26 Temmuz 2009 Pazar

SOHBET DÜNYASI - 58 - ZAMAN VE MEKANIN DIŞI

Cenab-ı Allah'a hamd ederiz ki bizi iman ile şereflendirmiştir. Mübarek Recep ayıda Cenab-ı Hak'kın kendi zatına nispet edip de şereflendirdiği;

''Benim ayımdır''

Diye kadrine tazim ettiği aydır. Bu ayın 27. gecesi mübarek Miraç kandilidir. Nafile ibadetle o gece ihya edilmeye gayret edilir. Elbette ki mübarek gün ve geceler Cenab-ı Allah'ın tayinindedir. Miraç Gecesinin de ayrı bir hususiyeti vardır. Zaten her gecenin kendine ait bir hususiyeti olmuştur. Bu gece bütün alemlere hidayet olmak üzere ve bütün alemlere hidayet olmak üzere gönderilmiş olan Efendimize Cenab-ı Hak'kın onun mutlak risaletini tasdik ettirmek üzere vermiş olduğu mucizelerle dolu mübarek bir gecedir.

Cenab-ı Hak ilk insan ile peygamberlik müessesesini kurmuştur. Hz. Ademle başlayan ilk peygamberlik; onun başlangıcını yeni doğan ayın haline benzetsek, devam ede ede peygamberlik hilali Efendimizde dolunay olmuş, tam mükemmel suretini almıştır. Efendimizde kemal bulan peygamberlik müessesesinde ondan ötede artık başka bir kemal aranmaz. Binaenaleyh eğer bu bizim dünyamız sonsuza kadar devam edecek olsaydı, Efendimizin risaleti, yeni peygamberliği bu insanlara kafidir. Ondan fazlası aranmaz.

En mükemmel risalet Efendimizde tamamlanmıştır. Efendimizin dünyaya teşrifleri ve peygamberliğini ilan ettiği andan itibaren elbette ki şer kuvvetleri, şerri temsil eden şeytan ve ona tabi olanlar, insanları ilahi rahmetten mahrum ettirmek için Allah'ın ilahi lütuf ne inamından, ebedi nimetlerinden mahrum ettirmek için, şeytan ve yardımcıları harekete geçmişlerdir. Efendimizin temiz ve hep ulvi olan davetine ki;

'' Ey insanlar bir Allah'ı kabul ediniz, bir Allah'ın varlığını ve size mabudun hak olduğunu kabul ediniz, Ona kulluk ediniz''

Dediğinde onun davetini ilk reddeden kendi kavmi olmuştur. Mekke-i Mükerreme' deki kendi insanları ilk karşı çıkanlar olmuştur. Şeytan onları karşı çıkarttı;

- Kabul etmeyiniz, bunca yıldır hayalimizden şekillendirip tapmakta olduğumuz tanrılarımız vardır, yahu bu kadar tanrıları biz ne yapacağız? Müzeye mi koyalım? Nasıl olacak bu kadar tanrılardan biz vazgeçip bir Allah'a dönersek ötekiler ne olacak?

Diye ilk karşı çıkan kendi ahalisi oldu. Efendimiz ağır bastırmaya başladığı vakitte şeytan bu sefer onların Efendimize kaymasından işkillenmeye ve telaşlan maya başladı ve;

- Öyleyse bunu da sorunuz, sizin gibi bir insan değilse mucize göstersin! Yani insanların yapamayacağı işlerden bize göster ki inanalım.

Onun üzerine mucizeler gösterildi;

- Sihirbazlıktır, göz bağıcılıktır.

Deyip Hak ile gelen mucizeleri de inkar ettiler. Nasibi olan iman etti de nasipsizler iman etmedi. Efendimize kendi insanları, kendi kavmi etmedik eziyeti bırakmadılar, her türlü eza ve cefayı yaptılar. Efendimize Cenab-ı Allah;

''Ey Habibim sabreyle çünkü netice senin zaferinle noktalanır.''

Efendimiz Mekke-i mükerremeden bir defa Taif'e gitti. Belki Taif'teki insanlar daha mülayim olur, iman ve İslam dairesine gelirler diyerekten. O zaman oranın habis insanları, müşrikleri, onlarda Efendimize daha ziyade eza ve cefa ile ona hücum edip Taif'ten onu uzaklaştırdılar ve Efendimiz mahzun olmuştu;

- Ya Rabbi, Sen bilirsin, eğer Sen benden razı olmuşsan bu kulların ezasından ben üzülmem . Ancak benim istediğim Senin razılığındır. Ya Rabbi, ben Senin yolundayım, Canım, ruhum Senin içindir. Ya Allah Sen razı olduktan sonra bütün insanların bana eza etmesi bana bir şey getirmez. Mühim olan Senin razılığındır.

Böyle mahzun bir halde Mekke-i Mükerreme'ye döndüğü vakitte o gecede Cenab-ı Hak Habisine Cibril-i Emin'i gönderdi ve ona bildirdi ki;

''Ya Muhammed Mustafa s.a.v.; Rabbin Celle ve ala, seni bu gece mülk ve melekutunu, melekut ve Ceberut unu sana gösterip, Cemaliyle seni şereflendirmek murad eder Ey Habib hazır ol''

İşte oradan başladı ve uzun olarak devam eder. Cenab-ı Hak Habibini ilk olarak Mekke-i Mükerreme'den, Burak-ı Şerifle Kudsü Şerife getirdi. Kudsü Şeriften Peygamberlerin karşıladıkları huzurda Efendimiz bütün peygamberlere imam olarak iki rekat namaz kıldırdıktan sonra Miraç kurulup, yedi gökler geçilip, Sidretül Münteha'ya varılmış, ondan sonrada Cibrillin son durağı olan o makamdan ileriye, ceberut alemlerine, Cenab-ı Hak'kın huzuruna Refref gelip, oradan da ileriye yalnız Efendimiz davet edilmiştir. Efendimiz mülkü de Melekutu da seyretmiş, Ceberut alemine yetişip Cenab-ı Hak ile mülaki olmuş, Cenab-ı Hak ile görüşüp, baş gözleriyle görmüş tek insan, tek varlıktır. Varlıkta ne kadar mevcut varsa hiç birisine o şeref verilmiş değildir. Ancak insanlığın ebedi fahri ve iftiharı olan Efendimizin baş gözleriyle Cenab-ı Mevlayı nasıl gördüğünün keyfiyetini , söylemesi mümkün değildir.

Cenab-ı Hak ile konuşup,Cenab-ı Mevla’nın Cemalini seyrettikten sonra izni ilahiyle, Allah'ın izniyle tekrar ümmetlerini Cenab-ı Hak'ka, Rablerinin huzuruna davete gönderilmiştir. Bu kadar zaman ve mekanı gidip aşıp gelmesi, döşeği henüz soğumadan gidip gelmiş olması, muazzam mucizedir, zamanın ve mekanın dışında kaldığı için, bu üzerinde durduğumuz dünyadaki ölçülere sığmaz, akıl onu ihata edemez. Yalnız iman yoluyla bunu müminler kabul eder. İnanan kimselere ne mutlu. İnanmayanlar mahrum olanlardır. Bu mübarek geceden Allah bize ilahi feyizleri nasip etsin.

Kafirler iki bin senedir;

- İsa a.s.'ın yolundayız.

Diye iddia ederler, aslında değiller, terk ettiler. Lakin İsa Peygamberden sonra onların dinlerini şeytanlar değiştirip bozduğu halde, onlar bozuk itikatlarına devam ediyorlar. Onlar yılbaşlarını kilisede yapıyorlar, bizimkiler kendi evlerinde kendi kendilerine bir şeyler uydurmuşlar yapıyorlar. Onlar bir inanca bağlanmışlar, bizimkiler ne camiye ne kiliseye orta yerde kalmışlar.

Allah uyumaz, Allah seyrediyor. onun için bize tayin olunmuş olan bir mahkumiyet var. O mahkumiyetten biz Allah'a dönmedikten sonra kurtuluş yoktur. Her yerde adım başı barlar, meyhaneler, pavyonlar, diskolar her pislikle memleket dolmuştur.

Bu insanları kontrol eden kalmamıştır. Allah'ta bir milleti bırakırsa o millet ayakta duramaz. Allah'a dönülecek zamandayız. Elhamdülillah artık Cuma namazının genel çoğunluğunu gençler oluşturuyor. İşte deccalları çıldırtan nokta burasıdır. Ümidimiz odur ki İslam her yerde kavranacaktır. Elbette ki Allah'ın ilahi yardımı O'na inananlar içindir.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 57 - EMANETİ GÖZETMEK


Araba benzin olmasa yürümez. Dinde nasihat ile yürür. Nasihat kabul eden dinine sahiplik yapar. Nasihat kabul etmeyen olduğu yerde kalır. Her gün nasihat dinlemek, Aliyyulaladır, yani güzel bir şeydir. Lakin nasihat müessesesi yıkılmıştır. Hastabakıcı, hekimin yerini tutamaz. Şimdi her şey de ehil olan insan kalmadı. İşi bilen, işin hakkını verebilen ve ya işin hakkından gelebilen adam yoktur. % 1 bulsan belki epey bir ganimettir. 1000 de bir çıkar.

Para emanet edilmesinden ziyade, dinimizin, imanımızın, canımızın, namusumuzun, ırzımızın, evlatlarımızın emanet edildiği kimselerdir. Emin değil ise, işte berbat olan odur. Bir kimseye emanet ettiğinde çarçur edip, zayii ettiğinde o kimse emin adam değildir, haindir.

Bir milletin mukadderatı, bir milletin işi kendine emanet edildiği halde, ehil olmayıp o emaneti gözetemediği, zayii vakittedir asıl felaket. ''Filan yerde emin adam bulunur'' Dediklerinde, kendisine bir şey verilip saklaması için değil de büyük bir milletin, cemaatin her şeyi eline teslim edildiği halde, o emaneti Allah tan korkup gözeten kimse manasındadır. Allah'tan korkmayan adam, emaneti gözetebilir mi? Allah tan korkan adam emaneti gözetebilir.

El cahil-i cesur demişler. Cahil cesur olur. Cahillik nedir? Allah’ı ve ya Allah’ın emrini tanımamaktır. En büyük cahillik, Allah'ı tanımamaktır. Allah’ı tanımadığı vakitte, cahildir. Cahil, her şeyi yapar çünkü, Allah’ı bilmez. Allah’a inanmaz. Onun için mesuliyet taşımaz. Her istediğini yapar. O kimseye hiç emniyet edilmez. Bir zaman gelecek ki, kendisine emniyet edilecek kimse kalmayacak.

Diyecekler ki; ''Filan yerde bir emin adam vardır emaneti gözetiyor.” Ne deli herif nasıl gözetiyor, nasıl olur, ne demek bu, daha böyle eski kafalıları “bırakmıyor musunuz ?'' İstediğin gibi ganimet eline geçti ye bitsin, ne emaneti. Bize geldi bitti artık, diyerek bu kafayla Allah’tan korkmayan insan, hıyanet eder. Hain olur, hainliğinde de cesurdur. Çünkü Allah’ın azametini ve büyüklüğünü tanımıyor. Allah'ı tanımıyor ki azametini ve kudretini tanısın. Allah’ın azametini ve büyüklüğünü tanıyacaksın ki O’nun kudretini ve kuvvetini tanıyacaksın. Allah yoktur diyen insan, haşa! Allah’tan korkar mı?

Varlığını kabul etmiyor. Onun için rast gelen neyse, onu sana yapar. Onun için bugün hain insan çok. Hainlik su gibi akıyor. Emaneti gözeten insanı değil fenerle, arasan bulamazsın. İşte Peygamber a.s’

“İlk olarak benim ümmetlerimin zayii edecekleri, bırakacakları namaz ile emanettir, namazı bırakacaklar ve emaneti terk edecekler...”

Buyurmuşlardır.

Allah’ tan korkmayan namazı da önemsemez, onu emniyete almaz. Allah’ı tanımadığı vakitte, emaneti gözetmeye hiç ehem niyeti olmaz, Yahudilerin ahlakıdır bu, bir kimseler hakkında emanet etmeye kalksa, derler ki bizden değildir, bizden olmayan kimselerin malları bize helaldir. Ve emanet zayi olduğu vakitte, namazı da zayii ederler. Allah'ın hakkını vermezler. Ve Allah’ın en büyük emri olan namaz zayi olduğunda , Cenab-ı Hak ilahi gazabını indirir.

Namaz bırakılamaz.. Kulların hakkı emanettir, Allah’ın hakkı namazdır. Bu çok dikkat edilecek husustur. Kuruşu kuruşuna emaneti gözet. Vakti vaktine namazı gözet. ''Namaz için, işim var'' Deme! İş seni bekler, namaz seni beklemez. Namaz geçiyor ama, işin olduğu yerde seni bekler. Sen bitiremeyeceksin zaten o işi. Bitiremeden gideceksin, senden sonra gelecekler yüklenecek, onlarda gene bitiremeyecek onlarda geçecek.

Kaç yüz insan, kaç kavim insanlar işim var deyip uğraştı, bıraktı gitti başkalarına...Onlarda işledi, bitiremedik dedi bitiremeden gidiyoruz dedi gözleri geride kaldı bunlar. Bitiremeden onlarda gitti. Onların yerine başka biri...Onun için işim var deme. O işi olduğu yerde bırak, namazı kıl. İbadet vaktinde iş haramdır. İbadet vaktinde Allah’ın işine bakacaksın .İş senindir, ibadet Allah’ındır. Kendi işini Allah’ın işine tercih edersen sana hayır eder mi? Etmez, edemez.

Cenab-ı Hak bakıyor, kulum kendi işine mi bakıyor benim işime mi bakıyor. Sana sultan gelse; '' Onun hizmetine bakmadan kapıdaki köpeğin hizmetine bakacağım'' dersen olmaz. Sultanı bırakıp da, kedi köpeğin işine bakmak olmaz. Sultanın işini yapmak lazım. İşte tefsir bu...

Cenab-ı hak, kendi ibadetine seni beş defa çağırıyor, sen kötü nefsinin işine bakıyorsun, sonra kılarım diyorsun, sonra kılarım diyen hiç kılmaz. İnsanlar nefis canavarlarına bakmaktan , Cenab-ı Hak’ ka hiç bakmıyor. Her işi teraziye koy kurtarırsın. Kurtulursun. Allah’ın işi bu. Nefsine de ki;

Nefsini ne kadar çekeceksin?

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 56 - FİTNE UYKUDADIR.

“Fitne uykudadır, uyandırana Allah’ın lâneti olsun”

Diye Peygamber Efendimiz lânet etmiştir. Allah bizi fitne uyandıranlardan etmesin.

- İslâm dinini yıkmak için nasıl uğraştılar?

Hak ezelidir, Hak ebedîdir. Bâtıl yoktur. Batılın vücudu sabun köpüğü gibi görünüp kaybolur. Sular akarken köpük sellerle akar ama köpüğün görüntüsü sonra kaybolur. Köpüğün varlığı ancak bir görünüştür ve biter. Batıl ise kısa zaman bir görüntüsü olur, çokları o görüntüye takılır ve o görüntünün onlara bir şey vereceğini zannederler. Bir de bakarlar ki kaybolmuş gitmiştir. Onun için insanlar ya Hak cânibinde, yani ya Hak tarafında bulunurlar veya batıl tarafta bulunurlar. Batıl tarafta bulunanlar asıl suyu göremeyenler ve köpüğe kendilerini kaptıranlardır.

Köpüğe kendisini kaptıranlar tabî köpük kaybolduğunda onlarda kaybolacaktır. Onun için saltanat ve hükümranlıkları hak üzerine olanlar devamlı kalıcılardır.

Hükümranlıklarını bâtıl üzerine kuranlar, Er geç bir zaman içerisinde yıkılıp kaybolacaklardır. Dünya kuruldu kurulalı hak ve bâtıl mücadelesi: Hakkı temsil edenlerle, bâtıldan yana olanlar çatışmışlar, birbirleriyle muharebe etmişler ve sonunda bâtıl ehli kaybolup gitmiş, hak ehli ayakta durmuştur.

Hak ehli yıkılmaz. Hak ile olan yıkılmaz. İslâm hak ile gelmiştir, bin beş yüz senedir İslâm üzerine hücum edip “yıkacağız” Diyorlar. Cenab-ı Hak buyurdu ki;

“Ey Habibim,biz seni hak ile gönderdik. Sen aralarındayken ne de onlardan ayrıldıktan sonra senin yaptığın, yücelttiğin İslâm binâsını kimse yıkamayacaktır. Çünkü temelleri hak üzerinedir. Korkma, onlar sen dünyadan gidesin ve senin getirdiğin din sönsün diye bekliyorlar”

Öyle zannediyorlardı.

- Sabredelim, bekleyelim bu dînin himâyecisi ve kurucusu olan Muhammed s.a.v. dünyadan gidecektir, gittiği vakitte tamam. O zaman kurmuş olduğu binanın yıkılması çok kolay. Biz binlerce yıldır bu bâtıl dinimizi tutuyoruz, çok kolaylıkla onun getirdiğini örtbas eder, yıkar bitiririz.

Müşrikler, kâfirler, Hıristiyanlar ve Yahudiler böyle zannediyorlardı ama avuçlarını yaladılar. Efendimiz s.a.v. dünyadan gitti ahirete teşrif etti, huzuru Rabbûl âlemine vardı ve İslâm günden güne gelişti, genişledi, hükmetti, hâkim oldu. Yıkılmanın tersine, mağripten maşrıka açıldı. Efendimiz s.a.v. zamanından bin defa büyüyerek genişledi, bina yükseldi.

Meselâ: Efendimiz a.s. zamanında bina bir kattı. Hz.Ebûbekir zamanında, o esasa dokunmadan ikinci katı daha üzerine koydu. Müşrikler o bir katı hemen yıkabiliriz zannetmişlerdi. Hz. Ebûbekir’den sonra yıkılır zannettilerse de sonra Hz. Ömer geldi üç kat daha oldu. İslâm, Hz. Ömer’in zamanında hudutlarını genişletti.

- Bunun hakkından gelelim, ortadan kaldıralım ki bu yaşadıkça İslâm açılıyor.

...Ve Yahudilerin kisvesiyle, ateşperest acemlerin hileleriyle Hz. Ömer efendimizi şehit ettiler. Çünkü Hz. Ömer efendimiz kisrâyı baş aşağı yıktı. Ülkesini Islâma kattı, insanlarını İslâm’a çağırıp şereflendirdi, akabinde;


- Hz. Ömer’i şehit ettik, bitirdik, ondan sonrası dikiş tutturamaz, gözleri yılar... Diye düşündüler.

Hz. Osman geldi, o binanın üstüne daha kuvvetli bir İslâm devleti meydana çıktı. Dediler ki;

- Biz bunu da ortadan kaldıralım, bu da bu binâyı daha kuvvetlendirdi, İslâm’ın mîrası yıkılsın artık yükselmesin.

...Ve Hz. Osman’ı da şehit ettiler. Hz. Osman efendimizin yerine Ali keremallahu vecha Hz.leri geldi. Onun zamanında İslâm daha genişledi, daha kuvvetlendi, yıldız daha da parladı, dediler ki;

- Bunlar peygamber ashabının en güzideleridir, bunları da ortadan kaldıralım ve ne yapacaklarına bakalım..

...ve Hz. Ali efendimizi de şehit ettiler. Onun akabinde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimiz geldi. Hıristiyanlar ve Yahudiler komplo üzerine komplo, hile üzerine hile koydular, her melâneti yaptılar, Hz. Hasan efendimizi zehirleterek, Hz. Hüseyin efendimizi de kerbelâda şehit ettiler, dediler ki;

- Kurtulduk! Peygamberin en yakınları gitti ya, kaldık biz bize, şimdi kim gelirse hakkından geliriz,

Hz. Muaviye geldi, İslâm’a düşman olan, İslâm’ı yıkmak için uğraşan nemrut askeri, şeytan askeri orada bir sürü fitne çıkardı.

Ondan sonra gelen umera, İslâm’ı genişletip yaydılar. Bilinen üç kıtada hüküm ferman olan dinimizin kudretli, azametli saltanatını kurdular.

İslâm medeniyeti göz kamaştıran güneşler gibi parladı. Gene İslâm’a düşman olanlar bu dînin yıkılmasını isterlerken, İslâm daha da ileri gitti. İslâm hak temeller üzerine kurulmuştur, yıkılması olamaz.

Fitne çıkıp ta Emevi saltanatı yıkılırken İslâm sancağını Abbâsiler ele aldı. İslâm sancağı yere düşmedi. Bağdat’ta öyle bir İslâm medeniyeti ortaya çıktı ki dünya hayran oldu. Gene İslâm’ın düşmanları terbiye olmadı. Bu kadar yıkmak için uğraştıkları halde İslam binası yükseliyordu.

- Bu hak binâdır bizde bu hak binâya girelim. Demediler.

Abbâsiler zamanında İslâm’ın en parlak medeniyeti zahir oldu. Çeşit türlü hilelerle onu da yıkmayı başardılar, Bağdat’ı da talan ettiler ve sonunda İslam’ın sancağı Osmanlıya devrolundu. Cennet mekan, Firdevs aşiyan olan ecdat-ı izâmımız selâtiyi Osmaniye; Osmanlı pâdişahları, İslâm sancağını aldılar yücelttiler ve yalnız İslâm tarihinin değil bütün dünya tarihinin en muazzam imparatorluğunu kurdular. En yüce medeniyetini, en yüce adâlet ve insâfını temsil ettiler ve ettirdiler. En yüksek medeniyet seviyesine İslâm’ı yetiştirip, bütün güzelliklerini işlediler ve bütün dünyaya gösterdiler.

Başta Yahudiler olmak üzere arsız Avrupa kâfirleri, hepside Osmanlı İmparatorluğunun ekmeğini yedi, yardımını gördü. Bununla beraber içlerindeki gizli kin ve adâvetleri eksilmedi arttı.

İslâm’a karşı olan hasetleri, kıskançlıkları,çekememezlikleri arttı.Tâ ki ecdâdı izâmımızın kurmuş olduğu cihan devleti, Âliyyeyi Osmaniye’yi yıktılar.

Tarihin garip bir cilvesidir ki koskoca devleti Âliyyeyi bizim adımıza, bizimle yıktırdılar. Bizim elimize kazma küreği verip bize yıktırdılar ve İslâm garip kaldı. Seksen sene oluyor ki İslâm garip olmuştur.

İslâm sancağını tutacak ne bir sultan, ne pâdişah, ne kral, ne imparatoru vardır. İslâmın sancağı gizlenmiş, saklanmış, ilâhi muhafaza altına alınmıştır ve ilâhi vaad odur ki; İslam sancağını bir daha çıkaracağım. Bu İslam sancağı magribi maşrıkı kaplayacaktır. Bütün insanlık İslâma gelecektir ve düşmanlar bileceklerdir ki İslâm hak temelleri üzerine kurulmuştur yıkılmaz.

Allah, İslâmın en garip zamanında bizi göndermiş. Lâkin Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim ki Hz. Mehdi a.s.’ın saltanatını da bize göstersin. O zamanda İslâma hizmet ile ve kendi kulluğuyla bize şeref versin. Habibinin şânına tâzim ettirsin.

Not: Ş: Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 55 - TÖVBE GÜNAHI TEMİZLER


Aklı başında olan adam, Allah’ın gazabına kendisini hedef yapmaz. Aklı başında olan adam dokunduğu anda gidecek olan silahın karşısında gelip durursa deli olmalı. Allah’ın gazabına hedef olma, ilahi gazap elbette ki şaşmaz, ilahi intikam da şaşmaz, onun için edep üzerine ol.

Günahımız, hatamız çoktur, lakin kast ile Allah’a karşı gelinmez. Nefsine mağlup olup bir hata işlediğinde hemen;

- Tövbe Ya Rabbi, nefsime uydum bu kötü hataya düştüm.

Desin, geri çekilsin. Ayağı pise basan adam, ikinci defa oraya basmaz, hemen ayağını siler. Günahların hepsi manevi pisliktir .Onun için farkına vardığında geri çık.

Tövbe her günahı temizler. Küfür hepsinden ağırdır. Bir kafirin küfrü, bütün insanların, bütün müminlerin günahlarından daha ağırdır. Küfür en kötüsüdür. Küfür etme, küfre düşme, küfre girme. Hasılı kelam basacağın yeri bil. Mayın döşeli bir tarlayı gösterip;

- Burada iki tane mayın var. Deseler, o iki tane sebebiyle çok dikkatli olur.

- İki tanenin yerine yüz tane mayın var.

Deseler dikkati ne ölçüde olur? Günahlar insanların manevi hayatlarını berhava eder. Mayın, insanın fiziki vücudunu parçalar, atar. Allahualem, Lakin küfür, senin manevi hayatını yıkar, atar. Biri kısa hayatımızdır, öteki ebedi hayatımızdır.

Ayağını denk al, selamet yerde dolaş. Bilhassa bu zaman serbestlik, hürriyet zamanıdır ve insanlara, insanlara değil insan şeytanlarına izin var, her yere mayın dök deniyor. Tutulan tutulsun. Şimdi memleketi dolaşın, gece açılan eğlence yerleri, hepsi mayın tarlasıdır. Kahveden başla ,sonra ileriye doğru git . Hepsi senin maneviyatını, söndüren şeytan merkezleridir. Hiç birisinde hayır yoktur;

- Biz güzel eğleniriz.

Derler, nefsin eğlenmesinde hayır yoktur. Nefsi de eğlendiren şeytandır. Gece hayatı yaşayan insanları, temiz yere gidip güzel eğleniyorlar diye zannetme.

Müslüman’a gece hayatı yoktur. Müslüman için hayat, gündüz, gece ise rahatımızı almak içindir. Onun için millet dert sahibidir, çeşit türlü hastalıklar üremektedir. Bu pis eğlence yerleri, temiz değil hepsi pistir.

Senin eğlencen, senin kendi helalinledir. Helalin dışına çıkıp aradığında, pis necasettir. Oraları, şeytanın pislettiği yerdir . Oraya gidenlerin başından tutar pisliğe batırır. Batırmasa inat ederse, oturakla başından aşağıya döker. Uslu durup da başını eğerse;

- Seni şerbetleyeyim. Der .İnat ederse;

- Sen nasıl inat edersin? Diye şerbeti başından aşağı döker.

Gece hayatı pistir. Kim ne derse desin biz Müslümanlarız, temiz ile pisi ayırt ederiz. Elhamdülillah Müslümanlık temizliktir .Temizi bilmezsen Müslüman olamazsın ki.

- Temiz ile pisi ayırt edemeyen adam nasıl Müslüman olur?

Ayırt edemeyen adam, altından çıkanı ağzına sürer, ettiğini yer. Temiz ve pisi ayırt edemeyen adama kabirde de yaptırırlar.

- Dünyada sen pisle temizi ayırt edemedin ye bakalım. Derler.

Cehennemde de 7 cehennem ehlinin pisliği üzerlerine akar, ondan yedirirler, içirirler. Pislerle gezme, pislerin yoluna gitme, temiz ol. Pislik, gece hayatıdır. Hanımını da koluna alıp kanalizasyonlara;

- Filan yerdeki kanalizasyon çok iyi sıçanlar gibi cap cup batalım.

Bu Avrupa’nın, batının hayatıdır. Cenab-ı Hak kısmet ediyor, 25 senedir gidip geliyorum, eskiden işitirdim ama şimdi işitmeden de geçti görüyorum. Batı medeniyeti dedikleri pis hayatı, batı hayatını maalesef gözümle gördüm.

- Çağdaş dedikleri hayat kiminle çağdaş?

İslam değil, İslam'ı beğenmezler. Hangi kanalizasyonlarda yaşadıklarına göre çağdaştırlar İftihar ediyorlar;

- Çağdaş olacağız. Diyorlar.

O büyük kanalizasyonların içinden dünyada çıkmadıkları gibi, Ahirette de çıkamazlar.

- İslam'a ne için düşmandır.

Temiz olduğu için.

- İslam'a kim düşmandır?

Pis olanlar Çünkü pis yerde yaşayan temiz yerde yaşayamaz Pisliği ister .Pislikten temizlenecektir ama bu çağdaş kanalizasyon ahalisi nerede yaşayacaklar?

- Biz kanalizasyonları kapatmayacağız, taşsın, dökülsün, içine girip çıkalım, bütün vücudumuz temas etsin, açılıp saçılalım, bütün vücudumuz batsın. Diyorlar.

İnsancıklar, insan müsvetteleri. İnsanları aldattılar, çağdaş hayat, pis
hayat, ırz, namus, din, haya yok,edep yok. Çağdaş hayat diyorlar. İşte bizim davamız budur. Bizim nasihatimiz da temiz olmaktır. Temiz olalım, temizliği kabul edelim, pisliği kabul etmeyelim. Cenab-ı hak bizim günahlarımızı affeylesin ve temiz olarak bizim hayat sürmemizi nasip etsin. Kötü arkadaşlardan bizi saklasın.

İnsan kendi refikinden azar demişler. Bir kimse geldi, karısı kaçmış, ağlıyordu.

- Ne oldu da kaçtı? Diye sorunca;

- Gece eve gelmezdim dövmeden, sövmeden kaçıp gitti, Dedi.

- Ne yapalım?

Tövbe edecek, bir daha pis yere gitmeyecek, kötü arkadaşlarla olmayıp evine dönecek, sonra değilse bir şans daha var, eğer 40 gün zarfında kendini düzeltebilirse devam eder, değilse dünyada çok başı ağrır, Ahirette de kurtuluşu yoktur. İnsanı azdıran kötü arkadaştır. Bir pisliğe düşürür,onu dünyanın suları temizleyemez,bir hastalığa tutturur, dünyada tedavi olmaz.

Gençler dikkat etmelidir, onların peşinde şeytan çoktur. Kız ve oğlanları avlamak için şeytan, çok dolaplar döndürüp tuzaklar kurmaktadır. Onun için dikkat et teslim olma. Şer kuvvetiyle teslim olma . Kendine sahiplik yapamayan adam acizdir;

- Boynuma ip bağla da çek beni.

Dersen sana yakışmaz. İradesiz bir kimse olup, boynunda yular taşıyan bir eşeğe benzemek sana yakışır mı? Sen insansın iradeni kullanacaksın. İraden boşaldıysa frenler tutmuyor, frenler tutmuyorsa arabanın işi bitti demektir. İradesiz adam, frenleri boşalmış adam, adam mı? Buna dikkat et aklında tut. Tutmazsan freni patlamış araba gibi bittin demektir.

Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 54 - TEMİZ TOPLULUK

Ne kadar insanlar toplanırsa, o topluluk Allah için değilse şeytana aittir. Toplanan kimseler de şeytanındır. Şeytanın defterine yazılan adam için dünyada ve Ahirette tehlike vardır. İsmini dünyadayken şeytanın defterinden sildirmeyen adam, şeytan nereye giderse onunla beraber gidecektir.

İsmini peygamberin defterinde yazdır. Evliyaların defterine ve iyi kimselerin beraberinde yazdır. Kurtuluş istersen onlarla beraber ol, ismini iyilerle yazdır. İsmini iyilerle beraber yazdırmayan kimse dünyada da ahirette de iflah olmaz. Onun için İslam dininde, Müslümanlıkta en mühim olan nokta, insanların iyi toplulukların içerisinde olmalarıdır.

İyi bir toplumun içinde olursan Cenab-ı Hak seni gözetir. Kötü toplulukta bulunan insan eşkıyadan olur. Eşkıyalığın falakadan tut, kılıca kadar cezası vardır. Dövülürde, hapsedilirde, asılırda, kesilir.

Kötülerin meclisinde bulunan kimse, dövülmeye, hakaret edilmeye, hapsedilmeye veya asılmaya kendini takdim eden ahmak adam olur. Kötü toplum içinde bulunan adama ya kötek var ya tekbir var ya hapis var ya da asılıp kesilmesi vardır.

Topluluğun temiz kalması için, topluluğun arasında olan pislik ayırt edilmelidir, alınmalıdır. Topluluğun arasında bir eşkıyanın bulunması o topluluğu berbat eder. Nitekim bir kasa içerisinde gelen meyveler olur da, arasında gizlenmiş, çürümüş, ekşimiş, kokmuş meyve bulunur, eğer onu alan tez elden bulup atmazsa, temas ettiği öteki meyveleri de çürütür ve atılmasına sebep olur.

Toplum fertlerinin arasında onların vücuduna müsamaha edilirse, hepsini bozacaktır.100 hayvanın içine uyuz bir hayvan koysan, kime dokunursa onu uyuz yapar. Bir davarın içine kuduz bir hayvan koysan hepsini uyuz eder. Onun için sen, temiz toplumun içinde bulunmaya bak.

Şeytanın topluluğunun içinde uyuz da var,kuduz da var. Er geç şeytan topluluğunda bir belaya düşer ve kurtulması çok zor olur.

- Düşüp kalktığın, yiyip içtiğin topluluk nasıldır? Bak! Şeytani mi, Rahmani mi?

Şeytaniyse sakın gitme, sana bulaşmadan oralardan ayrıl. O pis işler sana bulaşmadan oralardan ayrıl. Şah-ı Nakşibendi hz.:

Hayır cemiyetleri topluluktadır ama Allah için toplananların topluluğudur,” Demiştir.

Her topluluk sana fayda getirmez, her topluluğa da şerefi olan adam
girmez.Çok topluluk vardır ki oranın müdavimleri kalır, gelip gidenler işin farkına varmadan temiz girerler, pis çıkarlar. Sağ girerler, hasta çıkarlar. Diri girerler, ölü çıkarlar. Onun için topluluk mühimdir. Topluluk hakkında Peygamber Efendimiz;

“Cenab-ı Hak’kın kudret eli topluluktadır” Buyurmuşlardır.

Temiz topluluk, Cenab-ı Hak’kın kudreti altındadır. Onun için O’nun kudreti altında bulunan meclisleri aramalısınız. Allah-u Teala’nın kudret eli bulunan meclislere bir şey dokunamaz. Allah’ın kudret eli cemaatin üstündedir.

Cemaat; Her şeyi Allah için oturan, kalkan, söyleyen, dinleyen, yıkan, her işi Allah için yapan bir topluluktur. Allah için oturup kalkmaktan seni kim men eder?Kötü nefsin yok eder. Nefis der ki;

- Sen benim içinsin, beni avutmak içinsin. Bunaldım dediğim zaman kalkacaksın, ben istediğim için oturacaksın, istemediğimde ayağa kalkacaksın, gideceksin!

İnsan nefsi, böyle şartlaşıyor seninle;

- Benim dediğim olacaktır!

Diyince, sen de tir tir titrersin,

- Hayır. Diyemezsin. Nefsin sana;

- Benim istediğim olacak! Dediğinde;

- Hayır, Allah’ın istediği olacak!

Diyemeyen adam Cenab-ı Hak’kın muhlis kulu olamaz. Şeytan da kuldur, kulluktan çıkacak adam yok, hepsi mühürlüdür. Lakin şeytan iyi kul değil asi kuldur; Kafir, serkeş, söz dinlemez, utanmaz, arlanmaz, kötü, yaramaz bir kuldur. Hepimiz Allah’ın kuluyuz. Allah’a kul olmayan ins ve cin yoktur.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

25 Temmuz 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 53 - DESTUR

Destur almaksızın olan meclis ölü bir meclistir. Din maneviyattır. Dine inanan adam maneviyata da inanacaktır. Maneviyata inanmayan adam, dinin maneviyatını alamaz. Meclisi canlandıran, mecliste hazır olan kimsenin, manevi nazar ve kuvvet sahibi ve bu asırda İslam üzerinde halife, manevi halife olan zattan edep olarak destur alması lazımdır. Hemen haberini alır ve hemen cevap verir. Vermese olmaz çünkü peygamber halifesi olamaz, cahil ve kör olamaz, ademi iktidar onda olamaz . Hepsine muktedir. Ondan destur almak için “destur” dedin mi, hemen o haber alır ve bu mecliste ne konuşulacağına dair bize yol verir. Bu mecliste ister çoban olsun, ister ırgat olsun,hepsi alimler, hepsi sultanlar olsun, hepsi evliyalar, hepsi talebeler olsun fark etmez. Sen seçebileceğini seçeceksin, alırsın. Değilse bazı dükkanlar vardır orada yalnız piyaz vardır,

- Fasulye veya başka ikincisi var mı?

- Yok.

Adam der ki;
- Bu bana uygun değildir.

Bunun gibi bazı yerlerde yalnız pilav yapılır, o pilava kanaat eden oraya girer. Bazı dükkanlar vardır, işkembeci, ciğerci gibi, ikincisi olmayan. Aşçı dükkanı oldu mu, orada istediği gibi yer ve kalkar gider. İzin veren kimsenin sohbet meclisinde ne kadar kimsenin olduğunu bilmesi lazımdır.

Bu manevi bir sofradır, her birinin tabiatı nedir ve ya perhizi nedir ve ya onun bünyesine uygun nedir bilir ve söyletirler. Sen uygun olanı
alacaksın, ötekine karışma. Destur aldığın vakitte,onlar sana tertip ve idare-i nizam gönderir. Hazır olan da ondan keyif alır, lezzet bulur, o meclise devam eder, feyiz alır.

Destur almayan adamın meclisi sönüktür. Takdim ettiği şey plastik cinsinden veya mumdan ibarettir. Plastik meyveler vardır, binaenaleyh o kimse satın alıp eve gittiğinde, tecrübe eder, yiyip ısırdığında;

- Bu güzel iyi şeyler söyledi ama hiç bize uymadı, uyduramıyoruz.

Görünüşü havuç gibi, elma gibi, yalnız ısırdığın vakitte elma suyu
dolduracağına, plastik tadı gelir, kokar.

- O mecliste bize onu takdim etti ama hiçbirisi yenmez bunların!

Destur almayan adamın mecliste vereceği sohbetler, işte böyle uydurma meyveler gibidir. Destur aldığı vakitte, o senin ruhaniyetini takviye terbiye edecek ve nidalandıracak ilahiyat meclise gelir. Yersin içersin, cennet bahçelerinden bir bahçedir; yer, içer, zevk edersin. Meclis diridir, canlıdır. Şeytan dolabında bile bazen üst sağ köşede “canlı yayın” yazar. Canlı yazılı olan, öbüründen daha dikkat çekiyor.

- Meclis canlı olunca niye dikkat çekiyor?

Meclis, manevi kuvvet sahipleriyle canlanır. Destur dedik, gönderildi.

- Ne isterdiniz?

- Biz istediğimizi bilmiyoruz veya aç kimseleriz. Ne isterseniz gönderiniz diyoruz. Helal olmak şartıyla ne isterseniz gönderiniz, taştan yumuşak olsun yeter yeriz.

Yoksa bir avuç fukara vardır ki hiçbir şeyi geri çevirmezler. Meclis o meclistir.

Tarikat insanları Ahirete ve Ahiret gününe, mizana, sırata, huzur-u Rabbül alemine hazırlar, dünyaya değil. Usturayı kalemtıraş için kullanırsan o bile kördür, her şeyi yerli yerinde kullanmak adalettir. Yerli yerinde kullanmadığın vakitte zalim olursun.

Oturağı çocuklar için abdesthanede bulundururlar, onu alıp mutfağa koyarsan yerinde olur mu? Olmaz. Tencereyi alıp,abdesthaneye koysan onu yerinde kullandın mı? Yeri değildir. Her şeyi yerli yerinde kullanmak mühim esastır. İslam da yerli yerinde bir şey kullanan adam tamamdır. Cenab-ı Hak’kın ilk emredişi;

Ey insanlar,eşyayı yerli yerinde kullanacaksınız, israf etmeyeceksiniz!”

Pencereyi kapının olduğu yere koymayın, onun gibi her şeyi yerli yerinde kullanmak İslam da mühim esastır. Şeriatı nerede kullanacağını bileceksin. Şeriat, dünya nizamı içindir,l akin müeyyidelerini, şeriat hükümlerini teyyid eden esaslar yapmadığınız takdirde bir cezası olacaktır.

Şeriat dünya nizamı için, dünya hayatını tanzim eder. Kur’an-ı Kerim’den ve hadis-i şeriflerden alınmıştır. Her şeyin haddini gösteriyor.
Senin duracağın yer bu, haddin bu diye gösterir ve şeriat düzeninde, insanın dünya hayatı nizama,intizama girer. Helalinden kazanır ve helal yolda sarf eder. Namazını, orucunu, zekatını verir ve dünya işleri de tamamlanır. Tarikat sırf ahiret içindir, sırf Allah içindir. Oraya bir şey karıştırma, karıştırdın mı bozuluyor.

Ovaya “Gerden” derler. Bir gerden süt getirip, sütü bir kazana döktüğünüzde, kazanda azıcık bir kirlilik olsa, bütün kazanı bozar. Tarikat elbette ki dünya kirine tahammül etmez. Dünya kiri işin içine girdi mi hepsini söndürür. Dopdolu bir tekerleğe iğne veya çivi batırsan içi boşalır. Tarikatın havasını alan dünyadır. Dünya ile tarikat yürümez.

Tarikat sırf Allah içindir. Tarikatı sen sırf dünya işi için kullanacak olsan kuvveti gider, tekerleğe çivi batırdığın gibi söner, gider. Tabi biz ahir zamandayız ve şeytan zincirlenmemiştir, ona kıyamete kadar izin vardır. Onun için şeytan, şeriat tutanların arkasından koşturduğundan daha fazla, tarikat tutanların arkasından koşturur.

- Şeytan ne içindir?

Tarikatı bozmak için. Tarikatla dünya talep ettin mi, şeytana teslim oldun demektir. Hiçbir kıymeti yok, hiçbir manevi gücü olamaz. Olanlar oldu ki böylelikle çok tarikatlar durmuştur. Önleri kesilmiş, yolundan öteye yol verilmemiştir. Bir yere gelmişler, tren istasyonlarına, istasyonda demir engeller vardır, ondan öteye gidecek yol yoktur. Mümin Allah’ı arayacaktır. Müminlerin Rabbi araması farzdır.

- Bizi yaratan nerede, arşta mı, kürsüde mi, dünyada ne ararsın, tavşan mı tutarsın, neyin arkasından koşturursun,1 milyonun mu, 5 milyonun mu? Arkasından koşmaya, ömrü onun için çürütmeye değer mi, Allah nerede? Allah’ı bulalım deyip, aramıyoruz.

- İşittik ki Şeyh Efendi İstanbul’a gelmiş, arayıp bulalım, nerededir?

Şeyh efendi de senin gibi bir insan, sevdiğinden, saydığından dolayı arayıp kendisini, bulabiliyorsun da, Allah’ı niçin aramazsın? Aranmayacak, istenmeyecek birisi mi? Hakkımız yok mu.

- Rabbimiz nerededir?

Diye arayıp sormaya. Yazıklar olsun ki dünya matahından arayıp duruyoruz. Dünya menfaati için bütün himmetimizi, gücümüzü sarf edip duruyoruz.

- Rabbimizi aramak yolunda hiç gayret sarf ettiğimiz var mı?

- Rabbimiz nerede?Ya Rab sen neredesin?

Cenab-ı Allah;

Ben seninle beraberim,sen neredesin ey kulum, Ben senin şah damarından daha yakınım, sen nereye bakarsın, etrafına bakarsın sen, sen dağıldın, arayacak yeri bıraktın, sağda solda arıyorsun, sendeyim, senin kalbindeyim, gönlünün tahtında Ben’im, ne bulmak istersin, bulacağın şey Ben’den daha mı kıymetli, zengin,ganidir?” Diyor.

Kalp, müminin kalbi, Allah’ın arşıdır. Tarikat bunu gösterir. Tarikata girdin mi yolun budur. Dünya, senin hayvanını beslemek için olan tarladır.
Ekeceksin, biçeceksin, hayvanını besleyeceksin, lakin senin işin o değil. Senin hayvanın;

- Durmadan beni besle, semirt. Der.

Ne olacak sonra semirip semirip? Sonunda kabrin içinde kutlara yem olacaksın. Kurtların, yılanların,çıyanların semirilişinden kaçamayacaksın.

Not; Ş. Nazım Kıbrısi hz.

SOHBET DÜNYASI - 52 - BESMELENİN ÖNEMİ

Besmelesiz işten hayır bekleme, çünkü mühim olan sonuna yetişmektir. Sonu selamet yetişirse o vakit iyi. Ekinlerin yeşermesine bakıp da ;

- Erken oluyor. Diye ümitlenme.

Hüküm sonunda oluyor. Başlangıcında, görüntüsünden hüküm
çıkarılmaz, hükmü sen harmanlayıp yığdığında, o zaman bakıp;

- İyi iş oldu. Diyebilirsin.

Besmelesiz işin neticesi yoktur. Epey zaman hem kendileri aldattı, hem aldandılar. Görünüşü güzel ama saman gibi, başağı verir de tane tutmaz, Allah bir rüzgar estirir,

- Arpalar, buğdaylar, çalındı. Derler.

Besmelesiz işe başladılar ve devam ediyorlar. Kamış gibi olduğuna da
bakma, başağa da bakma, başağın içindeki taneye bak. Besmeleyi unutan kimseyi Cenab’ı Hak;

“Demek Ben’den yardım istemezsin, kendi kendine bu işin hakkından geleceksin ha?”

- Cenab-ı Hak’kın yardımı olmazsa kim ayakta durabilir? Hangi medeniyet, hangi millet, hangi devlet, hangi hükümet?

Lakin Cenab-ı Allah bir vakit tayin eder, o vakitte hurra yıkılır gider. Besmelesiz bina ayakta durmaz. Besmelesiz hükümet devam etmez, faydalı olmaz.

Bu günkü hallerden ibret alan akıllı olandır ve söylediğimiz sözün doğruluğuna inanır. İşte bütün tarikatlarda esas olan, Cenab-ı Hak ile beraber olmaktır, şeytanla beraber olmamaktır.

Küfür etmek istersin, et, kolay. Şeytan gelir ve senin yanından ayrılmaz, şeytan senden ümit kesmediği vakitte, seni bırakmaz. Senden ümidi varken seninle dolaşır;

- Bu bizim yolumuzdan çıktı. Diye hükmetti mi, öbür şeytanlara da ilan eder ki;

- Filan kimseye yaklaşmayınız, çünkü sadece yanınızda yorgunluk kalır.

Şeytan bir kimseden ümidini kesti mi o kimse velayet sahibidir. İnsanları çirkinleştiren günahtır. Ta ki o günahı bırakıncaya kadar, ne yapsa o çirkinliği üzerinden gitmez.

HİKAYE
Peygamber a.s.’ın kapısına bir gün şeytan gelmiş, kapıya vurup, içeriye girmek için izin talep etmiş. Kapıyı açan kimse bakınca öyle telaşlı ve korkuyla karışık biçimde demiş ki;

- Ya Resulullah, kapıda acayip kılıkta birisi var, lakin böyle çirkin birisini hiç görmedim. Resulullah;

- Yol ver girsin.

Girdiği vakitte selam verir. Resullullah;

- Selam bizedir, sana olmaz, sen uzaklaştın, onun için sana selam yok, selamet de yok. Bunu kabul et. Peki buraya niye geldin, bunu anlayamadım, bu meclistir, benim meclisimde hazır olanlara bir şey yaptıramazsın, niye geldin?

Şeytan;

- Buraya ben gelemem, seninle beraber olanlara dokunamam, lakin Rabbin bana emir eyledi ki ;
“Ben’im Habibim filan yerde sohbettedir, ona sorular sorduğunda doğru cevap veresin, eğer yanlış cevap verirsem kül ederim, ikinci defa hayata gelmesine imkan olmaz”

Bunu duyan şeytan ürkmüş, titremiş, yok olacağından değil de onun derdi, Muhammed’in ümmetini azdıramayacağından korkmuş. Onun derdi, ümmeti Muhammed’in kulları cennete girmesin, cehenneme girsin diye
uğraşamayacağındandır. Eğer yokluğa atarsa ümmet rahat olur, şeytan da olmadığından hepsi cennete girer. Cennete gireceğine hepsi cehenneme girsin diye uzak durmuş.

Peygamberin meclisi şeytandan mahrumdur, o oturanlara, o meclise şeytanın gelmesi yasaktır. Evliyaların meclisine de yaklaşamaz, uzaktan uzağa durur. Velinin inayet ruhundan da yanar diye korkar. Şeytanı üzerine çeken insanın kendi nefsidir. O gelmeyi istemez ama biz kapıyı kaldırıp;

- Gel içeriye muhabbet edelim.
Dersek, gelir. Sohbet de insanın nefsini bastırır.

Sohbette fayda vardır. Nefis o tarafa bakmaz ve insanın ruhani kuvveti artar, şer kuvvetine karşı mukavemet edeceği kuvveti artar. İnsanların bazıları önündeki sohbetle yetinir, bazıları seneden seneye bir sohbet hasıl olursa ona yetişir, bazıları aylık, bazıları haftalık, bazıları da günlüktür. Günlük sohbet ister ki doğru gitsin.

Efendimiz s.a.v, Ashab-ı Kiram’ını bu surette terbiye edip, nefislerine hükmedecek mertebeye onları getirdi. Nefsine hükmeden adam, cehennemden nefsini koruyabilir. Kontrol edemeyen adam, o her an
tehlikededir, ona bir şey isabet edebilir. Her şey Cenab-ı Hak’tandır lakin ayağını taşa vursan, bundan nefsini mesul tut. Çünkü nefsin istediği için Allah onu bıraktı.

Bir gece köprünün üstünde bir adam vardı,

- Kendimi atacağım. Diyordu.
Bıraksalar adam kendisini atacak. Kullarının aklı olduğu için, Cenab-ı Allah kullarını serbest bırakıyor. Aklını kullanacaksın ve kendini şerre atmayacaksın. Köprünün üstüne çıkıp;

- Atacağım kendimi. Derse, demek ki aklını kullanmıyor.

İş yaptıktan sonra başlar. Ölüm kolay mesele değildir. Herkese ölüm gelecektir, ölümden kurtulacak adam yoktur. Lakin ölümü aceleye getirmesi, o kimsenin talihsizliğidir. Allah kimseyi düşürtmesin. Zanneder ki ölüm her şeyi kapatır, kurtuluştur. Ama değil. Kendini neyle öldürdüyse onunla, örneğin demirle öldüyse, cehennemde elinde demir, onu boyuna öldürürler . Kendini zehirle öldürdüyse, zehirlenerek böyle azap çeker, boynuna ip geçirip astıysa, asıp asıp azap çeker, azabı durmaz. Hangi surette kendisini öldürdüyse, kendisini boyuna öldürür durur.

Kendisini dünyada öldürüp kurtulacağını zanneder. Hayat ilahi bir
lütuftur, varlığa gelmemiz Cenab-ı Allah’ın bize sonsuz bir ihsanıdır. İyiye
kullan, kötüye kullanma. İyiye kullan ki hayatın sana zindan olmasın, ferahın olsun.

Doğru yolda yürüyen kimselerin içlerinde ferahı vardır. İlahi lütfü yerinde kullan, adalettir, insaniyettir, iman ve İslam dır. Kullanamadığı takdirde en ufak bir şeyde geğis hali gelir. Bu ümit kesmektir, yani bundan sonra bana ne olacak gibi. Önünü karanlık gördü mü geğis halidir.

Ümitsizlik; insanı kahreden odur. Cenab-ı Allah’ın adaletinden ümit kesmek haramdır. Evet insan belki isteyerek, belki istemeyerek her sıkıntıya düşebilir ve hiç kimse zannetmesin ki sıkıntıdan kendi gücüyle çıkabilir. Yok. lakin seni o sıkıntıdan çıkaracak Cenab-ı Hak’tır. De ki;

- Aman Ya Rabbi, ben geğis kuyusuna düştüm, geğis kuyusundan beni çıkaracak senden başka kimse yoktur.

Onun için belini doğrult, rahmet seni kuşatsın. Amelin kötü olursa, etrafını karanlık sarar. Karanlığın içinde kalan adam ümitsizliğe düştü mü, en kıymetli hazinesini hemen inkar edip;

- Ben bittim artık. Dedi mi biter.

Allah o hallere düşürtmesin.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 51 - SADAKA BELAYI ÖNLER

Bazı münasebetlerden dolayı Londra’da, Yahudilerin evlerine giderdim. Onların kapılarında muhakkak bakır levha üzerine kazınmış 10 emirleri vardır ve yanında kutuları da bulunur. O kutular, siyonizmin dünya hakimiyeti içindir. Yardım için,Yahudi ailesinin her ferdi o kutuya para atar. Çocuklarına 5 penny,10 penny vererek o kutuya para atmaları için alıştırırlar. Küçük büyük, herkes o kutuyu bilecektir ve oraya para atacaktır. Bu bize yakıştığı halde yapamıyoruz.

Kapının önüne bir kutu koy ve;

"İslamiyet içindir. Allah yolunda"

Diye yaz, geçerken hatırla, oraya bir şey at. Kapıdan çıkmadan önce bir şey atarsan, Cenab-ı Allah seni muhafaza eder. Bir sadaka 70 bela kapısını kapatır.

Bir gün Avrupa’dan geliyordum Yugoslavya’nın yolları pek berbattı. Huduttan girerken dikkat ettim, halinden düşkünlüğü belli yaşlı bir hanım kendini dilenir göstertmemek için eline bir sini almış, ihtiyacını arz etmeye bir vesile olsun diyerekten, sininin içerisine de 5-10 erik koymuş. Bizim şoföre;

- Bu kimseye biraz sadaka ver.

Dedim. Geçerken ona sadaka verdi ve erikleri de alıp arabanın önüne koyuverdi. Hududu geçtik, epey de o memleketin içerisinde yol aldıktan sonra bir yere geldik. Biz , burnu uzun olmayan toyota marka otomobille, kendi yolumuzda ilerliyorduk. Karşıdan askeri bir konvoy geliyordu, ben şoförün yanında otururken dikkat ettim, karşıdan bir kamyonet çıktı ama karşısında birden bizi görünce şaşırıp yine sırasına girdi. Lakin onun o hareketinden şaşıran acemi bir asker, kendi dışarıya çıktı ve kocaman çelik askeri araç üzerimize gelip güm! Diye vurdu. Bizim arabanın içi alt üst olup, bütün eşyalar yere düştü. Dev gibi çelik araba, bizim mukavva kağıdı gibi
arabaya vurdu ama cam bile kırılmadı. Benim oturduğum yerde ayağım, demir çekmece gözü gibi bir yere çarptı o hatmede, parmağımdan daha kalın bir demir yamulduğu halde ayağıma bir şey olmadı. Arabadaki 7-8 kimsenin burnu bile kanamadı. Polisler geldi, yazdılar, çizdiler, askere yol verip gönderdiler. Emniyet kemeri kullanmıyordum ve araba hurdahaş olmuştu. Polisler düşündüler;

- Bir yük arabası getirip bu arabayı alalım, sizde oradan bir vasıta bulup gidersiniz

Dediler. O kadar hurdahaş olmuştu ki onlar da arabadan ümidini kestiler. Ben dedim ki;

- Çevir anahtarı!

Araba çalıştı, bizim Hacı Mustafa Efendi şaşırdı;

- Motora bir şey olmamış, dedi.

- Dümene bak, dümen dönüyor mu? O bastığın alametler nedir? Stop mu, o da yerinde mi? Diye sorunca,

- Dümen yerinde hepsi iyi.

- Öyleyse bu şeytanların önünde dön bir manevra yap!

Dedim, yolu dönünce polisler şaşırıp kaldı ve akşam ışıklarımız olmadığı için o polisler de önümüzde eskort yaptılar. Eskort ile şehre kadar yetiştik. O arabayla İstanbul’a kadar geldim.

Hasılı kelam o; Sadakanın bereketinedir. Binaenaleyh sadakayı unutma! Cenab-ı Peygamber;

“Bilesin ki sadaka,önce Allah’ın eline düşer,”

Diyor. Onun için müminlerin anası Aişe-i Sıddıka anamız bir fakir
geldiğinde, sadakayı önce yıkar, sonra kokular, ondan sonra verirdi.



Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

11 Temmuz 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 50 - NEFSİN GÖRÜNTÜSÜ


İnsan; İyi amelde insandan, kötü amelde insandandır. İyi amel kamil insandan, kötü amel pis insandan çıkar. Demek ki kamil insanın alameti nişanı, ondan süt sağılır. Kamil olmayan insandan sidik gelir. Onun için;

“İnsan suretiyle insan olmaz, siretiyle (Gözün görmeyip gönlün gördüğü, kişinin iç profili) olur”

Demişlerdir. Süt veriyorsa insan, sidik veriyorsa hayvandır. Evliyalar öyle demiştir. Siretin önemi olmuş olsaydı ana karnında 40 günde insan sureti meydana geldi. Lakin özellikli insan yapabilmek kolay değildir; uğraşmak ister, didinmek, cihat ister! Cihat dediğin vakitte; nefsine cihattır. Sana kılıç sallamak kolaydır da nefsine kılıç sallaması kolay değildir.

İslam'ın büyüklüğüne bakın! Evvela nefislerinizle mücadele edeceksiniz, nefislerini kahredeceksiniz ki sizin insanlığınız meydana çıksın. Değilse nefsaniyetinizin sureti sizleri kapar ve kurt iseniz kurt olursunuz. Nefsinizin galip sıfatı eşek ise eşek çıkarsınız, ayı ise ayı suretinde çıkarsınız. Bu dünyadaki iki ayaklı görüntünüz, Kıyamet gününde, her halükarda da sizi insan olarak mahşer yerine getirecek diye beklemesin! Çünkü Mahşerde herkesin sıfatı belli olur. Şimdi kurt gibi adamlar insan gibi görünür. Mahşerde ortaya çıkacak, kurt sıfatına girdiğinde insanlar soracak;

- Nereye kayboldu bu herif?

- Bu aç kuduz gibiydi, işte bu köpek oldu.

Denecek. Dünyada kurt tabiatlı olan, köpek, ayı, eşek, yılan, akrep, çıyan tabiatlı olan, dünyada insan gibi göründü, Ahirette ise hayvan tabiatında olduğu için bu surette görünecektir. İşte mühim olan suretimiz değil siretimiz ve nefsimizin sıfatı neyse o dur. Onun için bize nefisle mücadele emir olunmuştur. Nefisle beraber görünmekten sakınınız. Çünkü kıyamet gününde nefsin hangi tabiatı sizde galip ise o sıfatla görüneceksiniz.

- O adam adamdı, nasıl kurt oldu? Sen dünyada insan değil miydin?

Diye sorduklarında;

- İnsandım ama kurt gibiydim. Diyecektir.

Hasılı kelam hangi tabiatı galip ise o mahlukatı besler. Kıyamet gününde Allah’ın karşısına o şekille çıkacaktır, dikkat etmek lazım. Dünyada suretimiz galiptir ama, ahirette siretimiz neyse odur. O gün sura üfürüldüğünde insanlar bölük bölük, alay alay gelir ve her birinin sureti başka şekildedir.

Onun için İslam insan nefsini terbiye etmek için gelmiştir. Millet;

- Başım, dişim! Der hekime koşar,

- Hastayım da iyi olayım, kurdum, tilkiyim, bu eşeklikten kurtulayım.

Diye kimse manevi cihetten sormaz. Herkes der ki;

- Biz iyi hayvanlarız, yiyip, içip, abdesthaneye koşarız.

Abdesthanecinin kıymeti; abdesthanenin içindekinin değeri kadardır. Çoğu pisliktir, ürettiği de pisliktir. Temiz iş Allah'a kulluktadır. Allah bizi affeylesin. Allah’ın divanına çağırılacağız ve Allah bize bakacaktır;

“Bu kulum nasıl geldi, abdesthane deki gibi mi?Temiz mi?”.

Din temizlik içindir. İman manası, temizlik, nezafettir. Temizlenmedikten sonra bir kıymeti yoktur.

Zahiri ve manevi temizlik başkadır. Temizlik yapacak adam bulmazsan ilelebet temizlenemezsin. Muhiddin-i Arabi Hz.;

“Muhakkak seni nefsaniyetinin pisliğinden kurtaracak bir mürşide muhtaçsın”

Mürşidin olmazsa kendi yolunu, Allah’ı bulamazsın. Allah’ı bulmak için evvel Allah dostunu, evliya ve evliyaullahı bulacaksın. Sultanı bulmak isteyen adamın evvel içeriden bir adam bulması gerekir. Allah’ı bulmak isteyen, Allah’a mensup olan, Rabbani kimseleri bulacak ki, Allah’ı bulsun. Allah’ın has kullarını bulmadan Allah’ı bulamazsın. Lakin şimdi insanların arasında şeytan doludur, evliyaları inkar eder. Evliyalar Allah dostlarıdır, onları bulmazsan Allah’ı nasıl bulacaksın?Allah dostlarına sen ikram etmezsen, Allah senin ikramını kabul eder mi?

İşte bundan ibarettir ama kuvvetlidir, anlayabilirsen ve tutabilirsen hiç korkma. Sadık olmak çok zor, lakin Cenab-ı Allah sadıklarla beraber olmamıza da razı olur. Cenab-ı Allah;

“Sadıklarla beraber olunuz” Diyor.

Not: Ş.Nazım Kıbrısi

SOHBET DÜNYASI - 49 - HAKİKATLER


Kötü nefsin elinden sana sığındık, yaramaz kullardan sana kaçtık, Salih kullarının peşinde koşmaya iktidar ver Ya Rabbi.

- Salih kulları niçin istiyoruz?

Salih kullar Allah ile beraberdir, şerli kullar şeytan ile beraberdir. Hayırlı kullar Allah ile beraberdir. Allah ile beraber olmak isteyen, Allah ile beraber olan kulları bulsun. Bizim de istediğimiz o, lakin nefsimiz kötüdür, inadından dönmez, kendi dediği olsun ister, emir altına girmek istemez. Sıkıyı görmeyince yalvarmaz, darda kalmayınca Allah demez. Keyfi yerinde olmayınca çifte tekme de atar, önünden de yaklaştırmaz, ısırır. Nefsi doyurduktan sonra genişler, kuvvet bulur. Sana der ki;

- Bana iyi bak, beni besle seni taşıyayım.

Der aldatır, iyi bakıp iyi tımar ettiğin vakitte alnına bir çifte yersin.“Sen ölmedin, nalları diktin'' Sınıfına girersin. Ya Rabbi, Salih kullarınla bizi beraber eyle.

Eski insanlar, dünya da ve Ahirette de salih kimselerin komşuluğunu isterdi ve onların kabirlerinin yanına defnedilmeyi vasiyet ederlerdi. Çünkü istifadesi vardır. Hayattayken de Allah onların üzerine rahmet eder. Ahirete yürüdükten sonra da rahmet kesilmez. Hakk’a yürüdükten sonra da. Dikkat et salihler meclisini ara.

- Ya Rabbi bizi onlarla beraber eyle.

Diye müracat eyle ki seni buldurur. Gene de kabrinde en sonunda onların civarında, komşuluğunda, dünyadan gittiğinde kabri onlara yakın olur. Eyüp Sultan Hz.’ lerinin makamı bulunduğundan, camisi makamı yapıldıktan sonra asırlar boyu, 600 senedir, onun civarına defin olunmaktadır.

- Neden milyonlarca insan onun civarına defin olunmak için vasiyet ediyor?

Çünkü kıyamette onun sancağıyla kalktığında, etrafındakiler hemen o sancağı altına geçerler. Ona tabi izzet ve ikram edilecektir. Onun etrafındakilerde mezardan kalktıklarında arkasından giderler. Melaike-i kiram onları geri sürmez. Dünyada da komşuluğunda bulunduklarından;

- Dünyada onlar bizim komşularımızdı, Ahirette de ayrılmasınlar.

Diyeceklerdir. Şefaatleri makbuldür, Onlarla gömülmüş, komşuluğu bulunan kimseler de, onların arkasından hesapsız cennete girsin diye ümit olunur. Cennet, iyi kimselerledir. Kötü kimselerle hayat cehennemdir. Dünyada cennette yaşamak isteyen adam, cennetliklerle beraber yaşasın. Çünkü Cenab-ı Allah;

“Dünyadayken onları cennetlerime koyarım gönülleri ferahlanır, cennet ehlinin gönülleri daralmaz, yarın ne olacak diye onlara korku yoktur”

Hüzün de yok, onlar mahzun da olmazlar. Binaenaleyh onlarla beraber olanlara, ne dünyada ne ahirette korku da yoktur. Cennetlik bir kimse bul ve;

- Ya Rabbi, benim kalbim onlarla beraberdir,

De, sana yetişir. Nitekim tüccar, yani Allah’tan korkmayan, her habisliği yapan bir kimse, onunla arkadaşlık yapar, onunla beraber yürütürse, onunla beraber olan hareketleri, onunla birlikte olan korku, sözleri, onunla olan kişiye o zahmet, elem, keder ve korku onun üzerinde de olur. Cennette gibi yaşamak isteyen adam, cennetlik insanla yaşamalıdır. Cennetlik insan aranması farzdır.

“Sadıklarla beraber olunuz”

Diye bir emir vardır, 54 farzdan biridir. İyi, sadık, cennetliklerle beraber olun ve cennetlik kimselerin huyundan, tabiatından, genişliğinden alırsınız. Siz boşsanız o cihetten onlar sizi doldurur.

7 çeşme vardır, her bir çeşmeden bir türlü şerbet akar, boş gezdiğin vakitte sana hepsini doldurur. Çünkü o çeşme zaten akıp gitmektedir, o hep doldurur, üzerinde musluk yoktur. Sen o cennetliğin kalbindeki feyizden, ferahtan, senin boş kapların dolar, öyle dönersin. Peygamber s.a.v.;

“Kiminle arkadaşlık yapıyorsun, bakınız”

Diyor. Cennetliklerle arkadaşlık yaparsan hoş, ne kadar talihlisin ki sana cennet ırmaklarından içiriliyor. Cehennemliklerle arkadaşlık yaparsan, sana bin çeşit zehir içirir ve sende cehennem ehlinin sıfatı olur, onda olan o dur. Cennetliklerle gittiğinde, sana o ferah elbise sıfatını giydirir, telaştan kurtulursun, dünya sana zarar yapamaz. Nefsin ve şeytan sana zarar yapamaz. Havan Cenab-ı Hak’kın keyfine uyar ve;

“sen-ben davası” ortadan kalkar.

Cenab-ı Hak’kın istediğini seversin ve istersin. Cenab- Hak’kın istemediğini sevmezsin ve istemezsin. İnsana ne kadar korkular gelir ve geldiği vakitte gelecekler de vardır. Onun için kurtuluş, cennetliklerle beraber olmaktır. Mesafe mevzu bahis değildir, sen ne sıkıntıda olursan ol, istersen10 bin km. uzaklıkta olsun, o cennetlik olan kuvvet sahibi sana yetişir, seni ferahlatıp senin üzerinden yükü alıp seni de, cennetlik yapar. Cehennemlikler de kendine benzetip cehennemlik yapar. İşin kısa ifadesi ama nasihattir, keyfin bilir “paşa gönlün bilir” derler.

İstersen dünyadayken cennetliği bul, cennetteki gibi yaşa .Cennetliğin gelecekten korkusu yoktur. Ne olur, ne kalır, zelzele velvele ona dokunmaz, onun yeri ayrıdır. Onu Cenab-ı Allah ayrı dünyasında tutar. O kendi dünyasındadır, dünyanın keyfini çıkarır. Ötekisi bilakis malıyla, mülküyle, parasıyla, kuvvetiyle rezil olur, korkuyla zelil olur, varlıkta mahrum olur. Maraz ve kahır onu yer bitirir. Cehennemlikle giden adam! İki yol;

1-Ya cennetliği ararsın
2- Cehennemliklerle kalırsın.

Cennetliği bulan bu zindandan kurtulur, Cenab-ı Allah ona izin verir. Kapılar açılır, o dışarıya çıkar. Gam olmayan bir genişliğe çıkar. O cehennemlik mahpusun içine sıkışır kalır ve yudum yudum zehir içirilir.

Bahçelerde damla usulü su verirler, cehennemlikte damla damla suyu verir ki, elem ve ıstırabı devam etsin. Şeytanın evliyasından yani
cehennemlikten uzak dur. Yakın olma seni zehirler. Günün gün olmaz, gecen gece olmaz. Yol budur.

''Cennetlik ara ki cennette gibi yaşayasın''

Koca Mevlana işte bunu söyledi. Bütün peygamberlerin, salat ve selam onlara olsun, söyledikleri mana budur. İster kabul et, ister ne yaparsan yap. Bugün yeryüzünde cehennemlikten bol bir şey yok, lakin hepsi bir cennetliğin arkasından gitse, hepsini cennetlik yapar. Bir cennetlik, bütün dünyada kaç bin cehennemlik varsa hepsini cennetlik yapar.

- Aman Ya Rabbi, cennetlik arıyoruz, buldur bize.

Diye arzulasalar Allah c.c. onlara buldurur. İşte hülasa bu. Kendini yere serme! kendi doğru yolunu bul ve cennetlik kimseye ulaşayım diye sabahleyin koştur. İşin yahşi gitsin, yaman olmasın.

Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 48 - SEVGİ ALLAH'TANDIR



Dünya bazı defa toplar, bazı defa dağıtır. Dünyada insanlar hem toplanır hem dağılır, onun için bu toplantılar elbette ki bir gün dağılır. Başka bir toplantı gelir, burası boş kalmaz, devam eder, İnşallah. Yalnız bizim arzumuz odur ki oturmamız muhabbet üzere olsun. Sevgi için olsun. İnsan insanı sever.

- İnsan kimdir?

İnsanı sevendir, insanı sayandır. İnsanın insandan beklediği iki şey vardır; birisi sevgi, birisi de saygıdır. Bu insanların temel hakkı. Yalancı edepsizler hem yalancıdırlar, hem münafıktırlar.

İnsan sevgi ve saygıyla yaratılmış mahluktur. Allah insanı sevip yarattı. Eğer Allah insanı sevip yaratmasa, insanda sevgi duygusu olmayacaktı, sevemeyecekti. Allah sevdi yarattı, onun için insanda sevgi vardır. İnsanda olan sevgi Allah’tandır ve sana verdiği sevginin zekatı vardır. Sana para verdiğinde o paradan 40 da bir zekat vereceksin. Sana verdiği sevgiden de zekat vereceksin. O sana verdi, sende O’nun kullarına vereceksin.

Paran insanlara yetişemez, ne kadar zenginde olsan insanlara paranla yetişemezsin. Multi milyarder, katrilyoner olsan gene yetişmez.
Paranın hududu var, sevginin hududu yok. Sevgi, milyonlarla, katrilyonlarla sayılmaz. O hudutsuz. Sen vermek istediğin kadar Cenab-ı Hak verir. Para hududun içindedir, sayıyladır, sevgi hudutsuzdur. Para veren az alır, sevgi veren çok alır. Para dağıtan az kazanır, sevgi dağıtan hesapsız kazanır.

Paranın kıymeti yok, sevginin kıymeti çok ama insanoğlu paradan ziyade sevgiden hoşlanır. Ancak aklı çarpık olan paraya döner, aklı doğru olan sevgiye koşar. İnsanların hakları sevgi ve saygıdır. Her insanın sevgiden de saygıdan da hakkı var, öyleyse sen her insana sevgiyle saygı verdiğinde hakkını gözetmiş oluyorsun.

- Acaba bu insanlar birbirine sevgi ve saygı dağıtsa, insanların hayatı nasıl olurdu?

Dünya üzerinde harp, dövüş, söğüş, zulüm, fitne, fesat, hastalık, dert kalır mıydı? Eritir, yakar, tüketirdi. İnsanlar onu kaybetti, kaybettikleri cihetle, kaybettikleri kadar ıstırapları arttı, dertleri çoğaldı, rahatsızlıkları, korkuları arttı, ümitleri kayboldu, istikballeri kayboldu. Sebebi; sevgi ve saygıyı tutuyor, vermiyor. Verse sevgisi artacak, kalbinde ferah artacak, ıstırabı kaybolacak. Zulmet dağılacak, şeytanın bizimle işi kalmayacak, elini çekecek. Şeytan diyecek ki;

- Bunlar birbirlerini seviyor, yapacak işim yok, bunlar birbirini sayıyor, ne hadi kalkın askerler, çekilin! Bunlar kalenin içerisine girmişler, bunlara dokunulmaz, elektrik var, dokundu mu teper, yaklaşma!

Sevgi, saygıyla beraber oldu mu, şeytan dokundu mu, öbür tarafa fırlar. Şeytanın ümidini kestiren bu iki meseledir. Sevgi ve saygıdır. İnsandan insana inen sevgi ve saygı, gökyüzünden inen ilahi bir lütuftur, onu tutma ver.

Sizin suretinizi ana karnında Cenab-ı Hak tasvir eder. Herkesin suretini Allah kendisi nasıl isterse, onlarda bilgisayar var, ve orda azaları, vücudunu, kadın-erkekliğini 9 ayda yapar. İstese 9 saniyede de yapar Cenab-ı Allah lakin onun işinde acele yoktur. Acele şeytandadır. 20.asır acele asırdır, çünkü şeker suya düşerse eriyecek. Cenab-ı Hak her şeyde teenni, yavaş, usul usul, orada senin suretin neyse ana karnında melaike hazırlar. Kadın veya erkek ne suretle doğacaksa ona suretini verir.

- Onu beğendim, bunu beğenmedim.

Demeyesin diye söylüyoruz. Herkesin suretini veren Odur. Öyle beğendi öyle tasvir etti, kimisini beyaz, kimisini beyaz. Onun için fiziki bünyesine bakıp da;

- Seviyorum, sevmiyorum.

Demek ahmaklık ve cahilliktir. Hallakul Azim!en güzel surette yaratan Allah. O’nun şanının yüceliğinin nihayeti yoktur. Onun için fiziki bünyesine bakıp da;

- Bunu sevdim, bunu sevmedim.

Diyerekten uğraşmak o da cahillik ve ahmaklıktır. İnsana insan olarak bakacaksın. İnsana insan olarak baktığında, kötü ahlak ve tabiatları yok edecek çare odur. İnsan insana sevgisini, saygısını takdim ettiği vakitte, ona kötülük takdim edemez. Onun için şeytanın insanları alıştırdığı kötü tabiatlar da, sevgi saygıyla ortadan kalkar.

Cenab-ı Hak, alemlerin Rabbi’dir. Cenab-ı Hak yalnız Arapların, yalnız Türklerin değil her milletin Rabbi’dir. Bizim tarikatımız Nakşibendi Tarikatı; insanlara sevgi ve saygıyı talim için ve insanlara sevgi ve saygıyı vermek için, Allah'ın resulünün razı olduğu şekilde insanları birbirine sevgili ve saygılı yetiştirmek için kurulmuş olan bir mekteptir.

Kötü amele buğz edilir. Kötü ameli kötülemek iyidir, lakin insanları
kötülemek iyi değildir. İnsan insanı kötülemeyecektir. Kötü ameli sen de kabul etmeyeceksin, başkaları da kabul etmeyecektir. Kötü amel sahibine nihayet;

- Kardeşim sen saygılı ve sevgili bir kimsesin, bu kötü ameli sen niye meydana getirdin? Senin insanlığına yakışır mı bu pis iş?Sen bu pis işi yapmakla insanlığını feda etmişsin. Yazık sana bu yakışmazdı. İkinci defa sen bunu yapmayacaksın. Değilse bizim sevgimiz ve saygımız senden uzak kalır. Gelen peygamberler bunu talim için geldi.



Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 47 - EVLİYANIN TEVECCÜHÜ (1)


Hepiniz, hepimiz. Biz kendimizi sizden ayırt et­miyoruz. Buraya mahsus toplandık. Cemaatimiz söyleyeni gör­düğü vakitte daha rahat oluyor. Herkes­ te söyleyeni görmek ister. Onun için bu yüksekçe yere oturmayı tercih ediyorum, yoksa ben si­zinle beraber, sizden daha aşağı oturup durmayı tercih ederdim.

Hepimiz buraya Allah için gelen, Allah’ın kulları­yız. Hepimizin muhabbeti de Allah içindir. Başka bir maksat için gelen kimse boş çıkar. Onun için biz, hepimiz Allah için gelmişiz. Allah’a olan mu­habbetle buraya toplanmışız.

Yâ Rabbür Rahîm, yâ Rabbe’l-Kerîm, yâ Erhamer Rahimîn, yâ Ekreme’l Ekremîn! Senin kapından başka hangi kapıyı biz kastede­biliriz. Nah nü âbiduk, senin kullarınız.
Ente Rabbunâ, Ente hasbunâ, Ente veliyyunâ, Ente Mevlânâ.
Rabbimiz Sen, Mevlâ’mız Sen, bize her hususta kifâ­yet edicimizsin.
Biz Seninle varız. Biz yokuz, hakî­ki varlık Senindir.
Yâ Rabbi! Buraya bizi toplayan Sensin. Bu muhabbetle burada bizi durduran Sensin. Bize Senin muhabbetinden aşıla. Bizim kalplerimizde Senin muhabbetinden, habibinin muhabbetinden maada, senin sevdiklerinin muhabbetinden başka bir şey bırakma. Ağyarı bizim kalbimizden sür ya Rabbi! Bizi muhlis kullarından eyle. Biz tâlip olarak geldik. Bizim muhtaç olduğu­muzu bizden iyi bilirsin. Onu bekleyip duruyoruz, Sen söylet ve dinlet. Şimdi bizde olan noksaniyetleri ikmal edecek ve huzur-u Rab bul âlemine yüz akıyla bizi çıkarta­cak usul ve ıstılah üzerine, bize lâzım geleni dinle­yelim.

Bir defa delilsiz Allah’a kimse varamaz. Delîl olmadan şu vaazı bile geçirtmezler. Allah’a giden yol­da delilsiz gidilebilseydi, Cenabı Rabbû’l âlemin pey­gamberlerin hiç birini göndermeyecekti. Onun için her kimse ki kalbi uyanmıştır; Al­lah'ı bilmiştir. O kimselerin kalplerine verilen uyanık­lık ki, ilk aradıkları kendilerine hak yolunda delil olacak bir kimsedir.

─ Dünya ne gibidir?

Simsiyah, kapkaranlık bir yer gibidir. Hususuyla bu bizim bulunduğumuz günler ki; Bunun hakkında Cenabı Pey­gamber aleyhi efdalü’s selatü vesselâm buyurdu ki:
«Benim ümmetlerime hiç ay mehtabı olmayan, hatta yıldız bile görüle­meyen öyle siyah gecenin zulmet ve karanlığı gibi bir zaman gelecektir.»
]
Lâ şek velâ şüphe, biz o günlerin içerisindeyiz ki, bu karan­lığın içerisine şimdi burada ışık olmasa, ben bu elim­de tuttuğum ne renktir? Diye size soracak olsam kimse bilmeyecek. Ben bu elimde tuttuğum nesne,“beyazdır” desem kimisi tasdik edecek, kimisi,

- “Canım, beyaz dediğini biz görmüyoruz ki tasdik edelim? Göster ki tasdik edelim” Diyecekler.


Şimdi öyle bir günlerde bulunuyoruz ki hakla bâtılı seçmekte bütün insanlık şaşkın duruyor. Bir kısmı;

- “inandık” diyor, yeri geldiğinde.

- “Zaten görmüyorum ya diyor” geçiyor. Bir kısmı büsbütün;

- “Öyle şey yok, ne ak var, ne kara var” diyor. Doğrudan doğru­ya;

- “Ne hak, ne bâtıl, öyle şeyleri hiç bize söyleme” diyorlar. Bazıları da daha ileri gidip

- “Allah mı var?” diyor.

Şimdi, o simsiyah karanlığın içe­risinde hiçbir eşyanın rengini ve şeklini göstermeye imkân olmadığı gibi bu zamanda en büyük hakikat Allah’ın varlığı olduğu halde, artık o karanlığın şiddetinden onu bile inkâr edecek hale düşmüş.

Bu zamanda herhangi bir veliyullaha elindeki o velayet nurundan açmaya izin de yok. Elin­deki velayet nurunu bir açsa o zaman herkes akla karayı ko­lay seçer. Lâkin imkânı yok, izin yoktur.

Bir veliyullah İstanbul’u kaynatır. Lâkin o izin olmadığı vakitte ne yapacak? Gelip geçen yirmi dört saat zarfında onlardan bu beldeye yedi veliyullah gi­rer. Bunlar İstanbul’a birer saatten hizmet gö­rür. Bu memleketin üzerindeki yükü alır, gider. Bu da bir müjdedir. Onlar o vazifeyle buraya gelip, o hizmeti tamam etmese müminlerin kalbinin üzerine biriken zulümattan, o kahırdan millet çatlar, iman sahipleri erir gider. O yükü almaya o yirmi dört saat zarfında yedi veliyullah vardır. Onlar buraya hazır olur, o hizmeti görür. Kimse de onu bir şey yerine saymaz. Bazısı göstertmeden o mukaddes yerlerden birisinde gelip bir saat oturur. Gecede ve gündüzde o hizmeti yapar, ümmetin üzerinden o zulmeti sıyırıp alır, götürür. Bu bize müjdedir.

Ben her şeyi biliyorum diyerekten dava ederdim. O her şeyi biliyorum diyenden da­ha ahmak adamda yok. Öyle ahmaklardan idim. Ne yapalım ahmaklığı kabul edip, uyanık zâtı bulmasak, onu kabul etmeyenlerde o tekebbürlük onları olduğu yerde bırakır. Şimdi buradan mühim meseleler sıralanıp gelecek İnşallahurrah­man.

Bir gün Sultanül evliya Şeyhim Hazretleri; bir gece sülûsül âhirde, seher vaktinde huzurunda onun sohbetini dinlerken:

- “Sana bir şey söyleyeceğim, dedi. Bu kadar senedir benim huzurumdasın, bu söylediğimi sen daha işitmedin. Bak, nazar üçtür dedi, Bakışlar üç türlüdür.

Birisi farz olan, onun bakması vâcip olan kimseler vardır, o bakacaktır. Orada en kalabalık noktada, köprü üstünde diyelim, köprü üstünde yirmi dört saat zarfında en kalabalık, en zil-zurnalı zamanda orada bir tane duran vardır. Onun gözleri oradan gelip geçenleri görmeye vazifelidir. Bu kimselerin bakması vâcip, farz kâbilindendir.

İkinci türlü bir bakış vardır, o da sünnettir. O mertebede olan kimselerin bakışları sünnettir.

Üçüncü türlü bir bakış ta ha­ramdır. Birinci bakış sahipleri ki; kendilerine Allah kul­larına bakmak, onlara nazar etmek vâcip olan bir sınıf vardır.

─ Onlar kimlerdir?

Onlar, Fahr-i kâinat eftalüs selatü vesselam Efendimizin varisleridir. Onlar, gözleriyle ibâdullahı ümmeti Muhammedîyi temizleyecek nur sahipleridir. Onların nazarı değen kimse, temize çıkar. Üzerinde ne kadar zul­met varsa, mahşer gününde alacağı mesuliyet, ne kadar zulmet üzerine bindi ise, onun nazarının altına giren kimseler temize çıkar. Onun için onların vazîfesidir. Onlar böyle, ümmet-i Muhammed iyeye ba­kar.

Evvel zamandaki ve bizim zamanımızdaki evliya­ların halini de söyledi bana Hazret. Bu söylediği sözü, geçmiş evliyalar için söyledi. Dedi ki;

- “Geçmiş evliyalardan, o hizmete tayin olunan vâris-i Muham­medî olan evliyalar, baktıkları kimseleri temize çıka­rırlardı ve kıyamet gününde onların üzerinde hiçbir mesuliyet bırakmazlardı.”

─ Şimdiki evliyalarda ne kuvvet var?

Şimdi herkes zanneder ki dünya boştur. Onlardan bir tanesi nok­san olursa bu dünya duramaz. Dünyanın bütün mas­lahatı durur. Onun için Fahrü kâinat âleyhi efdalüs salâtü vesselâm Efendimiz: «Bihim Tumtarûn bihim tünsarûn bihim turzakûn»buyurmuş:

- O Allah’ın veli kullarının bereketi­ne size rahmet yağdırır, onların yüzünden Allah size inâyet buyurur ve sizi rızıklandırır. Lâkin gizlidir, onların kendilerini izhar etmeleri mümkün değildir. Onlara izin yoktur.

─ Neden Efendimiz 1400 sene önce kıyametin geleceğini ve kıyametin alâmet­lerini, nişanlarını, bir bir; ‘bu da olacaktır, bu da ge­lecektir, bu da çıkacaktır’ diye saymıştır?

Peygamber (S.A.V.), Muhbir’in sâdık’tır, yani haberi doğrudur. Günden güne o pey­gamberimizin haber verdiği şeyler meydana çıkıyor. Şimdi bir veliyullah kendi velayet kuvvetini kullanır­sa, bu alâmetleri durdurur. Bir veliyullahın durdurmaya kuvveti var. Lakin onlar Peygamber-i zîşan dan hayâ eder. Milet;

- “Demek ki peygamberin haber verdiği şey­ler doğru çıkmıyor” Diyecek diye evliyalar durur. Yoksa bu âlem gibi sıra sı­ra yüz tane olsa, bir teveccühte ya hepsini dünyadan azleder atar, ya hepsini velâyet makamına oturtur.

Şimdi böyle kuvvet sahibi evliyalarda var. Eski evliyalardan Alâeddin-i Buharî
[1][2] Hazretleri, Şâh-ı Nakşibendî Hazretlerinin halifesiydi. Öyle der­miş,

- «Eğer şeyhim Şâh-ı Nakşibendî Hazretleri teveccüh yaparsa, yeryüzünde ne kadar insan varsa hepsini velâyet makamına oturtturmaya kuvveti var­dır.»

Teveccüh kuvveti, velâyet sırrı; Tâ sen veli olun­caya kadar onun hakîkatini idrak edemezsin.


Not: Ş.Nazım kıbrısi Hz. sohbetlerinden