
“… Göklerde ve yerde bulunanlar, O'ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir.” (Rahman/29
Hiç bir şeyi bir saniye sonra aynı noktada bulamazsın. Cenâb-ı Allah’ın kudret ve azameti, her şey o saniyenin içerisinde değişmiştir. Sen bir saniye evvelki insan değilsin. Bir saniye sonraki insanda şimdiki sen değilsin. O saniyeye tâlim edilmiş olan şahsiyetin vardır, sen o sun, ondan sonra gelecek saniyenin içindeki tecelliye göre senin hüviyetin gene değişmiştir.
- Böyle şey olur mu?
Olmasa dün çocukken bugün genç adamsın, dün genç adamken bugün orta yaşlı, dün orta yaşlıyken bugün yaşlı bir kimsesin..! Biz fark edemiyoruz ama onu fark ettiren onu ayırt edebilen ilâhi kudret seni lâhzanın içerisinde değiştire değiştire anandan doğduğun günden itibaren dünyaya çıkış noktasına varıncaya kadar değiştiriyor. Dünyaya geldiğin andaki hüviyetinle dünyadan çıkacağın andaki hüviyetin değişmiştir. Çok değişmiştir;
“Gençlik resmi, çocukluk resmi, bebeklik resmi” diyor...
- Bu senmiydin yahu?
- Evet bu bendim.
- Sen bu kadar değiştin mi?
- Değiştim.
- Kendin mi değiştin?
- Bana kalsa ben değişmeyeceğimde değiştirildik.
İlâhi azamet! Allah(c.c.)’ın azameti ne derece ölçmeye imkân yok. Allah(c.c.) değiştirir.
- Dün gençtim bugün ihtiyar oldum.
- Sen sâhi genç miydin yahu?
- Öyleydi bizde gençtik...
O lâhzanın içinde olan değişiklikler senin üzerine işleye işleye seni değiştiriyor. Ve sen, sendeki değişikliği sezmiyorsun, sezemiyorsun.
Allah(c.c.)’ın azâmeti. Her lâhzada değişiyoruz, değişikliğin farkına varmadan ansızın ihtiyarlık geliyor. Yirmi dört saat içindeki yirmi dört bin tecelli döndürerek seni dünyadan çıkacağın güne hazırlıyor ki, sana;
- İşin bitti, çıkış noktasındasın, gel seni dışarıya alalım. Denecek.
O vücut hapsinden onu dışarıya alıyorlar, vücut kafesi orada kalıyor.
- Niçin?
Bir kemâl kazandırmak için. Dünyada bir kemâl alman için her günde bu kadar tecelliyle seni değiştiriyor.
- Maksat nedir?
Geldiğin andan itibaren bir kemâle ermen içindir. İnsan ana karnında insan sûretini alır ama insan-ı kâmil olabilmek öyle kırk günlük mesele değil belki kırk senelik meseledir. Mühim olan sûret değil taşıdığın mânâdır, sen onu meydana getirebildiysen veya o mânâya ulaşabildiysen o zaman bahtiyarsın, ne mutlu canına! Senin için tâyin olunmuş olan kemâle yetiştiysen ne mutlu sana. O kemâle ulaşamayan;
1- Dünyadan giderayak,
2 - kabrin içinde,
3 - Kabirden kalktıktan sonra mahşer yerinde,
4 - Sıratta,
5 - Mîzanda,
6 - Arasat meydanında.
7 - Belki cehennemde de çekeceği vardır.
Kendisine tâyin olunan kemâli burada kazanamayan kimse bedbahttır. Bu kemâli alabilen bahtiyardır.
İşte peygamberlik ve nübüvvet müessesesi insanlara kendilerine tâyin olunan kemâli vermek ve o kemâli onlara yetiştirmek içindir. Deseler ki;
- Ey Hüseyin bey, senin atandan kalma filân mevkide bir yer vardır, o yerde sana tahsis olan bir hazîne vardır, biz o yeri biliyoruz ve göstereceğiz, o yeri kendi arazinde kaz ve o defîneyi al.
Peygamberler bizim seviyemizde adam değiller, peygamberler defînenin cinsini bilirler ve sana bir yol târif ederler ki, orada bu yol ile sen o defineye ulaşırsın.
Peygamberlerin insanlara haber verdikleri;
“Elestübirabbikum kalü belâ.”
Gününde Cenâb-ı Hakk’ın her kula tahsis etmiş olduğu bir defîne vardır. Dünya defînelerinin hepsi onun yanında on para etmez. O deliller olmasa sen defîneyi bilemezsin. Defîneyi bildikten sonrada sen rahat yatmazsın. En basit insana;
- Senin tarlanda bir define vardır. Deseler,
- Kazma kürek olmasa tırnağıyla eşelerim, topuğumla tepip ağır ağır onu açarım..! der.
Aklı eren kimse ve gücü yetişen kimse der ki,
- Mâdem bu defîne benim tarlamda, büyük makinelerle araştırıp bulayım. der.
Bu kadar uğraşı iki paralık dünyanın gömüleri içindir.
Cenâb-ı Hakk’ın “Elestübirabbikum kalü belâ” ahdi misak gününde, kulların her birine tâyin olunan hazîneler vardır ki, bunların değeri milyon dünyayla karşılık olmaz.
Sana haber verilmiştir ve herkesin vardır. Bunlar mânevi iklimlerde sana tâyin edilmiş olan hazînelerdir. Kimse el süremez ve senden başkası onun üzerinde tasarruf edemez. İnsan zâhirde olan defîneyi bulmak için çok uğraşır.
- Bu nasıl bir defînedir?
Bizim söylediğimiz mânevi olan hazînelerdir ki, mânevi olan hazîneler de herkesin ayrı türlüdür, sende yalnız başına yüz senede bulamazsın. Ona erbap olan kimseler vardır, o erbap olan kimse seni gördüğü anda senin hazînenin nev’iyetini ve cinsiyetini de bilir. Onun için
- Gel hizmete gir, kaytık gitme, dikkat et aldatma! Der.
Seninde hazînelerin var, hazînesiz insan olamaz. Lâkin gafil insan hazîneyi geçer, yiyeceği bir lokma için meşakkate düşer. Onun için mânevi değerlere sahip olmak zâhirdeki defînelere benzemez. Belki zâhirdekine bir kimse yetiştiği anda ikinci nefeste ecel gelir hiçbir şeye yaramaz. Yetişip hepsini alsa bir dakika sonra ruhunu teslim etse ne kârı var? lâkin bu mânevi hazîne ki, insanoğlunun kendisine tâyin olunan kemâl mertebesine ulaştırmak için gönderilmiş zatlarla o yollar bulunur. Onları bulamasa insan insan-ı kâmil olamaz.
Parayla insan-ı kâmil olmaz. İnsandaki kemâl parasıyla ölçülmez. Parası olan kimse çok ama mâneviyat sıfır. Mânevi hazînelere îtibar etmiyor da zâhirdekilere îtibar ediyorsa hiç bir kıymeti yoktur. Kemâl parayla değildir, kemâl; insanın nefsâni üstünlüğünü ve rûhani gücünü temsil eder. O güç ki, dünyayı top gibi tepse dünya kendi mahrekinden çıkar ve en yakındaki yıldızın üzerine düşer.
Hakîki rûhani kuvveti kendisine tâyin olunan güce eriştiğin anda
dünyayı velveleye verecek kuvvet vardır.
İnsan büyük rütbe sahibidir. Onun için gayret etmek ve inanmak lâzım. İnanacaksın. Temel inanmaktan geçer. Sahabe peygamberi buldu ve;
- Sana inandık, seni tasdik ettik” dediler,
Ondan sonra gelen ümmetler de, peygamberin yerinde duran kim varsa onlara da;
- Sizi tasdik ettik, siz peygamberden aşılısınız. Demeleri lâzımdır.
Hâsılı dünya bu suretle zûlmetten arıtılabilir. Tabî mânevi güç sahipleri mutlak iradenin Cenâb-ı Hak’ta olduğunu bilir, emir gelmeyince müdahale yapmaz. Çünkü insan iradesini Cenâb-ı Hakk’ın iradesine karıştırdı mı alt üst eder.
Peygambere bağlı olan kimse peygamberden bir lahza ayrılsa mânevi gücü sıfıra düşer ve;
- Bağlanacak kimse bulamıyoruz.
Diye şeytanın kucağına düşer, şeytan der ki;
- Görüyorsun ya benden başka bağlanacak kimse yok, hepsini de gördün, ben seni kendim gibi yaparım. Der.
Büyüklerin sözüne ittiba et, şeytana muhalefet et, Cenâbı Hakk’a kullukta geri kalma. Allahu Zülcelâl ve Tekaddes Hz.leri seni sebepli ve ya sebepsiz ezher cihet muhafaza eder ve maksadına eriştirir. Herhangi bir kuluyla seni kendi rütbene yetiştirir.
Not. Ş.Nazım Kıbrısi Haz. Sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder