27 Haziran 2008 Cuma

SOHBET DÜNYASI - 14 - AMELLERİN KARŞILIĞI


- Mânevi kalp nedir?
Ne kadar dinlesek, dinlediğimiz o hak kelâm muhakkak bizim kalbimizde bir têsir meydana getirir. Vücuttaki âzâların sultanı kalptir. Kalp hazır olduktan sonra insan hazırdır. Kalp hasta olduğunda insanda hastadır.
Zâhirdeki kalpten başka birde hakîki kalp vardır. Zâhirdeki kalp hasta olursa bütün vücut hastadır. Kalbin hastalığı vücuttaki öbür azaların hastalığına benzemez, tehlikelidir. Bir de insanların mânevi kalpleri vardır ki o mânevi kalpler, Allah’ın huzurunda nasıl çıkılacağına dâir onlara tâlim ettirilir.
Nakşibendi’nin sohbet yapmasından maksat ve gâye insanların bu sûretle Allah dîvanına nasıl çıkmaları gerektiğini bildirdikten sonra tatbîkatını da yaptırır. Yalnız bilmekle bırakmaz. Sana nasıl kullanacağını öğretir.
Meselâ araba kullanmayı bilmediğin halde sana bir araba getirseler, araba kapının önünde bekler, işe yaramaz. Mühim olan arabaya sahiplik değil, arabayı nasıl süreceğindir. Tayyârede aynıdır. Gökyüzünü serbest zannederiz ama kuleye bağlı uçulur. Çünkü gök yüzünün de trafik vardır. Demek ki tayyâreye sahip olmakla veya tayyâreyi sürebilmekle iş bitmez. Yolda selâmet gidebilmek için tâlimatını da bilmek gerekir.
Mânâ âşikâredir. Allah c.c., Bunu yaptın mükâfatı bu. Zerre kadar iyilik gösterilecek, zerre kadar kötülük de çıkacaktır. Küçüktür kaybolur, zây olur gider diye bir şey yok. Allah’ın terazisinde senin yanında ne kadar küçük olsa da kaybolmaz. Yaptığın hayır ne kadar küçük olsa, belki sende unutmuş olsan da çıkacaktır.
- Zerre kadarcık bir şey görünür mü?
Zerreyi yaratan, zerreyi terazide tartarda. Cenâb-ı Mevlâ onu halk etti. Ölçmeye ağırlığını da bilir. Cenâb-ı Hakk’ın mîzanları, kıyâmet gününde zerre kadar iyiliğimizi zerre kadar günahımızı da tartacaktır. Cennete nasıl giderim diye düşünüp durma. Bu basit, cenneti isteyen en azından iyi bir kimsenin arkasına takılsın. Müjde bu. İyilerin arkasına takılıp cennete girecektir. Kötülük yapan, kötülerin arkasına düşen o da cehenneme gidecektir.
Eşkıyânın peşine takılan tabî cehenneme gider. Kötülerin arkasına düşenin yakasını kurtarmasına imkân yoktur. Cennet kapısı açıldığında, iyilerin arkasına düşenleri bir şeyleri olmasa da, Allah c.c. mahrum bırakmaz. İyiler içeriye davet olunduğunda, onları takip edenleri dışarıda bırakmak Cenâb-ı Kibriyâ’nın şânına değildir. Onları da içeri alır. Onun için nasihat; İyilerin arkasından git, kötülerin arkasından gidersen senin de boynunu vuracaklar. Kurtuluş yoktur.
Dûa yaparken bizim müezzinlerimiz;
Allahûmmahşurna fî zumretissâlihin Derler;
Allahım bizi Sâlihlerin cemaatiyle beraber haşr eyle. Amelimiz kötü olsa da iyilerle beraber haşr olunduğumuz da iyilerle beraber gireriz.
HİKAYE
Tufeyli denen bir kimse varmış. Kelli felli adamlar gördüğünde dâvete gittiklerini bilir, gözetleyip arkalarına takılırmış. Konağa vardıklarında kapıdakiler; “Bu da onlardandır” zanneder içeri alırlarmış. Bir defâ bakmış gene bir cemaat acele gidiyor;
- Bunlar acele gittiğine göre bir ziyâret var. Demiş ve peşlerine takılmış. Kale kapısından içeri girince cellat boyunlarını vurmak için o kimseleri çağırmaya başlamış. Bu fakir telâşa düşmüş ve demiş ki;
- Ben bunlardan değilim.
- Nasıl bunlardan değilsin? Bunların peşinde geziyorsun, nasıl geldin sen bunlarla?
- Nasıl mı geldim? Bizim işimiz böyle. Biz cemaatı takip ederiz. Ben bu adamların peşine ziyarete gidiyor diye takıldım. Ben bunlardan değilim.
Yok onlardansın, yok değilim derken fakir kıl payı kurtulmuş. Bir daha mı insanların arkasına düşsün? Ne iyisi ne kötüsü.

Hiç yorum yok: