15 Ekim 2010 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 263 - NAKŞİBENDİLİK


Biz kendi örfümüz mûcibince Bismillah diyelim, besmelesiz iş temelsiz bir iştir sağlam değildir. Besmeleli iş Allah için olan iştir, Allah için olan iş
yıkılmaz.

Nakşibendîlik; İslâm’ın derûni hayatına âit olan bir yoldur. Aslında insanı insana ulaştırmak içindir.

İnsan bugün 21. asra yetişmek üzeredir lâkin kendileri hakkında pek az bilgi sahibidir. İnsan kendi etrafında olan her şeyi mütalaa etmiş, araştırmış ve aralıksız araştırmalar yapmaktadır. Tabiat içerisinde ne varsa, muhitimizde ve çevremizde ne bulunuyorsa beş hissimizin duygularımızın yetişebildiği yerlerdeki her şeyi araştırmak cehdi ve gayreti içerisindedir.

İnsanlık. Belki bu günkü araştırmacılar karıncayı eline alır ve onun hakkında bir malûmat sâhibi olur Karıncaların nasıl yaşadıklarını, nasıl çalıştıklarını iyice araştırıp ondan bir bilgi edinirler. Tabî onlardan daha küçük yaratılmış olan mahluklâr vardır. Meselâ mikroplar âlemi, bakteriler âlemi, virüsler âlemi gibi.. Onlar hakkında laboratuarlarda sürekli araştırmalar yapılmaktadır.. Tüm bunlar insanların bilgisini artırmak ve üzerinde yaşadıkları bu gezegenin veya seyyârenin hakkında daha çok bilgi sahibi olmak maksadıyla meydana gelen hizmetlerdir.

Bunlar elbette insanların bilgisini genişletmekte, ufuklarını daha ziyâde yükseltmektedir. Yalnız bu günün insanı kendisini araştırma mevzû yapmıyor; kendini tanımak husûsunda çok sathî, çok basit bilgilerle kendi hakkında bir malûmatı var.

İnsanın derinliğine dâir bir araştırma yapılmıyor. Bu araştırma elbette tabiatı araştırma gibi değildir. İnsanın kendini araştırması bambaşka bir mevzûdur ve konudur. Ve insanın kendisinden içeri başka bir şahsiyeti vardır, insanın kendisinden kendisine sefer etmesi ve gizlide duran şahsiyetini bulup kavuşması belki bu hayatın gayesidir. İnsanın kendisinden kendisine olan seferi kolay değildir.

Tayyâreye, rokete veya ata binilip yetişilecek bir yer değildir. Belki insanın cismânî olan varlığından ruhanî olan varlığına yürümesi lâzımdır. Bu, dinlerin menşêidir. Bu gaye bütün dinlerde değişmeyen gayedir. Binâenaleyh, insan kendisini tanımak istediği vakitte, elbette ki bunun yolları dünya üzerinde tabiatı araştırmak gibi değildir. Mâneviyata, Melekûta, Göklere, Ruhlarımıza, ait olan bir hizmettir ve bir konudur.

Onun için gelen bütün dinler ve onu insanlara tebliğ eden bütün peygamberlerin esas gayesi, insanları kendi aslî şahsiyetlerine yetiştirebilmek ve hazırlamak içindir.

Nakşibendîlik, elbette bir din değildir, belki İslâm’ın içerisinde insanın asıl gayesi olan kendisine ulaştıracak yol ve disiplini bildiren bir ekoldür. Ki bunu takip eden kimse kendi şahsiyetini bulabilir, kendi mânevi varlığına ulaşabilir. Çünkü insanların bugün kendi mânevi ve ruhanî varlıklarıyla aralarında hicap yâni perde vardır. Bu örtü insanın cismâni olan vücudunun örtüsüdür ki, insan bu fizîki bünyesiyle uğraşmaktan ruhâniyetine yetişemiyor.

Kendi fizîki bünyemizin arzusunu tatmin etmek için uğraşıyoruz, ama insandaki hırs insanı bırakmıyor. Yâni kendimizden vakit ayırıp kendi rûhi varlığımıza yönelmek için bize sıra vermiyor. Biz 24 saat kendi fizîki bünyemize âit olan hizmetteyiz, onun için ruhâniyetimize bakamıyoruz.

Nakşibendîlik gökyüzünden gelen, İslâmiyet’in içerisinde insanları insâniyet mertebesine ve mânevi mertebelere ulaştıracak sıkı bir disiplindir.

Hiç yorum yok: