
Hakîkatûlcezbet ne demektir?
Tarîkat sohbet mânâsındadır. Sohbet yoluyla terbiye olan kimse insanları ve müritleri terbiye eder. Sohbetsiz hiçbir Peygamber bir kimseyi peşine takamamıştır. Sohbetle onları Hakka dâvet etmiş ve onlarda Peygamberlere tâbi olmuşlardır.
Tarîkat sohbet mânâsındadır. Sohbet yoluyla terbiye olan kimse insanları ve müritleri terbiye eder. Sohbetsiz hiçbir Peygamber bir kimseyi peşine takamamıştır. Sohbetle onları Hakka dâvet etmiş ve onlarda Peygamberlere tâbi olmuşlardır.
Bizim de yolumuz Şâh-ı Nakşibendi Hz.lerinin yoludur. Bizde onun yolunda hizmette olan kimseleriz. Mâdemki onların hizmetindeyiz onların usûl ve erkânını gözetmemiz lâzımdır. Kendin havasıyla bilirsin, bulursun ve tanırsın.
Şâh-ı Nakşibendi Hz.leri zâhirde de, bâtında da Efendimiz s.a.v.’in yolundadır. Zâhirde yol gösterir, mâneviyatta da kendine bağlı olanlara hem nur verir, hem onları hareket ettirir.
Evliyâda muharrik güç vardır ki ona Hakîkatûl cezbet derler. İnsanları tahrik edecek, harekete geçirecek güç için cezbet kuvveti lâzımdır. Sohbete mêzun olan adamda gelenlerin hâl ve şânına göre o kuvvet açık olur. O kuvvet olmasa sen onun yüzüne bakamazsın, kulak veremezsin, oturamazsın.
Şimdi elimizde kullanmaya mêzun olduğumuz o kuvvet çok hafiftendir. Damla damla akan çeşme gibi, akmıyor ama damlıyor. Tazyikli gelen cezbet membâsı vaktin sahibi zuhûra gelsin ve açsın diye tutulmaktadır. İrâdesini gönderdiğinde bütün Evliyâlar kendihâl ve şânlarına göre cezbet kuvvetini kullanırlar. Tam mânâsıyla cezbet kuvvetini kullandığında taşlar da dayanamaz arkalarından koşturur.
Hikâye; Bir köye iki meczup girmiş. Çocuklar eğlencelik aradığından bunları görünce meczup sınıfındandır diye eziyet etmeye, taşlamaya başlamışlar. Nihâyet bir yere varmışlar. Eski zamanda çamurdan olan damın üzerinde silindir şeklinde büyük bir taş vardı. Onu sürüp damın üzerini düzeltirlerdi. O iki zattan birisi nazar etti, o taş yatarken kalktı, damdan aşağıya pattadak düştü. Çocukların arkasından yuvarlanmaya başladı. Çocuklar oraya buraya kaçtılar bir tanesi kalmadı sonra geldi, Şeyh Efendi nazar etti o taş tekrar damın üzerine olduğu yerde kaldı.
Onlarda canlıyı da, cansızı da tahrik edecek güç vardır. Bu zamanda bütün Evliyâullahta, Seyri Sülük sahiplerinde, irşat sahiplerinde hakîkatûl cezbet kuvveti vardır. O olmadan irşat edemez. Sohbet esnasında o milyonda bir kuvvetten azcıkta olsa kullandırır. O sûretten hem dinler hem dinlediğini işlemeye kuvvet elde eder.
Sohbet eden kimse isterse dereden tepeden, karadan, sudan, dünyadan veya ahiretten konuşur. Dinlemekten maksat onların dikkatlerini toplamak içindir. Dikkatlerini toplayıp kendinde olan kuvvetten onlara da verir. Kulları takviye eder.
Kalp kalıbın sultanıdır. Kalbin olmasa sen boş kafesten ibaretsin. Kalbi teçhiz eden, sohbet esnasında mürşidi nîzamın mêzun kıldığı kimselere kalbin üzerine kuvvet verir. Kalbi harekete getirir. Kalp harekete geldi mi vücutta hareket eder. Asıl tarîkatı âliyyenin içinde sohbetsiz terbiye olmaz. Sohbet edemeyen şeyh olmaz.
Bizim burada yaptığımız o emir üzerine kısa bir sohbettir. Emre ittiba insanlara saâdet getirir. Herkim emri tatbik ederse hayatı tatlı geçer. Problemsiz hayat isteyen büyüklerin arkasından gitsin. Çünkü büyüklerin gittiği yol selâmettir.
HİKÂYE
Sultanahmet camî şerîfi tamam olduğunda, Sultan ilk Cumanamazına, Şeyhi olan zat, Azîz Mahmud Hûdâi Hz.lerini çağırmış. O günde bir fırtına, deniz dağ gibi kalkıp iniyor. Rıhtıma yaklaşmaya imkan yok. Hazret, Üsküdar’dan kalkıp Saray burnuna gidecek orada köprü yok, kayıklarla geçilecek.
Vakti saati gelince Azîz Mahmud Hûdâi Hazretleri rıhtıma geldi. Kayıklar aşağı yukarı kalkıyor. Mübarek ayağını koydu, ânında kayık dümdüz durdu. Kayıkçılar küreğe asıldılar ve kürek çektikleri yer çarşaf gibiydi. Sağ ve sol tarafta dalgalar ortalığı yutuyor, o yol halı döşenmiş gibi saray burnuna doğru gidiyordu. Namaza yetiştiler. O yol Hûdâi yolu diye meşhurdur. Denizciler bilir. Evliyaların ayak koyup yürüdüğü yer.
Dünya alt üst olsa selâmettir. Selâmet hayat isteyen, saadetli yaşamak isteyen, emni emanda yaşamak isteyen onların suyunda gitsin. Kendi havasıyla orada belki iki üç gün fırtına dininceye kadar bekleyecek.. Büyük zatları arayınız. Büyük zatların arkasından gidiniz diye emir var.. Size gelecek ne varsa onlar göğüsler, gözetir. Dünyada da ahirette de gözetir. Allah onlara o kerameti vermiştir.
Şâh-ı Nakşibendi Hz.leri zâhirde de, bâtında da Efendimiz s.a.v.’in yolundadır. Zâhirde yol gösterir, mâneviyatta da kendine bağlı olanlara hem nur verir, hem onları hareket ettirir.
Evliyâda muharrik güç vardır ki ona Hakîkatûl cezbet derler. İnsanları tahrik edecek, harekete geçirecek güç için cezbet kuvveti lâzımdır. Sohbete mêzun olan adamda gelenlerin hâl ve şânına göre o kuvvet açık olur. O kuvvet olmasa sen onun yüzüne bakamazsın, kulak veremezsin, oturamazsın.
Şimdi elimizde kullanmaya mêzun olduğumuz o kuvvet çok hafiftendir. Damla damla akan çeşme gibi, akmıyor ama damlıyor. Tazyikli gelen cezbet membâsı vaktin sahibi zuhûra gelsin ve açsın diye tutulmaktadır. İrâdesini gönderdiğinde bütün Evliyâlar kendihâl ve şânlarına göre cezbet kuvvetini kullanırlar. Tam mânâsıyla cezbet kuvvetini kullandığında taşlar da dayanamaz arkalarından koşturur.
Hikâye; Bir köye iki meczup girmiş. Çocuklar eğlencelik aradığından bunları görünce meczup sınıfındandır diye eziyet etmeye, taşlamaya başlamışlar. Nihâyet bir yere varmışlar. Eski zamanda çamurdan olan damın üzerinde silindir şeklinde büyük bir taş vardı. Onu sürüp damın üzerini düzeltirlerdi. O iki zattan birisi nazar etti, o taş yatarken kalktı, damdan aşağıya pattadak düştü. Çocukların arkasından yuvarlanmaya başladı. Çocuklar oraya buraya kaçtılar bir tanesi kalmadı sonra geldi, Şeyh Efendi nazar etti o taş tekrar damın üzerine olduğu yerde kaldı.
Onlarda canlıyı da, cansızı da tahrik edecek güç vardır. Bu zamanda bütün Evliyâullahta, Seyri Sülük sahiplerinde, irşat sahiplerinde hakîkatûl cezbet kuvveti vardır. O olmadan irşat edemez. Sohbet esnasında o milyonda bir kuvvetten azcıkta olsa kullandırır. O sûretten hem dinler hem dinlediğini işlemeye kuvvet elde eder.
Sohbet eden kimse isterse dereden tepeden, karadan, sudan, dünyadan veya ahiretten konuşur. Dinlemekten maksat onların dikkatlerini toplamak içindir. Dikkatlerini toplayıp kendinde olan kuvvetten onlara da verir. Kulları takviye eder.
Kalp kalıbın sultanıdır. Kalbin olmasa sen boş kafesten ibaretsin. Kalbi teçhiz eden, sohbet esnasında mürşidi nîzamın mêzun kıldığı kimselere kalbin üzerine kuvvet verir. Kalbi harekete getirir. Kalp harekete geldi mi vücutta hareket eder. Asıl tarîkatı âliyyenin içinde sohbetsiz terbiye olmaz. Sohbet edemeyen şeyh olmaz.
Bizim burada yaptığımız o emir üzerine kısa bir sohbettir. Emre ittiba insanlara saâdet getirir. Herkim emri tatbik ederse hayatı tatlı geçer. Problemsiz hayat isteyen büyüklerin arkasından gitsin. Çünkü büyüklerin gittiği yol selâmettir.
HİKÂYE
Sultanahmet camî şerîfi tamam olduğunda, Sultan ilk Cumanamazına, Şeyhi olan zat, Azîz Mahmud Hûdâi Hz.lerini çağırmış. O günde bir fırtına, deniz dağ gibi kalkıp iniyor. Rıhtıma yaklaşmaya imkan yok. Hazret, Üsküdar’dan kalkıp Saray burnuna gidecek orada köprü yok, kayıklarla geçilecek.
Vakti saati gelince Azîz Mahmud Hûdâi Hazretleri rıhtıma geldi. Kayıklar aşağı yukarı kalkıyor. Mübarek ayağını koydu, ânında kayık dümdüz durdu. Kayıkçılar küreğe asıldılar ve kürek çektikleri yer çarşaf gibiydi. Sağ ve sol tarafta dalgalar ortalığı yutuyor, o yol halı döşenmiş gibi saray burnuna doğru gidiyordu. Namaza yetiştiler. O yol Hûdâi yolu diye meşhurdur. Denizciler bilir. Evliyaların ayak koyup yürüdüğü yer.
Dünya alt üst olsa selâmettir. Selâmet hayat isteyen, saadetli yaşamak isteyen, emni emanda yaşamak isteyen onların suyunda gitsin. Kendi havasıyla orada belki iki üç gün fırtına dininceye kadar bekleyecek.. Büyük zatları arayınız. Büyük zatların arkasından gidiniz diye emir var.. Size gelecek ne varsa onlar göğüsler, gözetir. Dünyada da ahirette de gözetir. Allah onlara o kerameti vermiştir.
Not; Şeyh Nazım Kıbrısi Hz.lerinin sohbetlerindendir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder