9 Nisan 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 167 - EBEDİYET İKLİMLERİ

Bugünden yarına ne olur ne kalır bilmiyoruz. Ama elbette bir şey olacak, elbette bir şey kalacak; olmayan bir şey olacak, bir kimselerde ortadan kalkacak. Onun için biraz âhirete çalışmak iyidir. Çünkü dünyada, dünyaya ne kadar vakit ayırırsan yeter demez, sırnaşık karı gibi;

“Benimle az uğraşıyorsun.” der.

Şeytanın sevilecek tarafı yok, ama azdırır. İnsan azdı mı ne Allah ne peygamber dinler. Dikkat et; Şeytan seni bir yerinden tutmasın, bir
yerinden tutarsa bütününü tutar. Senikendisine bağlar, tâlimli maymun gibi;

- Buraya gel, bunu yap. Der.

Yirmi dört saat esir aldığı kimselere çeşit türlü fit verir ve azdırır. O zaman insan ne vardan anlar ne yoktan;

- Bana imkân yaratacaksın, benim istediğimi yapacaksın, yoksa seni bırakırım. Der.

- Bırakacaksan bırak senden iyisini bulurum.”

Dersen o zaman düşünecek;

- Benden iyisini bulacak, nasıl olsa bende cehenneme gireceğim, bu ademoğlu da benimle beraber girsin, bunların sebebinden cehenneme düştüm onlara göz açtırmam.

Der ve dünyanın zehirini o kimseye içirir. Dünyanın zehiri insanlara umulmayan hastalık getirir. Uyma! Uyduğunu bildiğinde geri dur ve tövbe et.

Vakitler uzak değil yakın oluyor. Günden güne gideceğimiz yer yaklaşıyor. Yâni ebediyet iklimlerine seferimiz var, hazır olun. Burasının değilsiniz. İnsan dünya için yaratılmadı, insan ebediyet iklimleri için yaratıldı. Onun için ona hazır ol ve ebediyet iklimlerinin serin ve hoş kokularını koklamaya gayret et. Dünyanın pis kokularından burnunu tut.

- Ebediyyet iklimleri ne mânadadır?

Cennetlerin ebediyet iklimleri... Ebediyyet dendiği zaman ne şenlik.

Beyrut’ta bazı arabaların üzerinde bir reklâm görmüştüm, “eternity”: Bu ecnebî bir kelime bile olsa insanın rûhuna ürperti ve ferah veriyor. İnsana hakikaten yakışan ve arzu etmesi gereken “eternity” yâni ebediyet iklimleri. Onun içine dalıp git, dünyanın pisliğinden ve murdarlığından kurtul.

Ebediyet iklimlerinin ismi de ne güzel. Eternity... Ebedi ve sermedi mânâsındadır. Onun serinliğini ruhlarınızı alsın, o serinliğe dal, o güzel iklime.. O iklimler dünyanın iklimlerine benzemez.

Dünyada dört mevsim, dört iklim mânâsındadır. Orada lâhzanın içerisinde ebediyet iklimleri, sonsuz güzelliklerin içerisine dalıp gider, insanı çeker. Onun câzibesi öyle bir çeker ki içilir içilir doyulmaz.

“O denizlerden içiyorum içiyorum kanmıyorum” dedi Beyazıt-ı Bestâmi Hz.leri,

O denizler bu denizler gibi değil, bu denizlerden bir bardak içsen çatlatır. O denizler ebediyet iklimlerindedir. Orada uyku yoktur zaten uykuyu kim ister? Yorulmak yok, gaflet yok, bıkkınlık yok, kırgınlık yok. Ebediyet iklimlerinde aşka, şevke, zevke dalıp gidersin. Cenâb-ı Hak bize de versin. Bu dünyanın mihnetlerinden, fitne ve meşakkatlerinden kurtarsın.

Yüce Allah diyor ki;

- Ey kullarım burada ne gördünüz ki, burası dârı belâdır, daha Ben’im keremimden bir şey görmediniz. Dünyadaki her lezzet bir başka türlü meşakkatle, mihnetle ve hüzünle çevrilmiştir. Dünyayı sevmek istersiniz aslında sevilecek gibi değil, sizleri dâr- ı kerâmetim olan ebediyet iklimlerine dâvet ediyorum, ebediyet iklimlerinin tükenmez hazînelerinin, Ummanlarının, rahmetlerinin ve deryâlarının mutlak sultanıyım. Bana gel...!

- Ebediyet iklimlerine nasıl ulaşırız?

Zikir azar azar olsa da, ağır ağır kalbimizi açacaktır. Zikir meclisinden uzak durma, her günde bundan sonra zikir yapanların kalbine o serinlik verilecektir, ondan nasîbini almaya bak. Allah(c.c.) o zevki tadanlardan eylesin. Cenâb-ı Allah’a hamd ederiz ki, bize zikri tevbih için izin verdi. Noksaniyetimiz içinde istiğfar çekiyoruz. İstiğfarla Cenâb-ı Hakk’a;

“Ya Rabbi günah pisliğine bizi tekrar düşürtme” Diye tövbe edip niyaz ederiz.

Hiç kimse pis abdest kuyusuna kendini atmaz. Hatta pislenen denizler var, meselâ İzmir’in denizi abdesthâne kokusu gibi pis kokar. Baktım da o sâhilde simsiyah ufunetli (iltihap kokan) abdesthâne gibi denize giren insan yoktu. Para versen o suya kimse girmez. Kendi kendine oraya dalmayı bırak üzerine üç beş kişi hücum edip atacak olsa, şiddetle kaçar.

Günahın pisliği ise hesaba gelmez. Tövbe eden adam:

Bir kere daha o pis çukura düşmem beni kurtar yâ Rabbî!”

Diye dua eder. Kuyudan seni çıkardıktan sonra tekrar düşeyim dersen, pislik kuyusuna düşüp ne yapacaksın?

Nefsimiz kanalizasyonlarda dolaşmaktan hoşlanıyor dersen, nefsin gıdâsı pisliktir, nefis temiz şeyden hoşlanmaz, pislikten hoşlanır. Helâlden hoşlanmaz, haramdan hoşlanır. İnsanın nefsi bu. İşte günahı gözünün önünde tut ve gör. Bu günahın ve haramın pis olduğunu mütalaa et.

- Acaba nasıl düşünmeliyim?

Temiz havuz da var, pis havuzda var. Nefsin pislik istediğinde pis havuza gir, yüz! Bıktığında gel, temiz havuza çık,

- İki türlü havuz var, temiz havuz dururken pis havuzun içine atlanır mı?

- Atlanır.

- Ne zaman?


- Nefsine tâbi olduğunda.


Onun için din mücahadedir. Müslüman olan adamda temizlik îmandandır veya îman temizliktir. Îman pis yerde durmaz, temiz yer ister. Temiz olan adamda îman vardır. Pis olan adamda îman yoktur, îman dudakta kalırda kalpte kalmaz. Dudağında kalan îmanı da şeytan son nefeste çalabilir. Çaldı mı sıfırlanmış olacak, doğrudan pislik çukuruna atılacaktır.

Dikkat edilecek mesele temiz yaşayabilmektir veya pisliğe düştüğünü bildiği anda ondan dışarıya çıkmaktır. Bereket, istiğfar ipi herkesin başında döner durur. Pis çukuruna düştüğünde “tövbe yâ Rabbî!” dese o ip onu yukarı çekecektir.


Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: