Sıcaktan biz sefere çıkamayız, muharebe yapamayız diye münafıklar Efendimizin huzurunda söylediklerinde, ayeti kerimeyle Cenâb-ı Hak bildiriyor:“Kûlnaru cehenneme aşeddü harra”
Bu iki söz sohbettir; insan nefsi vahşidir, arsızdır, münâsebetsiz, şükürsüz, niyâzsızdır. Nefisleri kendi havasına bırakırsan insandan daha alçak bir mahlûk yoktur. İnsan nefsini terbiye ettiği takdirde onun mertebesinden daha yüce olan yoktur. Bu sohbet terbiye içindir.
Sohbet bizim tarîkatımızın esas istinad ettiği hizmettir. Çadırın ortasındaki direk olamasa çadır aşağı iner, tarikatımızda da sohbet o derece mühimdir, çünkü insanın nefsi terbiyeye muhtaçtır. Terbiyede Meşâyıhların ilk kullandıkları ûslub, ıstılâh ve metot sohbet yollarıdır. Usül; Az az ve tekrar ede ededir. Tekrar ede ede eşek bile alışır. Elbette ki insanın kâbiliyeti eşeğinkinden çok yüksektir. İnsanın eşekten evvel öğrenmesi lâzımdır. Eşekten sonraya kalırsan sen o zaman eşekten daha eşek olursun. Onun için sohbet esnasında insan kulak vere vere alışacaktır.
Mânevi meclislerde, sohbete mezun olan yani izinli olan kimsenin, mânevi gücü de vardır. Onlar nazarlarıyla ve kalpten gelen mânevi dalgalarla terbiye ederler. Tabî onları siz anlayamıyorsunuz. Anlayamadığımız için onlar bizi sohbetle terbiye ediyor.
Sohbette nefisler kırılır, evvelâ vahşi sıfatlar görünmeye başlar. İlk önceleri kendini bilmez: ben çok iyiyim hâlim güzeldir zanneder, kalbim temizdir, ben şuyum, buyum diye kendi nefsini tezkiye eder, temize çıkartmak ister.
Hiç bir kimse kendi nefsini, nefsine mahkûm olduğu müddetçe yere vurmak istemez ve kendi nefsinin altındayken, nefsim kötüdür demez. Benim nefsim kötüdür dediğinde nefsinin hükmünün tahakkümü bitmiş olur. Nefsin iddiası;
- Sen çok iyi birisin! Dir
Mânâsı; Hâlinin kötü olduğunu bilme, benim üstüme varıp gelme ve benim saltanatımı yıkma! Dır.
Nefsin seni köle gibi kullanıyorken, kendi nefsin sana istediğini yaptırıyorken nefsinin sana eşek olması ve senin ona hükmedip onu istediğin istikamete yürütmen çok ağır bir meseledir.
- Biz iyiyiz, bize kim kötü diyebilir?
Senin namazın, niyâzın, zikrin yok, tesbih, hayır hasanatın yok, farz, vâcip, sünnet diye bir şey bilmezsin, her haramın içerisine girer batarsın, sen nasıl iyiyim dersin?
Nefis der ki;
- Ona bakma! biz iyiyiz temiziz.
Nefis boş lâfazanlıkla kendi hükmünü yürütmek ister. Sana;
- Hastayım tedâviye muhtacım.! dedirtmez.
Bir kimse kendi iyiliğinden bir dem vurdu mu bil ki nefsinin kölesidir, iyi olmak istemez. Eğer bir insan iyiyse nefsin hâkimiyeti biter. Nefis köle olur, ruhâniyet ileri gelir ve sen iyiler sınıfına kaydolursun.
Nefis ehli katiyen ben kötüyüm demez. Dâima ben iyiyim, benim kalbime bak ben temizim der. Görüntüsü kötü, yaptığı iş kötüdür. Onun için bu sohbetlerde insanlara nefsinin hareketi gösterilir. Nefsinin seninle muamelesi nasıl, nefsin sana ne diyor, neyi teklif ediyor, onu bilirsin. Nefsinin sana teklif ettiğini şeriat terazisinde tartarsın. Çünkü şeriat terazisi dışında hangi teraziyi kullanırsan canım sen mükemmelsin diye senin nefsini alkışlayacaktır.
İnsan nasihati ilâç gibi görür ve der ki;
- Bizim ihtiyacımız yok onu sen hastalara içir, biz hasta değiliz ki, nasihati ne yapacağız?
Bir kimse varmış çay bulamamış, çayın yerine ada çayı, otlardan, kokulu gül yapraklarından ve kır çiçeklerinden çay yapmış ikram etmiş ki biz ona zuhurat çayı deriz. Bu çay mide fesadına ve bağırsaklara iyi gelir. Ertesi günü o kimseye ikinci defa aynı çayı getirdiğinde;
- Gene mi bundan getirdin, hasta değiliz ki, bize doğru dürüst çay ver!
Bunun gibi şimdi ruhen hasta olan insanlara, nefsinin kölesi olan kimselere nasihat ettiğinde hemen isyan eder, der ki;
- Bize bunları ne söylüyorsun, bunları biliyoruz, başka bir şey söyle.
- Sana masal mı anlatayım?
- Masal söylesen iyi onu dinleriz..!
Hâsılı kelâm insan nefsi terbiye olmayacağı zaman kendini tertemiz sayar, kendisini zemzemde yıkanmış pak kimse hesap eder. Ne zaman ki bu sohbetlerde onu bulunsun da dinlesin diye zorlarsın, ağır ağır der ki;
- Acayip, biz kendimizi iyi zannederdik, bu sözlerden anlıyoruz ki, biz bir şeye yaramazmışız.
O mertebeye gelip de “hastayım” dediğinde hekim bir çare bulur iyi yapar. “hastayım” demeyip hekime gitmediği müddetçe onu iyi olmasına imkân yoktur. Kendisini iyi zanneder halbuki hastadır ve tedâviye muhtaçtır.
Tedâvi olunmadığı takdirde iki şıktan biri olur; ya hastalık devam eder veya ömrü tamamlanır ve o hastalıkla dünyadan çıkar gider. Onun için Nakşibendi tarîkatında, herkes oturur dinler; Bazılarının nefsi ayağa kalkar hücum etmek ister, bazılarına ağır, zor, yersiz, yanlış gelir. Hastalar her bir sûrette bağırmaya başlar, nefisleri içerdedir.
- Bizde ne var, çok iyi insanlarız.
- Çok iyi insanlar olsanız kuş gibi havada uçarsınız!.
Nefsindeki noksaniyetten dolayı sen uçamıyorsun. Roketi havaya atmadan evvel kontrol için kaç tane ustabaşı, mühendis gelir ve her şey mükemmeldir diye altına imza veya mühür basmadıktan sonra onu yukarıya bırakmazlar, çünkü tehlikelidir. Vaktin hesabını yanlış tayin ederlerse, yukarıya çıkacağına başı döner ve aşağı düşer. Böyle hâdiseler defalarca olmuştur, onun için sohbet esastır. Çünkü sohbet terbiye eder.
Lâkin bizim zamanımızda Vaaz-ı nasihat müessesesi kalmadığından sohbetle terbiye edilebilen kimse kalmamıştır. Halkın nefisleri istediği gibi hürriyetlerini almış, her şeyi yapmaktadır. İşitilmedik cinayetler, pislikler, türlü türlü zulümler gerek her gece şeytan dolaplarında (televizyon) ve gazetelerde doludur. İnsan nefsi vahşidir, hunhardır, kan içicidir. Onu zaptı rabta alamazsan, yaptığı eziyeti, zulmü, kötülüğü hiçbir vahşi hayvan yapamaz.
Allah Allah Aziz Allah,
Allah Allah Kerim Allah,
Allah Allah Subhan Allah,
Allah Allah Sultan Allah
Onun Sultanlığını kabul etmek sana yetişir, haddini bilirsin, dersin;
- Üstümde Sultan var, Sultan istediğini yapar. Ey nefsim sen sultan değilsin. Sen kulsun kulluğunu bilesin edep dairesini gözetesin.
Pâdişahın huzurunda yürürken;
"Büyüklenme pâdişahım senden büyük Allah var!"
Deyince sultan boynunu edep üzerine eğermiş. Saltanatla beraber edep müessesesi de yıkıldı, gitti. Küçüğün büyüğü tanıdığı yok. Sen sen, ben ben olduk. Başlar ayağa indi, ayaklar baş oldu. Şimdi ayaklar birbirini yiyor.
Bu gibi meclislerde bir parça dikkat edersen, nefsimizin ne melanet olduğunu, ne kadar tatsız iddia yaptığını bilebilirsin. Nefsin yanında olmazsında nefse karşı olursun. Nefse karşı oldun mu Allah sana yardım eder, nefsini bir gün mahkûm edersin. Nefsini mahkum edemeyen Allah’a kul olamaz .
Allah bize rahmet, hidâyet, selâmet, sıhhat, âfiyet versin, cennet kapılarını açsın.
Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. Sohbetlerinden.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder