
Şâh-ı Nakşibendi Hz.leri;
“Sohbetle insanın aklı, fikri, ameli, hâli, şânı, dünyası, âhireti, kafası, kalbi değişir.” Diyor.
Bu nasihati Peygamber hadisinden alıp, o mânâ denizinde yüzüp o cevheri alıp bildirmiştir. Sohbet Nakşibendi tarîkatında ıstılâh usûlü olduğu için beş dakikada sürse faydası vardır. İşit ve işittiğini canlandır. Sana ilâç verseler ve sen ilâcı içmeyip saklasan;
- İyi oldun mu?
- Yok.
- Niçin, ilâç yaramadı mı?
- Yarayıp yaramadığını bilmiyorum çünkü içmedim!
Nasihat bizim nefsâniyetimizin hastalıklarına ilâçtır. Birazda olsa tutamazsan bil ki, “Yabâni adamsın.” Bütün iş nasihati tutmaktadır. Tutmasa ondan ötede bulunduğu mecliste biraz açılır, ondan sonra devam etmez. Fidanı ekersin, bir defâ su verirsin, ikinci defâ su vermezsen kurur.
Büyüklenme ve tâbi ol. Büyüklük iyi mânâ değildir. Büyüklenen kimse hakkı olmadığı halde büyüklenmekte. Ne olursa olsun hiçbir kula büyüklenmek câiz değildir. Büyüklenmek en büyük günahtır.
- Kâfir niçin îmana gelmez?
Nefsinin büyüklüğünden dolayı îmana tenezzül etmez. Bu öteki günahlardan azgın nefsin Allaha karşı büyüklenme duygusunda ileri gelir.
- Allah’ın büyüklük ve azâmetini bilirsen Allah’a karşı gelir misin?
Hakikaten ne yapıyoruz bilmiyoruz. Cenâb-ı Hak;
“Büyüklük benim ridâmdır,başkasına yakışmaz”. Diyor.
Ridâ: Başa örtülen bir şaldır.
Câhil olan ve başına ne geleceğini düşünmeyen adam büyüklük satar;
“Öldürürüm, diriltirim,şeref veririm, şerefi alırım, genişlik veririm, dara atarım, iyilik veririm, hastalık veririm.” Diye kadere hükmedemeyen adam nasıl kibirlenir ve nasıl büyüklük satabilir? Bir saat sonra başına geleceğinden haberi olmayan ama büyüklenen adam câhildir. Tam terbiye almayanın nefsi câhildir. Mânevi terbiye almayan câhildir. İstediği kadar zulmeder daha horoz gibi kabarır. Halbûki Cenâb-ı Hak;
“Ey zâlim sana da bir gün tâyin ettim” Yâni;
“Yaptığın zulme güvenme, sana destek veren askere topa tüfeğe güvenme ve inanma! Seni öyle bir yerde kıstırırım ki hiçbir şey kurtaramaz. Gözlerinin önünde seni yakarım, çatır çatır kebap olursun. Ne kemiğin, ne âzân kalır. Rütbenle övünme ne olursan ol, benim yanımda hiçsin.”
İnsanlar arasında ve milletler arasında fitneler kibirlenmekten meydana gelir. Bu zamanın insanları çok kibirlidir. Yanlıştır. Kibri azâmet, tek Allah’ındır. O nefsâni gururunu, kibrini kıramayan adama;
- Al bunu götür.
- Niçin buna diyorsun? Ben Hasan beyim, Hüseyin beyim, ben senin eşeğin miyim? Kendine eşeklik yapacak başka adam bul!
Kibir şeytanı cennetten kovdurdu. Hayatını cehenneme döndürdü. İlâ yevmili kıyâmete kadar şeytan azaptadır. Yaşar ama hayatı hayat değildir. Mahşer gününde de cehennemle emrolunacaktır. Bir kibirden dolayı her yüz yirmi yılda bir, cennetin kapısında Cenâb-ı Allah, Âdem a.s.ı emreder;
- Âdem gelsin!
Şeytanı da cehennemden çağırtır emreder;
- Âdeme secde et cennete gir!
Şeytan derki;
- Etmem, etmem ve etmem. Ben ondan büyükken ona secde etmem.
Büyük lokma ye, büyük söz konuşma demişler. Bir gün o büyüklük satanların kuyruğu sıkıştırılır, böğürür, yeri göğü inletir, bir tokat yer, ağzı burnu bir tarafa gider ve sürüklenerek dünyadan çıktığında âlem ondan ibret alır,
- Allaha karşı gelip kibir yapan işte buydu. Seyredin ne hâle geldi!
Büyüklük şeytanı cennetten çıkarttı, onu bırakmadıkça cennete girilmez. Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse de cennete giremez. Ameliyle, ibâdetiyle, ilmiyle, omzundaki nişanlarıyla, oturduğu koltuğuyla, malıyla, bindiği arabayla büyüklenir. Dünya metâından bir çok şey var: pazusu kuvvetiyle kibirlenir, dokunuverir ne güzelliği ne askeri ne malı, ne çoluk çocuğu, arabaları, ne vücudu, ne aklı kalır.
“Sohbetle insanın aklı, fikri, ameli, hâli, şânı, dünyası, âhireti, kafası, kalbi değişir.” Diyor.
Bu nasihati Peygamber hadisinden alıp, o mânâ denizinde yüzüp o cevheri alıp bildirmiştir. Sohbet Nakşibendi tarîkatında ıstılâh usûlü olduğu için beş dakikada sürse faydası vardır. İşit ve işittiğini canlandır. Sana ilâç verseler ve sen ilâcı içmeyip saklasan;
- İyi oldun mu?
- Yok.
- Niçin, ilâç yaramadı mı?
- Yarayıp yaramadığını bilmiyorum çünkü içmedim!
Nasihat bizim nefsâniyetimizin hastalıklarına ilâçtır. Birazda olsa tutamazsan bil ki, “Yabâni adamsın.” Bütün iş nasihati tutmaktadır. Tutmasa ondan ötede bulunduğu mecliste biraz açılır, ondan sonra devam etmez. Fidanı ekersin, bir defâ su verirsin, ikinci defâ su vermezsen kurur.
Büyüklenme ve tâbi ol. Büyüklük iyi mânâ değildir. Büyüklenen kimse hakkı olmadığı halde büyüklenmekte. Ne olursa olsun hiçbir kula büyüklenmek câiz değildir. Büyüklenmek en büyük günahtır.
- Kâfir niçin îmana gelmez?
Nefsinin büyüklüğünden dolayı îmana tenezzül etmez. Bu öteki günahlardan azgın nefsin Allaha karşı büyüklenme duygusunda ileri gelir.
- Allah’ın büyüklük ve azâmetini bilirsen Allah’a karşı gelir misin?
Hakikaten ne yapıyoruz bilmiyoruz. Cenâb-ı Hak;
“Büyüklük benim ridâmdır,başkasına yakışmaz”. Diyor.
Ridâ: Başa örtülen bir şaldır.
Câhil olan ve başına ne geleceğini düşünmeyen adam büyüklük satar;
“Öldürürüm, diriltirim,şeref veririm, şerefi alırım, genişlik veririm, dara atarım, iyilik veririm, hastalık veririm.” Diye kadere hükmedemeyen adam nasıl kibirlenir ve nasıl büyüklük satabilir? Bir saat sonra başına geleceğinden haberi olmayan ama büyüklenen adam câhildir. Tam terbiye almayanın nefsi câhildir. Mânevi terbiye almayan câhildir. İstediği kadar zulmeder daha horoz gibi kabarır. Halbûki Cenâb-ı Hak;
“Ey zâlim sana da bir gün tâyin ettim” Yâni;
“Yaptığın zulme güvenme, sana destek veren askere topa tüfeğe güvenme ve inanma! Seni öyle bir yerde kıstırırım ki hiçbir şey kurtaramaz. Gözlerinin önünde seni yakarım, çatır çatır kebap olursun. Ne kemiğin, ne âzân kalır. Rütbenle övünme ne olursan ol, benim yanımda hiçsin.”
İnsanlar arasında ve milletler arasında fitneler kibirlenmekten meydana gelir. Bu zamanın insanları çok kibirlidir. Yanlıştır. Kibri azâmet, tek Allah’ındır. O nefsâni gururunu, kibrini kıramayan adama;
- Al bunu götür.
- Niçin buna diyorsun? Ben Hasan beyim, Hüseyin beyim, ben senin eşeğin miyim? Kendine eşeklik yapacak başka adam bul!
Kibir şeytanı cennetten kovdurdu. Hayatını cehenneme döndürdü. İlâ yevmili kıyâmete kadar şeytan azaptadır. Yaşar ama hayatı hayat değildir. Mahşer gününde de cehennemle emrolunacaktır. Bir kibirden dolayı her yüz yirmi yılda bir, cennetin kapısında Cenâb-ı Allah, Âdem a.s.ı emreder;
- Âdem gelsin!
Şeytanı da cehennemden çağırtır emreder;
- Âdeme secde et cennete gir!
Şeytan derki;
- Etmem, etmem ve etmem. Ben ondan büyükken ona secde etmem.
Büyük lokma ye, büyük söz konuşma demişler. Bir gün o büyüklük satanların kuyruğu sıkıştırılır, böğürür, yeri göğü inletir, bir tokat yer, ağzı burnu bir tarafa gider ve sürüklenerek dünyadan çıktığında âlem ondan ibret alır,
- Allaha karşı gelip kibir yapan işte buydu. Seyredin ne hâle geldi!
Büyüklük şeytanı cennetten çıkarttı, onu bırakmadıkça cennete girilmez. Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse de cennete giremez. Ameliyle, ibâdetiyle, ilmiyle, omzundaki nişanlarıyla, oturduğu koltuğuyla, malıyla, bindiği arabayla büyüklenir. Dünya metâından bir çok şey var: pazusu kuvvetiyle kibirlenir, dokunuverir ne güzelliği ne askeri ne malı, ne çoluk çocuğu, arabaları, ne vücudu, ne aklı kalır.
Hepsi gider. Kulluk, kendi nefsini alçaltmakla başlar. Kendi nefsini alçaltmayan kimse, büyüklük satan kimsedir. Cenâbı Allah;
“Bu kapıda büyüklük geçmez.”
Yâni; Burası bâb-ı hıtta denilen, boyunların eğildiği, rükua ve secdeye varılan kapıdır. Diyor.
Cenâb-ı Allah, İsrâil oğullarına Bey tül Makdise girerken;
“Tevâzu kapısından gireceksin, büyüklük kapısından girmeyeceksin.” Diye emretti. Onlarda büyüklendiklerinden dolayı dayağı yediler. Onun için büyüklüğü bırak. Başka bir şey istemez.
Bir kimse büyüklüğü bıraktı mı, her yaptığı kulluk diye sayılır. Lâkin kibirle beraber ibâdet sayılmaz. Ateş tarlasına veya asitli tarlaya tohum attığın anda yakar. Kibirli insan ne yaparsa kibri onu yakar. Onun cennete girecek ameli yoktur. Kibriyâ Cenâb-ı Hakk’ındır ki,azâmet ve büyüklüğüne had hudut yoktur. Her had ve hudut onun azâmetinin önünde sıfırlanmaya mahkûmdur.
“Bu kapıda büyüklük geçmez.”
Yâni; Burası bâb-ı hıtta denilen, boyunların eğildiği, rükua ve secdeye varılan kapıdır. Diyor.
Cenâb-ı Allah, İsrâil oğullarına Bey tül Makdise girerken;
“Tevâzu kapısından gireceksin, büyüklük kapısından girmeyeceksin.” Diye emretti. Onlarda büyüklendiklerinden dolayı dayağı yediler. Onun için büyüklüğü bırak. Başka bir şey istemez.
Bir kimse büyüklüğü bıraktı mı, her yaptığı kulluk diye sayılır. Lâkin kibirle beraber ibâdet sayılmaz. Ateş tarlasına veya asitli tarlaya tohum attığın anda yakar. Kibirli insan ne yaparsa kibri onu yakar. Onun cennete girecek ameli yoktur. Kibriyâ Cenâb-ı Hakk’ındır ki,azâmet ve büyüklüğüne had hudut yoktur. Her had ve hudut onun azâmetinin önünde sıfırlanmaya mahkûmdur.
Not: Şeyh Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder