30 Ağustos 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 234 - İMANSIZLIK


Ay var: gökyüzünde ay çıkıyor, ayın materyali görünüyor hareket ediyor. Materyal görüş ile madde kendi kendisini süremez. Onu götüren maddenin ötesinde başka şey olmalı biz ona kuvvet veya câzibe diyoruz. Lâkin ne görülür ne tutulabilir. Demek ki maddenin ötesinde başka bir şey vardır. Yirminci asrın hantal filozofları, hantal yarı buçuk âlimleri, tımarhâne kaçkını profesörleri, sıfır zekâlı herifler, madde diyor, maddenin ötesinde bir şey kabul etmiyor.

- Koca dünya dönüyor, maddeyi süren götüren nedir?

O sivri akıllılardan bir tanesi bana dedi,

- Şeyh Efendi melâikeler neyle uçuyor, motorları var mı?

- Tuh, seni muallim yapan kimselere yazıklar olsun böyle hayvan gibi sual soran câhil herif, sen melâikenin motorunu sorarsın dünyanın motorunu göstersene bana! Dünya hangi motorla gidiyor?

Melâikenin motorunu soran Darvin papazına inanan bir sürü maymun türünden gelen, geri zekalı mahlûkat hâlâ onu söylüyor;

- Madde. Diyor,

Maddenin ötesini söylemiyor. Bir şey kendi kendine hareket edemez. Onu itersen itici güçtür. Ya ileri ya geri götürür. Ama hâlâ küfür galiptir kâfirlikleri ileri tutuyorlar hakîkate dönmüyorlar.

Orangutan Darvincilerin kabul edip, dedemiz dedikleri hayvandır. Kimisi maymun, kimisi şebek. Hala mektepte okutmaktan bıkmadılar;

- İnkâr edemeyiz bizim soyumuz ondan geldi.

Kendisine: “bre maymun herif!” desen bana sövdü, hakaret etti diye seni mahkemeye verir. Ve bu asrın en berbat asır olması küfür, ilhak ve inkâr asrı olduğundan dolayıdır. Allah bizi onlardan uzak etsin, çünkü böyle şeyleri insanların nefsi uydurur. Onun için insanlar bunalıma girmiştir ve bir gün bakarsın insanların bunalımları had derecesine vardığında birden bire kendilerini bir ateş sarar ve dünya üzerinde insanların yedide biri kalır, altısı ölür gider.

Demek bunalımın aslı îmansızlıkmış. Dediğimiz gibi milyarderin Çocuğu da kralın çocuğu da bunalımdadır. Bunalımdan dolayı bazıları tepesini traş ediyor gece oraya mum dikip, kabristanın içerisinde dolaşıyor. Kaplumbağaların üstüne de mum yapıştırıp geziyor, şeytanlarla dans ediyor (Allah muhafaza). İngiltere’de onlardan çok var, Amerika’da merkezleri var. Bizim taraflara da ağır ağır akıyor. Peygamber sav,

Tepeyi traş edip etrafını saçlı bırakma, şeytana oturak olur”

Diye bildirmiş. Bunları işaret etmiş olabilir mi?.

- Bu yirminci asrın hastalığı ne yüzdendir? Çeşit acayip türlü haller, acayip fikirler meydana gelmesi neredendir?

Maddenin ötesini kabul etmedikleri içindir, ebediyete inanma yok, sonsuzluğu kabul etmiyorlar. Hâlbuki ebedi olmak herkesin idealidir. Bununla beraber ebediyeti müjdeleyen Peygamberleri inkâr ediyor. Ebediyet sana müjde verir, ebedi hayat vardır. İstediğin zaten bu, niye olamaz diyorsun? Çünkü maddenin ötesinde mâneviyatı kabul etmez, ayağı bastığı için yedi kat yeri kabul eder, ayağı oraya çıkamaz diye yedi kat gökleri kabul etmez.

Çıkamadığını inkâr ediyor, ayağının bastığı yeri de kabul ediyor. İşte bu azıcık dünyanın içerisinde deli tavuk gibi dolaşıyor ne yapacağını, ne edeceğini bilemiyor ve sonunda çoğu şeytana teslim olup gidiyor (Êuzübillâh). Başta onu bunaltıyor bunaltıyor, bunaltının sonunda canına da kıydırınca şeytana tâbi olup dünyadan çıkıyor (Allah’a sığındık).



Not. Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

27 Ağustos 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 233 - BUNALIMIN NEDENİ


- Bunalımın nedeni nedir?

Her gün bu nasihat rûhaniyetimizi kuvvetlendirir. Söyleneni tut veya tutma, mânevi yönden sana kuvvet aşılanır. Çünkü rûhaniyetlerimiz bu cisim kafesinin içinde tutsaktır ve bu hâlde çoklarının ruhları sahipleri tarafından unutulmuştur:

*Dini olmayan insanın rûhu hapistir.

*Mukaddes kitabı olmayan kimselerin ruhları hapistir.

*Kuran-ı Kerîmi kabul etmeyenlerin ruhları hapistir ve hapiste unutulmuştur.

Bir kimse bir yere hapsedilip unutulsa ne hâle düşerse; o insanların da İslâm ile âlâkaları kesildiği için ruhları hapsin içerisinde, zûlmet denizlerinin içinde kalır; sıkılıyorum der.

Müslümanların içerisinde rûhu sıkılanlar azdır ve ruhlarının sıkılmalarının sebebi manevidir ki bu ruhlar ibâdetten men olunmuş, îman etmekten yasaklanmıştır.


Müslümanlarda bunalımın sebebi îman edemiyorlar veya îman ettiklerini izhar edemedikleri içindir. İslâm’a inanan kimselerin bunalıma girmesi diye bir şey olamaz. Belki İslâm’a inanır lâkin inandığı gibi yaşamayanlar da, ruhlarını hapseden kimselerden sayılır.

- İnsanları koyu zûlmete atan mesele nedir?

İslâm’a inanmamaktır.

- Hıristiyanlığa inansa nasıl olur?

Hıristiyanlığa inanmakla da ruhlar rahat olmaz. İslâm’ın dışında neye inanırsa, insanların ruhları rahat olmaz. İslâm’a inanırsa insanların ruhu rahat olur, bunalmaz. Çünkü İslâm hak olan meseleyi bildiriyor. Hakkı bulan insan bunalıma girmez, bâtılın içinde yüzen insan boğulacağım der ve o telâşın içerisinde bunalıma girer. Bunalıma girenlerin çoğu boğulur, çoğu batar onun için biz âşikare ismini koyacağız ki İslâm’a inanmayanların hepsinde bunalım vardır; kim olursa olsun İslâm’a inanıp ta, gösterdiği usul üzerine yaşamayanlarda bunalım vardır. İslâm’ı kabul edip İslâm gibi yaşamaya tâlip olan kimselerde bunalım olamaz çünkü bunalım insanın yolunu keser.

- Cenâb-ı Hak kendisine inanan, kendisine yönelen, kendisini isteyen kimseyi nasıl bunaltsın?

Düşünülemez imkânı yok . Allah’ı arayan Allah’ı bulan bunalıma girmez. Belki Hicaza yönelen, Beytullahı kasteden kişilerin birinci günde olan hâliyle ikinci günde olan hâli bir olmaz. Üçüncü gününde, ikinci gündeki ağırlık olmaz, yani yaklaştıkça üzerinden yük alınır ve bunalımın yerine bir ferahlık, bir neşe dâim olur.

Bunalım ümitsiz olanlaradır. Ümitsiz kalan kimselerde bunalım vardır. Âhiretteki rütbeleri ümit eden, cenneti ümit eden adama bunalım gelmez. Bunalım bu hayattan ümidini kesen öteki hayatı da kabul etmeyen kimselerindir.

- Niye bunalıyor ?

Hayat bu hayattır, bundan ötede hayat yoktur” diyen biri, ebedî hayattan ümidini kestiği anda, düşmüştür. Ha bugün elinden gider, ha sabah, ha akşam gider diye bu hayattan bıkan, usanan, bu hayattan tükenen insanlar bunalıma girer.

Onun için yirminci asrın hastalığı bunalımdır. Bunalımda, îmansızlığın getirdiği hastalıktır. Mikrop ile bulaşan hastalık değildir. Bunalan kimse hasta diye hekime gider, hekim nabzına, kalbine bakar, çeşit türlü tahlil eder der ki,

- Yâhu sen benden sağlamsın, sende hastalık yok.!

- Ben sağlam olmasam senin kapında işim ne? Rahatsızım, iyi değilim, kendimi iyi hissetmiyorum ve kendi kendimi öldüreyim istiyorum sen bana hasta değilsin. Dersin.

Yirminci asırda meydana gelen bunalım îmansızlığın getirdiği hastalıktır ve bu hâl öyle devam ederse bütün dünyanın üzerine tımarhâne diye yazdıracaklar.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 232 - İLLİYİN, SİCCİN

Yeryüzünden sonra insanoğlunun gök yüzüne de seyahatleri olacaktır. Yeryüzünde cismâni hayatınla bir müddet dolaşır gezersin, sonra rûhaniyetinle gökyüzüne yolculuğun olacaktır. Yeryüzünde dolaşman bittikten sonra gökyüzünde de dolaşman olacaktır. Onun için yeryüzünde hangi istikamette gideceğini sana bildirmek için sana kılavuz gerekir.

Gökyüzündeki yolculuğumuzu bildirmek, o yolculuğa bizi hazırlamak için Peygamberler gelmiştir. Yalnız yeryüzünde olsaydı yeryüzünün tedbirini herkes bilir. Lâkin eninde sonunda gökyüzüne yolculuğun olacaktır. Vücudunu kabristana taşırlarken senin canını da gökyüzüne yolculuğa alacaklar. Senin rûhun gökyüzüne vücudun kabristana ayrılacaktır. Ayrılacaksınız. Herkes ayrılacaktır.

- Acaba gök yüzüne de yol alırken ne var?

İki istikamet var olduğunu bildiriyorlar; birisine İlliyin derler, birisine Siccin derler. Rûhumuzun vücudumuzu bıraktıktan sonra hareketi, illiyine ya da siccine doğru olur.

Dünya iki dünyadır, birisi aydınlık dünya, birisi karanlık dünya. Dünyada iki hayat vardır: aydınlık dünyada yaşayanlar, bir de karanlık dünyada yaşayanlar.

Aydınlık dünyada yaşayanlar dünyada Peygamberlerle yaşayanlardır. Karanlık dünyada yaşayanlar şeytanlarla beraber yaşayanlardır.

Dünyadan ayrılırken ruh vücuttan ayrıldığında, eğer ölüm meleği senin ruhunu aydınlık dünyadan aldıysa, senin gökyüzündeki istikametin illiyine doğrudur.

illiyin: Cennettir, cennetin terminalidir. Azrâîl a.s., senin ruhunu karanlık dünyadan topladıysa (Allah’a sığındık), onun ruhunun istikameti siccinedir.

Siccin: cehennemin terminalidir kıyâmete kadar orada bekletilecektir. Onun için gelen Peygamberler bu haberle geldiler dediler ki;

“Eğer bu dünyadaki hayatının istikameti aydınlık dünya ise rahat ve huzurlu yaşarsın. Karanlık dünyaya girersen ki ebû câhilin, ebû lehe bin, firavunun, nemrutun dünyalarıdır, oraya girersen onların arkasından seninde gideceğin yer siccindir. Aydınlık dünyaya gidersen sıddıkların, Salihlerin, sahâbe-î Kîramların, Evliyâların, Enbiyâların konakları olan illiyine gideceksin”

Yüz dört kitabın hülasası bunun içindedir. Dünyada şunu bunu yapıyoruz ama her işimiz niyetimize göredir. Kuyu kazdırırsın, bahçeye bakarsın, ticaret yaparsın. Hizmetin aydınlık dünyaya ise sana hiç zarar vermez, lâkin sen karanlık dünyada kuyu kazarsan, bağ bahçe yaparsan, helâli haramı tanımadığın için senin işin yaramaz.

Dünyada aydınlık apaydınlık tarafı tut, korkma sana bir şey dokunmaz, ne bombadan, ne tanktan, ne tüfekten, ne atom bombasından, ne hidrojen bombasından, ne oksijen bombasından, hiçbirisinden korkun olmaz. Aydınlık dünyada olan kimseler Cenâb-ı Hakk’ın hıfzı emânındadır.

Cenâb-ı Hak dilediği kulunu muhafaza eder. Korkma. Aydınlık dünyada duranlara istediği kadar yukardan atom bombası, hidrojen atsın, ne isterse atsın, dokunmaz. Dünyanı tâyin et, aydınlık dünyada dur. Karanlık dünyaya girene çok korku var. Allah’a sığındık. Allah’ın hududunu gözetelim. Allah’ı sayalım sayılalım, Allah’ı sevelim sevilelim. Allah;

Ben size Bana zorla ibâdet ediniz diyerek teklif etmem Ben’im ihtiyacım yok, Bana takdim edeceğiniz sevginizdir, Beni severek yapacağınız ibâdet yanımda makbûldür. Zorla yapılan ibâdeti istemiyorum”

Allah’ı sev ve say, Allah seni sever ve saydırır


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

24 Ağustos 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 231 - HERŞEYİ BİLİRİM DEME..!

İnsanın hem cismâni vücudunu hem rûhani vücudunu mülâhaza edip ona göre her iki tarafı da gözetmesi lâzımdır. Dünyada elbette muvakkat bir zaman için kalacağız ve Cenâb-ı Allah dünya hayatına âit olan sebepleri, insanoğlunun yaşaması için halk eylemiştir.

Rûhani hayatımız için lâzım olanları da Peygamberler Efendimiz a.s. bildirmiştir. Bunun arasında dengeyi bir kimse kurabilirse adâleti gözetmiş olur değilse adâleti gözetemeyenin yaptığı işten bir netice çıkmaz ve boşuna kendi enerjisini tüketir. Cenâb-ı Hak;

“Bir nîzam indirdim, dünyada bir ölçü koydum, mîzan koydum” diyor,

Nîzam; bizim akıllarımızın tartamayacağı her şeyi tartar ve selâmet olan neyse onu bize bildirir. Şimdi insanlar computere bu işin neticesi nedir, bu iş nereye varacak, bu işten bir sakınca olacak mı, bir fayda gelecek mi diye emreder. Yâni computeri insanoğlu müsteşar yaptı.

İnsan insana danışacağına insan makineye danışıyor, müsteşarı makine oldu. Makinenin cevabı elbette ki insanın insana vereceği hakîkat gibi değildir, çok geridir, noksandır onun için insanın makineye danışması düşüklüktür, derecesini düşürür. İnsan insana danışacaktır. Cenâb-ı Hak bize müşküllerimizin hallolması yolunda buyuruyor ki;

Sizin içinden çıkamadığınız meseleyi Allah ve Peygamberine döndürünüz., Peygamberlerden sonra Peygamberlerin vârisi olan Evliyâlara danışınız çünkü onlarında kalpleri Peygamber a.s’ a bağlıdır, Peygamberden size cevap getirir”

Onun için İslâm da meşveret şarttır, meşveretsiz iş yapma. Danışmadan iş yapan kimse hiçbir yere varamaz. Belki bir kaç adım gider ondan ötesini aşmaya imkânı yoktur.

Şimdi dünyada en gerekli danışmamız gereken mesele tutacağımız hayat yolu ve istikametidir.

- Bu dünya hayatında nasıl hareket edeceğiz? Hangi istikamette yürüyeceğiz?

Bu hayatta, akıl ve baliğ olduktan sonra istikametini tâyin edemeyen kimse en azından yorulur ve en çoğundan da gideceği yere varamadan dünyadan çıkar. Danışacağı adamı bulmasa, danışmaya ehil olmayanlara sorar, onun bunun sözüyle yürür ve yanlış yola girer. Kendisine hakîki cevap veremeyecek kimseleri bulur, yanlış gider. Hakiki sorduğu sualin cevabını verebilecek kimseyi bulan kazanır. Bir defada gider. Sormak vaciptir lakin şimdiki asrın insanları sormaya tenezzül etmez ben bilirim der;

HİKÂYE

Adamın biri karısı vefât edince ikinci bir hanım almış. Ama bu hanım ev işlerini beceremiyormuş. Adam komşu olan ihtiyar kadını çağırıp demiş ki;

- Gel, buna bir parça tâlimatta bulun, ne yapması gerektiğini göster

- Peki geleyim. Komşu kadın gelmiş.

- Bak kızım yemek için böyle yapacaksın, böyle edeceksin.

- Bilirim.

- Böyle yıkarsın.

- Bilirim.

- Böyle tencereye koyarsın.

- Bilirim.

- Mâdem bilirsin dediğimiz gibi yap, tencereye koy pişsin. Demiş ve gitmiş. Adam geldiğinde;

- Yemek nasıl oldu? Demiş,

Kadın tencereyi getirmiş, içine ne koyduysa, tenceredeki yemek kömür gibi olmuş.

- Komşu sana öğretmeye gelmedi mi?

- Komşu geldi, bunu bana öğrettiği gibi yaptım.

Komşuyu çağırmış.

- Yâhu sen buna gelip öğretmedin mi? Göster demedim mi?

- Senin karı ben ne söylesem bilirim dedi, mâdem hepsini biliyor, su koymasını bilecek herhalde dedim bende ona su koy demedim, su koymayınca hepsi yandı kömür oldu, kabahat onundur.

Hâsılı kelâm şimdi bu zamanın insanı da ne söylesen ben bilirim, hepsini bilirim, danışmaya ihtiyacım yok der. Hâlbuki işin püf noktası var, onu sen bilmezsin. Bende onu söyleyeceğim sende onu dinlemezsin ondan sonra işine gidersin ve en sonunda seni davul zurnayla götürürler.



Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

23 Ağustos 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 230 - KIYAMET ALAMETLERİ

Ahir zamanda Mısır su altında kalacak, (Mısırın Avsan Barajı yıllarca Amerikan yardımıyla yapılan dünyadaki en büyük barajdır, Şimdi su onun ayağının altını yemeye başlamış ve Kıbrıs tan büyük bir göl olmuş)

Yüksek Toros dağlarının tepesi görünmeyecek,

Kıbrıs adası batıp kaybolacak, nereye gittiğini kimse bulamayacak, (zaten üç defâ batmış, tarihten önceki zamanda oliosen, miriosen triliosen diye isimleri vardır. Bu ada üç defa batmış ve Allah’ın hikmetiyle tekrar çıkmış. Bir ara adaya gelen İtalyan jeologlar, Girne Beşparmak dağlarını gördüklerinde çok korkmuşlar bu memleketten acele çıkalım demişler, denizin altındaki sıradağlar, dudak dudağa duruyormuş)

Bursa’da Ulu dağın patlaması (Ulu Dağa, Keşiş Dağı derler. Eski sönmüş volkan diyorlar ama onların ne sönmüşüne ne sönmemişine emniyet yoktur. İnsanlar yattıklarında yerin altından gürültü işitiliyormuş. O patlayacak, bulut gibi parçaları etrafını batıracak)

Millet gazete alıp topta kim kazanır diye bakıyor, kavga kıyâmet bu futbola. Dünyada neler olacak? Neler geliyor? Milletin haberi yok. İşte biz böyle bir zamandayız.



Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

20 Ağustos 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 229 - GECE HAYATI

Allah celle ve ala, şeytanı bizim meclislerimizden uzak eylesin. Akşamdan sonraki hayat, karanlık hayattır. Bu bir sohbettir. Sohbet; karanlıkta olana ışık tutmaktır. Denizde gidene pusula gibidir, karada yolunu şaşırana kılavuz gibidir. Sohbet; insanlara nerede olduklarını bildirir. Bu maksatla üç kişi olsa, hatta iki kişi olsa birbirleriyle hâl sorup hasbıhâl etseler oraya rahmet iner.

Rahmet; insanları saadete ve cennete götürür. Zahmet, şekâvete ve cehenneme götürür. Akşamdan sonraki hayat karanlık hayattır. Peygamber a.s;

“Akşam namazından sonra gençlerinizi tutunuz” diyor.

Çünkü şeytanların intişar ettiği vakittir. Oğul veren arıların kovandan püskürerek çıktıkları gibi, şeytanlarda kendi merkezlerinden geceleri çıkarlar. Bir kimse arı kovanına dokunursa, arı kovandan fırlar önüne geleni sürgüler. Eşek arısının yuvasını çocuklar dürter, onları o kadar kızdıran bir şey yoktur. Kızdılar mı dışarı fırlar, önüne geleni sokar. İşte o kızdıkları vakit arıların deliğinden püskürmesi gibi, şeytanlarda akşam namazından sonra öyle püskürürler.

Abdestsiz veya gusülsüz bulduğunu, başı pis olanları hemen yakalayıp omzuna bir heybe koyar bunun üzerine çalış der. Ne gibi bir heybeyse gecenin karanlık hayatına alışmış olan insan onu taşır ve yorulmaz, şeytan onlara gayret verir.

- Sizler gençlersiniz! oturmaya gelmez, kalkın, koşturun bu heybemi üzerinize koydum gezin,

Diye onları dolaştırır. Şimdi sokakları dolaşsan gazinolar, puplar, barlar pavyonlar bilmem neler karınca gibi kaynıyor ve gençler orada.

- Niçin?

Şeytan diyor ki,

- Buraya otur, ye ve iç, aldat ama aldanma, hayatın zevki bir defâ çıkar, kardeşim mektep üniversite ile hayatını körleme. Bu gençlik ele bir daha geçmez.

Gece hayatı karanlık bir hayattır. İnsanın her an bir tehlikeyle karşı karşıya gelebilir ya ölür, ölebilir, öldürebilir, sabahı mezarlıkta alır belki yaralanır, soluğu hastanede alır, belki kabahatli bulunur soluğu hapishânede alır, belki aklını yitirip tımarhânede alır, hepsi olabilir. Çünkü gece belâ yüklüdür, karanlığın içi belâ yüklüdür. Hele şimdiki zamanda büsbütün bela kol gezer, sakınmak lâzımdır.

- Ne yapalım ne edelim?

İşin olmadan dışarı çıkma, sokağa çıkma, kalabalık yere girme, lüzumsuz arabalara binme, lüzumsuz çarşılarda dolaşma, kahvehânelerde, çayhânelerde oturma. Ne zaman nasıl bir belâ geleceği belli değildir, kendini sakla. Gece karanlık, karanlığın içinde her türlü bela var, girme. İnsan şeytanı ayrı, cin şeytanları ayrıdır. Biri gelip;

Gel yahu dolaşalım bir parça stres atalım” dedi mi hiç şüphesiz şeytandır. Ya kendi belâya düşecek veya belâya düşürecek.

Şimdi başımıza bir de stres çıktı. Şeytanın dünyası aydınlık değildir, gider bir mayına bastırır darmadağın eder. Bir pise musallat olur, ömründe onun şerrinden kurtulmaz. Bana soruyorlar;

- Şeyh efendi, evlâdımız münasebetsiz insan buldu, bize uymuyor.

Bütün zaman sen evladını kontrol etmedin, bakmadın. Gece dışarıya çıkanın ayağına hiç şüphesiz bir şey dolanacaktır. Gece temiz insanlar sokağa çıkmaz, gece hep pis insanlar dolaşır Ya kerhâneci, ya meyhâneci, ya kumarhâneci.

- Buraları dolaşan adam adam mıdır? Onda temizlik nerde?

Senin şerefin var şerefini gözet. Ya pis bir hastalık almak için pis kadınlarla seni uğraştıracak (Allah muhafaza) veya cebindekini bitirecek veya aklını dağıtacak. Biriyle dalaşacak, biri bir bıçak sokacak, öbürü bir kakma atacak, ya hapishâne ya kabristan. Gece hayatından bu mâdâ dan başka temiz iş yoktur. Gece hayatı şeytanın dünyasıdır. Kendini topla. Peygamber a.s söyledi;

“Akşam namazından sonra gençlerinizi ortaya bırakmayın”.

Gece hayatını kapattın mı, ne ekonomik problem, ne işsizlik, ne hastalık hiç bir şey kalmaz herkes rahat olur. Bütün belâ ondan çıkıyor. Bunu yaparsan şeytanın temsilcilerinin işlerine gelmez, olamaz, ne halt varsa yemeleri için gençliği sen hür bırakacaksın derler.

Terör diyorlar, ne terörü yahu millet terörü bilir miydi? Bilmezdi, herkes akşamdan sonra evindeydi. Terör merör bilmezdi. Şimdi bütün gece ertesi günü yapacak şeytanlığı belâyı fesadı tezgahlar. Sabah olunca milletin üstüne horlatır. Sonra terördür, terörü bitireceğiz! Ne bitirmesi? Gençleri sen içeriye kapat bir defâ alıştır; Gece hayatının gençlere ne olduğunu bildir.

Akşam namazından sonra bizim vaktimizde hiçbir talebe dışarı da görünmezdi. Gece dışarıya çıkma katiyen yasaktı. Münâsebetsiz yerde görünürse mektepten tard olunurdu. Git de seyreyle şimdi talebe olan efendileri, aşağı yukarı nasıl ortalığı dolaşıp duruyorlar. Sonra o gençlik zapt olur mu?

Şimdiki zamanın insanları kendi koydukları kânunlar fesadı durdurabilir kötülükleri önleyebilir zannettiler. Hayır!


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sdohbetlerinden.

18 Ağustos 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 228 - EŞEK YAŞAMI

Kötü tabiatları bir kimse bırakmasa cennete giremez. Kötü tabiat: sevilmeyen huylar, sevilmeyen hareketlerdir. Bırakacaksın ki cennet temizlerin yurdudur. Maddî veya mânevi pislik kabul etmez. Biz elimizden geldiği kadar kötü halleri bırakalım ve Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna güzel tabiatlı ve hoş kimseler olarak çıkalım diye uğraşıyoruz, cahd ediyoruz.

Dünya insanları yoruyor. Dünya insanları eşek yerine çalıştırıyor. Eşek karın tokluğuna çalışır, aylığı veya yıllığı yoktur. Eşek eşektir. İnsan insandır. Kendini müspet yolda tanıtmak için Cenâb-ı Hakk’a yol arayacaksın.

- Müspet yol nedir?

Allah’a tâzim eden kişilerin yoludur, Allah’ın emrini sayanların yolu müspet yol, tehlikesiz yol, selâmet yoldur. Allah’tan uzaklaştıran yol süratle şeytana yaklaştırır.

Dünya, köhnemiş dünya, eskimiş dünya, ömründen pek çoğu gidip, pek azı kalan dünya. Bu dünyada eşek hayatı yaşama.

- Eşek hayatı yaşamak nedir?

Hiç ibâdet kaygısı olmayan kimsenin hayatıdır. Çalışır, belki çoğu çalışmaz.

- Niçin çalışır?

Dünyadan bir şey toplamak ister, toplar yığar. Apartmanlar, hanlar, hamamlar yapar en birinci âletleri evine getirir ve her şeyi evinde bulundurur ondan sonra bitmeyen hırs ve tamahla dünyadan gider. Kabre gidince anlar ki benim yaşadığım eşek yaşayışıymış. Çünkü eşeğin dünyadan âhirete bir şey götürmeye düşünmeye aklı yoktur.

Âhireti için bir şey hazır etmeyen o kimseyi mezarlığa getirdiklerinde kendinin de, şeytanında bir şey getirmediğini görecektir. Eşek mükellef değildi, hiç bir şey getirmedi ama sen mükellef olduğun hâlde hiçbir şey getirmezsen, en azından senin hayatın eşek hayatıdır. Geçti gitti sıfırlandı.

Sen kulluk yapmakla mükellefsin, kulluk o tarafta meydana çıkacak. Maalesef bu asrın insanı bir hiçin arkasında ömrünü tüketiyor. Hiçbir şey almadan geçiyor. Bütün burada çalıştıkları eşek çalışması gibi; eşekte çalışıyor o tarafa bir şey göndermiyor. Çalışıp bir şey göndermediğinde onla beraber oldun lâkin ona azap yok sana azap olunacak ve hesap sorulacaktır. O dört ayaklı olduğu için kurtulacaktır. Ama âhirete bir şey göndermemiş ve hayatı dört ayaklılara benzer iki ayaklı o kimse, iki ayaklı eşeklerin yerine gönderilecektir.

- Dünyanın hizmetçisi oldun ama bir şey getiremedin. Sen nasıl iki ayaklı eşekliği kabul ettin? Senin sıfatın, yaptığın iş dört ayaklıya benzer ama sen iki ayaklısın.

Evliyâların ve ricâllerin yolunu düşünemedin, müminler yolunu göremedin, sana eşeklerin yaptığı gibi bir hayat sürmek hoş geldi. Yedin, içtin teptin veya ısırdın. İşten başını kaldıramadın, sonra bomboş bu tarafa geldin ne yedirdin ne yedirttin!

Onun için insan kendisini tanımalıdır. Tanıdığında ne mükellefiyetin olduğunu bilir. Mükellef olduğun husus iki şeydir

1 - İyilik yapmak,

2 - Kötülüğü bırakmak.

Allah sana bunu emrediyor;

“Ey kul iyilik yap fenâlık yapmaktan sakın!”

Cenâb-ı Hakk’ın senden istediği bu. İyilik yap kabul olunasın. İyilik yapmayan insan sûrette insandır, hakîkatte insan değildir. İşte o sıfatta olanları başka tarafa toplayacaklar. Bunlar kendilerine Cenâb-ı Allah ilâhi lûtfuyla bu kadar nimet ve şeref vermiş o şereflerine karşı şükür etmemişledir diye ayrılacaklardır. Eşek o vakitte diyecektir ki;

- Biz bunlardan geri duralım çünkü biz Suphanallah dedik, bunlar ağzını açıp Suphanallah da demedi, aman bunlar bizden uzak dursun, başka tarafa koy Yâ Rabbi.

- İki ayaklı tabiatı eşek olanlar için başka yer açın, başka barakalar açın!

Denecek. Biz buraya eşek gibi çalışmaya gelmedik. Eşek gibi çalışma mânâsı, âhirete hiçbir şey nakledememe mânâsıdır.

Dünya için kavga etme,ne senin olur ne benim olur. Allah için hizmet ver. Allah hepimiz içindir, hepimizindir. Dünya hiçbir kimsenin değildir. Dünya her Allah’ın kuluna gelip ben seninim bana çalış demiştir, Demediği kul yoktur. Sonunda o kul öldüğü zaman geri kaçacaktır.

Şeytanın arkasına düşme. Şeytan bütün insanları uğraştırıyor, vaat ediyor, ben sizinim diye hepsini aldatıyor. Bu asrın derin ahmaklığıdır. Akıl cihetinden yetersiz olduğunun şâhit ve ispâtıdır ki kendisinin olmayacağının arkasına düşer, ömrünü tüketir, kendisine olacağı bırakır ve gider.

Allah c.c.’ın;

- Ey benim kulum gel benim vahdâniyet denizlerimde yüzesin.

Hitabına dikkat et. Dünya kimsenin olmamıştır ama Allah kendisini isteyenin olmuştur.



Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.