Biz, Allah’a kulluk etmeye niyet etmiş olan zayıf kimseleriz. Gayretimiz,Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut etmek ve râzı etmektir. Şükürler olsun ki bu mübârek Cuma gecesinde sizi buraya toplayan Allah(c.c.), bizi de burada konuşturuyor ve kendisinin zikrini bize unutturmadı.O’nu zikretmeyen çok kimseler var. Allah’ı unutan, Allah demeyi bilmeyen çok kimseler var. Sen ne kadar tâlihli insanmışsın ki; Allah’ı unutmadın, Allah’a îman ettin.
Allah her yerde zikrolunabilir, öyle olsa da Allah’ın evliyâsının Allah’ı zikri, onların bereketi ziyâdedir. Kendi başımıza yaptığımız zikirden en az yetmiş derece fazladır.
Zikirle küfrü yıkmak için niyet ettik, Cenâb-ı Hak kâfirlerin kalplerine korkuyu salsın, biz Allah dedikçe kâfirlerin yürekleri yerinden oynasın, İslâm’a düşmanlık edenlere ve İslâm’a karşı olanlara Cenâb-ı Allah kalplerine korku salsın ve İslâm ile uğraşacak vakitleri olmasın. İşte bu niyetle bütün dünya İslâm ile şereflensin, küfür kahrolup gitsin, şeytanın saltanatı tükensin.
Karınca kaderince bizim niyetimiz bu ve Cenâb-ı Hak kulun niyetine bakar. Amelimiz yaptığımız hizmet ve ibâdet çok küçüktür lâkin niyetimiz çok büyük olabilir. Ona göre Allah kulun ameline göre değil, niyetine göre sevap verir:
- Bende niyet ettim bütün dünyadan küfrü yıkmaya ve şeytanın saltanatını tüketmeye.
- Sen kimsin?
- En bir âciz kulum.
- Kuvvetin var mı?
- Yok yahu âciz dedik ya!
- Top, tüfek, ordular, tayyarelerin var mı?sen rüyamı örürsün?
- Hayır rüya görmem, niyetim odur ki yeryüzünde kâfir bırakmayıp şeytanın saltanatını yıkmak istiyorum, benim niyetim bu. Cenâb-ı Hak’ta buyurur ki;
“Ben kuluma niyetine göre veririm. Kulum istediği gibi niyet yapsın. Onun üzerine Allah’ın hazînesi tükenmez, Kulumun niyeti buydu diye bütün dünyadan küfrü ve şeytanın saltanatını yıkmış gibi sevap yazdırır. Cenâb- ı Allah’ın hazînesinden eksilmez.
- Zikir meclisinden maksadımız nedir?
İnsanımızın kalp ve gönlünü Allah’a döndürmektir. Allah’tan başka olan her şey yok olmaya mahkûmdur. Yok olan şeye gönül veren adamın her halde aklı yoktur. Var olana gönül ver. Var olan ezelî ebedî Allah’a gönül ver ki, yakışsın. Köhne dünyaya senden evvel gönül bağlayan milyarlarca insan gelip geçti. Bağladılar ve gönüllerini verdiler ama dünyadan çıkarken baktılar ki hani bizim gönül verdiğimiz? Gönül verdiğin olduğu yerde kaldı. Sen dışarı,o olduğu yerde kalıyor.
- Bu kadar çalıştık çabaladık, ettik eyledik okuduk nasıl iş bu? Şimdi bu dünyadan çıkıyoruz, gönül verdiğimiz dünyamız nerde?
Sizin gönül verdiğiniz dünyanızın aslı yoktu, yalandı.
Koçanların üstünde “Taşınmaz mal” yazılıdır. Bizim jön Türkler ne kadar iyi bulmuş ve uydurmuş bu sözü. Taşınmaz mal! Taşınır malı kabire götürürsen ne kefeni kalır, ne bilmem nesi kalır, gece adamın kafasını da keserler,
“Ooo..! Bu taşınır malını götürmüş!
Sağdan soldan ins-i cin gelip;
- Açalım, çıkaralım!” diye alıp dışarı çıkarırlar.
- Taşınmaz malın koçanı yanımızda olduğu halde nasıl alamıyoruz?
Adı üstünde taşınmaz mal. Her dağa taşa hükmeden adam dağı taşı götürecek olsaydı ortada ne dağ ne de ova kalırdı. Bereket taşınmaz mal diye olduğu yerde kalıyor.
- Ama ben çalıştım, çabaladım, kazandım, sattım, aldım...!
Yahu ne aldın? Taşınmaz mal aldın sen. Mâdem taşınmaz mal aldın, dünyadan çıkarken taşıyamazsın.
- Peki ya altınlarımız gümüşlerimiz, bileziklerimiz, kordonlarımız, elimizdeki altın yüzükler, altın saatler bunlar taşınıyordu (Öldüğü vakitte sağına soluna bakar) nereye gitti?
Aldılar, bunları da sana bırakmadılar. Bunlarda da hakkın yoktur artık. Öldün bitti, hakkın kalmadı. Bir toplu iğne bile götüremezsin, kanundur bu. Büyük millet meclisinden çıkma kanun değil. İsterlerse “Öldüğünde taşıyabilir” diye kanun çıkarsınlar, taşısa ertesi gece
kabrinde bulamazlar.
İstanbulda çok zengin bir adam ölmüş, hırsızlar bu adam bu kadar zengin, herhalde taşınır mallardan almıştır zannetmişler. Aradan biraz zaman geçtikten sonra bir kaç tane mezar soyucu ittifak edip;
- Filân gece gelelim çıkarıp bakalım, bu adam çok zengindi belki elindeki yüzüğü unuttularsa, bu yüzük elmas bir yüzüktür, en az yüz bin mark eder.
Diye açtılar ama açtıklarına bin pişman oldular zîra adamın üstünde hiçbir şey yoktu.
Demek ki Türkiye’nin en zengin olan adamı bir yüzük bile götüremedi.
- Ne gönül verdin ağam sen taşınmaz malına veya taşınır malına?
İşte onun için dünyanın, ne taşınır malının nede taşınmazının sana yâr olacağı var. Öyleyse yâr ararsan dost ararsan.
1 - Allah-ı zülcelâli bul,
2 - Allah-ı zülcelâlin Habîbini bul,
3 - Evliyâlarını, onun seçtiği ümmetlerini bul,
Onlar seni bırakmaz. Sen onları bırakmadığın müddetçe onlar seni bırakmaz. Onlara olan muhabbetin helâl olsun. Allah’a gönül verelim diyoruz. İşte dünyaya gönül verenleri başından sonuna saydık onlara yaramadı. Ünlüysen de dikkat et, Allah de, ezelî ebedî olana bak, kazanırsın. Öyleyse başlayalım:
Yâ Rabbî; Tevfikini bize refik eyle, imdat kapılarını açta senin güzel hoş isimlerini söyleyerek lîsanımız ziynetlensin. vücutlarımız, kalplerimiz nurlansın ve tâzelensin,
Not Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder