24 Mart 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 157 - SALİHLERİN İZİNDE GİTMEK.

Buğday tanesinin küçük böceği, bakla tanesinin de küçük sineciği olur. Onların ikisi de hemen hemen aynı büyüklüktedir. Buğday tanesinin sineciği bakla sineğine şikâyet etmiş;

- Yahu sen benden büyük değil, benim kadarsın, benden daha sert değilsin, sen değirmene girersin, o kadar öğütüldüğün halde sağlam çıkarsın, biz ise değirmene girdiğimizde un olup çıkarız, hikmet nedir?

Bakla sineciği demiş ki;

- Çünkü biz büyüklerin yanındayız (bakla iri ya!), siz küçüklerin yanındasınız. Onu öğütünceye kadar biz selâmetle çıkarız, siz küçüklerle girdiğinizde sizi ezip geçer.

- Ne yapmak lâzım?

Büyüklere uymak gerekir. Büyükler öyle demiş;

“Büyüklerle beraber giden adam ezilmez, işi selâmettir

Küçüklerle, yâni aşağılık kimselerle giden ezilir ve gider. Büyük bir ibrettir. Büyüklerle yürüyen kimse dünya ve âhirette kendini kurtarır. Alçak kimselerle düşüp kalkanı çarkıfelek öğütür.

- Kiminle arkadaşlık yapayım, dolaşayım, peşinden gideyim?

Diye soran insana cevaptır. Büyük adam bul. Yeryüzünden büyük adam eksilmez, eksilse ertesi gün dünya toz duman olur. Lâkin sen aramazsan aramadığın zaman, o sana ben filânım demez.Onun için büyük zatlar, Evliyâlar boyda posta bizim kadar lâkin Cenâb-ı Hakk’ın indinde büyük kimselerdir. Ararsan bulursun.

“Alebena vecedenâ”: “Bizi arayan bizi bulmuştur”.

Araya araya kâbeyi bulursun. Sora sora Bağdadı bulursun. Sormayan aramayan bir şey bulamaz.

- Ne aramalıyız?

Elmas çıkan memleketlerde, “acaba bir parçacık bir şey var mı” diye toprağı kazarlar, değirmene çekerler, su verirler ve toprağını akıtırlar. Fışkı arayan bulur, lâkin elmas arayan adam yeraltında titiz bir arama yapar. Elmas ara, çünkü elmas yeryüzünde bulunmaz. Cam parçası veya katır boncuğu kolay bulunur ama kıymeti yoktur. Kıymetli olan derin yerlerde bulunur. Midyenin kabuklarını dışarı da bulursun ama içindeki inciyi dışarı da bulamazsın, deryânın dibinde bulursun. Öyleyse iyisini ara. Şimdi iyisini arayan çok az;

- Ne yapalım cam parçası olsun.

Diye ıvır zıvır doldurur. Kıyâmet gününde sana;

- Eh ne topladın bakalım dök seyredelim.

- Sen dünyada bunları mı topladın? Bunlar için mi yaşadın? Benim huzuruma bunlar yakışır mı? Bu kadar sene toplaya toplaya bu zibili mi getirdin? Abdesthânede kabul etmez bunu.

Diye hesap sorulduğunda ne cevap vereceksin?

Topladığımız her şey kıyâmet günü gözümüzün önünde hazır olacaktır. Yaptığı hizmetten dolayı çok değerli mücevherler getirenlerin ve cennet hâzinelerinden doldurmuş olanların yanında, abdesthanedekileri toplayıp getiren utanacaktır.

Sabahtan akşama ne topladığımızı ve ya ömür boyunca ne topladığımızı düşünmek lâzım. Yol yakınken torbayı çöpe dök yeni baştan başla. Az da olsa temiz olursa makbûldür. Ama çuvalların içine deve hararı gibi pisliği doldurup, Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna getirmek olmaz. Kıyamet günü muhakkak olacaktır. Amelini bileceksin.

Seylân adasında serendip denilen bir yere gittik (Sri Lanka), Âdem Peygamberin yeryüzüne indirildiğinde Havva anamız Cidde’ye indirilmişti. İndiği yerde Âdem babamızın ayak izi vardır. Oraya inip üç yüz sene tövbesi kabul olsun diye ağlamıştır. Cenâb-ı Hak tövbesini kabul buyurdu ve onun gözyaşlarından yakut taşı gibi sâir kıymetli taşlar halk eyledi. İnsanlar onları toprağı kazarak bulurlar.

O memlekette bir nehir vardır. O nehir değerli taşları kaynağından getiriyormuş. Oraya varan herkes o cevheri bulacak ümidiyle bir avuç alır, işin erbabına, kimselere baktırır. Talihliyse arada bir tane değerli taş çıkar. İnsan bunu işittiği vakitte bana da bir tane olsa diye ümitlenir.

Dünya! Burada sana ebedi hayatı kazandıracak cevherler vardır. Bu hizmetlerden belki mahşer gününde bana cennet nasip olur demiyor. Şimdiki insanların akıl mantık terazisi kırılmıştır. İnsanoğlu acâyiptir;

Not: Ş.Nazım Kıbrısî Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: