Bizans İmparatoru Heraklius İstanbul dayken Efendimiz s.a.v.’in mübarek mektupları olan Nağmê-i Saadet ona ulaştı. Sonra Bizans İmparatoru Şam’a geldiğinde Efendimiz s.a.v. hakkında, bu adam nasıl biri? Diye sormak için birini aradı ve nihayet muvaffak oldu. İslâm Cenâb-ı Hakk’ın dikmiş olduğu bir ağaçtır yâni insan işi değil (haşa!), İslâm bütünüyle Allah’ındır. Yirmi üç senede insanlığa gönderdi; Alın! dedi. Dilerse yirmi üç dakikada da gönderir. İslâm Allah’ın ektiği bir ağaçtır;Temsîl: Efendimiz s.a.v., Allah’ın emriyle İslâm’a gelin selâmet bulun diye çağırdı. Bütün Hıristiyan âleminin hepsi işittiler, zaten bir peygamber gelecek diye biliyorlardı. Lâkin Efendimiz s.a.v. dünyaya teşrif ettikten sonra, o zamanın ehli kitâbın âlimleri, İslâm meydana gelir onlar da Müslüman olursa ellerinden dünya saltanatı gidecek korkusuyla;
Bu o Peygamber değildir dediler ve Yahudilerle Hıristiyanlar işi kıvırmak istediler. İşi ehem niyete almamak istediler. İşi ellerinden kaçırtacaklar diye korktular. Şimdiki bir sürü sarsak din âlimi geçinen kimselerin yaptığı gibi onlar dediler ki;
- Biz dururken, Peygamber ne lâzımdır? Kiliselerimiz açık, içerisinde her türlü nakışla süslü müze gibi resimler, mozaikler, heykeller, orglar her şeyiyle uydurma ne varsa hepsi var,
Şimdiki Yahudi usulü doktor unvanı alıp ta dinin d’sinden haberi olmayan bir sürü câhiller gibi, kendilerini âlim sayan çok tahta kafalı kimseler vardı. Şimdi İslâm’ın içerisinde âlim kalmadı, doktorları kaldı ve şimdiki doktorlara sorarsan;
- Ey Şeyh ne Mehdisi be! Mehdiyi biz ne yapacağız, bizim her birimiz bir Mehdiyken Mehdi gelecekte ne yapacak? Biz size dini îmanı öğretmiyor muyuz? Mekke haremini yeniledik, eski Medîne’nin hepsini yıktık, yerine başka türlüsünü yaptık, biz o kadar hizmet yaparken Mehdi size ne lâzım be?
Aynı o zamandaki papazları dediği gibi... Îsa Peygamberi Yahudiler kabul etmedi. Hıristiyanlar Efendimizi gördükleri hâlde;
- Sen neyin Peygamberisin? Bizim ihtiyacımız yok nedir bu Peygamber? Dediler.
Bununla beraber Nağmê-i Saadet gitti. Kolay mı, sıradan bir adam yedi imparatora mektup yazıp göndersin ve desin ki;
- Rumların ulusu ey Heraklios, seni İslam’â davet ederim, İslâm’a gel, selâmet bul!
Sıradan adamda o kuvvet ve o heybet olmaz. Peygamberde heybet vardır ve peygamberlik heybeti başkadır. O zamanki şarkî Roma İmparatorluğunu şimdiki bütün dünya benim emrimdedir diye yerinde gak gak eden Amerika’yla karşılaştırabiliriz. Ateşe tapan İran kisraları da Rusya gibi o zamanın iki büyük devletiydi . İkisine de çağrı gönderdi. Sıradan adam gönderebilir mi? Onun için imparatorun aklı yetti,
- Bu sıradan adam olsa bu kadar velvele koparamaz, dünyayı sallıyor, bu kimse öyle boş iddia sahibi olamaz, araştırmak lazım.
Tahkikatını yapmak için Arabistan dan gelen bir kervan reisini getirip huzurunda sorguya çekti. Sorulardan bir tânesi şuydu:
- Bana bu mektubu gönderen hazrete tâbi olanlar artıyor mu eksiliyor mu?
- Sürekli artıyor.
- Ona bağlandıktan sonra tekrar bırakan var mı?
- Bırakan yok.
- Anladım, bu hak ile gelen ve Meryem oğlu Îsa’nın haber verdiğidir çünkü hak açılır ve büyür.
Hak küçülmez. Hak görüldü mü büyüyecek açılacak ve hükmedecektir. İslâm Allah’ın ektiği ağaçtır küçülmez. İslâm batmaz, ne kadar çabalasalar İslâm batmayacaktır. İslâm Allah’ın dînidir, ebedî yaşayacaktır.
- Velî kimdir?
Allah’ın kudret ve azâmetini söyleyen, marifetullah sahipleridir. Allahın kudretinden haber veren kimse Allah’ın Evliyâsıdır. Onlar hep Allah’ın zâtını tâzim için, Allah’ı târif ve tahmin için söylerler başka şey için değil .
İslâm’ı perîşan eden kâfirler perişan olsun,İslâm’ın heybetinden ödleri patlasın, Allah’ın şeriatı gelsin, Allah bizi hak tarafında olanlardan kılsın, bâtın tarafında olanlardan kılmasın.
Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder