24 Eylül 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 249 - ZAMANA VE MEKANA BAĞIMLIYIZ

Cenâb-ı Hak bizim tâkat eriştiremeyeceğimiz hizmeti teklif etmemiştir. İnsanoğlu Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna her ne takdim ederse, Cenâb-ı Allah onu ister. Ama kendimize göre olanı da Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna takdim etmezsek Cenâb-ı Hak bizden hoşnut olmaz. O bizden hoşnut olmadığında yer gök bizden râzı olmaz. Allah u Telâ bizden râzı olmayınca ne melâikeler, ne insan, ne cin, ne dağ taş, ne denizler deryâlar, ne içindeki mahlûkat bizden râzı olmaz.

Allah râzı olduysa her şey senden râzı olur. Allah senden râzı olmadı mı her şey sana düşman olur. Cenâb-ı Hakk’ı saymayan bir kimseye bütün mahlûkat dargın ve küskündür.

Onun için bize olan teklif; kendi hâl ve şânımıza göredir, onu yapmayanlara bedbahtlık gelir. Elinden geldiğini yapacaksın. Elimizden gelmediği vakit biz mükellef olmayız. Lakin elinden geldiği hâlde yapmazsan niçin yapmadın diye sorulacaksın.

Hayat geçiyor. Zaman akıyor. Sen zamanı durduramazsın. Zamanı kimse durduramaz. Zaman, Cenâb- Hakk’ın kudret elindedir ve sen o zamanın içinde yaşamaya mecbursun, zamanın dışına çıkamazsın.

Mekân Allah’ın yarattığıdır. Mekân olmadan yaşayamazsın. Senin mekânın dünyadır.

- Dünya ayağının altından kalksa mekânın neresidir? Ayak basacak yer var mı? Dünya bizi fezaya fırlatsa, bizi silkeleyiverse, bütün insanlar fezaya düşse..!

Orada ne zaman kaldı ne mekân kaldı. Zaman ve mekân olmayınca insan yaşayamaz. Zaman akıyor, bir gün onun akması da duracaktır.

İnsanoğlunda zamanı durduracak güç yoktur. Mekânın dışına çıkacak güçte yoktur. Gökleri yırtıp geçerim derse güç yetiştiremez, yerleri delip kaçarım derse kaçamaz. Cenâb-ı Allah sana emânet ettiği ruhunu teslim alıncaya kadar sen zaman ve mekânın içerisinde hapsolunmuşsun,. Ruhu teslim aldı mı zaman kaydından da, mekân kaydından da kurtulursun.


- Ölüp kabre konanlar?

Artık onların zamanla işi kalmadı. Ölen kimse hakkında bu adam şimdi elli yaşında oldu denmez. Yâni elli sene toprağın altında yattı diye elli yaşında demez. Çünkü zaman kaydından kurtulmuştur. Ölen çok insanlar, kabrin içerisinde gömüldüğü vakitte vücutları tamamdır. Kabir bir zaman için mekân oldu, aradan bir zaman geçse açıp bakarsın ki; büsbütün gömdüğün adamın kemikleri kalmış veya daha uzun müddet içerisinde kemikleri de çürümüş hepsi toprak olmuş. İnsanı temsîl eden vücut kayboldu bitti.

Onun için bu dünyayı bu fezânın içinde döndüren ve koşturan kudret sahibi dilediği anda dünyayı durduracaktır. Dilediği anda dünyanın üzerinde olan bütün mahlûkatın ruhlarını kabz edecek, dünya bomboş kalacak.

- Karşı gelebilecek kuvvetiniz varsa buyurun gösterin.

Zamanı durdurup mekânında dışına çıkmak; insan ömrünü uzatmak için uğraşıyorlar. Ömrü uzatıp ne yapacaksın? Nasıl uzatacaksın? Uzattığında bu vücut biraz hizmet görecek ama sonra çözülmeye mahkûmdur. Yaşını uzatan adama deseler ki;

- Sana yüz elli sene ömür verdik.

Ertesi gün kafası karnı ağrımaya başladığında, kalbi çırpınmaya, ayakları sızlamaya, vücudun her tarafı hastalanmaya başlasa;

- Yüz elli sene daha var ne yapacağız şimdi?

Bu sızlamaların içinde azap dolu uzun ömrü ne yapacağım.

İşte insanoğlu şaşkın olmuş. Ömrü uzatmak için uğraşıyorlar.

- Niye ömrü uzatacaksın?

İnsan kendi hâliyle seksene varsa, seksenden sonra sabah akşam Azrâîl’i bekler. İnsan yaşlanınca eli ayağı inceliyor. Peksimetten daha sağlam dedikleri gibi çıtlayıverdi mi kopuyor.. En ufak bir şeyden (Allah muhafaza) kırılıyor, kırıldıktan sonra yatağa esir oluyor. Yatağa esir olduktan sonra orada sırtı yara olmaya, yarılmaya, akmaya başlar. Ne ömürdür o? Onun ömrünü uzatsan o adam ne yapacak? Belki Allah canını alsında kurtulsun ister.

Bu insanlar gafildir, şaşkın olmuştur. Sen sana teklif olunanı yap ve Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna takdim et. Şunu isterim bunu isterim demeyi de bırak. Çünkü senin şunu isterim bunu isterim dediğin kıymetli bir şey değil ki. Cenâb-ı Hak’tan kıymetlisinden iste.



Not Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden

Hiç yorum yok: