7 Nisan 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 165 - İLMİN AMACI.

Bir insan her şeyi bilemez. Bildiğimizin âlimiyiz bilmediğimizin câhiliyiz. Her şeyi bilen Allah(c.c.)’tır. Senin bileceğin bir hudut içerisindedir; bilmediğimiz deryâ ise bildiğimiz o deryâdan bir noktadır. Kütüphânelerde ki on binlerce belki milyonlarca kitaplara bakıyorum ve soruyorum:

- Bu kitaplar bize neyi öğretmek ister? Öyle ya kitaplardan öğreneceğimiz nedir?

Kitapların hepsinin öğretmek istediği; seni yaratanı öğretmektir. O kitaplar sana Allah(c.c.)’ı öğretmek için, Allah(c.c.)’ı tanıtmak için uğraşırlar.

- Seni yaratanı öğrendikten, tanıdıktan sonra neyi öğretir?

- Allah(c.c.)’ın senden ne istediğini.

- Peki Allah(c.c.) senden ne ister?

Buna bir misal verelim; Zengin biri bir işçi tuttu, ırgat;

- Ağam bana çarşıdan yiyecek alıp yemem için izin verir misin?

Zengin bir ağa diyecek ki;

- Ey ırgatım, benim aşhânelerim var, benim gibi kimseye çalışan adamı ne aç, ne susuz bırakırım, onun için sen işine bak, aklını ne yiyeceğim diye meşgûl etme,

Cenâb-ı Hak buyuruyor;

“Sizi sırf kulluğum için yarattım”

Çalışmadan da olmaz sözünün hikmeti var, lâkin çalışman seni yedirip içiremez. Yine bir örnek verecek olursak bu Kıbrıs adasında son üç senedir susuzluk ortalığı kavurmuştu. Eğer bu senede de kurak geçerse buradaki insanlara gelen sene içecek su kalmayacak.

Pulluklarla aslan gibi çalışıp tarlaları eksende, yüce Allah gökyüzünden rahmet yağdırmasa traktörün seni doyurmaz.

Bundan yedi sene evvel Londra’da bir kuraklık olmuştu,ortalık sarardı,kurudu ve hükümet ev sularıyla bahçe sulayanlara 500 sterlin ile 1000 sterlin arasında ceza yazıyordu. Eğer bu susuzluk İngiliz adalarının üzerinde üç sene devam etseydi dördüncü senede İngiliz adalarının üstünde insan kalmayacaktı.

- İngiliz adaları gibi zengin, çarşıları her türlü eşyalarla dolu memleketten niye kaçılsın?

Yiyecek içecek bir şey bulamayan adaları terk edip kaçacak.

O vakit; Ey insanlar, namaz kıl dediğimizde işimiz var namaz kılamayız demeyin, Allah(c.c.)’tan korkun. İşte üç sene daha kuraklık devam etseydi İngiliz adaları boşalacaktı.

Birde bu arada İngiliz bahçelerindeki ulu ağaçlara hastalık geldi, küçük böcekler ârız olunca parklarda görünen dev ağaçlar yere yıkıldı. Ne ilâç ne de zehir têsir etti. Âciz insanoğlu; “Küçük bir böcek İngiltere’nin yüz örtüsünü değiştirecek, manzarası değişecek!” diye telâşlandı. Tâ ki Cenâb-ı Allah emir verdi de o hastalık durdu, ama yüz lerce ağaçta yıkıldı.

İlimlerin netîcesi; Allah’ı tanımak, tanıdıktan sonra;

- Yâ Rabbî benden ne istersin?

- Senden kulluk isterim.

- “Niye bana secde etmedin?” derse ne yapacaksın?

Hak ve sultan; Allah’tır. Hepimiz O’nun kullarıyız. Mutlak sultan O’dur, istediğini yapan O. Habîbine salâtu selâm olsun, Habîbi hürmetine rahmetlerini yağdırsın.


Not ; Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: