Cenâb-ı Hakk’ın hesaba gelmez tahtı vardır. Hesâba gelmez tahtlarından mümin kuluna vermiştir. Kalbül mûmini arşullah: mümin kulun kalbi Allah’ın arşıdır. Yâni Allah tahtını mümin kulunun gönlünde kurmuştur. Orada kendisini ister. Bununla beraber dediğimiz gibi kul ezelden ebede kuldur. Cenâb-ı Hak ezelden ebede Sultandır. Yalnız kul kulluğuyla Allah olmaz, Allah’a yakın olur, Allah’a yakınlık elde eder.- Allah’a ne kadar yakın olur?
Allah’a yakınlık ölçüsü bizim elimizde değildir. Kulun Allah’a yakınlığı bu bizim aklımıza gelen ölçülerle ölçülemez yalnız mevhum îtibariyle o söz söylenir de hakîkatini kimse bilemez.
- Filân kimse cumhur reisinin yakın adamıdır.
- Nasıl yâni, evinde, odasında mı kalır? Beraber mi yatar? Nasıl yakınlık bu?
Bu, bizim düşüneceğimiz yakınlıktır. Lâkin bizim düşünemeyeceğimiz yakınlık, müminlerin Cenâb-ı Allah’a olan yakınlıklarıdır. Yakınlaşıyor deriz ama senin arabayla Lefkoşa’ya giderken şehre yaklaşman gibi değildir. O yakınlık başka, bu mecazidir, o hakîkattir. Lâkin müminlerin şenliği o dur ki;
minel ezelî ilel ebed, Cenâb-ı Allah’a yakın olur, yaklaşır yakınlık rütbesi alır da bitse müminin canı biter. Bugün yetiştiğin makam dün yetiştiğinin bambaşkasıdır. Dünkünden bugünde eser yok, bu ondan fevkalâdedir. Bu makamda Cenâb-ı Hak ile beraber olur. Yarınki gün müminin Allah’a yaklaşması, bugünden fazladır ama yarınki günün tecellisi bu günün tecellisine katiyen benzemez, yüzde yüz değişmiştir. Mümin yarınki günün tecellisinden o derecede ferah duyar ki; bu günün yakınlığını göstersek gözünde hiçbir şey kalmaz, yarınki tecelli devam etsin ister. Lâkin Allah’ın hikmeti o da kapanır, üçüncü gün gelir. Üçüncü gün açılacak ve mümine ferah verecek ve onu Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna yaklaştıracak tecelli başka türlü olur. Bir hudut yok, “Buraya kadar sana verilecek bundan ötede sana yoktur” denmiyor. Allah’ın makamlarının sonu yoktur.
- Evliyâlar bunun hakkında ne demiş?
Ecellûl kerâmet devâmûl têvhid demişler. Allah’a ilâhi tevhid ile yaklaşır. Yâni senin takdim ettiğin kulluk nispetin de Cenâb-ı Hak’tan râzılık alırsın. O râzılıkla beraber ilâhi dâvet seni daha ileriye çeker. Yüce Allah bir kuluna âferin verdimi, ona daha ileriye gelmek için başka bir kuvvet açar, o kuvveti kullanarak daha yukarı çıkar;
- Senin azâmetli saltanatının içerisinde ben kendimden geçmişim bu ne güzelliktir.
Der ve Cenâb-ı Allah’a daha yakınlık elde etmek ister, ertesi günkü tecelli bunu unutturur başka açar Allahuekber! Onun için Ecellûl kerâmet devâmûl têvhid dedikleri mânâ; kul tembel olmasın durmadan istesin. İste ve de ki;
- Ver Yâ Rabbi
- Nasıl versin?
- Bizim istediğimizi verme, Sen’in istediğini isteriz
- Karınca ne isteyecek yahu?
Karıncanın istediği çer çöp. Kulun Allah’tan isteyeceği kendi
kapasitesine göredir lakin kul “sen ne vereceksen sen ver Yâ Rabbi” dediğinde kazanır. Onun için ecelûlkerâmet devâmûl têvhiddir. Onlar durmadan ister, durmamacasına Allahu zülcelâl verir. Tükenmediğinden verir. Kul der ki;
- Bu gün budur, bir bu kadar daha ver Yâ Rabbi.
Allah der ki;
- Benim şânımdan değildir en azından bire on veririm, on defâsını verdim!
Allah’a bıraktığın vakitte on defâsını verir. Onun için;
“Rabbenââtina minlêdün kerahmête; senin kendi huzurundan
bize öyle bir rahmet ver ki yâ Rabbi, senin verdiğini isteriz”
Vakitler daralıyor, dünyadan naklolmamız yaklaşmaktadır. Binâenaleyh ne kadar yakınlık kazanabilirsen ona gayret et. Niçin istemedik diye pişman olma. Dünyada gurbiyyet ve yakınlık istemek başka, âhirette verilecek başkadır.
Dünyadaki istediğimiz pahalı ve kıymetlidir. Onun için Cenâb-ı Peygamber bize farz olan, vâcip olan, sünnet olanlardan sonra müstahak olan hizmetleri göstermiştir ki, durmadan Allah’tan isteyelim, Allah’ta durmadan bize kendine göre versin .
Karıncanın istediğine göre verme senin lûtfu keremine göre ver bize Yâ Rabbi. Biz; şirzimetül galîle ,azıcık kimseleriz, bize rahmeyle, rahmet kıl, bize darılma, bizi affeyle, bize gücenme bize tövbeyi nasip eyle,
Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder