19 Haziran 2008 Perşembe

SOHBET DÜNYASI - 3 - ALLAHI TANIMAK


Allahı tanı ki; Allah senin her sıkıntını atsın. Allahı tanımayan kimsenin sıkıntıları bitmez. Bir bir üzerine gelir, yığılır, altından kalkamaz, ölür gider.

Allahû Tealânın Kuran-ı Kerîminde bin yerde zikir diye emri vardır. 6666 ayetten bin ayet zikire hastır. Vahabiler ve onun gibi olan akılsızlar Allah’ı inkâr ediyorlar. Cenâb-ı Hakk’ı zikretmek çok büyük bir şerefi kısmet eder. Allah diyoruz.

Allah diyemeyen milyarlarca insan vardır. Belki altını, gümüşü, cevâhiri, eurosu, paundu var ama Allah diyemiyor. Biz Allah’a şükrediyoruz ki; Allah diyebilmeye dilimiz dönüyor. O büyük bir nimettir.

Senin aklına Allah hakkında ne gelirse o değildir. O senin tasvirindir, hayâlindir. Allah hayal değildir. Düşüncenin çizdiği gösterdiği şeye sakın Allah demeyesin. Allah insan değildir, melâike değildir. Allah, Allah’tır. Tektir. Hiçbir şey Ona benzemez, benzeyemez. Allah’ın kudreti her şeye yetişir. Senin kuvvetin başka, Allah’ın kuvveti ve kudretini seninkine benzetme.

Şeyh Efendi öyle söyledi; Bir meczubun birisi, kuşlara yedirilen küçücük tohumu görmüş demiş ki;
- Suphanallah, bir darı tânesini büyültmeden, dünyayı küçültmeden, dünyayı bunun içine sığdıran Allah.

Açıklaması; Darı küçücüktür. Senin aklına göre bunun olabilmesi, ya o dâneyi büyültecek, ya da dünyayı küçültecek ki ona sığdırsın. Ama Cenâb-ı Allah, darı tânesini kendi küçüklüğünde, dünya da kendi büyüklüğünde, onun içerisine girdirebilir. Allah’ın kudretiyle senin aklının düşünebileceği kudreti söylüyoruz. Allah’ın hiçbir şeyi senin aklınla tartılamaz ölçülemez. Seni bir parça yaklaştırmak için temsil yoluyla söyleyelim; Senin gözünün bebeği küçük bir mercimek tânesi kadardır. O bir nokta gözlerinin içerisinde kâinat mevcuttur. Kâinatı gözüne sığdıran Allah!. Çok küçük olan gözbebeğine dünyanın sığması acayiptir. Fotoğraf çektiğimizde objektif beş kişiyi göstermeye zorlanır ama gözle gördüğünde gökyüzü, dağlar, hepsi içerisinde, kenarlara duvar gelmeden görünür. Sana bu kâinatı küçültüp gözüne sığdırıyor;

- Dünya küçülüp mü giriyor, yoksa gözün büyüyüp mü bunların hepsini tutuyor?
Allah kâdirdir. Aksi düşünme,
lâ şerike leh: Allah’ın şerîki yok.
- Bu insanlar ilk olarak neyi bilecekler?

Kendini bilen Allah’ı tanır, ilk başta Bismillâhirrahmânirrahîm demek, Allah’ı tanımak içindir. İnsan evlâdına ilk öğretilecek Hakk’ın ismidir. Yapmayanlar belâ kazanının içine düşer. Allah dedirtmeyenlerin ve Allah ismini yasak edenlerin otuz iki kemikleri dağılır, tutar tarafları kalmaz. Küçük çocuğa ağzı açıldı mı ilk; Allah Allah Allah, sonra Lâilaheîllallah desin. Sonra Muhammeden Resullûllah. Alıştırdıktan sonra sen çocuğa sağlam aşı verdin demektir. Korkma, çevre tesir etmez. Tarikatımız Allah yoludur. Allah yolundan başka çıkar yol yok. Allah yolunu tut işin rast gelsin, Allah yolunu tutmazsan işin yürümez. Cenâb-ı Allah;
- Beni gözet, seni gözetirim.
Diyor. Sen Allah’ı gözetmezsen, Allah seni gözetmez. Allah bir kimseyi gözetmezse her belâya boy hedefidir. Hiçbir şey onu kurtaramaz. Belki seni dışardan gözetsinler diye nöbetçiler, bekçiler tayin etseler;
-
Ya içeriden ceza gelirse?
Sağlam yatar, sabaha (Allahû mağfina) bir tarafı tutmaz olur. Belki dili tutulur, gözü görmez olur, kulağı duymaz olur, ayağı yürümez olur. Eline diline bir şey gelmesin diye bekçi koymanın imkânı yoktur. Allah yoluna girersen, Allah’ı gözetirsen, Allah seni gözetir.
İnsanoğlu zayıftır. Edep îtibariyle çok ufaktır. Lâkin Cenâb-ı Hak insanlara idrak edebilme melekesi olan aklı vermiştir. Aklın miktarı bütün vücudumuza nispetle çok azdır ama anlama hududu acayip geniştir. İdrak etmek ve anlamak aklın yemişleridir. Aklı olmayan idrak edemez;
-
Aklın târifini kim yapabilir? Aklın miktarını kim ölçebilir? Akıl dediğimiz şey vücudumuz gibi bir şey midir?
Târifini yapacak insan yok. Akıl denilen şey kafada değildir. Kafada olan beyindir. Beyine hükmeden akıldır. Beyin başkadır, akıl başkadır. Temsil yoluyla:Bu teyptir pille çalışır, pilin içerisinde olan kuvvet bittiği zaman iş görmez.
- O pilin içerisinde olan kuvveti, şimdiye kadar görebilen, zapt edebilen, tutabilen oldu mu?
Pil kömür gibi bir şeyle yoğrulmuş parçadır. Onun içerisine
giren nedir? Pil aslında gördüğümüz katı bir şeydir. Kendi kendine bir şey yapamaz. Lâkin o madenî olan pile görünmeyen ve değilemeyen bir şey veriliyor. İstediğin işi görür bir müddet sonra durur ve biter.
- Ama biten neydi?
O bataryayı, pili çalıştıran kuvvet vardır.
Beynimiz vardır lâkin beynimiz kendi kendine bir şey yapamaz. Ona tahsis olunan akıl cevheri, nurla birlikte girdiğinde beyin çalışmaya başlar. Kendi kendine çalışmaz.
- İnsan aklı niye inkâr eder?
Aklı çalıştıran ruhtur. Ruhâniyetimiz olarak aklı da o çalıştırıyor. Akıl bu suretle bir nûr olur, yürüdüğü yeri aydınlatır. Akıl nerede yürürse insanı aydınlatır. Elinde, kafasında, kalbinde tutan o aklın nûruyla ilerleyince sağını solunu, yapacağını, edeceğini görür. Lâkin bazen insan akıl cevherini nefsâniyetiyle kapatır. Kapattığında karanlık Kalır. Bir şey bilmez ve bir şey anlamaz olur. Seviyesiz olan mahlûkat hayvanattır. İnsan seviyesini kaybetti mi, hayvanlarla beraber olur. Hayvanlar da derler ki;
- Sen ne biçim hayvansın. İki ayaklısın burada ne arıyorsun? Bunda bir düzen olmasın? Sende ne uğursuzluk var ki buraya attılar diye kendi meclisinden kovarlar ve hayvanat sınıfının daha aşağı derecesine düşer. Aklı çalıştırmak çok mühimdir. Akıl insana ziynet verir. Ama hakîkatte hizmeti Allah c.c. ile aranı ıslah etmek içindir. Akıl sana derki;
- Ey kendisine akıl verilen mahlûk! Sana bu şerefi verenle aran düzgün olsun. Hayvanlık yapma. Eşek olma Aklın tembîhatı budur. İnsan olmak şerefini gözet çünkü insan olma şerefi akılladır. Akıl insana en iyisine koşmayı emreder. Allah’la aranı düzeltmek ister. İlâhi lütufları sana gösterir ve şükredesin der. Verilen aklı kullanmıyorsa; Allah’ın nimetini menettiği için cezâya müstahak olur. Çok Evliyânın münâcâtıdır;
- Yâ Rabb..! Akıl deryasından bizi şaşırtma. Bizi akıl deryasından mahrum eyleme. Gide gide akılları zayıflayıp ta çocuk sınıfına girenlerden bizi eyleme.
Nîmete şükür, nîmetin devamına ve fazlalığına sebeptir.
Şükretmediğinde elindeki nîmet devam etmez.
-İşler durgun, işler kesat”
Diye şikâyet etmek yerine;
- Yâ Rabbi. Bize verdiğin fevkalâde nimete şükürler olsun. Dersen Cenâb-ı Allah artırır. Beğenmez, şikâyet edersen
- Kulumu o hâlde bırakınız debelenip dursun. Diye ilâhi ferman gelir. Allah, ilâhi azâbı temsil eden yılan ve çıyan emsâli hayvanatın yoldaşlığından bizi uzak etsin. (Allah muhafaza) Onların azâbı bir kimseye tâyin olursa ilelebet devam eder.
- Kaç çeşit defter vardır?
İki defter var: Sâidler, Şâkiler. Sâidler defteri saadet sahiplerinin isimlerinin,şâkiler defteri eşkiyânın adlarının yazıldığı defterdir.
- Allahın muhlis kullarını korkutan mesele nedir?
İsimlerinin eşkıyâlarla beraber yazılmasıdır.
- Şâki kimdir, eşkıyâ kimdir?
Allah’ı unutandır, Allahı unuttu mu, o eşkıyâdandır.
Zaten
ilk şer ve fesadın başlangıcı Allah’ ı unutmaktır. Sana deli deseler de Allah de. Efendimiz s.a.v;
-
Allah deyiniz, o derecede deyiniz ki görenler filân kimse deli olmuş desinler.
Allah’ı zikirde o kadar coşun, kendinizden geçin ki herif çıldırdı, gitti işte! Desinler. Allah deyiniz çünkü Allah diyen gâfillerden sayılmaz. Uyanıklardan sayılır. Allah dediğin vakit yanında Allah var. Binde bir faydası da olsa, o bir faydadır. Hiç demeyen yüz binde bir de alamaz. Allah diyen adam gâfiller listesinden silinir. Gâfillerden olmayan saadet sahibi olur. Allah’ı unutmayan saadet sahibidir.Allahı unutan gâfil kişidir. Gâfil insan ne ettiğini, ne yaptığını bilemez. Yanlış mıyım? Doğru muyum? Kestiremez. Cehennem yolunda mı, cennet yolunda mı ayırt edemez. Mühim olan kendini iyilerin ve saadet sahiplerinin defterinde ispat ettirmektir. İsmin iyiler dîvanından silinipte kötülerle beraber yazılmasın diye gayret et. Bütün dünyanın altınlarının, gümüşlerinin, hazînelerin sahibi olsa adı kötülerden yazıldıktan sonra ona hiç kârı yoktur. Çünkü adı kötüye çıkmıştır. Kötü kimsenin yeri cehennemdir. Fenâ, âsi, edepsiz, eşkıyâ, kötü tabiatlı, kötülere hizmet veren, onlarla fikir birliği yapan insan cennete giremez. Nitekim iyilerle düşüp kalkan cehenneme giremez. Çünkü iyilerin durağı cennettir. Aklı olan birine başka bir nasihat gerekmez.
HİKÂYE
(Allah onlardan râzı olsun) Cenâb-ı Peygamber a.s.,yeni îmana gelip, İslâm ile şereflenen, Müslüman olan bir Sahabeye, Kuran-ı Kerîm öğretmek için Ashâbı Kiramdan başka bir zâtı tâyin etmiş;
- Buna Kuran-ı Kerîm okut. Diye buyurmuş. Aradan bir zaman geçtikten sonra Efendimiz s.a.v.;
-
Nasıl, sana gönderdiğim sahabe Kuran-ı Kerîm öğreniyor mu?
-
Yâ Resullûllah, bir kaç gün derse geldi, sonra vazgeçti, gelmiyor.
Efendimiz a.s., o sahabeyi çağırtmış,
- Niçin o derse devam etmedin?
- Yâ Resullulah , Kuran-ı Kerîm öğrendim, başka şey istemem.
- Nasıl öğrendin? nedir öğrendiğin?
- Cenâb-ı Hak azametle buyurur ki, “miskal zerre iyilik yapan kimse yaptığı iyiliğin karşısında iyilik alacaktır” Yâ Resullûllah, bunu öğrendikten sonra ben hatmeyledim, başka bir şey lâzım değil. Yâni; (şimdi işin tatbîkatı bana kaldı, öğrendim ama öğrendiğimi nefsime alıştırmak şimdi benim irâdemde. Mâdem zerre miktarı iyilik ve zerre miktarı kötülük mîzana konacak, kendimi zerre kadar iyiliği kaçırtmış olmamak için zorlayacağım. Kötülüklerden de zerre kadar sakınmak lâzım. Öyleyse Cenâb-ı Hakk’ın emri fermânını öğrendim, başka
okumaya gerek duymuyorum)
Bunun üzerine Efendimiz s.a.v;
- Arabî fâkih oldu! (yâni mânâdaki hikmeti anladı)

Şeyh Nazım Kıbrisi Hz. sohbetlerinden

Hiç yorum yok: