15 Ağustos 2009 Cumartesi

SOHBET DÜNYASI - 65 - KALBİN DİLİ

Samimilik insanları birbirine yakınlaştırır, resmilik öldürür. İnsanlar kendi aralarında bir şeyler konuşabilir. Bu dinlemeye ve takip etmeye yarar. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz s.a.v.,Allah’ın huzurunda olduğu zaman bile insanlarla oturuyordu. Normal insanlarla, hizmetçilerle, köylülerle, insanoğlunun en aşağı seviyesindekilerle bile.

İnsanlara yaklaşmak için dille ve kalple konuşmak gerekir. İnsanlar bir şey sormak için utanıp kalplerinden geçirdiklerinde, Peygamberler
kalplerinden geçeni okurlardı.

Bir jet uçağı insanları denizden kurtaramaz ama helikopter aşağı inerek kurtarabilir.

Hafızlar Kur’an’dan çok şey bilir, yüz binlerce hadis bilmelerine rağmen onları nerede kullanacaklarını bilmezler. Eskiden şeriatı öğrenen öğrenciler her türlü şeyi öğreniyorlardı. Hocaları da onları başka evliyalara gönderip;

“Sen hamsın pişmemişsin, pişmelisin” Diye.

Çünkü onda yiyecek var ama pişirilmiş değil. Pişirilmemiş yemeği yersen dişlerin kırılır, miden ve vücudun ağrır. Bunu bilmiyorlar, tarikat insanına saldırıyorlar. Çünkü hamlar, pişmemişler. Bir kedi olgunluğa sahiptir, sevilir, ama bir kirpiyi kimse sevemez. Kedi başkadır, sevmek istersin. Allah kendi kullarını huzuruna yakınlığıyla bildirir.

- Yılan ve akrep sevilecek veya okşanacak hayvan mıdır?

Cenab-ı Allah seni giydirsin diye çalış. Sebepsiz hiç bir şey olmaz. Sebepler önce peygamberlere sonra onları takip edenlere gelmiştir. Bazıları konuşurken iğnelerini fırlatırlar. Resmilik plastik bir elmaya benzer, insanlar bir-iki kere dener sonra bırakırlar. Samimiyet Cenab-ı Allah’a bizi yakınlaştırır. İnsanlar dinden kaçmışlardır. Çünkü resmilik ellerini ceplerinin içine sokmuştur.

“Senin inançların böyle olmak zorundadır”

Diyerek resmi din oluşturmuşlar. Bu tat vermez. İnsanlar gerçek dine
koşuyorlar. Kendi hayallerine göre reformlar getiriyorlar ve öyle bir sınıra vardılar ki bıktılar ve soru soruyorlar ;

- Gerçek huzur nerededir?



Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 63 - İMAN ELBİSESİ

Daha fazla “Estağfirullah” demeliyiz. Bunun manası Allah c.c.'nün bizi mutlu yapmasını sağlamaktır. O bizim fiziksel gücümüzü bilmektedir. Onu Allah için değil, yalnızca nefsimiz için harcıyoruz. Bütün gün bir şeyler yapıyoruz ve yorgunuz.

Ana gaye nefsi mutlu yapmak için. Ama nefis hiç tatmin olmaz. Ne kadar konuşursan, ne kadar ağırlık taşırsan, sayısız işler de yapsan sonunda nefsin;

- Her gün benim için ne yapıyorsun? Senden hiç memnun değilim.

Diye Cenab-ı Alah'ın ardından bir ok gibi şikayette bulunur. Bir kimse nefsi için çalıştığı kadar Allah için çalışsa havada uçar. Döndüğünde havada döner.

Nefsin hiç utanmaz. Sen çalışsan da razı değildir. Hiçbir zaman sana teşekkür etmez. En sonunda seni tekmeler. Belki nefsin için yaptığını % 1'ini Allah için yapsan sana nurlar giydirilecektir. Senden memnun olduğundan vücudun huzurla kaplanacaktır ve senin ölmeni engelleyecektir. Senin ölün belki mezarda kokmayacak. Kıyamet gününde gömüldüğün zamanki gibi kalkacaksın. Cenab-ı Allah'ın yeni vücut giydirdiği insanlar, bu ölüleri bozulmayan insanlardır. Onların farkı nur ve ışık yaymalarıdır. Öbürleriyse gömülür, dirildiklerinde yeni vücut verilir ama nur verilmez.

İlahi hizmetin peşinde koşmayıp, nefsin arkasından koşan insanlardan kötü koku gelir. Fakat Allah'ın inananları, sevenleri onlar hiçbir zaman kokmazlar. Belki bir gül gibi belki Medine-i Münevvere gibi kokarlar. Hayatlarının gayesi ilahi hizmet için olanlara bu şeref bahşedilir ve güzel bir elbise giyerler. Bak ve iki pozisyon arasında mukayese yap. Biri nefsin ki, hiçbir zaman, 24 saatte hizmet etsen nefsini tatmin edemezsin, üstelik sana kızar. Diğeri güçlerini Allah'a verenler; onların kalpleri mutluluk, değişik huzurlar ve sayısız zevkler içerisindedir. Mezarlarda onlara sayısız nimetler verilir. En sonunda cennette onlara mutluluk, şeref ve yücelik verilir.

Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI -62 - SIFIRIN SIRRI

Şah-ı Nakşibendi Hz. daima şunu söylerdi;

"Bizim yolumuzun manası şeyhle olan sohbettir."

- Bizim yolumuz nedir?

Herkes sabahleyin yola çıkar. Bizim niyetlerimize göre çok çeşitli yollar vardır. Bazısı Nikosia'ya, bazısı da İstanbul'a gitmek ister.

Yol :


1. Yol cehenneme,
2. Yol cennete.

Cennete giden yol, Peygamberlerin, evliyaların ve cennet ehlinin yoludur. Diğer yol üzerinde olanlar düşünüp ölüme ve ondan sonrasına dikkat etmezler.

- Onların söyledikleri bizi ilgilendirmez

Diyorlar. Nerede yaşıyorsak dokunduğumuz, duyduğumuz ve ulaşabildiğimiz her şey bizi ilgilendirir. Bu insanlar kendilerini maddi dünyanın duvarlarına hapseder. Onlar gerçek mahkumdur.

En zor olan hapishane maddi dünyanın hapishanesidir. Hiçbir yere çıkamazsın, mesafesi çok kısadır. Bu materyal dünya belki milyonlarca mesafedir. Ne kadar geniş dolaşsan da yine de hapishanedesin. Maddi dünyanın ağırlığı da senin üzerine biner. Sana milyonlarca hazinelerde verilse daha çok hapishanenin içinde kalırsın. Bu çok şaşırtıcı bir dengedir.

Sen ne kadar dünyanın arkasından koşarsan, maddi isteklerin milyonlarca defa da artsa hapishanen senin üzerine daha da daralır. Daha fazla yük gelir. Çünkü maddi dünyanın büyüklüğüne ulaşamazsın.
İmkansızdır.

Maddi dünya peşinde mutlu olabilir ama o kişinin maddi dünyası büyüdükçe bu mutluluğunu kaybeder. İnsanlar karanlıkta olduklarından anlamazlar. Maddi dünyaları büyüdükçe mutluluklarının artacağını düşünürler. Varlıkları dünyanın büyüklüğüne ulaşamaz ki.

Fakat senin ruhani varlığın başka bir şeydir. Bizim ruhsal varlığımız daha fazladır. Bizim ruhani varlığımız ilahi alemden her şeye ulaşabilir.
Cenab-ı Allah'tan gelen ilahi nimetler bize daha çok mutluluk verir. Bunun için;

- Allah'ım daha fazla istiyorum.
Demelisin. 20.asrın insanı aptaldır ve bunu anlayamıyorlar. Herkes maddi dünyanın arkasından daha da koşuyor. İlahi güçle giydirilmiş tam otoriteye sahip kimseler insanları;

"Dünyayı bırak, ilahi aleme gel "

Diye çağırıyorlar. Dünyadan fazla alma ama ruhun için daha fazla iste. Bu yolda insanlar bu noktada ayrılırlar. Şah-ı Nakşibendi Hz.;

"Tarikat, Cenab-ı Allah'tan sizi ilahi hazinelere, zevklere, nimetlere ve rahmete çağırmak içindir."

Dünyanın arkasından koşan insanların sıfırları artmaktadır. 1,2,3,4, sıfırlar,7 sıfır, 9 sıfır, milyar... İnsanlar daha fazla sıfırı arıyorlar.

Bütün insanoğlu sıfırların arkasından koşup bir sıfırı kaybetmemek için uğraşıyorlar. Şah-ı Nakşibendi Hz. sıfırların sırrını bilmekteydi;

"Sıfırlar birsiz hiçbir mana ifade etmezler. Daha fazla mutlu olmak için bizim yolumuza gelin"

Çünkü sıfırlar senin üzerine daha çok yük getirirler. Bu insanlar dünyadan daha fazla almak istedikçe gün geçtikçe daha kötü olacaktır. Çünkü nefsimizin arzularının sınırı yoktur. Fiziksel varlığına 10 sıfır vermiş olsan bile gene mutlu olmaz;

- Niye 17 olmasın, niye 30 olmasın? Der.

Efendimiz s.a.v.;

"Dünyadan ihtiyacın olanı al gerisini bırak" Buyurmuştur.

Ona dokunma dokunursan seni yakar, ama ateşsiz yakar. Önce Araplar bunu öğrenmelidir fakat hiçbir zaman öğrenmiyorlar.



Not: Ş.Nazım kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 61 - NEFİS

Nefsimiz tam olarak aptaldır. Nefis kendini mübarekmiş gibi tanıtır. Her nefis;

- Ben en kudretliyim, bana itaat et, ortak olmaktan hoşlanmam, ilkim ve sonum, başka bir şey yok, bütün saygın bana olmalı, ben olmam lazım.

Der. Belki o kimse bitmiş biridir. Fakat nefsi onu idare eder;

- En güçlü benim egomdur.

Diye kabul ettirmek ister. En zor olan bu hududu geçmek lazımdır. Bunu yolunun üzerinden kaldırman gerekir. Nefis;

- Benim varlığımı kabul ettiğin müddetçe en kudretli kral benim, başka kimseyi tanımayacaksın, sadece beni!

Belki küçük belki de kral ölçüsündedir. Kişinin imkanına ve toplum içindeki durumuna göredir. Devamlı iddia eder, kavgalar eder. Ümit ediyoruz ki Allah c.c.,bizi bu kirli insanların şiddetli ve edepsiz olanlarını alsın götürsün. Allah;

"Ben'im huzuruma bunları getirme!"

Bu en vahşi mücadele eden yaratığa nefis denir. Edepsizdir. Bundan dolayı şeriat, inananlara nefisleriyle savaşmaları için bir kılıç verir. Kim bu kılıcı eline alırsa nefsiyle mücadele etmek için hareket eder. Bir kimse şeriatla silahlanırsa, nefsiyle savaşarak onu yolundan almaya güç getirebilir.

Nefsine köleysen, şeytanın, dünyanın, arzu ve isteklerinin kölesisin. Köle sahibi kölelerine her şeyi yapmaya serbesttir. Haberler için dergilere ve televizyonlara baktığımızda nefis, şeytan ve dünya üçgene benzer. Bu şeytanın krallığıdır.

İnsanoğlunu kötü bir şey yapmaya zorlar. Bu insanlık için utanç vericidir. Hareketler, genç insanların hayat şekli; İnsan bunlara bakmaktan utanç duyar ama onlar bundan utanç duymuyorlar. Bütün gün;

- Ben en iyiyim!

Diye düşünürler. Bundan önce böyle yaşam biçimi yoktu.

- Biz hiçbir şeyi takip etmiyoruz, nefsimizi takip ediyoruz, onun açtığı bilinmeyen kapılar bizim için şereftir. Diyorlar.

İnsanlık seviyesi bu haldedir. Bu onları aptal yapar ve kibirlerinden
geçilmez. Orijinal olduklarını düşünüp gerçekte şeytanın takipçileridir. Onlara bir şey söylediğinizde veya onları pohpohlamadığınızda hemen kızıp;

- Geri kafalı! Derler.

Bunun manası; insanoğlu dengesini ve iyi hislerini kaybetmiştir. İnsanoğlu tadını kaybetmiştir.

Bakıyorlar ama görüşlerini kaybettiler. Kötü şeyleri iyi şeyler
olarak değerlendiriyorlar. Yaptıkları her şey kirlidir ve çöpe layıktır. Herkes de böyle düşünüyor. Arkadaşlarıyla da anlaşamazlar, tek olmaya çalışırlar. Bu insanlık seviyesinin en aşağıdaki noktasıdır. Bundan daha kötü bir seviye yoktur. Hz. Muhammed s.a.v. ;

''Öyle bir zaman gelecek ki iyi şeyleri kötü görecekler, kötü şeyleri de iyi görecekler" Diye bildirmiştir.

Nefiste balans yoktur. Nefis dengeden anlamaz. Akıl hastaneleri
bile kabul etmez;

- Bizim hastalarımızı daha kötü yapacak. Diye almazlar.

Bunlar serbest dolaşırlar ve çok tehlikelidirler. Türkiye'de büyük
aptallıkla bir vahşet oldu. Dört genç şeytana tapıyordu. Onlardan biri;

- Bu kızın şeytana kurban olması lazım. Dedi. Mezarlıkta önce ırzına geçip sonra öldürdüler. Yakalanıp mahkemeye geldiklerinde ellerini kaldırıp;

- Bizim ilahımı şeytan biz onu dinleriz. Dediler.

İnsanlar arasında dolaşıyorlar. Kanunlar onlara müsamaha etti ama
inananlara müsamaha etmedi. Allah'ın laneti onların üzerinedir. Kim Allah'a karşı şeytana Rab edinip, ona kulluk yaparsa hapishanelere atılır ve sürünür. Allah c.c. bakıyor ve görüyor. Cenab-ı Allah rahmetini nasip eylesin.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

SOHBET DÜNYASI - 60 - HİMMET

Doğrular olmadan bir yere ulaşamazsın. Doğru olanla beraber olursan seni Allah’ın divanına ulaştırır. Doğruluk, senin melekuta ulaşman için en iyi noktadır. Sen doğrularla olmaya gayret etmelisin. En son zafer, doğru olanlar içindir. Doğrular daima muzafferdir. Onlardan olabilmeye çalış. Bildiğimiz bir mevzu; Ashab-ı Kehf’in bir Kıtmiri vardı. Kıtmir pisti, buna rağmen, Ashab-ı Kerim temiz olduğu için o da cennete girdi.

Yenebilen hayvanlar temizdir, yenmeyen hayvanlar pistir. Temiz olanlar yenir ama pis olanlar yenemez. Allah c.c.,bize temiz olan hayvanları bize yemek için helal etti ve Allah kulları hak ettiği için bu hayvanlara şeref verdi. Necis olan hayvanlar yenemez.

Köpek yenemeyen hayvan sınıfına girer ve temiz bir hayvan değildir. Cennet sadece temiz olanlar içindir. Necis dediğimizde sadece fiziki bir kirlilik değil, yaptığı hareketlerden dolayı kirlidir ve bu şeytanın pisliğidir. Biz, pis olanlardan uzak duralım diye emredildik. Şeytani amel işleyenler pistir. Bunarın işi seni pisletmektir, pislik de cennette olmaz. Allah-u Teala o köpeği, Ashab-ı Kerim’i takip ettiğinden dolayı cennete koydu. Onlar ne kadar tekmeledilerse, ne kadar kovaladılarsa da yine de arkalarından takip etti. Onlara denildi ki;

- Ey Allah’ın kulları, onu incitmeyin, sizinle beraber gelsin.

Taş atmalarına,vurmalarına rağmen onları hiç terk etmedi. O Allah’ın evliyalarının yanında bulundu ve onlarla uykuya yattı. Kıyamet gününde o da kalkacaktır. Allah’ta ilahi cömertliği ile o köpeği cennete koyacaktır. Önce bütün cennetliklerin günah pisliklerini temizlediği gibi onun da pisliğini temizleyecek ve sonra cennete koyacak. Allah-u Teala cennette o köpeğe mahsus hususi bir yere bırakacak o nereye koşsa, nereye yürüse arkadaşlarını görecek.

Büyük Şeyh Efendi buyurdu ki;

“İnsan, mübarek kimselerle, Salih kimselerle arkadaşlık yapsın. Belki çok günahkar bir kimse olabilir ama Allah’ta ümidini kesmesin ve Allah’tan rahmet istesin.”

Belki bize doğru insan olmak zor gelebilir ama doğru insanlarla arkadaşlık yapabiliriz. Bu daha kolaydır ve sonsuz hayatında mutluluğa ulaşabilirsin.

Allah-u Teala’nın azameti ne kadar büyük! Geçen yüzyılda saltanata bağlı aileler vardı. O zamanda o insanların güzel adetleri vardı. Mesela her vilayet belli bir evliyaya atfedilirdi. Bu evliyaya hürmetendi ve evliyaya itikat vardı. O insanlar evliyaya bağlandıklarına dair şeref duyarlardı. Bu sevgi ve bu şeref , o insanlara ruhani bir destek verirdi. Onlarda evliyadan kendilerine güç alırlardı.

Almanya’da da aynı adetler var. O milletteki büyük kimseler de o evliyaları kendilerinden üstün tutup ve şehirlerin isimlerini de evliya isimlerinden koyarlardı ve hala sokaklara ve caddelere bu evliyaların isimlerini koymaktalar.

Müslümanlar da tam tersi oldu, bu adet kaldırıldı. Ve şu anda maddi dünyayı yöneten Müslümanlar değil, Hıristiyanlardır. Çünkü herkesin bir patronu olması lazım. Dayanacağı bir yeri bir kimsesi olması lazım ki destek versin.

Kim bir evliya bulup hürmet ederse ona destek gelir. Ruslar bir yüzyıl boyunca dini inkar etiler ve Allah kendilerini helak etti. Rus şimdi dine sahip çıkan devletlerden yardım istiyor. Bizim insanımız da onlara koşturup yardım istiyor. Çünkü o kimseler mübarek kimseleri bıraktılar ve unuttular.

Araplar da öyle. Evliyaların aleyhinde konuşup küfrettiler. Bundan dolayı Allah onları baş aşağı etti.

Kim Allah’ın dostlarını kabul etmezse her gün kendisine 70 defa lanet yağar. Bu yüzyılda evliyaya karşı olanların hiç biri ayakta duramayacaktır. Tıpkı S.S.C.B. gibi; Kim onu takip ederse aynı onun gibi olacaktır. Ben Kur’an’dan konuşuyorum. Allah-u Teala diyor ki;

Dostlarımla beraber olun”

Bu sözü ilk olarak Araplar, ikinci olarak da Türkler hiç anlamıyorlar. Araplar tamamen vaha bilerin fitnesiyle evliyaya hürmeti kaldırdı. Önce imanı taşıdılar sonra imanlarını terk ettiler.

Sen şimdi kendine bir bak! Kendin ne yapabilirsin? Bırak o inanmayanları, sen evliyaları takip et. Kur’an-ı Kerim her şeyi açık olarak gösteriyor. O öyle bir kitaptır ki içinde hiçbir şüpheye yer yoktur.



Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden

SOHBET DÜNYASI - 59 - EVLİYALAR

Onlar Allah’a giden yoldur. Onların hakikileri Allah’a ulaşır. Onlar Allah’la beraberdir. Eğer kalbiniz Allah için olursa hiç kimsenin senin vücuduna bir zararı dokunamaz. Sana hiç zarar gelmez.

Allah c.c.’nün lütfünü hayal edemezsin. Vücudunla da Allah’a yakın ol. Kalbin de Allah için çarpsın, o zaman Allah’a daha yakın olursun, ilahi huzura gidersin. Eğer sen nefsinin duygularını takip edersen, ruhun seni ilahi huzura taşıyamaz. Ve rahmet ruhlardan ruhlara, kalplerden kalplere akar. Allah, insanlar ve inanalar için peygamberleri göndermiştir. Böylelikle onları takip etme şansı elde edilmiştir.

Biz Allah’tan; Bizi Allah’ın dostlarına yakınlaştırmasını istemeliyiz. Onlar çok görünmezler ama muhabbetlerinden onları bilirsin. Nefsinin arzularını unutman lazım.

Sen de içten geleni taşıyacak ve o aradığın kimseyi bulduracak bir güce ihtiyacın var. O aradığın kimseyle, onun bayrağı altında, Gal-ü bela zamanından beri söz verdiğin kimsenin şemsiyesi altında toplanıp, onunla beraber olacaksın. Tabi kim bu kimseye yetişirse! Bazen bu kolay olur bazen de zor olur. Senin fiziksel arzularını o kimse daha yakın çeker. Daha sonra bir yol bulup o kimseye ulaşman lazım.

Onlar bu zamanda bir çok işaretlerle kendilerini gösteriyorlar. Onlar güçlerini kullanıp insan toplayabiliyorlardı. Şimdi de o zamanki sayı kadar dünya üzerinde evliya vardır ve, ta kıyamete kadar sürecektir. Fakat onlar tıpkı hazineler gibi gizlidir. Muzu, portakalı, elmayı sorarlar da, kimse o hazineleri sormaz. Belki kapıdan 1-2 kimse gelir bakar ama hakiki, Allah’ın kulları her zaman aynı sayıdadır. Sen de bu insanlarla beraber ol ki rahmet bulabilesin.

Cep telefonlarına bakıyorum, bazıları onları isteyen kişilere kırmızı veya yeşil ışıkla sinyal veriyor. Onlar da tıpkı evliyalar gibi işaret verir. bazılarının ilgisi varsa ona ulaşır. Eğer ki bir insanın ilgisi yoksa kaç defa sinyal verse hiç umurunda olmaz, bakmaz bile. Eğer insanların ruhani güce sahip kimselere ilgileri varsa, onlar da kendilerine yerden, topraktan yüzüne sinyal verirler.

Evliyalar 24 saat işaret verirler. Sen anlayabilirsen tamam, anlayamazsan senden geçer. İlahi huzura ulaşmak istersen dene, beni orada bulursun.

- Neredesin?

- Buradayım.

- Benim kod numaram budur, geleceğin ve şu anki durumun hakkında seni ilgilendiren her şeyi sorabilirsin!

Onlar size bilgileri tam ve eksiksiz verirler. Eğer sen duymazsan anlayamazsın. Senin nefsin sağırdır. Nefsinin duygularının arkasında koşanlar, bu kimselerin sinyallerini göremez. Doğudan batıya 124 bin sinyal görebilirsin. Bazen zaman alır fakat 40 günün sonunda anlaşılması gerekir.

Bu kimseler kalbe sinyal gönderirler. Gerçek bir Nakşibendi şeyhinin gerçekten gücü varsa kalbe güç verir. Senin vücudunun seviyesine göre gönderirler. Kim başarıya ulaşmak isterse; izni olan kimseden destur alır. Gerçek güç istasyonundan size güç ulaştırılır. Mükemmel bir bağlantıyla bize yol gösterirler.

Değişik yolları kullanırlar. Bazen ruhani bazen de kişileri kullanarak gösterirler. Senin direksiyonun, kullanmana göredir. Onlar sizi götürürler. Bu kimselerin ruhu gerçek bir huzur içerisindedir ve Cenab-ı Allah onlardan memnundur. Onların içinde hiçbir sıkıntı olmaz.

Allah’ım bizler sana teslim oluyoruz, bize verdiğin her şeyle beraber teslim oluyoruz.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.