15 Mart 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 150 - İNSAN VE MANEVİYAT.

Sohbet meclisleri insanı Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna hazırlayan mânevi bir kuvvettir. Mâneviyatı olmayan bir şey karikatürdür;

- Ne mânâ ifâde eder?

Bir kıymet taşımaz. Senin yerine senin karikatürünü almazlar. Heykelin olsa heykeli senin yerine kabul etmezler. İnsanın ünsiyet ettiği, istediği canlılıktır, hayattır. Hayâtı olmayan şeyi insanoğlu ne yapacak?

Din de mâneviyat olmasa filôzof kelâmı olur. Filôzoflarda konuşur, düşünüp düşünmeden bir sürü söz söylerler. Düşünmeden söylediği
daha âlâdır.

- Niçin ?

Çünkü söyledikleri saçma sapandır. Filôzofların mezhebinde hangisi daha saçma sapan söylerse o en kuvvetli büyük filôzoftur. Hangisi mânâsız mantıksız ipe sapa gelmez bir söz söylerse:

- Kimse böyle söz söyleyemedi ne söz yâhu!

- Anladın mı sen?

O adam anlamak için söylemedi. Zaten anlaşılmak için konuşmuyor, “Anlaşılmasın! yükseklik anlaşılmamakta!” eşek anırdığı vakitte de eşeğin anırması anlaşılmaz. Demek ki filôzofun söylediği sözle münâsip geliyor çünkü eşekte anlaşılmak için söylemiyor.

Mâneviyat yürüdüğünde hayat verir. Mâneviyatla kuru dal yeşerir. İnsanoğlu dâima mâneviyat peşindedir. Sen onların inkâr ettiğine bakma. İnkâr edişi kibrinden dolayıdır. Evet demeye kibirlenir. Mâneviyat perdesinin arkasına geçmeye, kapalı olanı aralamaya bir anahtar deliğinden de olsa şöyle bir bakayım diye arzu eder. Mânevi âlemleri görmek ister.

İnsan bazen güzel rüya görür, tesirinde kalır ve o rüya âleminde daha kalsaydım diye temenni eder. Rüya âlemi hiç şüphesiz görünmeyen âlemlerin işaretini vermek içindir.

- İnsan gözü kapalıyken bir şey görür mü?

Görmez.

- Gözleri açık ama karanlıkta bir şey görür mü?

Gene bir şey görmez. Gecenin karanlığında baştan aşağı örtülü, gözün kapalı olarak uyurken, seyrediyorsun ve görüyorsun, rüya görüyorsun.

- Gördüğü nedir ve gördüklerini neyle görür?

Demek ki insanda başka bir hüviyet daha var. İnsanın içinde başka bir varlık var ki bu varlık zâhiri gözler görmeden insanlara bir sürü şeyler gösterir. İnsanın ayakları yürümeden o varlıkla dolaşıyor. Bu uyuyan ayaklarını kullanmadan dolaşabiliyor, bu gözlerini kullanmadan görebiliyor, kulaklarını kullanmadan duyabiliyor, ağzını kullanmadan söyleyebiliyor, tadabiliyor. Ellerini kullanmadan o âlemde o vücutla ellerini, başka elle kullanıyor.

Demek insanda bir başka vücut var ki o vücut bu vücudun içindedir veya dışındadır. O vücut bu vücudun âzâlarının hiçbirisini kullanmıyor. Vücuduna bağlı hislerini kullanmadan bu ikinci vücudun hisleriyle hissediyor. Böyle bir şey yoktur demek olmaz.

- Rüya âlemi nedir? Tarif yapabilir misin?

Rüya âlemi bu âleme mensup değildir, bu âleme bağlı olan bir iş değildir. Rüya âlemi bu gezdiğin vücutla değildir. Hislerinde bu vücudun hisleri değildir. Cenâb-ı Allah insanın rûhaniyetine nefes aldırmak için uykuyu bize îkram etmiştir ki uyuduğumuz vakitte dinleniriz. Aslında rûhumuz bu vücudun hepsinden âzad ediliyor.

Rûhumuz bu vücutta mahpustur, hapsolmuştur. Uyuduğu anda açığa çıkar. İşte bu şart ile vücuda girdi, ona hitap olunup vücuda girmesi bu sûretle olmuştur. Eğer öyle olmasa insanoğlu bu kadar ömür yaşayamaz. Ya cinnet geçirir ya vaktinden önce ölür ve ya ezilir, biterdi.

Her günkü uyku sana yeni baştan enerji doldurur. Tabî olan uyku enerji doldurur ama hap yutarak uyumada o yoktur. Onun için hap yutmaya muhtaç oluncaya kadar vücudunu hırpalamamalısın. İnsan bu madde âleminde maneviyatı temsil eden varlıktır.

- Materyalist görüş ne diyor?

Bu teknolojiye tapan Avrupalı, ahmakûl hümekâ; “insanı maddî bir yapıda, bir sûretten ibâret” zanneder. Materyalist görüş budur.

Hâlbuki insan madde âleminde mâneviyatı temsil eden varlıktır. Hâl böyleyken insanlara mâneviyatı inkâr ettirmekten daha büyük bir cinayet yoktur. En büyük cinayet insanları mâneviyatsız yetiştirmek ve insanların mâneviyatına musallat olmaktır.

Mâneviyatın membâı dindir ve dinden insanlara naklolur. Dinsiz bir esas üzerine mâneviyat olamaz. Onun için filôzof mezhebinde mâneviyat yoktur ama dinde vardır.

Asırlar boyunca Cenâb-ı Allah muhtelif Peygamberler ile tevhit ve vahdâniyet dînini kullarına bildirmiştir. Bir Peygamberden öteki Peygambere nakledilerek zamanla akmış ve Efendimiz s.a.v.’e kadar gelmiştir. Efendimiz s.a.v.’in dünyaya teşriflerinde öteki bütün membâların hepsi kurumuştur. Hiçbirisinde insanlığın mâneviyatını takviye edecek bir kuvvet kalmamış, suyu bitmiş değirmene dönmüştür. Değirmeni döndüren su, İslâm’a açılır.

Kiliseden beklenecek bir şey yok, vaftiz suyu da çoktan kurudu. Özünü rûhaniyetle doyuracak bir şey bulamazsın. Havradan, sinagog veya tapınaklardan bir şey bulamazsın.

Bulutlara kadar heybetli binâlar yapıyorlar. Roma’da Saint Paul kilisesine gittim. Yirmi beş senede yapıp bitirdikleri kilisenin kubbesinden aşağı bakınca insanlar parmak gibi küçük kalıyor. Romanın içine girdiğinde her tarafta çeşme dolu ama tecrübe etsen nokta damlamaz. Dışarıda insanlar dış görünüşten cazibesine kapılıyorlar ama içine girdiğine çeşmelerin içinde bir şey yok.

Her Peygambere verilmiş ve bildirilmiş olan Peygamberlik onlarla beraber kapanıp gitmiştir. Îsa a.s.’n işi de Efendimiz s.a.v. gelince kapandı bitti. Hıristiyanlar ve Yahudiler mâneviyatı zây ettiler, bir şey kalmadığında bu sefer İslâm’daki mâneviyat çeşmelerini kapatmak istediler. İslâm akmasın diye öyle bir çorap ördüler ki, bilhassa vahâ biler;

Allah’ın zikrine, mâneviyata, Peygamber a.s.’a niçin düşman? niçin mezhepsizlik var?

Çünkü İslâm’daki mâneviyat bilinmesin, bilinirse insanların kalpleri İslâm’a akar. Kalpler İslâm’a akmasın diye bu melûnlar “Bu bidattir, bu haramdır, bu şirktir, bu küfürdür” diyor. O zaman, İslâm da Hıristiyanlık ve Yahudilik gibi kupkuru olacak. İki dinde;

“lâilahe illâllah.” Der.

Ama mâneviyat yok. “Lâ ilahe illâllah Mûsa resullûllah” la bitmez, “lâ ilahe illâllah Muhammed un Resullûllah.” Demelidirler. Bizim tarîkatlarımız milleti uyandırmak için bu mesele üzerine durur. Bilhassa Nakşibendi tarîkatı hiçbir yerde durdurulamaz.

Türkiye’deki tarîkatların hepsi kalkmış, Nakşibendi tarîkatı kalkmamıştır. Mâneviyata kapıyı açan, Allah’a zikirdir. Allah’ı zikretmeyen kimse mâneviyata yetişemez. Peygamberimiz s.a.v.’e salâ tu selâm getirmeyen adama mânevi kapılar açılmaz..!

Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: