Cenâb-ı Hakk hastalık yorgunluğu vermesin, hastalık yorgunluğu kalbin teklemesinden gelir. Uykusuzlukta yorgunluk verir vücut dinlenmek ister bu zâhiri olan ihtiyaçtır, uyursan, oturursan, dinlenirsen geçer. Ama hastalıkta otursan da yatsan da dinlenemezsin. O yorgunluktan Allah bizi saklasın. Çalışmanın yorgunluğu kolayca gider, hastalığınki gitmez.Hz. Âişe anamız bir gün Efendimize sormuş,
- Kadir gecesini bulursam ne isteyeyim?
Kadir gecesinde bir an vardır, an açılır ve süratle şimşek çakıyor gibi kapanır. O tecellide, gafil insandan mâda uyanık kimseler ile hayvanat, binalar, dağlar, taşlar secdededir. Lâhzanın içinde ne istenirse şartı olmaksızın verilir. Efendimiz s.a.v.,
- Affu afiyet dile, affolunmanı ve afiyet üzere olmayı iste dedi. Onlara her kim mazhar olduysa her iki tarafta da kazanır.
* Affolunan kimse âhirette kazandı demektir,
* Afiyetli kimse dünyada rahat yaşayan insandır.
Afiyet oldu mu, hekim, ilâç ve perhiz gerekmez. Allah, kime afiyetini verdiyse, yediği her nîmetten kendisine bir fayda hasıl olur, zarar gelmez.
- Buyur ye, etli ye, sütlü ye,
- Kollestrol var, şeker var yiyemem.
Bunu diyen adamın dünyada yaşaması afiyetle değildir. Ne yese ona yaramıyor. Onun için Allah afiyetsiz bırakmasın.
Afiyetle yaşamak Cenâb-ı Allah’tan ilâhi bir ikramdır. İlâhi lütuf, Allah’ın sevdiğine ona kulluk yapmaya çalışana verilir, âsiye de kâfire de verilmez. Rabbin rızkını yiyip içip âsi olana, kurşun sıkanlara gözüne dizine dursun zıkkım olsun diye melekler beddua ederler. Cenâb-ı Hakk’ın kullarına,
* Dünyadaki en büyük ikramı afiyettir.
* Ahiretteki en büyük ikramı affolunmaktır,
Onun için affu afiyet de, kim buna sahip olursa dünyada da rahattır, âhirette de ebedî ve sermedî hayata. Cennetlere mazhar olur. Cenneti âlâda yüksek hayatı yaşar.
Sultanın huzuruna gelen biri soğan sarımsak, biber ister mi? Allah’ın huzurunda ne isteyeceğini bileceksin, belki komşundan soğan sarımsak istersin lâkin Allah’tan bunu istersen Yahudi gibi olursun. Allah Yahudilere kudret helvasıyla bıldırcın kebabı gönderdiğinde;
- Ya Mûsa, her gün bunları yemekten bıktık, söyle Rabbine bizi bir şehre koydursun, orda soğan, sarımsak gibi otlardan yiyelim!
Dediklerinde hitap geldi;
- Bre akılsız Yahudiler; Allah’ın size ilâhi lütfu olarak, her gün elinizi sıcak sudan soğuk suya girdirmeden, muntazaman bıldırcın kebabıyla kudret helvası geliyor. Bunu bırakıp bakla, börülce, sarımsak, soğan mı yemek istersiniz?
Şimdiki Müslümanların da ne isteyeceğinden haberi yok, bu tıpkı cevâhirci dükkanına girip soğan cinsinden otları sormaya benzer. Cevâhirci;
- Sen mahrumlardansın ve isteyeceğini bilemeyen akılsızlardansın. Sana yakut, elmas gösteriyoruz, sen bizden soğan, patates soruyorsun..!
Allah’ın önünde elini açtığında o duruma düşme..
- Ya Rabbî hayır ve afiyetimizi ver,
Dişin veya karnın ağrısa ne dünyaya ne âhirete yarar,
- Ah başım ah dişim, bu sızı kesilseydi ne olurdu..! Diye sabaha kadar yatağın içinde dönüp durduğunda, sızısız ve ıstırapsız hayatı temenni eder. Afiyet ne büyük nîmettir.
Not. Ş. Nazım Kıbrısi hz. sohbetlerinden















