Ya Rabbi şükür...!
Sabahtan akşama, akşamdan sabaha şükür desek azdır. Başka hiçbir şey demesek şükür ya Rabbî desek haktır. Yokluktan varlığa gelmenin şenliğinde mahlûkat sarhoştur. Onlarda takdir var insanda yok. İnsanoğlu varlıkta olduğuna dâir şükür etmiyor, belki çok insanlar varlıkta olduğuna teşekkür etmiyor, teşekkürü bırak kötü söylüyor.
İnsandan gayrı ne kadar mahlûkat varsa memnundurlar. Memnun olmayan insanoğludur, hepsine yazıklar olsun. Varlığa gelişini takdir etmeyen ve şükretmeyen adamların hepsine yazıklar olsun!
- Peki yaratmamış olsaydı, yaratılamayanlardan olsaydık ne vardı?
Yaratılmışız ve yaratılanların içinde en imtiyazlı olanı da biziz. Melîki muktedir Allah(c.c.)’tır ve bizi kendi ulûhiyetinin ilminde, bize tahsis buyurmuş olduğu ki, dünya ufalır ufalır sıfırlanır biter. Cenâb-ı Hakk’ın ilâhi yakınlığında, muktedir melik olarak kendi indi ulûhiyetinde bize makam tahsis etmesi hesaba gelmez minnet ve hamdü senâyı gerektirir. Hiç bir mahlûk için melîki muktedir huzurunda onun indinde duracak diye söylenmemiş. Biz insanların bir sınıfı için bunu tahsis etmiştir.
Muttakiler: Allah(c.c.)’ı ziyadesiyle sayan ve ziyadesiyle Allah(c.c.)’ı gücendirmekten darıltmaktan sakınan kimseler... En ufak bir yanlışlığı kabul edemeyen belki Allah(c.c.)’a karşı yapmış olduğu en ufak bir hatayı bile kendi nefsinde kendisini affetmeyen adamlar. Kendi nefislerinin eğriliğini hatasını affetmeyen insanlar, tertemiz kimseler ve o eğriliği bir kere daha yapmaya katiyen yaklaşmazlar.
Cenâb-ı Hak kendini, Melîki Muktedir diye vasfediyor.
Melik: herşeye mâlik olandır,yaratılmış ne varsa hepsinin mutlak mülkiyeti Allah(c.c.)’tadır, öyle bir sultan, öyle bir melik, pâdişahtır Cenâb-ı Allah. Hem melik, hem muktedir.
El Muktedîru (c.c.) : Allahın 99 esmâ-ül hüsnâsından birisidir ve meşhurudur.
Şeyh Efendi Hz.leri,(Allah sırrını takdis etsin) bu 99 Esmâ-üllahûl hüsnânın mânâlarını söylerdi de, El Muktedîru ismi celîlini söylediği vakitte durmuştu...!
- Muktedir oluşu anlatmak için nasıl bir örnek versek? Allah’ın iktidârı nerelere erişir?
İnsanlara anlatabilmek için çok basit bir misâl, O’nu düşünüp te en ufak bir temsil bile yapabilmekten ehlullah, evliyâlar âciz kalmıştır. Şimdi iktidârı anlatmak için bir örnek verelim;
Kâinat var;bu kâinatta uçsuz bucaksız büyüklük var. Bu kâinat gibi, bunun milyon kere, milyar kere, trilyon kere, katrilyon kere (...Ne kadar yukarıya saysan, ne kadar zaman ister bu kadar katı ki; tasavvur edemiyoruz) bu zaman vâhidinde bir saniyeyi yüz bine, yüz milyara, hatta yüz katrilyona böl. Ne kadar zaman ufaltabilirsen gir. Vâhidini ve kâinatı hayal gücünün yetişeceği yere kadar büyültsen, zaman vâhidini de hayal gücünün gittiği yere kadar küçültsen, o kadar miktarını Cenâb-ı Allah, o zaman vahidininde en küçük zaman vahidinin içerisinde, o senin tasavvur ettiğin büyüklüğünün milyon kere milyon büyüklüğünü yaratmaya iktidar sahibidir!!!
Evliyâlar buna da râzı değil,
- Bu Allahın iktidârını tarif ve tâbire bu da yetmez! Diyorlar.
- İnsanoğlunun hayvanlığı nedir?
Allah(c.c.)’ı küçültmektir. İnsanoğlunun büyüklüğü Allah(c.c.)’ı büyültmekledir. Herhalde Cenâb-ı Allah bizim büyültmemize muhtaç değildir. Lâkin onu kendi nazarında büyültmek, işte sana büyüklük getiren budur.
- Allah(c.c.)’ı nasıl küçültürsün? Küçültülebilir mi?
Küçültülemez de bu zamanın akılsız insanları akıllarının mikyasına, ölçüsüne indirmek isterler. Allah(c.c.)’ı kendi tasavvurlarının içinde görmek ve göstertmek isterler. Yahudi işi. Yetmiş Yahudi Tûr dağındayken Musa a.s.’a dediler ki;
- Allah’ı cehrî olarak görmek istiyoruz!
Açıklaması;
- Ayı şimdi buraya indirebilir misin?
- Ay orada!
- Yok! Âşikâre göreceğiz, ayı indir görelim,
- Ay çok büyüktür,
- Ama bizim gördüğümüz sini kadardır, seninki mi doğru? Benimki mi?
Akıl hududuna çekmek Allah(c.c.)’ı küçültmektir. Tasavvur sahana getirmek, Allah’ı küçültmek mânâsıdır. Bütün hata ondan ileri geliyor.
Hıristiyanlar akılsız, Allah’ı insan yaptılar. Allah(c.c.)’ı nasıl küçültür insan yaparlar? insan yaptıktan sonra utanmadan çarmıhın üzerine çakıyorlar!!
Allahu ekber! Allah büyüktür. Büyüklüğüne ölçü yok. Küçültüp ikon fotoğraf yapılamaz. Hıristiyanlar ve Yahudiler. Al birini çal ötekine ve maalesef Müslümanlar da Yahudileri takip etmekte.
İktidarından söylüyoruz çünkü bu Cenâbı Allah’ı tâzim içindir. Evliyalar böyle şey söylendiği vakitte Cenâb-ı Hakk’ın gücüne gider diye korkularından sakınıp titrerken bunlar bir buçuk metrelik insan yaptı, o da yetmedi çarmıha gerdiler. Ne mânâ, ne mantık, nasıl din? Hem de arkasından milyonlar koşturuyor.
Allah bizi affeylesin. “Muktedir” dendiği vakitte iktidarına ölçü tâyin edilemez. Bu söylediğimiz büyüklük bizim hayalimizin zorlandığı yerdedir. Bütün hayalleri birbirinin ucuna takıp ta düşünsen ve o kadar âlemleri saniyenin milyar kere milyar, trilyon kerede trilyonda birinin içinde, bu sayıdaki kâinatları kaf nuna varmadan halk eden dediğimizde; Cenâb-ı Hakk’ın azametine bu uygun olmayacak diye korkuyorlar. Çünkü bizim söylediğimiz bile hududun içinde, Allah(c.c.)’ın azameti ise hudutsuzdur. Hudutsuzun içerisinde hudutlu olan her şey sıfırlanmaya mahkûmdur. Onun için muktedir oluş sıfatını söyleyebilmekten hayâ edip durdular.
Allah(c.c.)’ı bilmek lâzım. Peygamber a.s.’a
- Amellerin efdâli nedir? Diye soruldu,
- “Elmubillah” Allah’ı bilmektir. Buyurdu.
Allah(c.c.)’ı bilmektir. İşte marifetine yol arıyoruz, biz yalnız tâzim yoluna giriyoruz, bir ölçü kullanmaktan utanıyoruz. Allah’(c.c.)ın büyüklüğüne bir ölçü kullanma. Evliyâlar kullanamadı durdular; ya Rab, bir şey söylemeyelim çünkü hangi ölçüyü kullansan sıfırlanmış bitmiştir. Allah(c.c.)’ı tanımak Allah’ı bilmek lâzımdır.
- Allah nasıl bir saltanat sahibi?
Nasıl diye soramazsın, nasıldır saltanatı nerden soracaksın, tasavvurun yetişmeyen şey bu, neyi sorarsın? Ancak sana giydireceği saltanattan senin aklın duracaktır, aklın çalışmayacaktır. Cenâb-ı Hakk’ın sana vereceği saltanattan aklın haberi olamayacak, bir şey anlamasına imkân bulunmayacak, akıl geri duracaktır.
Senin rûhani gücün onun idrâkine açılacaktır. Sana verilen saltanatta bile aklın âcizliği ikrar edecektir. Senin kendine verilenden, sana verilecek, îman ehline, cennet ehline, takva ehline verilecek. Cennetteki saltanat ve cennet derecâtında olan saltanatı takdir edebilmekte akıl durur. Rûhaniyetinizde kuvvetini takdir etmeye ona yol açılır, o da gider gider, o da bilmez, sonunu bulamaz. Bu bizzat kendine sana verilecek olan saltanattır ki, Allah’ın saltanatını nerede bulacaksın....
Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz.leri sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder