Hakimiyet milletin demek, boş kelâm ve sarhoş kelâmı..! Şimdi millet bir şeye hükmediyor mu? Hangi memlekette hükmediyor?

Milletin hükmetmesi demek; umumunun, hepsinin birden hükmetmesi demektir. Aradan seçip çıkardığın adamlar onlar kendilerinin o zamandaki hükümleri neyse onu söylerler, millete danışmazlar. Milletin umumunun o hükümde evet veya hayır deyişi bilinemez veya sayılamaz.Onun için Cenâb-ı Hakk bildiriyor;

“elhukmu lillâhi aliyyûlkebîr”

Mutlak hüküm Allah-u zülcelâl hazretlerinindir. Bunu bilen rahat olur, benimde hükmüm yürüsün diye çabalamaz. Senin hükmün yürümez, onun için çok yerde Besmelenin altına, Allah’ın dediği olur yazarlar. Yâni Allah’ın hükmettiği neyse o olucudur, başkası olamaz. Hüküm Cenâb-ı Hakk’ındır.

- Kula düşen vazife nedir? Razı olmak mı karşı gelmek mi?

Kulluk edebi razı gelmektir, gerçi hiçbir vakit bizim nefsimiz hiçbir hükme râzı gelmez, ancak kendinin hükmünü ileri sürer, kendi hükmünün yürümesini ister, cebbarlaşır, zorbalaşan adam firavun sıfatı ve Nemrut sıfatı giyer. Ben, benim! diyen kimse, kendi hükmünü yürütsün ister. Mahkûm olduğu halde hâkim gibi görünmek ister.

20. asrın insanında bariz olarak görünen karakter, herkes kendinin kurduğu hükmü yürütmek ister. Hiç bir zaman iki kimse gelip de bir eselede senin hükmün doğrudur, sana uyayım, seni kabul edeyim demez ancak başının üzerinde kılıç olursa, tepesinde topuz olursa, alnına dayalı tabanca olursa evet der. Onun dışında hiçbir insanın nefsi başkalarının hükmünü kabul etmez râzı olmaz. Doğrusu benim hükmüm der.

Bu ahlâk değil ahlâksızlıktır.

* Kibirden ileri gelir, kibirli insan ahlâksızdır,

* İnattan ileri gelir, inatçı insan ahlâksızdır,

* Hasetten ileri gelir, hasetçi insan ahlâksızlıktır,

* Çekememezlik sahibi ahlâksız insandır.

Hasılı ya inadından, ya kibrinden, ya hasedinden veya kıskançlığından;

- Senin hükmün doğru olsa bile senin hükmüne râzı gelmiyorum, der.

Bırak birbirimizin hükmünü, bu asrın insanı deli divane olmuş, Allahın hükmüne karşı diyor ki,

- Yok, senin hükmünü istemeyiz!!!

Allah’tan daha güzel hükmedecek biri var mı?

“Allah’ın hükmünden, ahkâmından, kanunundan, nizamından, vasiyetinden, emrinden bizim mecliste yapmış olduğumuz kanun, karar daha iyidir” Diyemez. Akıl sahibi insan bunu demez.

20. asrın insanı parlamentoda bu iddiadadır. Parlamento
memleketten başına adam topluyor,

- Nerden? Çarşıdan dağdan, taştan, sokaktan....!

Müslüman geçinen devletlerinde parlamentosu var; İran parlamentosu, İran Müslüman’sa parlamentoyu ne yapacak. Parlamento kitap kabul etmeyen memleketler içindir ama sen İslâm devletiyim diyorsun. Akıl sahipleri Allah’ın gönderdiğini ileri tutar, kulların yaptığının kıymeti yoktur.

20. asrın insanı kibirlidir, kulum, mahkûmum demez hakimim der. Büyüklük hastalığına tutulmuşlar. Firavunun hastalığı bunları tutmuş bilhassa paralı pullu olanlar para pul ve rütbeleriyle her istediklerini yapabilirler zannederler. Tâ ki bütün rütbeleri servetinden soyunsunlar tâ ki vücutları hareket etmez oynamaz hale gelsin. O zaman yavaşlarlar, kendi hacimlerine dönerler. Değilse bu dünya bize dardır derler. Dünya kendilerine sığmaz olur.



Not. Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

12 Aralık 2010 Pazar

SOHBET DÜNYASI - 298 - BİR HİKAYE

Bir hükümdara benzeri görülmemiş derecede muazzam mücevherlerle süslenmiş zümrütten bir bardak hediye edildi. Hükümdar buna fazlaca sevindi. Yanındaki hikmet ehli bir zâta bardağı nasıl bulduğunu sordu, Hakim;

- Bunu bir musîbet ve fakirlik olarak görüyorum.

- Nasıl olur?

- Eğer kırılırsa sabredilmez bir musîbet, çalınırsa benzeri bulunmaz bir fakirlik olur. Oysa size verilmeden evvel bu musîbet ve fakirlikten emindiniz.

Daha o meclis dağılmamıştı ki, bardak düşerek kırılıverdi. Hükümdar buna çok üzüldü ve şöyle dedi,

- Hakim doğru söylemiş, keşke bu bardak bana hiç verilmeseydi…!


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

10 Aralık 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 297 - DEZENFORMASYONA UĞRATILDIK

Bizim amacımız sohbettir. Sohbet insanı uyandırmak içindir. İnsanı yanlış yollardan sakındırmak veya yanlış yoldaysa yolunu doğrultmak
içindir, bu bir Nakşibendi sohbetidir. Hiç şüphesiz Nakşibendi sohbeti bütün tarîkatların sohbetlerinin üzerindedir. Ufku en yüksek olan Nakşibendi
sohbetidir ki onun ufkuna ulaşılamaz, bu öteki tarîkatlarca ulaşılamayan ufuktur. Bu görüş ufku Nakşibendileri gökyüzünden aşağı doğru her şeyi
seyrettirir.

- 20. asrın görünüşü ve konumu nasıldır?

Hemen hemen bütün özelikleri insanlara insanlıklarını unutturmak için, yıkmak için, yerine uydurmaca bir elbise giydirmek için ki, o giydirdikleri elbise hiç bir zaman insanlığın şahsiyetini temsil edemez. O kadar kötü, o kadar çirkin, ölçüsüz tutarsız, akılsız, mantıksız ve uygunsuz bir şahsiyet giydirmişler insanlara,

- Bunu nasıl yaptılar?

Yaptıkları bir kelime: Dezenformasyon denilen yanlış bilgilendirme metoduyla insanlığı çığırından çıkarmışlar. Açıklaması: doğrusunu söylemeden..!

* Eşyayı yanlış göstertmek,

* Hakîkatleri yanlış değerlendirmek,

* Bilgileri yanlış vermek,

* Her şeyi tersinden okumak.

Umum insanlığa bir şey attılar ve insanlar diyor ki,

* Çirkin göründükleri halde aman ne güzeliz,

* Câhil oldukları halde aman ne bilgiliyiz,

* Görgüsüz oldukları halde aman ne görgülüyüz,

* En vahşi en kabalığı temsil ettikleri halde ne kibarız!

Bu dezenformasyonu bütün Avrupa âlemi, mason locaları, Yahudilik teşkilâtı, yeraltı-yerüstü zorbaları, hepsiyle Türkiye’nin Müslümanlarının üzerine çullanmışlardır. Bütün gayretleri açık kapalı oturum vesâire ile yanlış bilgi verebilmek ve milleti yanıltmak, milleti bildiği hakikatlerden ayırmak ve bu hakikatleri yanlış göstertmek maksadına dayanıyor.

Millet yedirdiğinizi üzerinize kustu. Özellikle Türkiye’deki Müslümanları bu hale getirmek için yapıyorlar.

- Araplara?

Peygamber Efendimiz Arap olduğundan onların üzerine inmek kolay değil, sahiplik yapıyorlar, ama bizim üzerimizde tecrübe ediyorlar.

* Peygamber Türklerden gelmedi binâenalêyh siz Türk’ten peygamber arayın,

* Kur’ân-ı Kerim Türkçe gelmedi, siz Türkçe arayın, Belki size Türk tanrı lazım!

Yanlış bilgilendirmenin hududuna bak sen! Bu Yahudi hilesi! Hep yanlış bilgilendirme.

Hıristiyan âlemi Araplarla istediği gibi baş etti lâkin Türk’le baş edemedi. Türkler İslâm’ın sancağını kaptığı gibi aldı ve yürüdüğünden bütün hınç Türklerin üzerinedir. Bilhassa Hıristiyan âlemini oyuncak gibi oynatan Yahudi kendi kancasına taktı.

- Niçin?

Arzı mukaddes, kendilerine vaad olunmuş vatan diye Avrupa’yı kancasına taktı ve koca imparatorluğu aşağı indirdi. İmparatorluktaki bu akıldaki kimselerle koca imparatorluğu yıktı ve netice budur.

Mümin uyumaz,mümin dünyada yaşar lâkin berzah âleminde gibi durur. Ahiretteymiş gibi dururda dünyayı da iğnenin deliğindeymiş gibi seyreder. müminin nazarı o kadar keskindir ki, dürbün istemez.

Tüm inananların cumaları mübarek ola.

Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

9 Aralık 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 296 - HİKAYE

Dördüncü Murat sert karakterli biriydi. İçki ve afyonu yasak etmişti. Kurallara uymayan şiddetle cezalandırılırdı, ancak mertçe söylenmiş sözden de hoşlanırdı. İran seferine giderken padişah Konya yada uğramış, kaleye girerken muhafız kendisini tanımamış ve

- Bre ağa! Attan in yaya yürü, bu pâdişah kalesidir atla girilmez..!

Deyince kale muhafızını ödüllendirmişti.

Bir defâsında da içki yasağına uyup uyulmadığını kontrol için kahvehanelere uğradı. Kahveci gelenin içki ve tütün tiryakisi biri olduğunu zannedip yanına yaklaştı. Pâdişah kahveciye,

- Tütün içmenin yasak olduğunu bilmiyor musun? Deyince kahveci;

- Erenler uzun etme, haydi çek!

- Padişahın emirlerine karşı gelmenin ne demek olduğunu biliyor musun?
Diye tekrar sorunca kahveci şüphelendi ve;

- Beyzadem adını bağışlar mısın?

Murat diye cevap verince kahveci titrek bir sesle;

- Sultanlığı da var mı? Diye sordu, pâdişah evet deyince kahveci,

- Öyleyse buyurun cenâze namazına! Diyerek masaya yığıldı.

Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

6 Aralık 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 295 - RÖPORTAJ; G. CİVAOĞLU - Ş. N. KIBRISİ (6)

- İslâm dîninde zorlama ve terör var mı?


İslâm’da zarar ika etmek ve zararı zararla karşılamak haramdır. Şimdi millet sokaklara dökülüp taşlarla kapı pencere kırıyor. Polis arabaları kız çocuklarını ve erkek çocuklarını bu halde yakalıyor. Bu İslâm’da yoktur, bunu ne Türklük kabul eder, ne lâiklik, ne İslâm, ne de îman kabul eder.

Bunları nasıl yetiştirdiler bu gençler hangi sistemle yetişti. Gençlere
vasiyetim: İslâm zararı yasaklamıştır, kendi şahsına dâhi zarar veremez.


“Ben hürüm sigarada içerim içki kumarda oynarım!” Hayır!

Senin cebindeki para senden ziyade millete âittir, sen onu milletin faydasına, kendinin çoluk çocuğunun faydasına kullanmalısın. Onun dışında zarar için kullanamazsın. Zarar yapamazsın. Zararı da zararla
karşılayamazsın!


Misal verelim; Benim tarlamı yaktı onu tarlasını yakayım, ağacımı söktü gidip onun ağacını sökeyim, benim filanımı öldürdü gidip onun filanını
öldüreyim..! Gibi. Bu İslâm’da yok.

Bizim en ziyade ihtimam gösterdiğimiz, ferdin ve cemiyetin haklarının korunması ve verilmesidir. Maksat, insanın insan olarak kıymetini takdir
edebilmektir ama zarar verildiği vakitte biz orada yokuz.




Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 294 - RÖPORTAJ; G. CİVAOĞLU - Ş. N. KIBRISİ (5

- LAİK liğe ne diyorsunuz?


lâiksizm bize uymadı. Belki devletin kendi prensiplerinden biri olabilir, halk lâik olamaz. Fikir itibariyle lâiklik tatbikatı olamayan bir terim gibi kalır.
Hâsılı kelâm bizim herhangi bir sisteme düşmanlığımız yok, ancak istediğimiz işleyebilen, çalışabilen, halkın huzurunu temin edebilecek, kavgayı durduracak bir nizam.

Bizim istediğimiz öyle bir nizamdır ki herkes rahat etsin. lâ ikrafiddîn dinde zorlama yoktur, zorlayamayız çünkü herkes kendi vicdanında kabul ettiyse etti, etmediyse ne yapalım.

Lâik bir hükümetin, milletin inançlarına karışması, inançlarını yönlendirmesi câiz midir? Hayır. Bu gün o yapılıyor. Devlet milletin inancından elini çeksin, Okuduğuna okutacağına ve giydiğine karışmasın. İngiltere’de ve Amerika’da bu var mı? Niye bizde olsun?




Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

3 Aralık 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 293 - RÖPORTAJ G.CİVAOĞLU: N.KIBRISİ (4)

- İslâm demokrasiye karşı mı?


İslâm’ın dünya görüşü başkadır. Demokrasi İslâm’ın ufkuna yaklaşamıyor, demokrasi insanlığa bir şey vermek istiyor lâkin veremiyor çünkü parazitler çok. Demokraside hak mevhumu herkesin kendi görüşüne göre bir kılıf giyiyor. Onun için şimdi CHP’nin hak diye tanıyıp yönlendirdiği ANAP’ınkine uymuyor, ANAP’ın doğru gördüğünü DSP doğru görmüyor, onu Refah doğru görmüyor.

* Biz tarih boyunca hangi sistemleri kullandık?

* Bizim tarihimiz kaç bin seneliktir?

* Demokrasiyle tanışalı ne kadar oldu?

Türkün 8 bin senelik tarihi vardır, Avrupa demokrasisiyle 40 senedir tanışıklığı var. Türkiye demokrasiyle tanışalı ne hale geldi? Güllük gülistanlık mı oldu? Hikmet işin başında. Bizim malımızı ve bize yarayan her şeyi biz alabiliriz. Tutuculuk yok, aşırı uçlara gitmekte yoktur. Akıl ve mantığın kabul ettiği her şeyi kabul ederiz. Ama aklın ve mantığın dışına çıktımı nasıl kabul edelim?

Tüm inananların cuma'ları mübarek olsun.




Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

2 Aralık 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 292 - RÖPORTAJ G.CİVAOĞLU: N.KIBRISİ (4)

- İslâm demokrasiye karşı mı?


İslâm’ın dünya görüşü başkadır. Demokrasi İslâm’ın ufkuna yaklaşamıyor, demokrasi insanlığa bir şey vermek istiyor lâkin veremiyor çünkü parazitler çok. Demokraside hak mevhumu herkesin kendi görüşüne göre bir kılıf giyiyor. Onun için şimdi CHP’nin hak diye tanıyıp yönlendirdiği ANAP’ınkine uymuyor, ANAP’ın doğru gördüğünü DSP doğru görmüyor, onu Refah doğru görmüyor.

* Biz tarih boyunca hangi sistemleri kullandık?

* Bizim tarihimiz kaç bin seneliktir?

* Demokrasiyle tanışalı ne kadar oldu?

Türkün 8 bin senelik tarihi vardır, Avrupa demokrasisiyle 40 senedir tanışıklığı var. Türkiye demokrasiyle tanışalı ne hale geldi? Güllük gülistanlık mı oldu? Hikmet işin başında. Bizim malımızı ve bize yarayan her şeyi biz alabiliriz. Tutuculuk yok, aşırı uçlara gitmekte yoktur. Akıl ve mantığın kabul ettiği her şeyi kabul ederiz. Ama aklın ve mantığın dışına çıktımı nasıl kabul edelim?


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

1 Aralık 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 291 - RÖPORTAJ; G. CİVAOĞLU VE Ş. N. KIBRISİ (3)

- İslâm’ın çağa göre yorumlanması gerekli mi?

Bu mütalaâsız üzerinde geniş bir tartışma mevzûdur. Maalesef sizde bu dönemin yetiştirdiği bir yazar ve düşünürsünüz. Biliyorsunuz ki, değil dinimizi bu asra dâir yorumlayacak ve hakkını verecek kimse yetiştirmek onu bir tarafa bırakalım, hiç bir ilim dalında Avrupa’yla boy ölçüşecek bilim adamı yetiştiremedik. Bu bir noksaniyettir.

Türkiye’de 90 üniversite var, bir şey çoğaldığında kalitesi düşer. üniversite açılması kolay ama içersinde okutulacak kimselerin kalitesi mühimdir. 1938’den 1944’e kadar okuduğumuz İstanbul Üniversitesi, Fen fakültesi, Kimya enstitüsü zamanının en iyisiydi. Bizi okutan profesörler de dünyada tek olan adamlardı. Meselâ prof. Harald; Türkçesi mükemmeldi, kitaba bakmadan ders verirdi. Bu, kalitenin üstünlüğüdür.

Kısacası dîni bütün sahalarda tatbik edebilecek âlimimiz yok, Diyânet teşkilâtının ilmi derecesi nedir ki?


- İslâm’da ictihad kapısı Türkiye’de kapandı. Kim, niçin kapattı?

Buyurun, ictihad yapacak âlim gösterin. Kur’ân-ı Kerim siz düşünesiniz anlayınız diye indirilmiştir yâni bir yerde bağlanmayın. Asırlar boyunca Kuran, insanlara boyuna feyiz vermek içindir, mânâsı tükenmez ki biz bir yerde bağlayalım.

İçtihat kapısı açık lâkin giren yok. İçtihat yapmaya kimin cesareti var?

Her şey açık; Türkiye’de;

* 22 milyon insan sigara içiyor,

* 16 milyon içki müptelâsı,

* 4 milyon alkolik.

Bunu nasıl ve hangi tedbirle bunu kapatacağız? İctihad edelim diyelim ki, sigara helâldir içiniz! Toplam yekûnu 3 katrilyon geliyor ki, Türkiye’nin bütçesini iki defa alır.

İslâm kadar insan haklarını gözeten hiç bir sistem yoktur. Demokrasi esas itibariyle insan haklarını gözetmek iddiasındadır bununla beraber tatbikatta gerçekleşemiyor.

Demokrasiyi tam manasıyla uygulayan bir memleket gösteremezsiniz. Demokrasi insanlığa hakkını verememiştir. Bugün demokrasinin ismi var
cismi yok.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden