14 Temmuz 2010 Çarşamba

SOHBET DÜNYASI - 221 - İNSAN ZAYIF YARATILMIŞTIR


Cenâb- ı Allah; Kur’an ı kerimde;

“Allah, din hususundaki ağır teklifleri sizden hafifletmek istiyor. Çünkü insan sabır ve tahammül bakımından zayıf yaratılmıştır.” (Nisa/28) Diyor.

Yaratılışımızda zayıflık vardır. Gösterişimiz var ama zayıf yaratılmışız.

Yeryüzündeki mahlûkların kendi kendilerini her mevsime göre yaşatabilecek tedbirleri vardır, yaratılışları dört mevsime göredir. İnsanoğlu dört mevsime göre, o mevsimin içerisinde ne gelecekse ondan kendisini gözetebilmek için tedbir bakmaya muhtaçtır. Hiçbir hayvan elbise giymeye muhtaç değildir. Kutuplarda olsun, çöllerde, dağlarda olsun hiçbir hayvan yazlık başka, kışlık başka diye ayrı giyimleri yoktur. Cenâb-ı Hak ne giydirdiyse hayvanat onunla yaşar.

Ancak insan giyinmeye muhtaçtır. Kendisini gözetmek için yazda hafif, kışta ağır elbise giyinecek, değilse soğuktan mütazarrur (Zarar görür) olur, hasta olur. Sıcaktan sıcak vurur, düşer kalır. Hâsılı insan nâzik bir yaratılışa sahiptir Gerçi kendisini çok kuvvetli zanneder ama yaratılmışların içerisinde belki en zayıfıdır.

Allah c.c. bize kulluk emrettiğinde, bizim takatimize göre emir buyurdu, takatimizin fevkinde yâni gücümüzün üstünde bir teklif koymadı. Bu asıldır, adâletin aynıdır.

Elbette ki kâinatta mükellef olan insandır. Allah’ın emrini tutmakla mükelleftirler ve Allah’ın teklifi elbette ki kolay bir şey değildir. Dağlar ve taşlar yerler ve gökler onu taşıyamadı, korktular geri durdular, insan dedi ki ben taşırım, insan kendi kendisini mükellef kıldı.

- Bizim bu emrimizi tutmayı dağlara teklif ettik, yerler gökler ulu dağlar korktular dediler ki;

“Ya Rab bunu taşıyamayız, çok ağır..!
Deyip korktular,

İnsanoğlu ileri geldi ve dedi ki;

- Ben taşırım.

- Peki taşı!

Yükün altına girdi. Hiç şüphesizdir ki, mutlak adâlet sahibi ve sonsuz kerem sahibi olan Allah, taşımaya tâlip olan insanı karşılıksız bırakmaz. Hiçbir kerem sahibi yoktur ki bir adama bir iş yaptırsın ve bir şey ödemesin. Belki keremine göre, cömertliğine göre alêlade adamların ödeyeceğinin üç mislini, beş mislini, belki yüz mislini öder ki,bu en aşağı adâlet ölçüsüdür. Cenâb-ı Allah’ın ata-âsı ve îkramı sonsuzdur. Cenâb-ı Hak bu kadar işledin bu kadar karşılığı diye bırakırsa onun keremi, kerim oluşu nerede kalır?

Cenâb- ı Hakk’ın öder ve ödemesi anlaşmayla değildir, Allah dilediğine kat kat öder yâni o kuluna hesapsız defâ katlayıp verir muhakkak öder.

Cenâb-ı Peygamber a.s;

“Allah’ın ahlâklarıyla ahlâklanınız”.

İnsanoğlu ilâhi âhlakı tutsa, dünya gül gülistan olur, cennet gibi olur.

Bu bir ölçüdür. kullar mükellef tuttukları hizmet ettirdikleri kimselere, Cenab-ı Hakk’ın kullarına ödediği gibi ödemeleri Allah’ı hoşnut eder. Resullullah s.a.v.’i de hoşnut eder. Yaptığı hizmetin tam karşılığını ver, kesme.

Not; Ş.Nazım Kıbrısi Hz. sohbetlerinden.

Hiç yorum yok: