16 Mart 2010 Salı

SOHBET DÜNYASI - 151 - MANEVİYAT VE DERECELERİN HAKİKATİ


Büyüklerin arkasından yürüyen kimse gide gide o büyük kimsenin makâmına gider.

- Kara karganın arkasından gidelim bakalım kısmetimize ne çıkar?

Derse leş bulur. Sultanın ve ya şehzâdenin arkasından ayrılmazsa hiç olmazsa onların sofralarından artan nîmetlere erişir. Onlarla beraber sofraya erişemese de yinede sofradan artan nîmetlere konar.

Demek ki insan bu hayatta neyi ve kimi tâkip ediyorsa ve düşünüyorsa bulacaktır. O sona varmadan kendisini bir chek-up yapmalıdır.

- Ben niçin çalışıyorum, ne için uğraşıyorum, istediğim nedir?

Bu hayatı bir lokmanın hatırı için yaşamaya değmez. Kedi, köpekler, karıncalar bile lokmasını bulur. Sen insanoğlusun sen de bulursun. Öyleyse daha yüksek olan, daha kıymetli olan bir şeyi kazanmak için çalışmak ve yaşamak mühimdir. Onu tâyin edebilmek elbette basit kafalı adamların yapabileceği bir şey değildir. Basit kafalı
adam, dolap beygiri gibi bir rutinin üzerinde döner.

İnsan bu değildir. Sabah, öğlen ve bir kaç türlü akşam yemeği, çerez..! Bunlar için yaşıyorsan hayat bir şeye değmez. İnsanın bunun ötesinde bir maksat ve gâyesi bulunması lâzımdır. Yeme içme gezme kavgası, her gün üç aşağı beş yukarı aynıdır.

İnsanın içinden çeken başka türlü hisleri vardır. Bu hisler maddî ölçülerle idrak olunamaz ve teknik cihazlarla tespit edilemez. Bu arzular madde âleminin madde zenginliğiyle ulaşılamayan mertebelerdir. İnsanın kalbi, o mânevi mertebelerle rahat olur. İnsan o mânevi mertebelere kendisini hazırlayabildiği derecede o âlemin ötesine atlar. Mânevi âlemlere yükselir. Maddenin sıkıcılığından ve hapsinden âzâde olur. Kul kendisini o âleme girerken anlayacaktır.

Baliğ olmak iki çeşittir:

Birincisi; İnsanın erginlik çağına ermesi, bu fizîki bünyemize ait olan bir yoldur, umuma ait olan ergenliktir.

İkincisi; İnsanlığa mânevi sırların çözüldüğü ve keşfolunduğu
demdir. Onunda hududu yoktur. O kuvvet yedi yaşında da açılabilir, on beşte de açılabilir, otuz, kırk yaşında da açılır. Kırk yaşında açılırsa kırk yaşında baliğ olur. Bazısı yetmiş yaşına gelir baliğ olmaz, eğik gelmiş, koruk gidiyor derler. Mâneviyatla zevk alamamış, bir şey tadamamıştır. Hâkikate kendisine bakmaya kendisine izin verilmiş olan, o mertebeye gelen adamdır, perdeler açıldığında;

- Neler varmış be! Biz köhne dünyanın içinde yaşayıp duruyormuşuz, halbuki neler varmış, nelerin arkasında neler varmış..! .O neler nelerin arkasında neler varmış. Öteler varmış, ötelerin ötesinde neler varmış..! Sürekli açılır, daha aklın ve idrâkin durur.

Birinci âlemde içtiğin ayranın tadı başkadır, ikinci âlemde içeceğinin tadı başkadır. Üçüncü, dördüncü, beşinci, yedinci mertebeye kadar gittiğinde o avamı nâsın gittiği yerin kemâlidir. Burada da biz ayran içeriz ama orada içirecekleri başkadır. Burada cismâni yetimiz serinlesin diye içeriz. Lâkin orada rûhani varlığımıza içirttirilecektir.

Rûhani varlığımız ebedîdir. Senin cismâni yetin üç-beş günlüktür. Cismâni yetin yok olduğunda hepsi yok olur yâni serap kabilindedir. Ötekisi hakîkattir. Onun için insan neyi tahsil ettiğini neyi elde etmek istediğini bilinceye kadar insan sayılmaz. Dört ayaklı sınıfta onlarla beraber otlar, yer içer ve dolaşır. O mertebenin üstüne çıktığında insan olduğunu o zaman bilir.

*Dikkat et hayat boşuna bir hayat değildir.

*Hayat dünya kavgası için değildir.

*Hayat dünyadaki hedeflere varmak için değildir.

*Hayat hak kul hayat içindir, hakîki hayata seni geçirtmek
içindir.

Bu yeryüzü, senin gökyüzüne fırlaman için, üzerine basıp o makamlara seni yetiştirmek için bir atlama tahtası gibidir. Buna dikkat edersen günden güne sende inkişaf olur, sende açılırsın değilse eğik gelir koruk gidersin ve kıyâmet gününde sana yapılacak muamele hangi sınıfa mensupsan ona göredir. Yiyen ve içen başlarını yukarıya kaldırmayan sınıfa verilecek ilâhi lütuf yoktur. Zaten onlara vereceğini bunlara versen ilâhi zevki anlayamaz;

- Dişleri olmayan adama fındık fıstık ne verirsin?

O dişleri olanlara pek güzel olan fındık fıstık, dişleri olmayana azaptır hattâ eziyettir. Çiğnemek isterken damakları parçalanır, öğütemez. Belki suyla yutar belki tükürür. Ama dişleri sağlam olan güzel yer. Sende kendi mertebene göre bir şahâdetname almaya bak, onu alırsan sana itminânı kalp olur (kalbin rahat olur). Hedefin belli olur. Fırtınalı karanlık bir gece de olsa gene sen hedefini şaşırmadan doğru gidersin. Bu mühim olan bir noktadır ve insanımız hakîkatleri bu sûretle mütalaa edemezse daha dört ayaklıların yedikleri kötekleri sopaları çok yiyeceklerdir.

Aklıyla kulluk yapan ve o mertebenin üstünde gönlüyle kulluk yapan sınıf vardır. Aklıyla kulluk yapan, sert şeriat kâidelerinin içinde durur, zevkini almaya kendisini zorlayamaz. Zevkini almaya zorlayan adam tarîkata girecektir. Tarîkata girdiğinde, tarîkat sahibinin namazıyla, tarîkata girmeyip şeriatı tutan adamın namazdan alacağı zevk aynı değildir. Öbürü aklıyla ibâdet ediyor, bu gönlüyle. Gönül muhabbetin merkezidir. Onda lezzet vardır, öbüründe sertlik vardır.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: