Hayatta olan büyük zatların hepsi kapandı ve gizlendi. Kabristanda olan büyük zatların ziyâretine gidip feyiz talep ettiğinde onların himmetleri hazır olur. Onlar ölü değil diridirler. Bir şeyden şikayet edersen arkası gelir. Uyanıklık vermek için söylüyoruz, âhir zaman olduğundan umum milletler en kötüler tarafından idâre olunacaktır.- Niçin Tarîkata girmeye gerek vardır?
İnsanoğlu cennet yolunu bırakıp cehennem yoluna hücum ediyor. Cehennem yolu şeytanın göstermesiyle güzel görünüyor. Dünya olmasa kimse kimseye düşman olmaz. Aslında insanları birbirine düşman yapan dünyadır. Düşmanlık yapan sonra pişman olsa da pişmanlığı işe yaramaz.
“Felâ tevvûrennekulumul hayâtûddünyâ:“
“Ey kullarım dünya hayatı sizi mağrur etmesin”
- Neden dünyaya mağrur olma?
Dünya hayatı kimseye kalıcı değil. Yiyemezsin, alıp götüremezsin, taşıyamazsın. Cirmimiz küçük hırsımız büyük. İnsanlar da milletlerde hırs küpü haline gelmiş. Hırstan dolayı birbirine düşmanlık ve adâvet yapar.
Geçmişten ibret almamışlar sonra kendileri başkalarına ibret olmuş. Azıcık aşım kaygısız başım demiş atalarımız, yâni bir kimseye verdiğiyle kanaat olsa başı kaygısız olur. Başa güreşen kimse iyi zahmet çeker. Dünyada baş olup ta ferah eden adam olmadı. Kediye bir et parçası tutsak kimseye bakmaz ete bakar, hele balık olursa birbirlerini yiyecek, ah ben ona yetişsem diye yüz tane kedi hücum eder. Şeytan da öyle dünyayı tutuyor.
- Kim var yetişmek isteyen? Veriyorum.!
Bütün dikkatler oraya çevrilmiştir. Hiç kimse başkasına vermiyor, ben yetişeyim diyor. Nefsin tabiatı ve cibilliyeti böyledir. İnsanın nefsi terbiyeye muhtaçtır. Etmezsen yabânidir, hırslı ve hınçlıdır.
Allah c.c., insanoğlunun nefsini terbiye etmek için Peygamberleri terbiyeci olarak gönderdi. İnsan nefsi terbiye olmaya muhtaçtır. Terbiyenin çeşit türlü yoları vardır. Şeriat terbiyesini tatbik eden tarîkatlardır. İnsanlar üzerinde gerçekleştiren ve yapan,tekmil eden tarîkatlardır. Bu yol olmazsa kimse şeriat terbiyesine giremez. Tarîkatı olmayan din,ne kadar ilmi olursa mağrur olur,onda nefsâni kibir vardır.
*Abid ne kadar ibâdet sahibi olsa da tarîkata girmese ibâdetiyle mağrur olur, büyüklenir.
*Zengin tarîkata girmese zenginliğiyle mağrur olur ve o mağrurlukla baş aşağı gider.
*Hakim tarîkata girmese zâlim olur, çünkü kendi makâmında mağrur olur. Nefsinin sebebiyle o gurur onu haksız yollara sevk eder.
*Hükümdar tarîkata girmese adâlet üzerine yaşatamaz, nefsâni gurura düşürür; ben sultanım, cumhur reisiyim, beyim, paşayım deyip dünyayla mağrur olur.
*Âlim olan kimse tarikat terbiyesi almasa büyüklük satar, kibirlenir ve ilmiyle gururlanır. İlmiyle gururlanan şeytan olur, ameliyle gururlanan gene şeytan olur, çünkü; benden çok bilen, benden çok ibâdet yapan var mıdır? der.
Allah u Tealâ onu imtihan etti, o kadar ilmi ve ameliyle beraber bir secde yapamadı. Önceki yaptığı secdelerin hepsi gitti.
Büyük Şeyh Efendinin (Abdullah Dağistani Hz.’nin) bir mürîdi varmış, okumuş kimse, demiş ki;
- Ya Hazrêt el Ûstad, bana izin verilse tarîkata girecek adamı iki sene askerlik yaptırmadan kabul etmezdim, ama bu mesele benim elimde değil onun için yapamam.
Büyük Şeyh Hz;
- Doğru yapardın, edep öğreniyor, çünkü insan iki sene askerlikte hayır, niçin? demeyi unutur, “bu emri niçin verdin? yapmam komutanım” demez. Bu bir insanın bir insana kemâli ittî basıdır yani tam uygunluğudur. O sıfatın Allah’a karşı her kulda bulunması lazımdır. Bilhassa Cenâb-ı Hak’kın iradesi karşısında niçin, hayır, dememek, teslimiyet makâmıdır.
Kulun Hakka teslimiyetini tarîkat öğretir. Azgın nefis teslim olmaz. Askerde mecburi baş eğer, o korku kalktıktan sonra Allah’a karşı;
- Niçin böyle oldu? Ben onu yapmam ,
Demek yollarını kapatan, insanın vahşi nefsini terbiye eden tarîkattır. Şeriatı bilen adam kendini terbiye edemiyor.
Dedik ya bir âlim kimse tarîkata girmeden nefsine hükmedemez. İlmi arttıkça benden büyük âlim var mı diye nefsi azgınlaşır. Âbid ise benden iyi zikir çeken var mı,Kuran-ı Kerîm okuyan var mı diye gurura düşer. Şeytanın âkıbetine gider.
Benî Îsraillerden bir âbid kimse varmış, on iki bin talebesi onun kuvvetinden havada uçarmış, Cenâb-ı Allah ona oraya kadar meydan verdi, bir defa gururlandı, gururlanmasıyla kolu kanadı kırıldı, bizim ilmimizin yetiştiği yerde imansız geçti. (Allah’ sığındık)
Bizim yolumuz tarîkat yoludur. Niçin tarîkattayız diyen adamlara, bizi itham etmek isteyenlere karşı Cenâb-ı Hakk’ın lütfu inâyetiyle kendimizi müdafaa edecek kuvvetimiz vardır. Bu batın yolunda olmadığımıza dâir söylediğimiz sözlerdir.
- Niçin tarîkata giriyorsunuz, tarîkata girmeye ne gerek vardır?
Dendiğinde biz onlara bu sohbet esnasında cevap verdik. Çünkü insanın nefsini ilimde azdırır, amelde, zenginlikte, rütbede azdırır, yüzünün muvakkat güzelliği de azdırır, pazusu, kuvveti ile mağrurlanır. Hâlbuki büyüklük satmaya ne varsa hepsi gururdan gelir. İnsanın nefsi Allah yolunda ilâhi lütufla yapmış olduğu hizmetleri unutup kendine nispet eder.
- Benden daha fazla bilgili, ibâdet edici kimse var mı?
Diyerek kendini birinci sırada durdurur ve o gurur içerisinde dünyadan çıkar. Cenâb-ı Vâcibul Vücut Hz.leri,Efendimizin vücudundan bize bildirdi ki;
“Kalbinde zerre miktarı gurur ve kibir taşıyan kimse cennete giremez”
HİKÂYE
İskender bir kavimden hoşnut olunca onları huzuruna çağırıp sormuş;
- Benden ne dilerseniz ihsan edeyim.
- Sen buna muktedir değilsin.
- Ben yedi düvele hükmeden bir imparatorum, hazinelerim altın ve cevahirle dolu.
- Bu altınla halledilecek bir mesele değildir.
- İsteyin öyleyse.
- Biz sonumuza hükmetmek istiyoruz, sonumuzun istediğimiz gibi olmasını bize îkram et, son gürlüğü ver istediğimiz gibi dünyadan çıkalım.
- Ben onu kendim içinde arıyorum ama elimden gelmiyor..!
Şimdi elinde kuvvet olup da Allah’ın kullarını sıkıştıran kimselere, bizde o İskender’e cevap veren kavim gibi söylüyoruz;
“Şimdiki rütbelerine mağrur olmasınlar, hiç kimse sonunun nasıl geleceğini bilemez. İstediği bir sona yetişebilmek sâlâhiyeti ne olursa olsun bir kimsenin eline verilmemiştir. Senin bu günkü dünya rütben, senin son gününde sana yardımcı olacaktır diye düşünme, çok farklı olabilir. Korkulacak nokta budur ki hiç kimse iyi ve ya kötü bir sûrette sonunu tâyin edemez. İyi olmasını têmin edemez, kötü olmasından da kaçamaz”
Bir not; Ana fikir olarak yazıdaki görüşlere katılmamla birlikte, henüz herhangi bir tarikata girmiş değilim. Günümüzdeki tarikatların uygulamalarını incelediğimde Ahiret için güvenli bulmadım. Örmeğin Toplu zikir ayinleri, kılık kıyafete yönelişler gibi. Gerçek tarikat yolunu bulabilirsem inşallah ben de katılırım. Çok bilmiş, alim değilim ama, kıstaslarım Kuran ve hadislerdir. Allah herkese doğru yolu nasip eder inşallah. Çünkü Hidayet ancak Allah’tandır.
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder