8 Nisan 2010 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 166 - NURUN KAYNAĞI

Bir gün daha geçti, dünyanın ömründen bir gün daha tükendi, yaşayanların hepsinden bir gün daha geçti. Âhiret bir gün daha yaklaştı, Mahkeme-î Kübrâ bir gün daha yakın oldu, Bu Allah(c.c.)’ın huzuruna çıkmaya bir gün daha yaklaştığımıza delâlettir. Cenâb-ı Allah yüz aklığıyla O’’nun huzuruna varmayı bize nasip etsin ve îman nûruyla yüzü ağaranlardan eylesin.

İnsanın derisinin renginin ehemmiyeti yoktur, mühim olan derinin üzerinde görünen nurdur. Kiminin derisi beyaz olur nûru olmaz, kiminin derisi esmer veya siyah olur lâkin nur ışıldar.

- Nur nedir?

Nur: Cenâb-ı Hak’tan ilâhi lütuftur. O ilâhi lütuf’u isteyiniz, arayınız, size verilirken alınız sonra bir gün gelir ki onu ararsınız ama bulamazsınız. Aranıp ta bulunamayacağı gün gelmeden nûra talip olunuz.

Bütün peygamberler; nûr kaynakları ve ilâhi nûrun taşıyıcılarıdır. Neon lamba olmasa ışığın gelmediği gibi, peygamberler olmasa nûr naklolmaz. Efendimiz (a.s.), melekuttan gelen nûrunu ashabın kalbine aktardı.

Her sahabenin kalbinde kendi derecesine göre nur vardır. Onlara birer huzme verilmiş ama küllî olan tamamı Hz. Ebûbekir (r.a.)’ın kalbinde hazneleşmiştir. Hz. Ebûbekir Sıddık’ta olan kuvvet, asırdan asıra ikincisine, üçüncüsüne ve daha sonrakilere naklolarak kıyâmete
kadar devam edecektir.

Demek ki; ilâhi nûrun kaynağı peygamberlerdir. Ondan da onlara inanan müminlere geçer. En büyük nur; Efendimiz (s.a.v.)’e inen nurdur, onun nûrundan bütün peygamberlere verilmiştir. Efendimiz (s.a.v.)’den sonrada o nur naklolur. İsteyen kimse o nûra kavuşur.

İnsan kendini tamamladıktan sonra ve tamamlandığına dâir peygamberin vârisleri olan nûru taşıyanlar, bakar ve imza eder, tamamdır açılsın der. Açılsın! dendiği anda yedi kat yerin altından yedi kat göğün üstüne kadar açılır, bütün mahlûkat gösterilir.

Nur, ilâhi nurdur. Onun için “nûra talip olunuz” deniyor. Nur verilirken sen de nûru ara ve iste. Çünkü bir zaman gelecek, o nurdan istediğinde denecek ki;

“Burada değil geride verilmişti”:

Yani dünyadayken aldıysan aldın, almayan kimse nursuz kalacaktır. Orada yeni baştan nur verilmez.

Nûra talip ol. İlâhi nur, senin vücudunun her hücresine yetişir ve her hücresini canlandırır. Hayvan hayatı üzerine canlı duran hücre öldüğü vakitte, o da ölmeye mahkûmdur. İlâhi nurla dirilen hücre ölmez ve çürümez, kıyâmet günü öyle kalkar.

Bazen on binde hatta yüz binde bir defâ bazı kabirler açıldığında, içinden olduğu gibi hiç bozulmamış biçimde o kabir sahibi meydana çıkar. Ondan bilinir ki ilâhi nur insanın vücudunun her hücresine yetişmiş, o kimsenin hayatı nur üzerine olmuş ve o çürümemiştir. Bu yem yiyeceğin vereceği kuvvet ve parlaklık mezara kadardır. Vücut mezarda yem yiyecekten başka bir şey kalmayınca çürür, kokar, şişer ve toprak olur.

Ölüm, vücudun her hücresine yetişir ve onu bitirir. Yâni vücuda yemek içmekten gelen hayat eseri kabre kadardır. Hayat; vücudun her hücresine ilâhi nur ile gelirse, o toprağa yatsa da bir şey olmaz. Zaten onun dünyadaki hayatı yemekten içmekten gelen güç ile değildi. İlâhi nur ile gelen hayattı o. Binâenaleyh kabrin içine yatmış yatmamış fark etmez, orada çürümez ve bozulmaz. Çünkü devamlı o hücre diri kalır onun için kefeni bile çürümez. Kefeni çürüse o çıplak kalır. Cenâb- Allah çıplak bırakmaz ve setrini vermiştir. Ötekiler toprağa döndüğü için toprak onları setreder kapatır.

Evliyâ ve Enbiyâ ilâhi nur ile dirilmiş olan kimselerdir ve onların kefenleri de çürümez, hatta kefenleri solmaz o setirle kalkarlar. Bu hayatta en ziyâde istenecek mesele budur.

- Nurla geldin mi? Biz sana nur gönderdik, niye almadın? niye böyle kokmuş çürümüş halinle geldin?

Diye hitap edildiğinde hâl nice olur? Bütün imamlar, kırk bir tarîkatın imamları, hepsi insanları nûra dâvet ederler. Anlayışsız insanlar tarîkatları ve tarîkat pirlerini inkâr ediyor, belki câhilliklerinden dolayı onlara dil uzatıyor. Yoksa en mühim meseleyi insanoğluna takdim ile şereflenmiş olan bütün Evliyalar nur kaynaklarıdır.

Allah(c.c.) gerek dünyada yaşayanlarından gerek berzaha intikal edenlerin muhabbetlerinden bizi uzak etmesin, onlara yakınlık peygambere yakınlık, peygamberlere yakınlık Cenâb-ı Allah’a yakınlıktan ileri gelir.


Not ; Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: