8 Şubat 2010 Pazartesi

SOHBET DÜNYASI - 125 - ALLAH İÇİN ÇALIŞMAK

Biz hükmedemeyiz, hüküm mutlaka Cenâb-ı Hakk’ındır.

“Vel hükmü illâ alîyyul kebîr”

Allah Celle ve Âlâ bize kendi yolunda yorulmayı nasip etsin.

Böyle bir dûa aslında bir parça sakattır; Niçin?

Allah yolunda hizmet eden yorulmaz. Allah yolunda hizmet edeni Allah yorgun yapmaz. Belki yorgun gibi görünür lâkin beş on dakika bir yerde otursa o hâli üzerinden alır, çünkü yorgunluk ona imtihandır. Allah için çalışan kimse hiç yorulmaz dediğimizde, başlangıcından itibaren hiç yorgunluk olmasa herkes bunun arkasına düşer. Başka işleri tatil etme noktasına gelir.

Cenâb-ı Hak dünya hayatımız içinde bir hudut koymuştur. Âhiret ameli için hudut yoktur, ne kadar istersen yaparsın. Bazıları beş vakit namazını kılmaya. Başlasa;

- Ya..! Nedir bu çok fazla gidiyorsun kardeşim, bir parça işine de bak, bütün gün namaz olur mu?” Diyen o kimse cahildir.

Bazı kuş beyinli, dört köşe kafalı, sırtlan tabiatlı kimseler var. O haydutlara, akılsızlara şeytan beş vakti, sanki bütün gün namaz kılıyor gibi dedirttirir. Halbuki sabah kalktığında iş güç yoktur kılacağın dört rekât namazdır; işe çıkarsın, öğlen paydos edince dört rekat farz, ikindi vakti güneş eğilmeye başladı mı çalışan kimsenin de enerjisi aşağı doğru inmeye başlar ve yorgunluk gelir. Allah için iş gören adama Allah yorgunluk hissettirmez. Belki tabiatımız îtîbariyle bir parça yorulmuş olsak da oturduğumuz vakitte beş-on dakikada tekrar zinde oluruz. Onun için mühim işler himmet yüzde yüz iken sabah başlatılmalıdır.

Allah için iş yapana Allah bu sûretle yardım eder. Cenâb-ı Allah kendisine kulluk yapan kuluna dünya onu ezsin diye bırakmaz. Mümin kulunun dağınık işini toplar. Oraya buraya gideceğine oradaki iş burada hazır olur.

Cenâb- Hak kendisi adına, kendisi namına çalışan kimseye yük yükletmez ve onu yormaz. Bir mümin kaç çeşit iş yapabilirse Cenâb-ı Hak onu halleder. İşleri dağınıksa bakarsın önünde hazır olur. Dünyaya Allahû zülcelâlin fermânı budur;

“Benim kulluğum için çalışanları yormayacaksın, Benim için çalışanlara sen hizmet edeceksin”

Onun için müminin dağınık işini Cenâb-ı Allah derler toplar. Belki münâfık veya kâfir olan kimsenin bir saatte bitecek işi, bir hafta sürer. Allah için işlersen Allah seni yormaz. Yorulmadan iş görürsün;

- Yorulmadan iş olur mu?

Hay hây, yorgunluğu üzerinden alıverir, üzerinde bırakmaz. Üzerine neşe giydirir açılırsın ve ferahlarsın. Bir de Peygamber için hizmet veren kimseye Peygamber hizmet verir. Peygamber a.s. onu yorulmaya bırakmaz. Yardımcılarını göndedir ve yardım ettirir.

Müminler için huddam var. Huddam; ona yakından yardım yetiştiren, yardım eden manâsındadır. Lâkin kendine çalışana verilmez. İslam dininde çok kuvvet membaları vardır.

Teknolojide bir kuvvet varsa, İslâm da bin çeşit kuvvet var ki olduğu yerde teknolojiyi sıfırlayabilir. Bir kıtayı sıfırlayan, bütün dünyadaki teknolojiyi yokluğa atacak Evliyâ da vardır.

Evliyâullah: Allah Evliyâsı, Evliyâ-i tahtekibâdî. Evliyâlar; Allah onlara doğrudan yardım eder. Cenâb-ı Allah bakalım o mümin sıdku sadâkatte gayret ve himmette nasıldır diye imtihan eder ki; gayret ve himmeti âli ise ona göre himmet verir. Cenâb-ı Allah herkesin kâbiliyetine göre imdat yetiştirir. Senin ihlâsına göre yardım yetişir. Büyükler diyor ki;

- Sen sabit kadem ol, ne yaptın da yoruldun? Allah için yaptıysan yorulmadın.

Nefsin için işlediyse zaten bir yere yaramaz. Askerler için “asker yorulmaz, hasta olmaz, ölmez, acıkmaz, susamaz” derler. Burada bulunan bu kadar âhali: Almanı, İngiliz’i, Brezilyalı, İtalyalı, Arabı, Türkü var. Diyecekler;

- Şeyh Efendi yorulmuş.

Şeyh Efendi öldüğünde öldü derse o vakit bile, Şeyh Efendi öldü diye söylemesi hata olur. öbür mürit;

- Şeyh olan ölür mü?

- Peygamber, peygamber öldü ya?

Peygamber nasıl ölür? ölürse ümmetleri de ölmesi lâzım. Peygamber yaşar ki ümmetleri de yaşıyor. Lâkin şimdiki hayatıyla Ashâb Efendilerimizin arasında bulunduğu gibi yaşaması bir değildir. Onlara çok sıkı kuvvetli îman verdi ki, onlar İslâm binasının temelinde duruyor. Bâdem taşı dediğimiz taş o kadar serttir ki demir topuzla bile vursan kıvılcım çıkar. Büyük binalarda ekseriyetle hicazda bulunan en dayanıklı kırmızı granit gibi.

Cenâb-ı Mevlâ, Peygamber ashâbını bize olan disiplinle yetiştirmedi. Onların disipliniyle sen yirmi dört saat dayanamazsın. İslâm onların omuzlarının üstünde kalkacaktır.

Ashab ölemez. Peygamber ölmedi. Öldü ama onun ölümü bütün avamı nâsa olan ölüm nevîden değil başka türlüdür. Avam sınıfının nefesleri tükenir, vücutlarında rûhaniyetlerinin kuvveti biter ve çürüyüp gider. Lâkin Peygamber yolunda yürümüş olan bir kimseyi Peygamber destekler;

- Bu benim hizmetçimdir ey dünya, buna hizmet et.

Cenâb-ı Hak anlatmasa biz bir şey anlayamıyoruz, yorulduk, hasta olduk. Diyoruz. Sonunda;

- Filan kimse öldü.

- Biz onu ölmezlerden biliyoruz çünkü Evliyâlar ölmezler.

Bizim aramızdan kendi aralarına bir perde yapar. Avam tabakası arasına bir perde bırakır ki o sûretle herhangi bir kimse onu tâciz edemez. Onların vücutları olduğu gibi durur, hisleri de daha keskin olur. Ümmeti Muhammedi ye daha fazla yardıma muvaffak olurlar. Allah yorgunluk sezdirmesin.

Bu bir sohbettir, ister tutarsın, ister bir kulağından girer, bir kulağından çıkarırsın . Lâkin en azından burada senin bulunduğun kadarda bir fazîlet vardır. Zây etmezsen birike birike, Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda makbûl olan bir makâma ulaşırsın.

- Bu makamlar kaç tanedir?

Sayısını Allah’tan başka kimse bilmez.Sen gayret et ki Allah yanında kıymet ve îtîbarı olan bir kimse olarak yaşayasın, îtîbarlı ulu kişi olarak seni berzaha göndersinler.


Not. Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: