- İnsan mahlukatın içinde en şereflisidir, o şeref niye verildi? Bir maksat ve gaye var. Cenâb-ı Hak biz inananlar için, Müslümanlar ve müminler için ebedi cennet hazırlamıştır. Cennetlerin nîmetleri lâyuhzâdır yani sayılamaz. Çünkü her günkü tecelliye göre yeni bir nimet gelir.
Aristokratların sofrasında bir parça çorba, arkasından yeşili muhafaza edilmiş fasulye, kaynamış havuç rosto, tavuk, balık gibi bir menü getirirler. Eğer daveti yapan Müslüman kimselerse vereceği pilav, batırım yemek veya bundan ibarettir. Ertesi gün başka bir lokantaya gitse, ya bir çorba, ya kebap veya kebabın nevînden bir tane takdim olunur. Hepsi ayaküstü veya oturarak aşhanede yenen on-onbeş çeşit yemektir.
Ahirette olan nimetler bugün için başkadır, yarınki gene başkadır. Bunlar kaybolmadığı gibi ertesi gün başka türlü tecelliyle gelecek nimetler vardır. Onun için Allah bizi cennet yolundan ayırmasın. Şöyle dua etmelisin;
- Yâ Rabbi, cennetlik kullarının amelini işlemeyi bize müyesser kıl. cehennemliklerin amelini yapmaktan bizi sakla.
Çünkü cennetlik ameli ile cehennemlik ameli sırt sırtadır. Allah’ın gönderdiği mâide (sofra) her gün cennet ehline gelecektir. Her sofrada bir nimet ikinci defa aynı sûrette gelmez, başka têville gelecektir. Cenâb-ı Hak çeşit türlü nimetler halk etmiş ve mahlûkat bizim hizmetimize tayin edilmiştir.
- Buna karşılık bizden istenen nedir?
Allah’ı tanımaktır. Marifetullâhı düşünen bu noktaya gelir;
“Sen varsın Ya Rabbi! Sana teslim olduk”
Diyebilmelidir. İnsan bu âlemde hakîkati bulmakla mükelleftir;
Namaz kılmak hattı zâtında gaye değildir, vasıtadır. Oruç gaye değildir, vasıtadır. Matlup olan bir şey gaye değildir lâkin orucun insanları ilâhi dîvana göndermek için kuvveti vardır. Hâsılı kelâm ibadetler seni Allah’a yaklaştırır, Günahlarda aksine şeytana yaklaştırır.
Kulluktan geri kalan kimsenin yediği içtiği yaşadığı da haram olur. Geceleri yatsıdan sonra mecbûri bir hizmet olmazsa oturmak vücudu rahat ettirir. Vücudun rahat olduğunda her işin hakkından gelirsin, aklında, bedeninde çalışır. Uykuya dikkat edip vücudu dinlendirmek esastır. Şeyhimiz Sultânûl Evliyâ Abdullah Dağistani Hz.’leri öyle buyururdu;
- Gecenin üçte ikisi geçip de üçte bir kaldığında, Cenâb-ı Hak uyanık olan kullarına ilâhi lütfu ve ihsânını gönderir.
Gecenin o zamanında uyanık olanlara tecelli gelir. Uyanık olmayan uyuklar kalır. Kalkıp o ilâhi mâide ye (sofraya)oturup yiyemez ve içemez. Uyku vücudu dinlendiren ilâhi bir lütuftur.
Biz Allah’ın kulluğuna yaratılmışız. Allah’a olan şükür borcumuzu yerine getirmeliyiz. O ilâhi tecelli üzerine inen kimseler Hak kul Hayâtı bulur. Akşamdan uyunursa gecenin son bölümünde ayağa kalkılır ve Cenâb-ı Hakk’ın gönderdiği ilâhi lütuf denizlerine dalar. Değilse o uyanamaz. Uykunun hakkını vücuda vermediğinden boşuna zahmet altında kalır.
Gündüzün zulmeti gecenin zulmetine hemen hemen müsâvi olmuş. Gündüzde de zulmet var gecede daha fazla zulmet var. Allah’ın Evliyâsı müminler, daha ziyâde bu insanların günah yüklerinin altına girerler ve onları bağışlatıncaya kadar Allah’ın huzurundan ayrılmazlar. Gece ve gündüz helâl olan rızkı topla.
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder