Gereği olmadan kimseye silah verilmez. Askerde silâh depoları vardır, kime gerekirse verilir ama umûma verilmez. Şeyh Efendi Hz.leri; elimizde olan kuvvet, kimin ihtiyacı varsa kendisine lazım olanı hemen vermeye bizde kuvvet var, Bizim seviyemiz budur; dedi, yâni: “Size bu kadar söyleriz bundan fazlasına gerek yok. Fazlasına da ihtiyaç duyarsanız o fazlalık bizde var” O hizmete müvekkil olan velîyullah, Allah Evliyâsı, kendisinde feyiz arayan kimseye feyiz vermeye mecburdur ve verir.İşittim ki sekiz yüz kişilik tayyâre yapıyorlarmış. İnsan onun önünde parmak kadar kalıyor, parmak kadar olan insanın salâhiyetine bak. Bizim kasaba kadar ahâli içine binecek.
Hasılı hu, Cenâb-ı Hak bize hidâyet buyurdu ve iyi kullarının yoluna bize yol verdi. Dikkat edin ki o yolu bırakıp geri dönmeyiniz. Onun için müminler;
- Yâ Rabbi, sırat köprüsünde ayakların kaydığı vakitte sen ayağımı sabit kıl, beni nefsime sabit kıl, kötü nefsine uyanlarla beraber etme, kötü nefislilerin eline bırakma, bizi kötü nefsin eline düşürüp te millet içinde ve huzurunda rezîl etme..!
Diye talep eder. Dünyada da ayaklarımızı sabit kalem eylesin. Ayağımız kaydı mı düşeriz. Ayağı kayıp düşen adam sağlam kalkmaz, bir tarafı sakatlanır. Eski halini bulması için nice çileler çekmesi lâzım yinede kırık testi bütün olmaz. Kırık testi kırıktır, ne kadar süslesen de çatlaktır. Şimdi akıllı usluyuz lâkin kötü nefsin eline düşüp te rezîl olan insan çoktur. Mağrur olup;
- Ben iyilerdenim deme, yalnız de ki
- Şerlilerle beni yazma, kötü nefsin eline bizi bırakma.
Bıraktığı anında boyan değişir, hâlin değişir ve kötülerin isminden yazılır. İnsanı rezîl eden kötü nefsidir. İnsan ne zaman aldanır belli olmaz. benim diyen insan bakarsın aldanır ve birden ayağı kayıp küüt! diye düşebilir.
- Ben dağa tırmanan adamım, yüz dağın üzerine çıkarım!
Emniyet olmaz ki. Dağcılar bazen lâhzanın içinde kanca atar. Düz kayanın üzerine kanca atıp çıkan emniyette değildir.
- Ben emniyetteyim, korkum yoktur.
Diyemez, bir ânın içinde en ufak bir kopma ve ya tam kancalamama, aşağıya gitmesine sebep olur belki tozu dâhi bulunmaz. Koca Âdem Peygamber;
- Ey Rabbimiz biz nefsimize zûlmettik, zâlimlerden olduk..!
Dedi. Âdem Peygamber bile öyle dedi de sen nasıl zâlim değilsin?
İşte nefsin halini söylüyoruz. Demek ki ben oruç tutarım, zikir çekerim, namaz kılarım kendim bir şey oldum! Yok. Daha bir-iki metrelik kayaların üzerinde tâlim yapan dağcılar gibidir. Öbür mükellefler iki yüz-üç yüz metrelik düz kayanın üzerine çıkıp yürür. Aklın fikrin şaşar. Onların işi milimetrenin üzerindedir. Milimetre hatası baş aşağıya düşmesine sebep olur. Düşerse bin parça olur ki bir kere daha ayağa kalkması yoktur.
Ama bizim bir-iki metrelik mesafedir, bize zarar vermez. Lâkin bu irtifâı geçip yukarda hazır olan makamlara tâlim olanların hâli başka türlü olur.
Yukarda Sultanın sarayı vardır. Orada da sana tahsis olunmuş olan kürsüler, hikmetler ve saraylar vardır. Ebedî, ezelî Sultan, o kullarına hazır ermiş olduğu gözler görmedik, kulaklar işitmedik ve kimsenin kalbine gelmedik saltanat vardır ki bugünkü gördüğün saltanat dünkünün aynısı değildir. Yarınki bugünü bastırır. Kaybolmadığı gibi daha renkli olur.
Öyle ya bir kat çıkan, ikinci üçüncü kat çıkan insan var, yirmi otuz kırk kata çıkan insan var. Bu senin talêbine göre verilir. Onun için dikkat et, tâlip ol. Geriye bakma ileri bak. Dağcı geriye baktı mı başı döner düşer, yukarıya baktığında kendini yerden bir-iki metrelik mesâfede zanneder. Aşağıdaki uçurumu gördüğünde anında gözü kararır ve düşer.
Bu bir mâidedir yâni sofradır. Rûhaniyetimizin takviye olması için hepimiz bundan yemeye muhtacız. Beyi, paşası, zâlimi de muhtaçtır, kadını,erkeği, okumuşu, câhili, Evliyâsı da muhtaçtır.
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder