5 Nisan 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 163 - SAHİPSİZ VARLIK YOKTUR.

Ne kadar yaratılmış mahlûkat varsa insan en şereflisidir. Onun hâl ve şânına göre rahmet iner ve ya geri çekilir. İnsan zanneder ki;

-
Ben hürüm serbestim, istediğimi yaparım ederim, bana karışan yok, yalnız başınayım, hiç bir kimsenin benim üzerimde kontrolü yok.

“Ben nasıl bu âlemde bulundum? Bu âleme nasıl geldim? Kaç senedir ben bu âlemdeyim?” demez.

Yazmasa ne yaşını bilir ne doğduğu günü veya yılını bilir. İnsan kendisini mücerret zanneder. (Mücerret: soyut, yani hiçbir tarafta bir takıntısı yok).

İnsanın elinde bir kara kutu var(cep telefonu) ne teli var ne direği var, gün batıdan gün doğudan geleni işitiyor ve duyuruyor ve o aleti insan yapmıştır!

- Bunu yapan mı daha kuvvetli yoksa bu alet mi?

Bu alet değil bu aleti yapan daha kuvvetlidir. Ne zaman ruhun daralırsa, doğru İstanbul da ki mânevi sultan Halidî Zeyd Eyüp Sultan Hz.lerine îltica et;

-
Bizi sıkıştırıyorlar, sizin yanınızda buna karşı bir imdat yok mu?

Diye sual edersen, o sana cevap verir. Ürkme, korkma, seni korkutan bir insansa, sende iki ayaklı, o da iki ayaklıdır. Onunda tik tak atan kalbi vardır. Tik deyip dursa tak diyemez, olduğu yerde kalır.

Elindeki kara kutu sana işittiriyor da ben sana işittiremezsem ne olur? İşittirebiliriz. İnsan o elinde tuttuğu aletten daha nihâyetsiz derecede üstündür. Öyleyse ey şerefli mahlûk şerefini gözet ve senin şerefini senden almak isteyen olursa mercîne yâni nereye bağlıysan oraya havâle et, icâbına bakarlar. Dünya sahipsiz değildir.

- Dünya sahipsiz olur mu?

Bir ağacın altına gitsen bu ağaç benimdir diyen yüz kişi gelir. Dağ başına çıksan, burası filân kimsenindir derler, sahipsiz yer yoktur. O tek ağaç bile sahipsiz olmadığında sen nasıl sahipsiz olursun? Senin sahibin yok mu? İşte insanların düşünmedikleri nokta, kendilerini sahipsiz zannetmeleridir. Sen sahipsiz olsan bu dünyaya gelmezsin. Seni getiren var, demek ki sahibin var ki seni gönderdi. Bir zaman sonra herhangi bir vakitte;

- Gel buraya, dön.

Emri sana gelir, işitirsin ve yerinde duramazsın.

HİKÂYE

Adamın biri, ölümsüz bir memleket aramak için dolaşmış, hangi yere gitse sormuş;

- İnsanlar bu memlekette ölür mü?

- Ölürler.

Böylelikle geze geze nihâyet başka bir yere gelmiş bakmış köyün girişinde mezarlık yok, etrafına bakmış, bir kimse bulmuş;

- Bu köyün mezarlığı yok, insanlar bu memlekette ölmezler mi?

- Yok, burada kimse ölmez.

- Demek bizim istediğimiz yer burası, nasıl oluyor siz çoğalmıyorsunuz?

- Bizim burada ölen yoktur yalnız bu karşıda bir dağ var, arada sırada, yâ Ayşe, yâ Ali, yâ Hasan, yâ Hüseyin diye bir ses gelir, çağrılan kimse oraya gittiğini görürüz daha öteye bilmeyiz.

- Zararı yok, burası bize iyidir, burada otururuz, beni istediği kadar çağırsın, gitmeyiveririz. Demiş,

Orada epey zaman oturmuş, o köyde evlenmiş, bir gün berbere gitmiş. Berber o kimsenin traşını yaparken çenesinin bir tarafını yapmış ;

- Dur, dur beni çağırıyorlar bırak gideyim.

- Ya..! öbür tarafını da bitireyim ondan sonra git gideceğin yere.

- Olmaz.

Önlüğü çıkarıp koşaraktan öteki gidenlerle gitmiş.


Not; Ş. Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: