İnsanoğlu çok cebbarlaşmıştır;- Neden?
Cenab-ı Hak bir parça âciz insanlara ön verdi, ilâhi kuvvet denizlerinden bir nokta açtı. Dünyanın ömrü bitmeye doğru geldiğinden onlara bir şenlik olsun diye bir kuvvet membası musahhar kıldı bu elektriktir. Cenab-ı Hak’kın sonsuz kuvvet denizlerinden bir şuadır. Cenab-ı Allah bunu kullanmaya bize izin verdi, elektrik ne görülür ne tutulur. Bu kudret kendi başına görülmez ve tutulmaz lâkin bir şeyin içerisinde çalıştığı bilinir ve görünür. Yaptığı iş görünür, kendisi görünmez, çünkü cisim değildir. Bütün görülen ilerleme dedikleri işler varsa hepsini elektriğe yaptırırlar. Cenab-ı Allah, elektrik kuvvetini, cereyanı insanın emrine verdi ve ona emreyledi ki;
“ İnsanoğlu seni istedikleri gibi kullansın, itaat edeceksin: Ses mi almak isterler, itaat et işit, söyletmek mi isterler söyle, yürümek mi isterler yürü, yürütmek mi isterler yürüt, uçmak mı isterler uç, çamaşır yıkatmak mı isterler yıka, ortalık süpürmek mi isterler süpür, dokuma mı yapmak isterler yap, ekmek mi yapmak isterler onu da yap, yüzmek mi, dalmak mı, görüntü mü, ışık mı, computerler, satalitler, füzeler, daha neler neler..!. Her hizmeti yapacaksın lâkin kendilerine görünmeyeceksin çünkü o zamanın insanları aptal, ahmak olacaktır ve diyeceklerdir ki; biz görmeden Allah’a inanmayız (hâşâ biz onlardan değiliz) Allah bizi onlardan etmesin. Onlara göstereceksin ki;
“Görünmeden iş yapan bir kuvvet de vardır.”
Sen bizim kudret denizlerinden bir şua olarak görüneceksin, seni göremeyecekler, tutamayacaklar. Yalnız senin yaptıklarını görebilecekler ve tutabilecekler.o ahmak inanmayanlara diyeceksin ki;
“Beni göründe ona göre inanın”
Elektriği gören var mı? elektriğe değebilen, onu hisseden var mı? Yoktur. Demek ki ne görülüyor ne de dokunuluyor, lâkin yaptığı iş ortadadır. Kuvvete mecbûri inanacaksın, soruyorum;
- Elektrik akımı denilen, cereyan; Cereyan eden nedir? Atomlar mı, cisim mi, kütle mi, harâret mi nedir? akan su mudur, sudan başka bir şey mi, akan nedir?
Akan kudrettir.
- Bu kudret nasıl senin eline verildi? Pil kudreti nasıl tutuyor, burada akıp giden nedir?
Zamanın Allah’ı inkar eden ahmak insanların kafalarına vurmak için bir ispat şekli;
- Peki görünmeden inanmam diyorsun, şu teli tut bakalım;
(Ona değdiği anda elini çekiyor)
- Ne oldu? Bir şey görüyor musun?
- Sende değ de gör bakalım bir şey görüyor musun, görmüyor musun?
Dokunduğun anda bütün vücut sarsılıyor, ne var bunun üstünde?
- Nasıl bir iş bu? Âdi tel değil mi?
- Hah hah hah âdi tel…!
Demek ki kainatta görünmeyen kuvvet, kudret dolaşıyor. Boş olsa yıldızlar boşluğun içinde duramazdı.
- Hava olmasa tayyare uçabilir mi? Hava olmasa bu boşluk dediğimiz nedir?
Hava olmasa uçamıyor diyoruz çünkü boşluğun içerisinde düşecektir. Bu gökyüzünü yedi göklerle donatan Allah (cc) yıldızlar ve güneşler boşluğun içinde nasıl yüzer? Elektrikle mi? kablomu var? Zincirle mi?
Demek ki bunun içinde gördüğümüz semâmızda, bizim içinde bulunduğumuz bu atmosferde, göremediğimiz veya temas edemediğimiz kudretle doludur. ilâhi kudretin doldurmadığı yer yoktur. Boş olsa dünya, güneş ve galaksiler olmaz. Biz görünmeyen kuvveti söylüyoruz.
Kör cahiller; görelimde inanalım davası sürerler, onun için bu meseleyi bize olan tâlimatla daha genişletelim dedik:
Bizim atmosferimizin içinde, dışında da yıldızların güneşlerin ve galaksilerin durup içinde akıp gittikleri yüzdükleri bir şey vardır. O şey Allah’ın kudret denizlerinden bir noktadır. O olmasa yıkılır biter hiçbir şey ayakta duramaz, vücutta görünemez. İlâhi kuvvet onları çağırıp durdurmasa onlardan hiçbir şey varlıkta görünemez, sırf ilâhi kudretin durdurmasıyladır. Biz cahiliz hiçbir şeyden haberimiz yok, derinlemesine düşünemiyoruz. İnsan aklı üzerine araştırma yapan bir âlim vardı. İnsan beyni dev bir computerdir, dev bir alettir ama insanoğlu onun çok cüzi’sini kullanmakta. Aklını, kemâlini kullanamıyor, o denizden bir katre yâni nokta gibi bir şey kullanıyor. Aklını kullanıp da Allah’ın azâmetini göremeyecek adam yoktur. Lâkin dev mikyasında olan aklı durduruyoruz;
- İnsan aklını nereye kullanır?
Yirmi dört saatin içerisinde her gün kullandığımız meselelere kullanıyoruz. Mektepte, üniversitede okunan dersler zaten üstün körü şeyler, binâenaleyh talebeler çok az bir şeyle iktifa ediyor. Onun dışında hayat rutini aynıdır. Çocuk mektepten gelir, ailesi varsa oturur, yoksa kendi başına bekârlık yapar, evinin tertibini yapar, yer, içer, giyinir, yıkanır. Geriye kalan zamanının bir parçasında da o dersler için kullanır. Lâkin muazzam akıl potansiyeli havada kalır. Kullanmadan gidiyoruz, halbuki Cenâb-ı Allah;
“Lealleküm tâkilûn; aklınızı kullanın” diyor.
Zaten bir kimse kahvehaneleri dolaşmak, yollarda it taşlamak, kızlarla flört etmek, pavyona koşmak, sokakta bağırıp çağırmak yerine aklını kullansa bunlardan hiçbirini yapmaz.
Bunlar zevk-i tabîdir yani insanın nefsindeki nefsâni arzulardır. Bunların hiçbirinin akılla işi yoktur ve aklı mahkûm eder. Onun için insan aklını kullansa derhal anlar. Yoksa,
“Göster de inanayım, görmediğime inanmam”
Diye saçma sapan sormaz. Eşek bile öyle soru sormaz. Eşeğe sormuşlar;
- Bunlar gibi insan olmak istermisin?
- Yok, onlar benden daha eşektir, böyle insan olmayı istemem, çünkü düşünmeyen adam benden daha eşektir. Bana düşünme diye bir şey verilmedi, onlara verildiği halde eşekçe hareket edip, bizim sınıfa giriyorlar. Ben onlarla olmaya tenezzül etmem, o kadar eşek olmadım!
Not: Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder