7 Şubat 2010 Pazar

SOHBET DÜNYASI - 124 - AKLIN ÖNEMİ

Tarîkatun essohbe ve hayrufî cemiyê

Şâh-ı Nakşibendi Hz.leri bu sözü on iki bin defa buyurmuştur. Bizim yolumuz Nakşîbendilerin yoludur. Nakş; kalpteki lâfza-i celâldir. Allah nakşı ve îlahi mühür vardır.

İki paralık arabanın motoruna hangi arabaya aitse, hangi fabrikadan çıktıysa onun mührünü vururlar. Mühürsüz motor hiç yoktur.

İnsan Cenâb-ı Hakk’ın şâheser dediğimiz bütün mahlûkatın içerisinde eşref, ekmel, efdâl, âlâ olan mahlûktur. Eşrefi mahlûk, yaratılmış olan mahlûkatın içerisinde en şerefli, kendine akıl verilmiş olan mahlûkattır.

Hayvanın şerefi yoktur, hayvanda şeref olsa hayvan olmaz. Hayvan hayvandır. Hayvanda hayvânî sıfatlar olduğundan onlarda şeref yoktur. İnsanlarda da hayvânî sıfat galip gelirse ondan da şerefi alınır. İnsanın şerefi Cenâb-ı Hakk’ın ona takdim etmiş olduğu akıl ve ilim sayesinde olur.

Akıl insana şeref ve irade kazandırır. Hayvanda akıl ve irade olmadığından hayvânî sıfatları galiptir ve hayvandır yâni şerefli değildir. Şeref insana Cenâb-ı Hakk’ın atâsıdır, lûtfu keremidir ve ihsânıdır. Şerefi alındığı vakitte o insanın hayvandan farkı kalmaz. İnsan akılla şereflenir.

Âdem as. Gökyüzünden yeryüzüne indirildiği vakitte Cenâb-ı Hak, Cebrâîl a.s. ile Hz. Âdeme üç şey: Akıl, îman ve hayâyı gönderdi ve emir buyurdu ki;

- Bu üç nesneden birisini seçsin ve hangisini seçerse öteki iki tane geri gelsin.

Bunların üçü de cevherdir. Cenâb-ı Âdem âlâ nebiyyil a.s.;

- Aklı isterim. Dedi.

Akıl, îman ve hayânın içinden aklı aldı. O vakit Cebrâîl a.s., aklı Âdem Peygambere verdi. Hayâ ve îmana;

- Geri dönün. Dendi. Hayâ ve îman dediler ki ;

- Biz gitmeyiz.

- Niçin gitmezsiniz?

- Çünkü Rabbimiz Teâlâ ve Takaddes Hz.leri bize emri ferman buyurdu ki akıl neredeyse sizde beraber olacaksınız, ayrılmayacaksınız.

Akıl neredeyse hayâ orada ve îman da oradadır. Aklını yitiren adamda hayâ yoktur. Aklını kullanmayanda îman da yoktur. İnsanın şerefi akılladır. Melâikeyi kiramda akıl vardır. Cin tayfasında akıl vardır. İnsanoğlunda da akıl vardır.

- Niçin hayvanlarda şeref yok?

Akılları olmadığı için. Aklı olsa hayvan orta yere cart cart pislik yapmaz. Hayvanda haya yok, utanmaz, nereye koysan oraya eder. Meselâ benim yemek masasına tavuk çıkar üzerine eder. Bilmez aklı yok ki. Aklını kullanıp da îman etmeyecek, hayâ etmeyecek adam yoktur.

Cenâb-ı Hak şeref verecek olursa o şerefin kıymeti vardır. O kıymeti takdir edemeyecek bir yere şeref vermez. Cenâb-ı Hakk’ın verdiği şeref hiçbir ölçüyle ölçülemez. Hiçbir şey ile takdiri mümkün değildir. Cenâb-ı Hakk’ın vermiş olduğu şerefi gayet titizlikle gözetip üzerine titremelisin. Çünkü Cenâb-ı Hak o şerefi geri aldığı zaman tekrar verilmesi çok zordur. Onun için mürtet olan kimselerin dünya hayatı da bitmiştir. Îman şerefi verilmiş olan kimse o îman şerefini reddederse dünyada da onun yaşama hakkı alınmıştır.

Mürtet; inandıktan sonra İslâm’ı reddedendir. Cenâb-ı Allah ona dünyada yaşama hakkı vermiyor; vur, öldür gitsin diyor. Mürtet’in hükmü odur.

- Neden Allah’ın takdir ettiği şerefi reddetti?

(Allah o yere bizi düşürmesin) en büyük zillettir. Akıl deryasından şaşırdı mı insanda hiçbir şeref kalmaz, insan istediğini yapar. Hayâ da gider artık istediği gibi halt eder. Allah’ın verdiği şerefe dikkat et. Tekrar geri döndürülmesi gayet müşküldür, üzerine titre.

- İnsan o kendisine verilmiş olan şerefi ne sûretle ve nasıl gözetecektir?

Cenâb-ı Hak peygamberleriyle şeriatı göndermiştir. Şeriatı bilmeyen ve tutmayan, Allah’ın verdiği şerefi takdir edemez. Yitirdiği takdirde her şey o kimse için bitmiş olur.

Bizim yolumuz sohbettir. Sohbet, insanları terbiye etmek için Peygamberlerin yoludur. İnsan bir şerre karşı ve birde hayra karşı tâlim edilir. Şer insanın şerefini eksilten ve ya büsbütün alan bir belâdır, onun için Cenâb-ı Allah, Peygamberleriyle ve Peygamberlerin vârisi Evliyâlarıyla şerre karşı nasıl geleceksiniz diye eğitir. Çünkü şer sizin kıymetinizi düşürür. Küçük günahtan o şerefi törpülemeye başlar. Büyük günah külliyen alır.

Şerrin ne olduğunu ve şerre karşı nasıl sakınılacağını Peygamberler bildirmiştir. Bâhusus ahir zamanda, Peygamberden sonra onun varisi Evliyâlar ve Evliyâların tâlim ettiği Ulêmâlar bizi şerden uzak tutmak için hizmet vermektedir. Uyuz hastalığı ve kuduz hastalığı vardır. Uyuzla kuduz ziyâretine giden kimse sellemehüsselâm, paldır küldür onların olduğu yere giremez, yasaktır. Tertîbat vardır, onların yanına o tertîbatla girecektir ki uyuz kendisini tutmasın veya kuduz olup ısırmasın. Çünkü kuduzun ısırdığı da kuduz olacaktır. Onun için mânevi uyuzluk olanların yanına yaklaşma.

Peygamberler kaç türlü uyuzluk ve kaç türlü kuduzluk var diye bildiriyor. İnsanları kudurtan ve çıldırtanları da bildiriyor. Onların yanına hiç yaklaşma hiç şakası yoktur. Kuduz ısıran insanları (Allah muhafaza) saldırdığı vakitte kimseye dokunmasın diye hastanelerde parmaklıklı bir kafesin içine koyarlar. Vakti geçtikten sonra günden güne o kudurmaya doğru gider ve kime dokunursa oda alır.

Yirminci asrın cemiyetinin içerisinde uyuz ve kuduzdan çok bir şey yok, yarısı uyuz diğer yarısı kuduzdur. Onlardan sakın. Bilhassa gençler atılıp kapılırlar çünkü şeytan arkalarında onları ısırmak ister, onlarla beraber olmak ister. Şeytanla beraber olan şeytandır.

İnsanları terbiye için Evliyâ ve Enbiyâlar vardır ve hepsi sohbet yolundan terbiye etmiştir. Bu bir terbiyedir. İnsanları insanı kâmil yapabilmek için bu iptidâi bir tâlimdir, nasıl ki bazı mekteplerde hazırlık sınıfı var, hakikatte sınıf geçilmesi diye bir şey yok, orada hazırlık yaptırıyorlar. Biz de tarikatın cihad-ül ekber olan hizmetine birden sokamayız, lâkin hazırlık devresini gösteriyoruz. Sohbet hizmetiyle meşgul oluyoruz.

Cenâb-ı Allah uyuz ve kuduz nefislerin şerrinden bizi saklasın ve Sâlih kullarının arkadaşlığını bize nasip etsin.Yâ Allah Habîbinin sancağından ayırma, nefis, hevâ, şeytan ve dünyanın peşinde gitmekten bizi sakla. Dünyanın ve âhir zaman fitnelerinden bizi koru.



Not; Ş.Nazım Kıbrısi hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: