İşlenmemiş demir defâlarca ateşe girecek ki polat olsun. Ateşe girmese salatalık gibi kopar. Ama ateşe girip çıktıktan sonra başıyla ucu bir araya gelir. Ne kırılır ne kopar ama defalarca ateşe girmiştir, kaç defa riyâzete girmiştir. Pişti o hamlıktan geçti. Öbürleri kont demiri gibi; vurdun mu hemen kopar. İkisi de kılıç görünür. O da dış görünüşüyle insan, öbürüde dış görünüşüyle insan lâkin birisinde hayvan sıfatı galip, ötekisinde kemâl sıfatı, kâmil kişilik galiptir.Bu şimdiki Müslümancıklar, hepsi hasta şeriat doktorcukları, Suudilerin bastırdıkları Kuran’ı okumakla bir şey öğrenmiş, bilmiş, hamlıktan kurtulmuş zannediyorlar ve bir alimin huzurunda oturup öğrenmeye veya bir şeyhin huzurunda oturup hizmete girmeye tenezzül etmiyorlar.
Herkesin evinde kütüphâne dolu. Dizili kitaplara bakıyorum ters koyanda var. Niçin? Dekor için. Bununla kendi kendilerine öğrenebilir zannediyorlar.
- Kendi kendine öğrene bilecek kimse var mı?
Kendi kendine öğrenecek olsa mektepler, muallimler iptâl olur, herkes evinde kitabı okur olur biter gider. Mektep ne lâzım, medrese ne lâzım, üniversite, imtihan, hoca ne lâzım. Mâdem herkes okuyup öğrenecek, bunların hiç birisinin gereği yok.
Hâlbuki iş öyle değil. Eskiden mekteplerde kıraat dersi vardı, kıraat dersini bir muallim okuturdu. O dersi kaldırdılar, şimdi millet çıkar yazılı kağıttan okuyamaz, hutbeye çıkar yazılanı okuyamaz, hocası böyle, mebusu böyle.
Hâsılı hamlıktan kurtulmak istersen; riyâzetsiz olmaz, riyâzetin ateşine girmeden hamlıktan kurtulamazsın. Değilse ham gideceksin, zâten ham gittiğin için cehennem ateşi lâzımdır.
Dünyada ibâdet ve taat, riyâzet ve hâlvet ile edepsiz nefsini terbiye eden kimseye cehennem lâzım gelmez. Terbiye edemeyen ham gelenler orada pişecektir. Çünkü nefsin iddiası büyüktür;
- Benden büyük yoktur benden akıllı, kuvvetli, şerefli, anlayışlı yok ben ben ben..!
- Nerden buldun bu salâhiyeti?
İşte nefsin terbiyesi için elbette mürebbi lazımdır. Âdi köpek av avlayamaz avladığını yer, sahibine getirmez. Ama insanoğlu köpeği alıştırır, avı tutar aç bile olsa sahibine getirir, kaşısın da bekler. Köpek terbiye kabul eder, insanın nefsi âsiliğinden karşı gelir.
- Terbiye istemem ben terbiyeliyim, bana terbiyesiz diyen terbiyesizdir.
Der. İddiasına bak sen! İşte yirminci asrın adâlet anlayışı, nefsin adâleti bu ve enzelmel nîzam, Cenâb-ı Hak nîzam ettirdi;
“Aklınızla hükmetmeyesiniz Benim gönderdiğim şeriat ile Benim ahkâmımla hükmedesiniz ki adâleti bulasınız”
Yoksa o maymun adalet yaptım diye uğraşıp bitirdiği gibi, hepiniz onun akıbetine uğrayacaksınız.
Nefis vahşidir, nefis âdîdir, nefis alçaktır, nefis şeytandır onu kim dinlerse zarar eder ve zararını çeker. Cenâb-ı Allah aslanı bile terbiye eden insan yarattı.
Nefsi elbette ki terbiye edecek kimseler vardır. Herkes aslanı terbiye edemez, bazı insanlar terbiye eder. Sen çıkarsan aslan seni yer ancak mürebbisinden korkar. Sen nefsinin karşısına tek başına çıkarsan aslandan beterdir, seni parçalar. Sen kendini nefsin mürebbisine teslim edeceksin, nefisleri terbiye eden zatlara teslim olacaksın ki terbiye etsin, sana teslim etsin. Bütün Peygamberler geldi, âhir zaman Peygamberi a.s.de geldi,
- Sahâbelerin nefisleri nasıldı?
İlk başta ejderhalar gibiydi, Efendimiz s.a.v. nefislerini mum etti. Esfele sâfilinden âlâyı illiyyin’e getirdi. Öyle bir terbiye yaptı ki tarihte Efendimizin Sahâbe-i Kîramlarından, onların teşkil ettiği cemiyetten daha yüksek kaliteli insan toplumu görülmüş değildir.
Peygamber a.s., nefislerini öyle terbiye etti ki; yedi kat yerin altından yedi kat göğün üzerine çıkarttı. Ondan icâzetli olan kimselerde o işi yapar, icâzeti olmayan yapamaz. Doktorcuklar yapamaz, hocacıklar yapamaz, prof cuklar, din adamcıkları yapamaz. Allah nefsimizin eline bırakmasın ve nefsimizi terbiye edecek hâlis kullarını göndersin.
Not ; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder