O, âhirete aittir. Dünyada Allah’ın emrini ulu tutan, Allah’ı yâdından bırakmayan, yâni Allah’ı zikredip Allah ile beraber olana Cenâb-ı Allah zikrin kuvvetini aşılar. Zikirde bir kuvvet vardır ki, ondaki kuvvet bütün dünyanın yiyeceklerini yesen o kuvvete bedel olmaz, çünkü rûhani kuvvet sabit kalır, çoğalır ama azalmaz. Yemeden içmeden aldığın kuvvet ise, sabahtan yersen öğlene acıkırsın, öğlen yersen akşama acıkırsın dünya nîmetlerinden aldığın kuvvet devamlı değildir. Yediğinden içtiğinden tekrar toplamaya mecbursun.- Rûhani kuvvet?
Rûhani kuvvet; Evliyâlarda, enbiyâlardadır; çünkü onlar Allah(c.c.) ile beraberdir, Allah’ı bırakmamışlardır. Allah’ı bırakmayanları Allah’ta bırakmaz, anar.
Allah’ı bırakan kimseleri Allah bırakır. Allah’ı bıraktıktan sonra kiminle istersen ol, ister İngiliz’le ol, ister Almanla ol, ister Türk ile ister Kürt ile ol, ister zengin ol, ister fakir ol, ne rütbe sahibi olursan ol Allah’ı bıraktığın vakitte Allah seni bırakır. Allah seni bıraktığı vakitte sen işe yaramazsın, günden güne erirsin. Çünkü sende takılı olan bir batarya pili vardır, bataryan oturmaya başlar ve oturur. Oturunca biter, insan duvar gibi olur. Bataryayı bitirme.
- Bataryanı nasıl bitirmeyeceksin?
Allah’ın tahsis ettiği hiç kesilmeyen kuvvet membâı vardır, bu peygamberden evliyâlara, onlardan da müminlere gelir:
*Peygambere Cenâb-ı Hak’tan gelir,
*Cenâb-ı peygamber (s.a.v.) den evliyâlara gelir,
*Evliyâlardan sana gelir,
O kuvvetten alabilirsen bataryanın bitip bitmemesi fark etmez, ikisi de birdir. Batarya bitse sana gökyüzünden gelen kuvvet kesilmez. Onun için Allah’ı yâdında tutanlar, Allah’ı unutmayanlar, Allah’ın emrine tâzim eden ve hürmet edenler boyuna melekut âlemine yaklaşırlar. Yaklaşıp yaklaşıp kancayı taktımı ondan mânevi güç alır: zikreder doyar ve fikir eder doyar, zikir ve fikirle doyan sınıf’a girer.
O kimse yeme içmeyi artık sûreta vücut için yapar, rûhaniyeti ondan bir şey beklemez. Rûhaniyeti güçlendikçe, cismâni yeti de kuvvetlenmeye başlar. Dâima Allah’ı zikreden kimselere cismâni yeti de hizmet verir o da neşelenir, keyiflenir. Çünkü kendisine yardımcı kuvvet durduğu yerde gelir. Durduğu yerde derken yâni; Allah’ı zikreden kimse oturduğu yerde kuvveti alır.
Zikir meclisine haftadan haftaya dünyayı bırakıp Allah(c.c.) için gelenlere Cenâb-ı Hak bir hat gönderir; sizin kalbinize bir hat iner ki kıldan yüz defa daha incedir:
Allah her şeye kadirdir; Bir kılın yüz defâ daha incesini düşünemezsin bile,l âkin Allah bu, kılın kalınlığını yüz taksime koyup, yüz defa daha küçültüp gene bir yol yapar, içerisinden kan bile akıttırır. Kılcal damar denilen, senin saçının sakalının inceliğinde bir damardır ki; kılın ortasını delik tutmak ne kadar zor bir iştir. Bütün dünyanın tekniğini toplasan bu sakal inceliğinde olan bir şeyin içini boş yapmalarının imkânı yok. Ama kılcal damarlar vücudumuzu dolduruyor hatta hesaplara göre vücudumuzda dünyayı on defâ dönen ince damarcıklar var. Onu düşünüyordum.
- Acaba ana karnındaki çocuğun bu damarcıklarını kim yapar?
Bu hekimler:
- Gelsin bakalım kontrol edelim! diyor.
Neyi kontrol edersin? Hilkat Allah yaratıcı, onu ananın karnında Allah(c.c.) yaratıyor. O bir damla erkeğin suyuyla kadının suyu karışıp nasıl büyüyor...(sen mi kontrol edersin hekim bey?
“Evet biz bakacağız oğlan mı kız mı?”
Bir alet uydurmuşlar her gelen kadının karnına bakıyor) İşte kılcal damar: yâni kıl gibi damar saç teli kadar incedir, damarın içi boştur ve arasından kan yürür.
- Bu nasıl iş? Bunu kim yapabilir?
Hâlık olan yaratıcı olan Allah. Düşünmüyorlar. Melâike meşgûl oluyor. Bir damla su girer, koskoca insan çıkar. Daha Allah(c.c.)’ın büyüklüğüne hala mı inanmazsın?
Hâsılı kelâm Cenâb-ı Hak kendini unutmayanı unutmaz, kendini unutanı bırakır. Allah(c.c.) unutmaz ama bırakır, kendisi sürünsün, daha rezîl olsun, daha ezilsin, daha bitsin diye. Allah(c.c.)’ı sen tutmazsan, dünyayı tutayım da dünya beni tutsun, dersen;
- Bre dünya kimi tuttu da seni tutacak?
Dünya hepsini aldattı. Allah’ı yâdından bırakma. Allah’ı seninle beraber istersen, Allah’ı unutma. Yâdında tutarsan boyuna kuvvet gelir, o hâle gelir ki yemeğe içmeye ihtiyaç olmaz. Duvarı deşse duvarı yıkar, minâreyi sallasa paldır küldür aşağıya düşürür, dağı tepse dağı dağıtır. Allah ile olandaki kuvveti tasavvur edemezsin.
Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder